<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psk. İrem Erdoğan, Kazan Kültür sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/author/irem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/author/irem/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Mar 2023 17:02:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>Psk. İrem Erdoğan, Kazan Kültür sitesinin yazarı</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/author/irem/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Empati: Gelişimi ve Önemi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/empati-gelisimi-ve-onemi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/empati-gelisimi-ve-onemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Mar 2023 21:21:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[empatinedemek]]></category>
		<category><![CDATA[empatinedir]]></category>
		<category><![CDATA[empatitürlerinelerdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=16124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eksikliğinden şikayet ettiğimiz olgulardan biri olan empati hakkında konuşuyoruz bu yazıda! </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/empati-gelisimi-ve-onemi/">Empati: Gelişimi ve Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Empati, kişinin kendisini bir başkasının yerine koyabilmesi, duygu ve düşüncelerini anlayabilmesi demektir. Yunanca kökenli empathia kelimesinden gelir. ‘’Em’’ içinde, içerde demekken ‘’pathia’’ ise hissetme anlamına gelmektedir.  </p>



<p>Köküne bakıldığı zaman empati, başkasının hissiyatını kendi içinde de hissedebilme anlamını taşır. Empati kavramı ilk olarak Theodor Lipps tarafından ortaya atılmıştır. Lipps, empatiyi ‘’bir insanın kendisini karşısındaki nesneye yansıtması, karşısındaki nesneyi içine alarak anlama süreci’’ olarak tanımlamıştır.&nbsp;</p>



<p>Empati kavramını farklı psikoloji ekollerine ve yaş düzeyine göre  ele aldığım yeni yazım sizlerle. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Türleriyle Empati</h2>



<p>Empati kavramı bilişsel, duygusal ve empatik olmak üzere 3&#8217;e ayrılıyor. Bilişsel empati, başka bir kişinin nasıl düşündüğünü idrak edebilme yeteneğidir. Diğerlerinin zihinsel durumunu ve sürecini, bu duruma karşılık ne düşünebileceğini kavrayabilmemizdir. </p>



<p>Bilişsel empatiye sahip kişiler problemlere karşı çözüm üretmede başarılıdırlar. Durumları analiz etmeye, çözüm üretmeye, mantıksal davranmaya ve rasyonel düşünmeye daha yatkın kişilerdir.&nbsp;</p>



<p>Duygusal empati, karşımızdakinin duygularını anlamak ve duygularına uygun tepkiler verebilmek demektir. Aynı zamanda bir başkası adına endişelenmek de duygusal empat bireylerin özelliğidir. Diğerinin duygusunu hissetmek, sıkıntıları hissetmek, şefkatli ve kapsayıcı olmak da empatinin duygusal türüne dahildir.</p>



<p>Empatik türü ise bir başkasının durumunu fiziksel olarak kendimize yansıtmak ve tepki vermektir. Örneğin, çok utanç verici bir durum yaşayan biri adına kızarmak. Stresli durumda birine şahit olunca midemizin bulanabilmesi de buna örnektir. Empatik becerileri kuvvetli insanlar yardım etmeye gönüllüdürler. Sosyal bağlantıları güçlü, bilişsel becerileri kuvvetlidir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-psikoterapi-yaklasimlarinda-empati-kavrami">Psikoterapi Yaklaşımlarında Empati Kavramı</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Psikanalitik Yaklaşım</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/03/SIGMUND-FREUD-scaled-1-1024x682.jpeg" alt="empati" class="wp-image-16135" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/SIGMUND-FREUD-scaled-1-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/SIGMUND-FREUD-scaled-1-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/SIGMUND-FREUD-scaled-1-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/SIGMUND-FREUD-scaled-1-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/SIGMUND-FREUD-scaled-1-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/SIGMUND-FREUD-scaled-1.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Sigmund Freud</figcaption></figure>



<p>Freud, analistin kendi bilinçdışını hastanın bilinçdışına karşı alıcı ve kapsayıcı bir organa dönüştürmesi gerektiğini savunmuş. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikanaliz-sinemanin-bilincalti/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Psikanalitik</a> yaklaşımla çalışan bir psikologun empat birey olması gerektiğine vurgu yaptığını söyleyebiliriz.  </p>



<p>Ayrıca empatiyi iki yönüyle ele almış ve önemini belirtmiştir. Birincisi serbest çağrışımların ortaya daha rahat çıkabilmesi için terapistin empatisi konusu. İkincisi ise hastanın duygularını gösterebileceği ortamın varlığıdır.&nbsp;</p>



<p>Psikanalize kendisini adamış bir başka isim olan Sandor Ferenczi de u konuyu ele almıştır. Nevroz oluşumunun ödipal dönem çatışmalarından kaynaklandığı düşüncesine karşın, erken çocukluk dönemindeki empati yetersizliğinden olduğunu öne sürmüştür.  </p>



<p>Bu sebeple kendi terapilerinde yetişkin bireylerin içlerindeki çocuklara yönelmiştir. Danışanların hoşgörülü ve empatik yönlerini keşfetmelerine uygun bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?s=terapi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">terapi</a> ortamı yaratmaya çalışmıştır.</p>



<p>Kavramımızın popülerliğini arttıran diğer bir kişi ise Kohut’tur. Kohut’a göre empati(kendi tanımıyla aracılı gözlem) bir başkasının iç dünyasını anlayabilmek için en önemli yoldur. Bir terapistin kendini hastanın yerine koyabilmesi, duygularını kendi içinde hissedebilmesi, zihninden geçenleri kapsayarak çalışması gereklidir.  </p>



<p>Kohut, Olden, Schafer gibi isimler sayesinde 1960’ların başında empati sıradan bir kavram olmaktan çıkmış, terapideki ana amaçlardan biri haline gelmiştir. Özellikle analitik kuram için konuşursak, empati gücü yüksek bir terapistin seans becerisi iki kat fazla görülmekte.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Davranışçı-Bilişsel Terapi</h3>



<p>Davranışçı-bilişsel terapilerde empati, danışan ve terapist arasındaki işbirliğinin oluşması ve devamlılığı için oldukça önemlidir. Danışanın kendini anlaşmış, görülen ve duyulan bir pozisyonda görmesi sürecin devamlılığı ve iyileştiriciliği için yardımcı bir unsurdur.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Nörobiyolojik Bakış Açısı</h3>



<p>Psikolojinin biyoloji temeline de dayandığını göz önünde bulundurarak nörobiyoloji alanında da empati ile ilgili yapılan çalışmalar mevcut. Kesin bilgi pek fazla olmasa da, empati ve nörobiyoloji denince akla ilk gelen şeylerden biri ağrı ve empatik yanıtıdır.  </p>



<p>Buna dair çalışmalardan elde edilen bulgu, başka birinin deneyimlediği ağrı kendimizin bir ağrısı olduğunda aktive olan nöral ağları aktive edebiliyor. Yani bir başkasının o anki ağrısı, bizim daha önce ağrımız olduğunda aktifleşen nöronlarımızı aktive edip aynı ağrıyı yaşıyormuşuz hissiyatı verebiliyor. Gördüğümüz gibi empati sadece hissiyatı anlamayı değil, fiziksel ve biyolojik boyutu da olan bir kavram.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Çocuklarda Empatinin Gelişimi</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/03/motherhood-4624889_1280-1024x682.png" alt="empati" class="wp-image-16127" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/motherhood-4624889_1280-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/motherhood-4624889_1280-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/motherhood-4624889_1280-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/motherhood-4624889_1280-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/motherhood-4624889_1280-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/motherhood-4624889_1280.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Bebeklerin empati duygusunu tam olarak hangi gelişim döneminde geliştirdiği bilinmese de, bir süre sonra yetişkinlerin duygu ve mimiklerine karşın tepki verdiklerini görüyoruz. Bebek büyüdükçe empatik tepkileri de büyüyüp gelişir.  </p>



<p>Psikolojik kurama göre çocuklarda empatinin başlangıcı ve gelişimine dair farklı görüşler mevcut. Örneğin, Freud ve Piaget’e göre okul öncesi döneme kadar çocuklar egosentriktir. Yani düşünce yapıları benmerkezcidir, empatik tepkileri gelişmemiştir çünkü bilişsel süreçleri henüz yeterli değildir. Empatik tepki verebilmek için belirli bir akıl yürütme becerisine sahip olmak gereklidir.&nbsp;</p>



<p>Fakat bazı araştırmacılar, çocukların okul öncesine kadar benmerkezci olduğu düşüncesine karşı çıkmıştır. Örneğin; Lennon ve Eisenberg, Freud ve Piaget’in aksine 4-5 yaş çocuğunun da empatik tepkiler verebildiğini ve empatik düşüncelerini ölçtüğünü belirtmiştir.&nbsp;</p>



<p>0-1 yaş arası bebeklerin özellikle annenin tepkilerine ve hislerine kendilerince tepki verdikleri söylenebilir. Örneğin anne ağladığı zaman bebeğin de ağlaması, empatinin insandaki ilk belirtileri sayılır. Fakat 0-1 yaş arası bebeğin ağlamaya ağlamakla karşılık vermesi demek empati yeteceği geliştiğinden değildir. Taklit sebebiyle de olabilmekte. Bu sebeple tarihte psikologların empatinin gelişmeye başladığı yaş ile ilgili farklı görüşleri bulunuyor.&nbsp;</p>



<p>2-3 yaş grubu çocuklar ise yardım etme, ağlayan birini görünce yanına gitme gibi hareketleri karşısındakinin hislerine dair bir empati geliştirmeye başladığının göstergesi olabilir. Bu yaş çocuğu, herkesin duygularının kendisininki gibi olmadığını kavramaya başlar. 3 yaşından itibaren ise artık diğer insanların duygu ve düşüncelerinin kendisininkinden farklı olduğunu ve bireye özgü olduğunu kavramış olurlar.&nbsp;</p>



<p>Araştırmalar, çocuğa karşı şefkatli ve empatik tutumdaki anne-babalar ile öğretmenlerin bu olumlu davranışlarının çocukların empatik becerilerinin gelişmesinde rolü olduğunu göstermekte. Bu sebeple pek çok becerimizin şekillendiği çocukluk döneminde empatinin çocuğa aşılanması oldukça önemli.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Empati ve Sosyal Zekâ</h2>



<p>Öğretmen sadece bilgi aktaran değil aynı zamanda çocukları sosyal ve gelişimsel olarak da etkileyen kişidir. Öğretmen ve okul ortamı da çocuğun empati yeteceğini geliştirdiği belki de en önemli alandır. Diğer insanlar gibi hissedebilme, kendine özgü düşünceleri kapsayabilme amacıyla empati bir öğretmen, okuldaki sosyal ortamın verimini artırabilmekte. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Sonuç Olarak&#8230;</h2>



