Andrew Scott: Tiyatro Sahnesinden Sinemaya Uzanan Bir Yol
Andrew Scott, son yıllarda sinema dünyasındaki hızlı yükselişiyle dikkatleri üzerine çeken İrlandalı oyuncu! Bu yazıda kendisini yakından tanıyoruz.
“Moriarty” desem herhalde hepimizin gözü önüne Sherlock Holmes’un ezeli düşmanına hayat veren Andrew Scott gelir. Zaten oyuncumuzun uluslararası düzeyde tanınmasına vesile olan karakter Moriarty. Ardından Fleabag, All of Us Strangers derken sinema dünyasında hızlıca yükselişe geçti. Tabii sanılmasın ki kendisi seyir dünyasına bu şekilde katıldı. Zaten ciddi bir düzeyde tiyatro camiasında tanınan bir isimdi kendisi.
1976 Dublin doğumlu oyuncumuzun kariyeri anlayacağın sinema dünyasından çok daha öncesinde başlamıştı. Sahneyle kurduğu bağ hep bakiydi. Açıkçası onu yalnızca Moriarty ya da Rahip olarak anmak oyuncuya haksızlık olur. Kendisini özel kılan samimi ve doğal oyunculuğunun yanında, All of Us Strangers filminde kendisine eşlik eden Paul Mescal gibi büyük gösterilerle değil, daha çok jest ve mimikleriyle başarılı bir şekilde karakterin içine girebilmesi.
Dublin’den Tiyatroya
İranlı oyuncunun annesi sanat öğretmeni, babası ise genç istihdamı üzerine çalışan bir devlet görevlisi. 2 tane de kız kardeşi var Scott’ın.
Bu ortamın içinde oyunculuğa genç yaşta atılıyor. Verdiği röportajlarda küçükken utangaç bir olduğunu dile getiren Scott’ın sahne yolculuğuna çıkmasında ailesinin payı büyük. Çünkü ailesinin yönlendirmesi üzerine drama eğitimi almaya başlıyor.
Süreç içinde tiyatronun bir meslekten ziyade kendini ifade edebildiği bir alan olduğunu keşfediyor. Bu özgürlük duygusu Scott’ı oyuncu olmaya teşvik eden en önemli etkenlerdenmiş.
Bunun üzerine 17 yaşında Trinity College Dublin’de drama eğitimi alıyor. Fakat ay sonra burayı bırakıyor. Yine Dublin’de Abbey Theatre’a katılıyor. Böylelikle önemli ölçüde kariyerini şekillendiren tiyatro yaşamına adım atmış oluyor. Hamlet, Present Laughter ve Vanya gibi oyunlardaki etkileyici performansıyla pek çok ödül kazanıyor. Özellikle tiyatro kariyeri noktasında Present Laughter ile Laurence Olivier Ödülü‘nü kazanması büyük bir başarı.
Yardımcı Rollerden Başrole Uzanan Yolculuk

Andrew Scott’ın sinema dünyasında başrole uzanan yolculuğu küçük ama fark yaratan karakterlere hayat vermesiyle oldu. Saving Private Ryan, Pride, Spectre ve 1917 gibi filmlerde canlandırdığı karakterler bu tespitin net örneklerini oluşturuyor.
TV’de ise Moriarty karakterine hayat vermesiyle herkesi büyüledi. Bunun nedeni Scott’ın klasik bir kötü karaktere hayat vermektense çoğu zaman neşe ve çocuksu tavrıyla kötülüğe hayat veren karakteri kusursuz bir biçimde canlandırmasıydı. Zaten buradaki başarısı BAFTA Televizyon Ödülü ile taçlandı.
Fakat asıl popülaritesi The Priest karakteriyle oldu.
The Priest’ten Adam’a

2019 yılında Andrew Scott artık yalnızca tiyatro camiasında tanınan bir isim değildi. Fleabag’in ikinci sezonunda Rahip karakteriyle hepimizi kendine hayran bıraktı. Böylelikle şöhreti zirve yaptı. Phoebe Waller-Bridge imzalı bu karakter Andrew Scott’un oyunculuk yaşamında ikonik bir role dönüştü.
Tabii burada en etkileyici kısımlardan biri Peder’in Fleabag ile kurduğu ilişkinin romantik olmasından ziyade yalnızlık, inanç, arzu ve insanın karşısındakini diğerine açma korkusuydu. Scott’ın karakterin duygusal dünyasını bakış ve mimikleriyle iliklerimize kadar hissettiren rol yeteneği ise büyüleyiciydi. Ardından bu performansı ona Golden Globe, SAG adaylıklarının yanında Critics’ Choice Television Award kazanıyor.
Bu başarılı performansın ardından Adam karakteriyle karşımıza çıkıyor Andrew Scott. Bu karakterler de duygusal yoğunluğu zirvede yaşadığımız bir adama hayat veriyor. Fakat burada da büyük dramatik çıkışlardan ziyade, küçük ama etkili sessizlikler üzerinden ilerliyor. Tabii bu usta sessizlik ve küçük değişimler ona beraberinde ödüller kazandırıyor.
Golden Globe adaylığı yanında, National Society of Film Critics tarafından En İyi Erkek Oyuncu ve London Critics’ Circle tarafından ise Yılın En İyi Oyuncusu seçildi.
Kendi Kuşağının En Karakteristik Oyuncularından
Başarılara doymayan ünlü oyuncu, imza rollerinin ardından karşımıza Ripley ve Gethin karakterleriyle çıktı. Böylelikle kötü karakterden kırılgan bir adama ve soğukkanlı bir suçluya kadar pek çok farklı dinamiklerdeki rolün üstesinden gelebileceğini kanıtlamış oldu. Tabii bütün bu rollerin ortak bir noktası vardı. O da karakterin iç dünyasını görünür kılmaktı. Andrew Scott bunu başarıyla gerçekleştiriyordu.
Öte yandan, her yeni yapımda yeni karakterlerle seyirciye başka bir Andrew Scott’ı izlettirmesi bakımından oyuncu farkını ortaya koyuyor. Anlayacağın, tiyatro sahnelerinden sinemaya ve TV’lere uzanan yolculuğu Andrew Scott’ı kendi kuşağının en karakteristik oyuncularından bii kıldı.