<p>Sonuç olarak, erken çocukluktan itibaren gelişmeye başlayan empati yeteneklerimiz önemli bir yere sahip. Özellikle ruh sağlığı çalışanı olmak için empati becerilerimizin gelişmiş olması gereklidir. Olumlu davranışları teşvik edebilmek, insan ilişkileri, mesleki başarı gibi birçok alanda empati yeteneğimiz bizi geliştiren bir rol de.  </p>



<p>Başkalarına yardım etme ve başkalarının duygularını anlamamızı sağlayan bu yetenek, aynı zamanda toplumsal hayat için de önemli. Bireylerin birbirleriyle yardımlaştığı ve hislerini göz önünde bulundurarak hareket ettiği toplum, yaşamak için her zaman daha elverişli olacaktır. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Kaynakça</h2>



<p>Ersoy, E., &amp; Köşger, F. (2016). Empati: Tanimi ve Önemi/empathy: Definition and its importance. <em>Osmangazi tıp dergisi</em>, <em>38</em>(2), 9-17.</p>



<p>Özbek, M. (2005). İnsan ilişkilerinde empatinin yeri ve önemi. In <em>Journal of Social Policy Conferences</em> (No. 49).</p>



<p>Hüseynova, S. (2018). Empati ve çocuklarda empatinin gelişimi. <em>TURAN-SAM</em>, <em>10</em>(39), 166-172.</p>



<p>Basch, M.F. (1983). Empathic understanding: A review of the concept and some theoretical considerations. J Am Psychoanal Assoc, 31,101-126.</p>



<p>Shlien, J. (1999). Empathy in psychotherapy: A vital mechanism? Yes. Therapist’s conceit? All too often. By itself enough? No. Empathy: Reconsidered: New directions in Psychotherapy, 2nd edition. Bohart A.C., Greenberg L.S. (ed.). Washington, D.C.: American Psychiatric Press.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/empati-gelisimi-ve-onemi/">Empati: Gelişimi ve Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/empati-gelisimi-ve-onemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Travma ve Yas</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/cocuklarda-travma-ve-yas/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/cocuklarda-travma-ve-yas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2023 11:05:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[AFETZEDEÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[afetzedeçocuklaranasıldavranılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklardayasvetarvma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=15617</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda travma ve yas dönemi hakkında içinde olduğumuz günler özelinde özellikle afetzede çocuklara ve psikolojik tepkilerine değineceğim yazım sizlerle. Verecekleri</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/cocuklarda-travma-ve-yas/">Çocuklarda Travma ve Yas</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocuklarda travma ve yas dönemi hakkında içinde olduğumuz günler özelinde özellikle afetzede çocuklara ve  psikolojik tepkilerine değineceğim yazım sizlerle.  </p>



<p>Verecekleri tepkiler, savunma mekanizmaları, iç dünyalarında neler yaşıyor olabilecekleri ve bu dönemde çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiği oldukça önemli. </p>



<p>Afetzede çocuklarda travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve kaygı ile karşılaşabiliyoruz. Bir araştırmaya göre afet sonrasında 3 yıl geçse dahi 5-17 yaş arasındaki çocuklar hala travma sonrası stres bozukluğu semptomları gösterir.&nbsp;</p>



<p>Çocuklarda travma ve yas, travmaya bağlı akut semptomları incelemek için gelişimsel dönemler oldukça önemli. Bu sebeple yazının devamında gelişim dönemine göre ele alarak da detaylandıracağım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-tepkileri-ve-savunma-mekanizmalari">Tepkileri ve Savunma Mekanizmaları</h2>



<p>Doğal afetler gibi travmatik dönemlerden sonra çocukların yaşlarına göre gösterdikleri savunma mekanizmaları değişmekte. Çocuklarda en çok görülen <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/savunma-mekanizmalari-egoyu-korumak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">savunma mekanizmalarından</a> biri &#8220;<em>reddetme</em>&#8221; dir. Reddetme ve inkâr davranışını sürdürüp, korku ve endişe gibi duygularını yansıtabiliyorlar. Davranışsal olarak ise ağlama krizleri gözlemlenebilmekte. </p>



<p>Savaş, kaç ve don tepkilerinden ise donma tepkisini yine reddetmeye meyilli çocuklarda gördüğümüz bir davranıştır. Çocuğun suratında ifadesizlik mevcuttur ve bir kenara geçip oturduğunu, olaylardan kendini soyutladığını görürüz.  </p>



<p>Bu bazı ebeveynlere çocuğun metanetli olduğunu ve etkilenmediğini düşündürtse de, aslında işin gerçeği hiç de böyle değildir. Çocuk aslında donma tepkisi göstermektedir. Çocuk, duygularını paylaşabileceği bir alan görmemektedir. Güvensizdir. Bu durumda yapılması gereken çocuğa hislerini açabileceği güvenli bir alan yaratmaktır. </p>



<p>Bir diğer tepki ise &#8220;<em>umursamama</em>&#8221; dır. Çocuk afet sonrası bahçeye gidip oynamak isteyebilir, sinemaya gitmek isteyebilir, günlük rutininde olan herhangi bir şeyi bekleyebilir.  </p>



<p>Bunun iki sebebi olabilir. Çocuk görece daha küçük bir yaşta ise gerçekten ne olduğunu da kavrayamamıştır. Diğer seçenek ise içinde bulunduğu ruhsal sıkıntıdan ötürü abartılı bir bastırma savunma mekanizması uyguluyor olabilir. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Kandırılan çocuklar</h3>



<p>Ağır bir travmatik olaya maruz kalmış çocukları kandırmamak, yalan söylememek oldukça önemlidir. Ebeveynlere veya bakımını sağlayan yetişkine bu durum açıklamalıyız, çocuğu kandırmak geçici bir çözüm olacaktır.  </p>



<p>Örneğin, kayıp yaşayan bir çocuğa kaybettiği kişinin &#8220;şehir dışına gittiği&#8221; gibi bir yalan söylemek, çocuğu beklentiye sokacaktır. Bu da uzun vadede yaşadığı kaybı ve yas dönemini çok daha zorlaştıracak. Ayrıca güvendiği yetişkinlere karşı güvenini kırarak belki de yetişkinlik hayatında dahi uğraşacağı bir güven probleminin temelini oluşturacaktır. </p>



<p>‘’Annen baban gelecek.’’ Dendiği durumda çocukta uçlarda bir beklenti <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Anksiyete" target="_blank" rel="noreferrer noopener">anksiyetesi </a>görülmekte. Aslında yapılması gereken, çocuğun yaşına göre kelimelerimizi seçerek, kademeli olarak durumu anlatmak. ‘’Bir deprem oldu, depremde hasar oldu, hastanede doktorlar onu iyileştirmeye çalıştılar, fakat başarılı olamadılar.  </p>



<p>(Kaybettiği kişi) bir daha gelemeyecek ama seni çok seviyor. Güvendesin. Ben buradayım ve bana güvenebilirsin.’’ Gibi kısa ve net, çocuğun anlayabileceği cümlelerle açıklamak gerekli. Özellikle oyun dönemindeki çocuk (3-5 yaş arası) soyut kavramları algılayamadığından, olabildiğince somutlaştırarak anlatmak gerekli. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Gelişim Dönemine Göre Çocuklar ve Tepkileri</h2>



<h3 class="wp-block-heading">0-2 Yaş Grubu Tepkileri</h3>



<p>Güvenli bağlanmanın gerçekleşmesi gereken dönemdir. Çocuk, olaydan doğrudan değil dolaylı etki görür. Olayı idrak edemeyecek bir yaşta olan çocuk, güvenli bağlandığı kişi, annesi, babası veya birincil bakımını veren yetişkin kim ise onun stresinden etkilenmektedir. </p>



<p>Ağlama krizleri, uyku problemleri, yeme problemleri oluşur. Eğer afette bakım veren kişisini kaybettiyse, çocuk durumu anlamlandıramadığı için başka bir bakım vereni kabullenmekte zorluk yaşar. Örneğin her gece annesi uyutuyordu ise, onu kaybettikten sonra babası uyutmaya çalıştığında uyku problemi görürüz.&nbsp;</p>



<p>Bu yaş için en önemlisi temel ihtiyaçlarını güvenli bağlandığı kişinin sağlamasıdır. O kişiyi kaybettiği durumlar için ise hemen diğer bakım vereninin devreye girmesi ve çocuk ile güvenli bir bağ kurmaya başlaması gerekir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">3-5 Yaş Grubu Tepkileri</h3>



<p>Çocukların oyun dönemidir. Tepkilerini ve hislerini daha çok oyunlarında veya resimlerinde yansıtırlar. Bu yaş grubundaki çocuklarla oyun oynamak ve resim çizmelerine olanak sağlamak duygularını açığa çıkartmasında yardımcı olmaktadır.</p>



<p>Çocuk bir kayıp yaşadıysa bir yere gittiğini ve geri geleceğini düşünür. Veya giden kişinin kendisini terk ettiğini düşünüp kendini sorumlu hisseder. Yaramazlık yaptığı için annesinin onu terk ettiğini düşünür. 3-5 yaş grubundaki çocuklar bizzat olaya tanık da olsa verdikleri tepkiler oldukça bireyseldir. Travmanın süresi, şiddeti ve kayıp yaşayıp yaşamadıklarına göre değişmekte.</p>



<p>En sık görülen tepki ise ebeveyne aşırı bağlanma. Örneğin annesini kaybeden bir çocuk, babaya aşırı bağlanır. Baba olmadan uyuyamaz, tuvalete bile gitmek istemez. Hiç beklemediği bir anda annesini kaybetmiş olması, onu babasını bir an bile gözünün önünden ayırmamaya itebilir.&nbsp;</p>



<p>Uyku terörü, hiperaktif davranışlar görülebilir. Ani tepkilerden çok korkar, yine travmanın şiddetine göre yanında biri hapşırdığında bile irkilirler. Strese bağlı fiziksel yakınmalar da olabilmekte, örneğin karnı ağrıyabilir, midesi bulanabilir, başı dönebilir. Israrlı sorular sorarlar. Yine değindiğim gibi bu sorulara asla kandırarak veya geçiştirerek yaklaşmamak gerekir. Sabırlı olmak önemlidir.</p>



<p>Açıklama duyamayan çocuk, kendi açıklamasını kendi koymak zorunda kalır. Durumu öyküselleştirir ve kendince somutlaştırır. Bu da yine kendini suçlamasına, olayı bambaşka anlatmasına, yoğun tepkiler göstermesine sebep olabilir. Dünya onun için güvenilmez bir yere dönüşür, her hatasında güvendiği ve sevdiği birinin onu terk edebileceğine dair bir inanç geliştirir. </p>



<p>Bunlar çocukluğundan yetişkinliğine uzanabilecek büyük ruhsal sıkıntılara sebep olabileceğinden, mutlaka çocuğun anlayabileceği şekilde açıklanmalı ve soruları göz ardı edilmemelidir. Duygularını anladığımızı ve aynılarını hissettiğimizi bilmesi önemlidir. Travmatik olayın nedenini anlatmak ve hislerini göstermesi için alan yaratmak gerekir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">6-10 Yaş Grubu Tepkileri</h3>



<p>Okul çağındaki çocuklardır. 10 yaşından önce çocukta kendisinin ölebileceği algısı oluşmuyor. Bu sebeple bir kayıp yaşayan çocuk, genelde ‘’melek, şeytan, hayalet’’ gibi kavramlara takılabiliyor. Agresif tutumlar sergiler, okula gitmek istemez, evden uzaklaşırsa birinin başına yine bir şey gelebileceğinden oldukça korkar. Çocukların yaşı ne olursa olsun güvende olduğunu söylemek ve güvenli alan yaratmak oldukça önemli.&nbsp;</p>



<p>Özellikle bu yaş grubundaki çocuklar otoriteye karşı itaatsizleşir. Çünkü bir afet olmuştur ve güvendiği hiçbir yetişkin bir şey yapamamıştır. Bu itaatsizliği çözmek için en önemli yol çocuğun yetişkinlere karşı olan güvenini tazelemektir.</p>



<p>Çocuklarda travma sonrası rutin de çok önemlidir. Okula gitmeleri, akranlarıyla zaman geçirmeleri, veya örneğin her çarşamba babasıyla bir aktivite yapıyorsa o aktivitenin devamlılığı (şartlar çerçevesinde) önemlidir. Rutin, afetzede çocuklar için kalıcı travmatik tepki oluşumunun önüne geçmek için bir numaralı yolumuzdur.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ergenlik Dönemindeki Afetzede Çocuklar </h3>



<p>12-17 yaş grubu, ergenlik dönemindedir. Afetzede çocuklar bu dönemde yakın ilgi beklerler. Kız çocukları daha çok akran ilişkilerine yönelirken, erkek çocuklarda daha çok sosyal izolasyon veya öfke nöbetleri görülür. İkinci bireyselleşme olan bu dönemde, kayıp yaşayan çocuk suçluluk hissedebilir. ‘’Neden o öldü de ben yaşıyorum?’’ Düşüncesi ön planda olabilir.</p>



<p>Yaşadığı travmanın şiddetine göre kendine zarar verme davranışı, madde kullanımı görülebilir. Bu sebeple çevresindeki yetişkinlerin ergenlik dönemindeki afetzedeleri gözlemlemeye artı bir özen göstermesi gereklidir.&nbsp;</p>



<p>Eğer ebeveyn kaybı yaşanmışsa ve kardeşi varsa, kendini bir rol değiştirme zorunluluğunda hissedebilir. Anne veya baba olmak zorunda görür. Bu rol değişimi bu yaştaki bir çocuğa çok ağır geleceğinden <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">travma sonrası stres bozukluğu</a> ve depresyon semptomları görürüz. Çocuğun böyle bir sorumluluğu olmadığını ona hatırlatmak ve üzerinden almak önemlidir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">Çocuklarda Travma ve Yas Döneminde Ne Yapmalı? Ne Yapmamalı?</h2>



<p>Çocuklarda travma ve yas döneminde onları önce bir güven çemberi içine almalıyız. Yalnız olmadığı mesajı verilen çocuk, duygularını daha rahat gösterir. Geleceğe dair de güven vermeliyiz. İçinde bulundukları durumun sonsuza kadar sürmeyeceğine dair güvenceye ihtiyaçları vardır. </p>



<p>Ne olduğunu, neler olacağını veya nasıl düzeleceğini bilmiyor. Kaygılarını biraz da olsa gidermek adına kimlerin yanında olacağı ve nasıl bir hayata devam edeceğiyle ilgili bilgilendirilmeye ihtiyaçları var. Fakat olayı reddeden bir çocuğa bu bilgiler verilirse anlamlı bir tabana oturtamaz. Sabırlı olmalı, çocuğun ilk önce güvenini tazelemekle başlamalıyız. </p>



<p>Hazır olduklarında çevrelerindeki yetişkinleri soru bombardımanına tutacaklardır. Bu olduğunda ise sakin ve güven veren şekilde, kandırmadan çocuğun endişelerini gidermeye odaklanmak önemlidir.</p>



<p>Çocuklara asla kaybettikleri kişinin melek oldukları, onları izledikleri, onları üzgün görürse üzülecekleri söylenmemelidir. Bu duygularını bastırmalarına, kayıpla yüzleşmemelerine sebep olur. Dolayısıyla<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kayip-ve-yas-vedalarin-ardindan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> yas sürecinin</a> ilk aşamasında takılıp kalırlar ve kaybı kabullenmedikleri için ruhsal iyileşme sürecine giremeyebilirler.  </p>



<p>Çocukların yaşadıkları olaydan dolayı üzülmeleri en büyük haklarıdır. Güçlü olmak zorunda değiller. Bu tarz söylemlerde kesinlikle bulunmamak gerekir.</p>



<p>Diğer merak edilen bir konu ise çocukların cenazelere götürülüp götürülmemesi. Bir kısım uzman çocuğun kayıpla yüzleşmesi ve kabullenmesi için cenazeye gitmesi gerektiğini savunmakta. Fakat 7 yaşından küçük bir çocuk  için cenaze ortamı korkunç ve yıkıcıdır. İstenilen kabullenme oluşmak bir yana kalsın, travmasına travma ekler bu durum. </p>



<p>9 yaşından büyük çocuklar yine travmanın durumu ve şiddetine göre cenazeye götürülebilir, yas sürecini başlatmakta etkisi olabilir. Fakat bu hassas bir konu olduğundan kesinlikle afetzede çocuklar bireysel olarak bakılmalı ve karar çocuk bazında verilmelidir. </p>



<p>İnkar sürecindeki çocuk zorlanmamalı ve yasın diğer süreçlerine geçmesi sabırla beklenmelidir. Özellikle 3-5 yaş aralığındaki çocukların davranışları gerileyebilir. Altını ıslatma, emekleme, parmak emme, kekeleme olabilir. En önem verilmesi gereken şeyler çocuğun kendini güvende hissetmesi, rutinleri, temel ihtiyaçlarının karşılanması ve fiziksel temastır.&nbsp;</p>



<p>Çocuklar çok iyi gözlemcilerdir. Siz yanlarında konuşmasanız da, kötü bir şey olduğunu hissederler. Onları dinlemek, duygularını kabul etmek, duygularını gördüğünüzü belirtmeyi unutmamalıyız.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/cocuklarda-travma-ve-yas/">Çocuklarda Travma ve Yas</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/cocuklarda-travma-ve-yas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Stres Bozukluğu</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Dec 2022 21:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[akut stres bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[travma sonrası stres bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[TSSB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=13163</guid>

					<description><![CDATA[<p>Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), psikolojik travma sonrasında ortaya çıkan semptomların uzun süreli devam etmesidir. Yaşanan olay kişi için normal</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/">Travma Sonrası Stres Bozukluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), psikolojik travma sonrasında ortaya çıkan semptomların uzun süreli devam etmesidir. Yaşanan olay kişi için normal bir anı değildir, canına zarar gelebileceğini düşünmüş olabilir. Tehdit altında kalmış veya tehdit altında kalmış birine şahit olmuş olabilir.  </p>



<p>Travma yaratan olaylar kişiden kişiye değişebilir. Her olay her yaşayanda aynı seviyede travmaya olanak açmaz. Fakat hasar almış birey, genelde travmatik olayın benzerlerinden veya hatırlatacak durumlardan kaçma davranışını sergiler.&nbsp;Savunma mekanizması olarak kaçınmanın aksine benzeri olayların içine kendini atabilir de birey. Bilinçdışı bu şekilde kendini yaşadığı olayın normalliğine inandırma çabasındadır. </p>



<p>Travma sonrası stres bozukluğunun kavramsal olarak adını alması II. Dünya Savaşı&nbsp; dönemine dayanır. O zamanki askerlerin karşı karşıya kaldıkları ölüm korkusu, fiziksel bütünlüğü koruma kaygısı gibi travmalar askerden döndükleri zaman fark edilir psikolojik hasarlar bırakmıştır. Uzun süre geçmesine rağmen semptomları gerilememiş hatta artmıştır.  </p>



<p>Uyku bozuklukları, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/yeme-bozukluklari-carpik-beden-algisinin-tezahurleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yeme bozuklukları</a>, anıların fiziksel etkileri, mide sorunları, her şeyden korkma veya fiziksel bütünlüğünü korumayı umursamama&#8230; Askerlerin gösterdikleri bu semptomlar başka bir psikolojik bozukluk tanısına oturmadığından yeni bir kavram olarak TSSB ortaya çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda tanı kriteri genişletilmiş, sadece askerlerde değil bir çok insanda da aslında TSSB gibi travma kaynaklı bozukluklar olabileceği gözlemlenmiştir.</p>



<p>Günümüzde aktif olarak kullanılan psikolojik tanı kitabımız  DSM-5&#8217;tir. Dolayısıyla tanı koymak için bu kitaptan faydalanırız. Kitapta geçen tanıma göre ise ölüm tehdidi, yaralanma gibi bireyin fiziksel bütünlüğünü bozan durumlar yaşaması veya tanık olması TSSB geliştirme sebebidir.&nbsp;Fakat bu her travmatik olaya maruz kalan bireyde travma sonrası stres bozukluğu olacağı anlamına gelmez.  </p>



<p>Bazı travmalar <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/savunma-mekanizmalari-egoyu-korumak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">savunma mekanizmaları</a>nca bastırılabilir. Fakat bazıları da daha kısa süreli etkileri olan veya farklı semptomlar içeren bozukluklara dönüşebilir. Örneğin akut stres bozukluğu gibi. Birbirine çok karıştırılan Akut stres bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğunun farkını inceleyelim.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-akut-stres-bozuklugu-ve-travma-sonrasi-stres-bozuklugu-farklari">Akut Stres Bozukluğu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu Farkları </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="960" height="501" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/travma-sonrasi-stres-bozuklugu.jpg" alt="travma sonrası stres bozukluğu" class="wp-image-14103" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/travma-sonrasi-stres-bozuklugu.jpg 960w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-300x157.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-768x401.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-480x251.jpg 480w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Akut Stres bozukluğu (ASB), en genel tabiriyle travma sonrası yaşanan psikolojik sıkıntılardır. ASB ile savaşan birinde 5 temel semptom vardır. Bunlar istemsiz tekrarlar, ruh halinde çöküntü, disosiyatif semptomlar, kaçınma ve uyarılma belirtileridir.  </p>



<p>Daha detaylandırırsak kişi çoğunlukla rüyaları aracılığıyla travmatik olayı tekrar tekrar yaşar. Ruh halinde normale kıyasla ekstrem bir düşüş ve hüzün gözlenir. Kişi travmatik olayları hatırlatabilecek durum, ortam ve kişilerden kaçar.  </p>



<p>Ayrıca uykusuzluk, saldırganlık ve konsantre olamama gibi belirtileri de yaşar. Disosiyatif semptomlar, kişinin gerçeklik algısında bozulma, anılarına güvenememe, travmatik olayı net hatırlayamama gibi semptomlar geliştirmesidir.&nbsp;</p>



<p>TSSB ile semptomlarında oldukça benzerlik göstermesine karşın, ayırt etmek için bazı yöntemler vardır. Bunlardan en önemlisi ise stresörlerin ve semptomların sürdüğü zaman. Akut stres bozukluğu en az 3 gün en fazla 30 gün sürer.  </p>



<p>Travmatik olayın üzerine 30 gün geçmişse ve bireyin semptomlarında bir düşüş veya değişiklik yaşanmamışsa bireyin psikolojik problemi akut stres bozukluğundan travma sonrası stres bozukluğuna doğru geçmekte demektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">TSSB Semptomları ve Tanısı</h2>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir? (6 Önemli Belirti)" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/YwA6UX3FvoI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>TSSB, kişinin fiziksel bütünlüğünü bozacak büyüklükte bir travmaya maruz kalmasının veya maruz kalan birine şahit olmasının ardından meydana gelir. Oldukça zor bir süreç yaşayan bireyde bir takım semptomlar oluşması oldukça doğaldır.  </p>



<p>Fakat bunun bozukluk seviyesine ulaştığı nokta oldukça hassas diyebiliriz. Aynı akut stres bozukluğunda değindiğimiz gibi yeniden yaşantılama, kaçınma, aşırı uyarılmışlık gibi durumlarla kendini gösterir. Bireyi derinden etkileyen bu bozukluk; travmatik olaya zihnimizin verdiği korku, kaygı, endişe, dehşet ve çaresizlik hissinden meydana çıkar. </p>



<p>Travma ile çalışan psikologlar özellikle tanı koymak için travmanın neyi kapsayıp neyi kapsamadığını bilmelidir. Bireyin yaşamında izi silinemeyecek kadar ağır olaylar ve korkuların, çaresizliğin ortaya çıkmasına neden olan ve ruhsal durumumuzu etkileyen olaylara travma deriz.  </p>



<p>Fakat buradaki sorun, TSSB tanısı koyabilmek adına travmanın &#8221;bireyin fiziksel bütünlüğüne zarar verecek&#8221; cümlesi ile kısıtlandırılmış olması. Pek çok psikolog ve psikiyatr tarafından eleştirilen bu tanımlama kriteri, travmatik olay yaşamış bazı bireylerin travmalarını ciddiye almama ve bireylerde görülmeme hissiyatı oluşturmakta. </p>



<p>Travmatik stres seviyesinin bireylerin stres toleransına göre değişebileceği, birinin travmatik olarak tanımlandıracağı davranışı başka birinin daha normal karşılayabileceği unutulmamalıdır. Her hastaya DSM-5 kriterlerince değerlendirmek ve tanımlamak, alanımız adına oldukça önemli. Fakat bazı tanımların genişliği veya darlığına dair eleştiriler göz önüne alınıp ruh sağlığı uzmanlarının gözlemleri de dikkate alınmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Tepkiler</h3>



<p>Kaygı, korku, üzüntü, inkâr, öfke gibi duygusal tepkilerin mevcut olduğuna değindik.  Bunlar dışında fiziksel ve bilişsel tepkiler de oldukça sık görünür. Örneğin; baş ağrısı, mide bulantısı, göğüste daralma, iştahta çok artma veya çok azalma fiziksel tepkilerdir. TSSB’nin bilişsel tepkileri arasında ise unutkanlık, odaklanma güçlüğü, uyuyamama veya çok uyuma, kabus görerek uyanma, inanç sistemini sorgulama, zaman ve mekan algısında bozulmalar… </p>



<p>Davranışsal semptomlara değinmek gerekirse küçük şeylerden de irkilme, yerinde duramama, ani hareketler, asosyalleşme, içe dönüklük sık görülebilen tepkiler diyebiliriz.&nbsp;Hepsi bir araya alındığında bu semptomlar bireyin işlevselliğini bozmakta, günlük yaşamını sürdürmesine dahi engel olmaktadır. Bu sebeple hiç gecikmeden bir ruh sağlığı uzmanına danışılmalı ve tedavi sürecine başlanmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tedavi Yöntemleri</h2>



<p>Yukarıda değindiğim üzere TSSB bireyin ruhsal, davranışsal, bilişsel ve fiziksel hayatına etki eden ve göz ardı edilmemesi- tedavi edilmesi gereken bir bozukluktur. Ciddi bir hastalıktır. Buna rağmen tedavisinde oldukça etkili olan yöntemler mevcut.  </p>



<p>Her bireyin her travmatik olaya tepkisi ve toleransının farklı olduğunu ve her bozukluğun herkeste aynı seyirde ilerlemediğini de göze alarak kişiye özel en uygun tedavi yönteminin seçilmesi önemlidir. Bu yöntemler arasında psikoterapi, EMDR terapisi, ilaç tedavisi, derin TMS gibi tedavi şekilleri vardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">EMDR</h3>



<p>Bir çok travma, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/panik-bozukluk-panige-sarilmak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">panik atak</a>, kaza, doğal afet, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/obsesif-kompulsif-bozukluk-benden-bu-kadar/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">obsesyon</a> ve fobi tedavisinde kullanılan EMDR aynı zamanda TSSB için en sık kullanılan tedavi yöntemlerinden birisidir. 1987 yılında tesadüfen&nbsp;Dr. Francine Shapiro tarafından keşfedilmiştir. Göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerimizin şiddetlerini azalttığı görülmüştür. </p>



<p>Bu sebeple Türkçede de göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden işleme olarak kısaca tanımlanır. dünyanın her yerinde kabul gören ve uygulanan bir tedavi yöntemi olan EMDR, travma sonrası oluşan bozukluklar için en çok tercih edilen terapi yöntemidir. </p>



<p>Beyin, deneyimlerimizle elde ettiği bilgileri işler ve işlevselleştirir. Ses, koku, düşünce gibi bilgiler belirli anılarımızla eşleşir. Bir koku aldığımızda bize bir anımızı hatırlatması, bir şarkının bizi yıllar öncesine götürmesi de anılarımızla ilişkilendiklerinden ötürü.  </p>



<p>Zihnimizdeki travmatik anıları ve psikolojik sağlığımızı etkileyen bazı eşleşmeler de bulunmakta. Bu anıları göz hareketleri ile işleyerek onlara karşı duyarsızlaşmamız mümkün. Gereken danışanlara EMDR eğitimini tamamlamış klinik psikologlar tarafından uygulandığı zaman TSSB&#8217;nin en önemli tedavilerinden biridir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Psikoterapi</h3>



<p>Tüm psikolojik bozukluklarda olduğu gibi travma sonrası bozukluklarda da psikoterapi en önemli tedavi yöntemidir. Psikolojik bozuklukların türüne ve grubuna göre hangi ekolle çalışılması gerektiği psikologun sorumluluğu ve bilgisindedir. Aynı zamanda hangi hastanın hangi terapi yöntemine daha sağlıklı cevap vereceği elbetteki değişiklik gösterir.  </p>



<p>TSSB ve/ veya akut stres bozukluğu için travma terapisi uygulanmakta. Travmatik bozuklukların başarılı bir şekilde tedavisi için, sorunun yine alanında uzman bir psikoterapist tarafından teşhis edilmesi ve en uygun yöntemle zaman kaybetmeden çalışılmaya başlanması gerektir. Bu gibi durumlarda erken teşhis ve zaman kaybetmeden uzman desteği almak da süreci hızlandıran diğer bir etken.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İlaç Tedavisi</h3>



<p>Gerekli görülen durumlarda psikolojik bozukluklar için ilaç tedavisine başvurmak da çok önemlidir. TSSB de uzmanlar tarafından bazı semptomları azaltmak adına zaman zaman ilaç tedavisine başvurulabilen bir bozukluk. Terapi ile ilaç tedavisi beraber uygulandığında, terapiden daha verimli sonuç almamıza da olanak sağlamakta.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kaynakça</h2>



<p>Özgen, F., &amp; Aydın, H. (1999). Travma sonrası stres bozukluğu. <em>Klinik Psikiyatri</em>, <em>1</em>(34-41).</p>



<p>Kavakçı, Ö., Yıldırım, O., &amp; Kuğu, N. (2010). Travma sonrası stres bozukluğu ve sınav kaygısı için EMDR: Olgu sunumu. <em>Klinik Psikiyatri</em>, <em>13</em>, 42-47.</p>



<p>Sakarya, D., &amp; Güneş, C. (2013). Van depremi sonrasında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin psikolojik dayanıklılık ile ilişkisi. <em>Kriz Dergisi</em>, <em>21</em>(1), 25-32.</p>



<p>BOLU, A., ERDEM, M., &amp; ÖZNUR, T. (2014). TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU. <em>Anatolian Journal of Clinical Investigation</em>, <em>8</em>(2).</p>



<p>Balıbey, H., &amp; Balıkçı, A. (2013). Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tanılı Hastada Göz Hareketleri İle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) Tedavisi: Olgu Sunumu.&nbsp;<em>Dusunen Adam: Journal of Psychiatry &amp; Neurological Sciences</em>,&nbsp;<em>26</em>(1).</p>



<p>American Psikiyatri Birliği. Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5), Tanı Ölçütleri Başvuru elkitabı’ndan (çeviri ed. E Köroğlu) Ankara, Hekimler Yayın Birliği, 2013.</p>



<p>American Psikiyatri Birliği. Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması ve Sınıflandırılması El Kitabı, yeniden gözden geçirilmiş dördüncü baskı (DSM-IV-TR). (çeviri ed. E Köroğlu) Ankara, Hekimler Yayın Birliği, 2000.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/">Travma Sonrası Stres Bozukluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seri Katiller: Suçlu Olunur Mu, Doğulur Mu?</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/seri-katiller-suclu-olunur-mu-dogulur-mu/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/seri-katiller-suclu-olunur-mu-dogulur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2022 21:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[jeffreydahmer]]></category>
		<category><![CDATA[serikatilpsikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[serikatilpsikopatolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=11600</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seri katiller ve psikopatolojileri uzun yıllardır merak ve araştırma konusu olmakta. Hem adli psikoloji çalışanları hem de dedektifler için bir</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/seri-katiller-suclu-olunur-mu-dogulur-mu/">Seri Katiller: Suçlu Olunur Mu, Doğulur Mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Seri katiller ve psikopatolojileri uzun yıllardır merak ve araştırma konusu olmakta. Hem adli psikoloji çalışanları hem de dedektifler için bir seri katilin zihninin içinde olanları anlamak oldukça önemli.&nbsp;</p>



<p>Seri katil, üç veya daha fazla insanı sistematik bir şekilde veya spesifik bir eyleme bağlı kalarak öldüren kişilere denir. Son dönemlerde çıkan seri katil belgeselleri sayesinde tarihe adını lekeyle yazdırmış bu şahısların yaptıkları ve travmatik yaşantıları merak konusu. Bugünlerde adı her yerde geçen seri katil ise Netflix platformunun çektiği dizi ve yayınladığı belgesel sayesinde <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Jeffrey_Dahmer" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jeffrey Dahmer</a>.&nbsp;</p>



<p>Bu yazımda Jeffrey Dahmer, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/ted-bundy-amerikan-seri-katillerinin-oncusu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ted Bundy</a> gibi zamanlarında sansasyon yaratan seri katilleri ele alacağız. Bakalım çocukluk travmaları, yetiştikleri aile ortamı, eylemleri, dürtüleri arasında nasıl bağlar var? Şiddet mi görmüşler yoksa istismara mı uğramışlar? Sebepleri ve sonuçları benzer mi? Bireyi korkunç şeyler yapmaya iten şey nedir? Aynı kişilik örgütlenmelerine sahipler mi? Yoksa doğuştan gelen saf kötülüğün bir eseri mi?</p>



<p>İnsanlar meraklı varlıklardır. Neden yaptı, kim yaptı, ne zaman yaptı, sonra ne oldu gibi soruların cevaplarını bilmezsek zihnimizin içinde dönüp durur sorular. İnsanları suçlu haline getiren tek bir yol veya yalnızca tek bir sebep olmasa da, günümüzde veya yakın tarihte tanınan ve haklarında onlarca belgesel, dizi olan suçluların geçmişlerine ve eylemlerine bakıldığı zaman bazı ortak noktalar gözlemleyebiliyoruz. Bakalım suçlu olunur mu, doğulur mu?</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ileriye-donuk-suclari-ongorebilmek">İleriye Dönük Suçları Öngörebilmek</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="649" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/When-should-I-be-concerned-about-my-childs-bedwetting-1-1024x649.jpeg" alt="seri katiller" class="wp-image-11614" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/When-should-I-be-concerned-about-my-childs-bedwetting-1-1024x649.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/When-should-I-be-concerned-about-my-childs-bedwetting-1-300x190.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/When-should-I-be-concerned-about-my-childs-bedwetting-1-768x487.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/When-should-I-be-concerned-about-my-childs-bedwetting-1-480x304.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/When-should-I-be-concerned-about-my-childs-bedwetting-1.jpeg 1338w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Seri katillerin üstünde yapılan araştırmalar, çoğunlukla baba figüründen yoksun kalmıştır ve dominant bir annenin elinde büyümüştür. Ailede alkolizm geçmişi gözlemlenmiştir. Ailelerinin genelde alkolizm geçmişi vardır, istismar edilmişlerdir…  </p>



<p>Çocuklukta gözlemleyebileceğimiz, kırmızı alarm sayılabilecek, çocuğun ileride suça meyilli olabileceğini gösterir. Teoriyi ortaya atan psikiyatrist John MacDonald’tır. Bu teoriye MacDonald üçgeni denir. İnsan öldürmeye meyilli çocukların göze çarpan üç özelliği; yatak ıslatmak, ateş yakmak, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/hayvanlarda-iletisim-danslar-ve-sarkilar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">hayvanlar</a>a zalimliktir. Bu üçünün gözlendiği tanınan seri katiller arasında Ted Bundy de vardır. </p>



<p>Seri katillerin küçüklükten itibaren empati yoksunluğuna dair belirtiler gösterdikleri de araştırmalarla destekleniyor. Zaten araştırmalar bir kenara, onlarca kişiyi öldürebilen bir zihnin empati yeteneğinin üst düzey olmasını beklemek pek gerçekçi olmaz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Seri Katiller Nasıl Düşünür?</h2>



<p>Suç işlemeye meyilli zihinler, örneğin seri katiller, çoğunlukla zeki bireylerdir. Elbette yaşadıkları dönemdeki teknoloji yetersizliği veya politik tutum ile suç işlemeye devam edebilmeleri arasında da bağlantı vardır. Fakat bu psikopat kişiliklerinin ardındaki zekanın varlığını değiştirmez. Duygularından yoksunlardır; vicdan, empati veya suçluluk gibi duyguları neredeyse hissetmezler. Bu sebeple içgüdülerini durdurma ihtiyacı da gütmezler. Benmerkezcilerdir.&nbsp;</p>



<p>Artık sadece gözlem yoluyla değil EEG ve fMRI gibi tekniklerin desteğiyle yapılan araştırmalarla da bazı verilere ulaşmaktayız. Seri suçlara karışan kişilerin zihinlerini laboratuvar ortamında incelediğimizde ise betimlenen çerçevenin hemen hemen aynısına ulaşmış oluyoruz. Araştırmalar bu kişilerde antisosyal kişilik özellikleri, psikopat kişilik özellikleri, duygusal özelliklerde yoksunluk gibi nitelikleri desteklemekte.&nbsp;</p>



<p>Ayrıca psikopatların duygusal yoğunluğu ve dili kullanma biçimleri incelendiğinde, sözlük tanımlarından öte bir anlamı olmadığını gözlemleriz. Örneğin, psikopat veya antisosyal özellikler gösteren bir seri katil için ‘’seni seviyorum’’ demenin bir anlamı yoktur. Bu onun için &#8220;günaydın&#8221;, &#8220;çay ister misin?&#8221; gibi cümlelerden farksızdır. Böylece kurbanlarını manipüle etmeleri ve onlarla duygusal bir bağ kurmamaları oldukça kolaylaşır.&nbsp;</p>



<p>Suçlu zihinler suç işlemekten çekinmez, pişman olma endişesi yaşamaz, risk almaktan geride kalmazlar. Fakat bu özelliklerin bir tanesi seri katil olmak için yeterli değildir. Sadece risk almayı sevmek bir kişinin seri cinayet işleme potansiyeli olduğu anlamına gelmez.  </p>



<p>Bu özelliklerin neredeyse hepsi taşınmalıdır. Kişi şiddete meyilli olduğu kadar soğukkanlı, duygu yoksunu, vicdanı sızlamayan, pişman olmayan antisosyal kişilikte biri olmalıdır. Aynı zamanda ahlaki dürtüleri, etik anlayışları, toplumsal olguları ve ideaları da yoktur. </p>



<p>&#8220;Ayıp&#8221; veya &#8220;yanlış&#8221; değerleri olmadığını seri katillerin röportajlarından da gözlemleyebiliriz. Yaptıklarının ahlaksızlık veya canilik olarak algılandıklarını biliyorlar. Bu sebeple kelimelerini seçiyorlar. Fakat değerlendirmeye aldığımızda görebiliriz ki aynı sözcüklerin duygusal anlamları olmaması gibi.  </p>



<p>Yaptıklarının başkaları tarafından yanlış olduğunun bilincindeler ve sadece anlamış gibi yapıyorlar. Verdikleri röportajlarda işledikleri cinayetleri ve dürtülerini anlatırken ki sakinlikleri, kahvaltıda ne yediklerini anlatırcasına umursamaz ve düz ses tonları da tam bu sebepten. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Jeffrey Dahmer</h2>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Dahmer (Netflix) -  Bir seri katilin psikolojik analizi?" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/6kKTmN-kNaE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Bu yazımda örnek olarak son dönemlerde belgeseliyle birlikte yoğun bir merak konusu olan Jeffrey Dahmer&#8217;dan bahsetmek isterim. Hem izlemeyenleri düşünerek spoiler vermemek hem de travmatize olabilecek kişileri korumak adına Jeffrey Dahmer ve eylemleri hakkında detaylı bilgi vermeden psikanalizini yapmaya çalışacağım. Genel olarak Jeffrey Dahmer&#8217;ın hayatı ve Netflix platformundaki belgeseli hakkında bilgi almak için yukarıdaki  bağlantıya bakabilirsiniz.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="676" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/Jeffrey-Dahmer-attorneys-hearing-Milwaukee-Wisconsin-August-22-1991-1024x676.jpeg" alt="" class="wp-image-11609" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Jeffrey-Dahmer-attorneys-hearing-Milwaukee-Wisconsin-August-22-1991-1024x676.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Jeffrey-Dahmer-attorneys-hearing-Milwaukee-Wisconsin-August-22-1991-300x198.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Jeffrey-Dahmer-attorneys-hearing-Milwaukee-Wisconsin-August-22-1991-768x507.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Jeffrey-Dahmer-attorneys-hearing-Milwaukee-Wisconsin-August-22-1991-1536x1015.jpeg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Jeffrey-Dahmer-attorneys-hearing-Milwaukee-Wisconsin-August-22-1991-480x317.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Jeffrey-Dahmer-attorneys-hearing-Milwaukee-Wisconsin-August-22-1991.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Jeffrey Dahmer mahkemede</figcaption></figure>



<p>Jeffrey Dahmer, 80’li yılların Amerika’sındaki en korkulan seri katilidir desek yanlış olmaz. Jeffrey’nin seri cinayet işlemenin yanında yamyam olması da inanılmaz ses getiren hikâyesini korkunçlaştıran bir diğer unsur. Dahmer’in psikopatisini incelemek adına da o günden beri bir çok adli psikolog araştırma koltuğuna oturmuştur.&nbsp;</p>



<p>Jeffrey Dahmer, çocukluğundan beri hayvanlara ve hayvan anatomisine ilgi besleyen bir çocuktu. Bu ilgisi babası tarafından da desteklenmişti. Sorunlu bir ailenin çocuğuydu ve gençliğinde alkol bağımlılığı ile ilgili problemler yaşamıştı. </p>



<p>Bilinen sayıya göre 17 kişinin ölümüne sebep olmuş Dahmer, yaşadığı dairede işlediği cinayetlerle ilgili korkunç detaylar barındırmış. Fotoğraflar, ceset parçaları&#8230; Kendi açıklamalarında da cinayetleriyle ilgili bilgiler vermiştir. Amacının cinayet işlemek değil de, terk edilmemek olduğunu söylemiş.  </p>



<p>Çocukluğunda yalnız bırakılan ve psikozunun bir kurbanı olarak yalnızlıkla ilgili yoğun travmalar yaşayan Jeffrey, fırsatı eline geçtiğinde ise görüştüğü erkekler tarafından terk edilmemek için onları kendine &#8220;saklar&#8221;.  </p>



<p>Hatta hiçbirinin canının yanmasını istemediğini, bu yüzden uyuşturduğunu ve üzerlerinde deneyler yaptığını söylemesi bize psikolojisiyle ilgili fikirler verir. Örneğin, kendi bilinçdışında kendini böyle savunduğunu düşünebiliriz. Yalnız kalmamak için yapamayacağı şey olmadığını da somut bir şekilde gözlemleyebiliriz.</p>



<p>Kendisine şizotipal kişilik bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu ve<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikoz-siyah-kugu-ve-kusursuzluk-arzusu" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> psikoz</a> tanıları konsa da mahkeme kararınca akıl sağlığı yerinde olduğuna ve cinayetleri bilinçli işlediğine karar verilmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Lionel Dahmer</h3>



<p>Dahmer vakası ile ilgili en çok dikkat edilmesi gereken bir diğer bilgi ise babasıdır. Dahmer konusunda doğuştan mı, yoksa yaşadığı olaylardan dolayı mı korkunç birine dönüştüğünü belki de asla çözemeyecek olmamızın sebebidir.  </p>



<p>Netflix belgeselinde de aktarıldığı gibi, Jeffrey&#8217;nin çocukluğunda beraber hayvan anatomisini incelediği babasının da gençliğinde aynı öldürme içgüdüsüne sahip olduğunu biliyoruz. Belgeseli izlerken tam travmalarını asli sebep sandığım anda babasının bu itirafı düşüncelerimi tamamen bulanıklaştırıştı. Dahmer&#8217;ın genlerinde de cinayet güdüsü olabileceği fikri bizi başladığımız soruya geri götürdü. Suçlu olunur mu, yoksa doğulur mu sorusunu bir kez daha cevapsız bıraktı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Ted Bundy</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/Beale-AnnRulesTedBundybook-1024x682.jpeg" alt="SERİ KATİL" class="wp-image-11632" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Beale-AnnRulesTedBundybook-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Beale-AnnRulesTedBundybook-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Beale-AnnRulesTedBundybook-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Beale-AnnRulesTedBundybook-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Beale-AnnRulesTedBundybook-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Beale-AnnRulesTedBundybook.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Seri katil denildiğinde akıllara ilk gelen isimdir belki de Ted Bundy. İdamından yıllar sonra dahi dikkatleri üzerine çekmiş, psikolojik sorunları tartışmalara dahil olmuştur. Tecavüzcü ve katil olan Bundy’nin idamından önce mahkeme kararıyla alınmış psikiyatrik değerlendirme belgesi mevcut. Bunun dışında kendisinin psikolojik öyküsüne dair birinci elden bir bilgimiz maalesef yok.  </p>



<p>Bundy&#8217;nin adli psikologlar için en dikkat çeken seri katil olarak görülmesinin en önemli sebebi, yaşadığı çifte hayat.&nbsp;Seri katiller incelendiğinde iki yaşantılarını birbirinden bu kadar uzakta tutması oldukça zor. Örneğin, Dahmer vakasını ele alalım. Komşuları şüphelenmiş, elinden kaçan kişiler kendisini yakalatmaya çalışmış, tüm ailesi bir terslik olduğunun bilincinde. Fakat Bundy için işler pek de böyle değildi.</p>



<p>Yine Netflix platformunda Ted Bundy’nin hayatından esinlenerek çekilen bir film mevcut. Bilmeyenler için filmin orijinal adı: <em>Extremely Wicked, Shockingly Evil and Vile</em>. Film Bundy’nin kişisel hayatına odaklanmış. Örneğin, kendisinin uzun süren bir ilişkisi olmuş. Cinayetleri işlerken bir yandan da üniversite okumuş, siyasetle uğraşmış, kariyer yapmış. Hatta bir süreliğine Amerika’nın intihar hattında çalışmış. </p>



<p>Uzmanların görüşlerine göre Ted Bundy&#8217;nin bir çok psikolojik bozukluğu olabilir. Bunlardan önde gelenleri antisosyal kişilik bozukluğu, psikopati, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/narsisizm-cagimizin-hastaligi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">narsistik kişilik bozukluğu</a> ve borderline kişilik bozukluğu. Antisosyal kişilik bozukluğu olduğu ise araştırmalarca en kuvvetlisi.  </p>



<p>Empati ve vicdan yoksunluğu, egosantrizmi, başkalarını korkutmak ve kontrol etmek için zora başvurmaktan çekinmemesi, manipülasyon&#8230; Yakalanmayacağına duyduğu inanç ve yakalandıktan sonraki rahatlığı da narsistik kişiliğinin ve egosantrizminin bir örneği.</p>



<p>Hem Dahmer hem de Bundy örneklerinde anlıyoruz ki seri katil olmak veya seri suç işlemeye meyillilik tek sebep kaynaklı değil. Hem genetik hem de yaşantısal olmak üzere belki de onlarca durumdan tetiklenebiliyor. Ayrıca günümüzdeki araştırmalarca da birinin suça meyilliliğini anlamak sadece bir tahmin. Araştırmalar gün geçtikçe gelişmekte ve seri suç işlemenin psikopatolojik etkileri hala araştırılmakta. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Kaynakça</h2>



<p>Fidanboylu, K., Üreyil, S., Gümrükçüoğlu, N., &amp; Çörüş, G. (2012). Suçlu Zihinler Nasıl Düşünür: Psikopati ve Suç Arasındaki İlişki. <em>Psikopati ve Suç</em>, 1-25.</p>



<p>Williams, D. J. (2020). Is serial sexual homicide a compulsion, deviant leisure, or both? Revisiting the case of Ted Bundy. <em>Leisure Sciences</em>, <em>42</em>(2), 205-223.</p>



<p>Katherine Ramsland PhD, C. V. (2013). The many sides of Ted Bundy. <em>Forensic Examiner</em>, <em>22</em>(3), 18.</p>



<p>Davis, D. A. (1991). <em>The Jeffrey Dahmer story: An American nightmare</em>. St. Martin&#8217;s Paperbacks.</p>



<p>Martens, W. H., &amp; Palermo, G. B. (2005). Loneliness and associated violent antisocial behavior: Analysis of the case reports of Jeffrey Dahmer and Dennis Nilsen. <em>International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology</em>, <em>49</em>(3), 298-307.</p>



<p>Dercirier Gonçalves Freire. Contribution of Psychoanalysis Regarding Serial Killers. J Forensic Sci &amp; Criminal Inves. 2019; 13(1): 555851. DOI:&nbsp;10.19080/JFSCI.2019.13.555851</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/seri-katiller-suclu-olunur-mu-dogulur-mu/">Seri Katiller: Suçlu Olunur Mu, Doğulur Mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/seri-katiller-suclu-olunur-mu-dogulur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Carl Gustav Jung: Kuram ve Düşünce Yapısı</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/carl-gustav-jung-kuram-ve-dusunce-yapisi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/carl-gustav-jung-kuram-ve-dusunce-yapisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2022 21:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[analitikpsikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arketipler]]></category>
		<category><![CDATA[carlgustavjung]]></category>
		<category><![CDATA[carlgustavjungkimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=12283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arketip kavramını hayatımıza sokan Carl Gustav Jung'u ve kuramlarını gelin bir de birlikte tanıyalım.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/carl-gustav-jung-kuram-ve-dusunce-yapisi/">Carl Gustav Jung: Kuram ve Düşünce Yapısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Carl Gustav Jung, 1875 yılında İsviçrede doğmuştur ve analitik psikolojinin kurucusu olarak bilinmektedir. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikoloji" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Psikoloji</a> alanındaki en önemli düşünürlerdendir. Özellikle analitik psikolojinin temellerini atması ve rüya analizi hakkındaki kuramları ile tanınır. Freud’un öğrencisidir. Bu sebeple Freud’dan ilham almış ve bilinç, bilinçdışı, kolektif bilinç gibi kavramları çalışmış olmasına rağmen kendi araştırmalarını ve idealarını oluşturmuş bir düşünür.</p>



<p>Çocukluğu yalnız geçmiş Jung, kendisini içe dönük bir çocuk olarak tanımlamış. Babasının zayıf bir kişiliği olduğunu, annesinin ise dengesiz bir kişiliği olduğu bilinmekte. Psikoloji ve analitik ekolü dışında spiritüel ve enerji ile ilgilenen bir yanı da bulunmakta.  </p>



<p>Günümüzde özellikle bireylerin kaygı düzeyi git gide artış gösteriyor. Jung ise kendi teorisinde bilinç ve bilinçdışı arasındaki iletişimin önemini belirtmiş ve dikkate alınmadığı takdirde kaygı düzeyinin toplumsal olarak artış göstereceğini tahmin etmiştir. Hem son yıllarda artan kaygı düzeyi, hem de spiritüelizme duyulmaya başlanan ekstra ilgi sebebiyle Carl Gustav Jung&#8217;a olan ilgi oldukça artmış vaziyette. Bu sebeple ben de bu yazıda Jung’ın psikoloji bilimine katkılarını ele alırken artı olarak da spiritüelizmdeki yeri ve rüya analizi teorisine değineceğim.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-jung-ve-analitik-psikoloji">Jung ve Analitik Psikoloji</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/gettyimages-jung-libri-1533201939784-1024x682.jpeg" alt="Carl Gustav Jung" class="wp-image-12288" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/gettyimages-jung-libri-1533201939784-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/gettyimages-jung-libri-1533201939784-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/gettyimages-jung-libri-1533201939784-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/gettyimages-jung-libri-1533201939784-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/gettyimages-jung-libri-1533201939784-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/gettyimages-jung-libri-1533201939784.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Analitik psikoloji kuramının kurucusu ve öncüsü Carl Gustav Jung’dır. Ona göre analitik psikolojiyi diğer psikoloji kuramlarından ayıran şey, analitik psikolojinin karmaşık ve farklı olarak değerlendirilen süreçleri dahi ele almaktan ve çözümleme çabasından geri kalmıyor oluşu. Aynı zamanda metot açısından da diğer kuramlardan ayrılır. Deneysel bir yapısı yoktur. Laboratuvar yoktur. Deney uygulamada, laboratuvar ise insanın olduğu her yerde olabilir psikanalizde. İnsanın gündelik duyguları, neşesi, korkusu, melankolisi ile çalışılır.&nbsp;</p>



<p>Ek olarak, bir psikanalistin en önemli deneği ise kendisidir, der Jung. Kendi analizini yapmayı başaramayan kişi psikanalist olmaya da uzakta durur. Psikologların da kendi analizlerinden geçmesinin önemini ısrarla vurgulayan ilk kuramcıdır.&nbsp;</p>



<p>Freud, hastaların bilinçdışıyla yalnız kalması adına onları divana uzandırır, kendini olabildiğince soyutlardı. Hastalarını divana uzandıran Freud’a karşın, Jung hasta ile analistin aktarımının bölünmemesi adına hastalarını divana uzandırmamıştır.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">İnsan ruhunun temeli</h3>



<p>Analitik psikolojiyi ekol haline getirip insan ruhunun temelini üçe ayırmıştır.&nbsp;Bunlar bilinç, bilinçdışı ve kolektif bilinçdışıdır. </p>



<p>Bilinç, dışarıya dönük tarafımızdır. Çevremizde olanları algılamak, insan ilişkilerimiz, kendimize dair bildiklerimizdir. Bireyin zihniyle ilgili doğrudan bildikleri bilinci oluşturur. Jung’a göre bilincimiz, erken yaşta başlayarak bilinçdışımızdan yavaş yavaş açığa çıkan kısmımızdır. </p>



<p>Bilinçdışı ise kişisel ve kolektif olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Jung bu ayrımı yaparak kendi akıl hocalarından ayrılmakta. Kişisel bilinçdışımızda bastırılmış duygularımız ve anılarımız, bilinç düzeyine henüz yükselmemiş içerikler bulunmaktadır. Zihnin kendini koruması gibi birçok sebepten dolayı bilinçdışına itilmiş tüm subliminal şeyler buradadır. </p>



<p>Son olarak kolektif bilinçdışı ise kişiye özgü değil kalıtım yoluyla aktarılmış ve bilinç düzeyinde gözlemlenemeyen tüm olguları kapsar.&nbsp;Bizlere atalarımızın deneyimlerinden miras kalmıştır. Jung kolektif bilinçdışını ‘’ben ötesi’’ olarak tanımlar. Kişisel bilinçdışının aksine bireylere özgü değil, evrenseldir. Masallar, dini hisler, birtakım korku ve kaygılarımız, düşlerimizdeki bazı genel imgeler kolektif bilinçdışımızın içeriğindedir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">Jung ve Rüya Yorumları</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/Why-Do-We-Dream-1333685958-770x533-1-1024x682.jpeg" alt="Carl Gustav Jung kimdir" class="wp-image-12293" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Why-Do-We-Dream-1333685958-770x533-1-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Why-Do-We-Dream-1333685958-770x533-1-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Why-Do-We-Dream-1333685958-770x533-1-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Why-Do-We-Dream-1333685958-770x533-1-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Why-Do-We-Dream-1333685958-770x533-1-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/Why-Do-We-Dream-1333685958-770x533-1.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Rüyaların psikolojik analizi denince akıllara gelen iki isim vardır: Freud ve öğrencisi Jung. Jung’ın rüya yorumlarını ele aldığımızda genellikle din, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/cadinin-yuregi-mitoloji-evlat-ve-dunyanin-sonu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">mitoloji</a> ve kültürel başka kavramları psikolojiye dahil ederek açıklamıştır. Rüyaların her bir parçasının anlamının olduğunu, geçmişteki yaşanmışlıklarımız ve deneyimlerimizin etkisiyle meydana gelen psişik bir olgu olduğunu ortaya koymuştur.&nbsp;</p>



<p>Rüyaların yorumlanmasında içeriği ve sembolizm oldukça önemli. Analiz için tek bir rüyadan ziyade rüyaların genel çizgisi ve birbirleriyle bağlantıları olup olmaması dikkate alınmalıdır. Örneğin, birey daha önce gördüğü bir rüyanın devamını görmüş mü, aynı rüyayı tekrar tekrar mı görüyor, yoksa birbirinden apayrı rüyalarında bile kesişen sembolizm ve anlamlar var mı?</p>



<p>Jung rüya teorisinde kişisel bilinçdışı, kolektif bilinçdışı ve arketipler gibi kavramlar kullanmıştır. Kişisel bilinçdışı kişiye özgüdür. Bilinç seviyesine çıkamamış veya çıktığında savunma mekanizmalarınca bastırılmış duyguların rüyalarda kendini açığa çıkarmasıdır. Sembolizm şeklinde rüyalarımıza yansır. Kolektif bilinç ise atalarımızdan bize miras kalan, şahsi geçmişimizden bağımsız birikimlerdir. Evrimle ilişkilidir. Tüm uluslara dahil unsurlar barındırabilir.  </p>



<p>Toplumsal ve kültürel durumların deneyimlenmese de bilinçdışına etki edebileceği düşüncesinden ortaya çıkmış bir kavram diyebiliriz. Arketip ise bilinçdışımıza ait olan imgelerdir. Doğum, ölüm, dost, düşman, anne, baba, kolye, silah, yaşlı, genç, nehir, okyanus… rüyalarımızdaki sembolizmin çıkış noktasıdır. Rüya analizanı arketiplere yeterince hakim olmazsa düşlerimizde ortaya çıkan mesajları doğru kavrayamayabilir.&nbsp;</p>



<p>Jung rüyaları değerlendirme yanlısıdır. Bilinçdışımıza açılan bir kapı olarak görür ve getirdiği olumsuzlukların da olumlu semboller kadar önemli olduğunu vurgular. İdealarımızı, fantezilerimizi, tecrübelerimizi, travmalarımızı aktardığı kadar telepatik ve ilahi yönleri olduğuna da kişisel olarak inanmıştır. Din ile rüyalar arasındaki ilişkinin varlığına inanan Jung özellikle Yahudilerin rüya yorumlama stillerinden etkilenmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Jung Kavramlarından: Arketipler</h3>



<p>Arketipler psikoloji literatürüne Carl Gustav Jung tarafından eklenmiştir. Ve Jung tarafından ortaya atılan belki de en komplike kavram diyebiliriz.  Bu sebeple  bir alt başlıkta detaylıca ele almak isterim. </p>



<p>Bizlere miras kalan arketiplerimiz, kalıtsal eğilimlerimizdir. Jung, bilinçdışımızda herkesçe ortak olan bazı imgeler olduğunu farketmiştir. Genellikle bunlar mitolojik ve dinseldir. Yinelenen bazı şekiller ve kalıplar halinde gözlemlenirler. Çünkü kişisel bilinçdışımızda biriken bireysel imgelerimiz dışında kolektif bilinçaltımızda bulunan genelleşmiş arketipler ruhu anlamada oldukça önemlidir.  </p>



<p>Özellikle rüyaların yorumu adına hangi imgenin kişisel, hangisinin kolektif bir arketip olduğunun algılanabilmesi büyük önem taşır. Örneğin, yaşlı bilge bir adam. Bu bireyin yaşantısında kişisel bir anlam taşımasa da birçoğumuzun rüyalarında en azından bir kere gördüğü bir figürdür. Veya bir deniz yolculuğu, kahraman bir varlık&#8230; Bazı imgelerin kolektif bilinçten geldiğini idrak edip danışanın kişisel deneyimlerine uydurmak için boş çaba harcamamaya çalışmıştır Jung.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Anima ve Animus</h3>



<p>Anima ve animus Jung&#8217;ın kolektif bilinçdışı teorisindeki arketiplerin bir parçasıdır. Erkeğin bilinçdışındaki iç benliğindeki kadınsı arketip anima, kadının bilinçdışındaki iç benliğinin erkeksi arketipi ise animustur. Başka bir deyişle, cinsiyet arketipidir.  </p>



<p>Kişi, cinsiyetine özgü değerlerini korumak için anima ve animusu gizler. Hatta bilinçdışının derinlerine saklar. Lakin bu karşı cinse özgü vasıflar rüyalarımızda ortaya çıkar. Örneğin, içindeki tanımadan kopmuş erkeklerin ekstrem kaba saba, animustan kopmuş kadınların ise yoğun duygusal çıkışları olabilir. Spiritüel bağlamda ise ruh eşimizin içimizdeki anima ve animusta karşılık bulduğu düşünülmekte. Ruhumuzu tamamlayacak diğer yarımızın aslında bilinçdışımızın derinliklerinde gömülü olduğu görüşü de Jung&#8217;ın anima ve animus kavramlarının öğretilerinden sayılabilir. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Değerlendirme</h2>



<p>Jung’ın görüşlerini genellenerek değerlendirirsek, insanı anlamanın ve problemlerine temas edebilmenin ruhsal yapıyı anlamlandırmaktan geçtiğini savunmuştur. İnsanlar yıllarca ruhsal sorunları tehdit, saklanması gereken, ayıp ve çözümsüz olarak görmüşlerdir. Lakin Jung, insanlığın bireysel ve toplumsal sağlamlığı adına psikoloji alanında olmayan kişilerin dahi psikoloji ve ruh sağlığı ile ilgili temel bilgiye sahip olması gerektiğini de belirtmiştir. Kişi ruh ve ruh sağlığına dair ne kadar bilgiye sahipse hayatındaki diğer alanlarda da farkındalığı o kadar yüksek olacaktır.</p>



<p>Bireylerin ruhsal desteğe ihtiyacı gün geçtikçe artmakta. İnsanlar diğer insanları anlamak bir yana dursun, kendi ruhlarını çözümleyemez durumda. Ruhsal problemler kişi özelinden çıkartılarak toplumsal problemler olarak değerlendirilmeli ve evrenselleştirilmelidir. Jung da bireylerin ruh yapıları ve sorunları önemsenmedikçe evrensel sorunların artacağını zamanında öngörmüştür. Dolayısıyla günümüzdeki <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/depresyon-soluk-hayatlar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">depresyon</a>, anksiyete gibi hastalıkların oranlarına baktığımızda ise ne kadar yerinde bir öngörü olduğunu söylemek pek de zor değil. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Kaynakça</h2>



<p>Jung, C. G. (2014). Analytical psychology. In <em>An Introduction to Theories of Personality</em> (pp. 53-81). Psychology Press.</p>



<p>Jung, C. G. (2011). <em>Introduction to Jungian psychology: Notes of the seminar on analytical psychology given in 1925</em> (Vol. 3). Princeton University Press.</p>



<p>Jung, C. G. (2011). <em>Memories, dreams, reflections</em>. Vintage.</p>



<p>Çetin, Ö. (2010). Jung Psikolojisinde Rüya. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 19 (2), 249- 269.</p>



<p>Fordham, F. (2015). Jung Psikolojisinin Ana Hatları, A. Yalçıner. (Çev.).9. Basım. İstanbul: Say Yayınları.</p>



<p>Beytur, T. (2018). <em>Carl Gustav Jung&#8217;da Bilinçli Davranış ve İçgüdü</em> (Master&#8217;s thesis, Kırklareli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).</p>



<p>KAVUT, S. (2020). Carl Gustav Jung: Kavramları, Kuramları ve Düşünce Yapısı Üzerine Bir İnceleme Carl Gustav Jung: A Study on His Concepts, Theories and Philosophy. <em>Uluslararası Kültürel ve Sosyal Araştırmalar Dergisi (UKSAD)</em>, <em>6</em>(2), 681-695.</p>



<p>Çetin, Ö. (2010). Jung psikolojisinde rüya. <em>Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi</em>, <em>19</em>(2), 249-269.</p>



<p>Tekgül, I. K. (2020).&nbsp;<em>Tunceli masallarına arketipsel sembolik bir yaklaşım</em>&nbsp;(Doctoral dissertation).</p>



<p>ERDOĞAN, M. (2020).&nbsp;<em>Dede Korkut Hikâyeleri’nin Jung’un Arketipler ve Psikolojik Tipler Kuramı Bağlamında İncelenmesi</em>(Doctoral dissertation, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü).</p>



<p>Ünal, A., &amp; Demirkol, Ş. (2022). Spiritüel Turizmin Mental Rahatlama ve Manevi Rekreasyon Etkisi Üzerine Bir İnceleme.&nbsp;<em>International Social Sciences Studies Journal</em>.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/carl-gustav-jung-kuram-ve-dusunce-yapisi/">Carl Gustav Jung: Kuram ve Düşünce Yapısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/carl-gustav-jung-kuram-ve-dusunce-yapisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savunma Mekanizmaları: Egoyu Korumak</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/savunma-mekanizmalari-egoyu-korumak/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/savunma-mekanizmalari-egoyu-korumak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2022 21:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[savunmamekanizmaları]]></category>
		<category><![CDATA[savunmamekanizmalarınelerdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=10207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Savunma mekanizması nedir? Savunma mekanizması türleri nelerdir? Savunma mekanizmalarını kullanmak sağlıklı bir tutum mudur? Çok daha fazlası için yazımızı okumaya davetlisiniz....</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/savunma-mekanizmalari-egoyu-korumak/">Savunma Mekanizmaları: Egoyu Korumak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Savunma mekanizmaları, bireyin kendini korumak için geliştirdiği psikolojik bir takım stratejilerdir. Freud’un öncülük ettiği psikanaliz teorisi ile ortaya atılmıştır. Zihin gerçekleri inkâr etme, kabullenmeme, çarpıtma, bastırma gibi mekanizmalarla egoyu korumaya çalışır.  </p>



<p>Kişi bunu bilinçsizce yapar. Savunma mekanizması kullandığının farkında değildir, çünkü öz-imajını korumasının tek yolu budur. Bilinçaltı karşılaştığımız veya bizi zorlayacak durumla baş edemeyeceğimizden endişelendiğinde bu mekanizmayı çalıştırmak durumunda kalır. Bir tür sakınma, saklanma süreci de denebilir.</p>



<p>Başta olumlu sonuçlar doğurabilecekmiş ve mantıklı bir stratejiymiş gibi gelebilir. Ancak savunma mekanizmaları uzun vadede olumsuz sonuçlara sebep olabilirler. Kesin çözüm değillerdir. Örneğin, yas sürecindeki bir kişinin bir süre inkar içinde olması doğal karşılanan bir tepkidir. Fakat inkâr durumunun uzaması yasın diğer süreçlerini geciktirebilir ve bir gün ortaya çıkması muhtemel olan hisleri içimizde daha uzun süre tutmaya sebebiyet verir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yapisal-kuram">Yapısal Kuram</h2>



<p>Psikanalitik teorinin önemli yapı taşlarından biri altbenlik, benlik ve üstbenliktir. Diğer bir adıyla id, ego ve süper ego. Bu yapısal kuram, zihni id, ego ve süperego olmak üzere üçe ayırır. İd en ilkel, evrimsel olarak taşıdığımız, daha hayvani ve daha dürtüsel olan tarafımızdır. Örneğin, cinsel arzularımız.  </p>



<p>Süper ego ise daha entelektüel olan, sosyal açıdan topluma uyum sağlamak isteyen, etik ve tinsel yanımızdır. Ego ise bir nevi id ve süper ego arasındaki köprüdür. Altbenlik ve üstbenlik arasındaki çekişmede durumsal olarak neyin daha doğru olacağı benliğin yani egonun görevidir. İd bilinçdışı (dürtüsel) iken ego bilincin kendisine, süper ego ise ön bilince denktir diyebiliriz.</p>



<p>İd isteklerin karşılanması için bireyi yönlendirirken, çoğunlukla id tarafından dürtülenen durum süper ego için kabul edilemez. Sosyal ve etik kuralları yok saymak üstbenlik için tartışmaya açık değildir. Dolayısıyla ego, hangi konularda id’in dürtüsel arzularının karşılanabileceği, hangi durum için etik ve ahlak kurallarının daha ağır basacağının kararını verir.  </p>



<p>Süper egonun ağır bastığı durumlarda ise id’in baskısından kurtulmak için ego savunma mekanizmalarını çalıştırır. Bu durumda id bizim daha içten, daha hayvani, daha dürtüsel ve etik nedir ahlak nedir ilgilenmeyen yanımız olduğundan zaman zaman korunmaya ihtiyaç duyar. Sevdiği birini kaybeden bir kişi için bastırmak, tepki vermemek, görmezden gelmek id için o an daha mantıklıdır. Aynı küçük bir çocuktan kötü haberi saklamak gibi.</p>



<p>Böylelikle egomuz yani benliğimiz iki tarafı da dengeleyecek bir çözüm bulmuş olur. Sağlıklı bir ego için id ve süper egonun olabildiğince dengede olması önemlidir.&nbsp;Şimdi id ve süper ego arasında kendini korumaya çalışan benliğimizin ortaya çıkarttığı savunma mekanizmalarının türlerini  inceleyelim.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Bastırma: Bilinçaltına İttirmek</h2>



<p>En basit haliyle bastırma mekanizması, kişinin yaşadığı olayı bir daha hatırlamak istememesi ve görmezden gelerek bilinçaltına itmesidir. Süper egonun uygun bulmadığı için izin vermediği duygu ve düşüncelerimizi zaman zaman bastırmaya çalışırız.  </p>



<p>İd’in aktardığı duyguların bastırılması oldukça yoğun bir enerji ister. Süper ego ve id arasındaki çekişmeden rahatsız olan ego ise id tarafından aktarılan tüm duygu ve dürtüleri bilinçaltının derinliklerine doğru ittirir. Dolayısıyla duygularımızı yaşamak, hissetmek yerine enerjimizi olduğu gibi onları bastırmaya harcarız. Karşılığında ise bozulmuş bir realite algısı ve tüm enerjiyi bastırmaya harcadığımızdan yorgunluk ile baş başa kalırız.  </p>



<p>Bilinçaltı henüz yüzleşmeye hazır olmadığı durum, olay veya duyguların getirdiği kaygı ve korkuyu deneyimlemeye hazır değildir. Bu sebeple bastırmak kısa vadede mantıklı bir strateji gibi gelir. Birey böylece o istemediği duyguyu süpürebildiği kadar halının altına süpürür ve yüzleşmek zorunda kalmaz. Duygunun getirdiği korku ve kayıpları bir kutuya koyup rafa kaldırır.&nbsp;</p>



<p>Psikanalitik yaklaşıma göre, bastırılmış duygu ve düşünceler çoğunlukla rüyalarımızda ortaya çıkar. Dalgın olduğumuzda ağzımızdan &#8220;dil sürçmesi&#8221; diye çıkıverebilir de. Çocuklarda ise kabuslar, yatak ıslatma gibi durumlar gözlenebilir.</p>



<p>Bilinçaltına baskılamak, kısa vadede travmatik olayın etkilerini azaltsa da bazen kişinin gerçeklik algısının bozulmasına da sebebiyet verebilmekte. Bilinçten ve realiteden bu kadar kopuk olmak ise ilerde psikolojik sağlık açısından sorun teşkil edebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">En Sık Kullanılan Savunma: İnkâr</h2>



<p>İnkar, savunma mekanizmaları arasında en çok bilinen stratejidir. Kişi yaşadığı travmatik olayı veya hissettiği yoğun duyguları tamamiyle inkâr eder. Örneğin, sevdiği birini kaybeden kişi ısrarla o kişinin ölmediğini söylüyorsa, inkâr mekanizması aktiftir.  </p>



<p>Üstüne gidilmesi, aklını yitirmiş gibi davranılması, ısrarla gerçeğe inandırmaya çalışılması pek olumlu sonuçlar vermeyebilir. Zihin olayı algılamadığından değil, henüz kabul ettiğinde gelecek yıkıma hazır olmadığından bu yolu seçer.</p>



<p>İnkâr ile bastırma birbirlerine benzerliklerinden ötürü zaman zaman karışabilir. Aralarındaki fark ise şudur: Bastırmada birey durumu yalanlamaz, sadece olay hakkında konuşmak veya hissetmek istemez. Görmezden gelmek ister. İnkârda ise zihin gerçekliği kabullenmekte zorluk çeker, olay hakkında konuşmak istemediği veya hislerinden çekindiğinden değil; onun için ortada konuşmaya gerek olan bir durum yoktur. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yön Değiştirme</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/path-ga105274a9_1280-1024x682.jpg" alt="Savunma Mekanizmaları" class="wp-image-11646" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/path-ga105274a9_1280-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/path-ga105274a9_1280-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/path-ga105274a9_1280-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/path-ga105274a9_1280-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/path-ga105274a9_1280-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/path-ga105274a9_1280.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Savunma mekanizmalarımızdan bir diğeri, yön değiştirme. Kişinin duygularını asıl olaya veya kişiye değil de başka bir şeye yönlendirmesi diyebiliriz. Genelde kaçınılan kişi veya olaydan ziyade duygularımızı çıkarmanın daha kolay olacağı bir yere yöneliriz. Örneğin, patronu ile kavga eden kişinin sinirini evindeki insanlara yöneltmesi gibi. Ailesinin kızgınlığıyla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen duyguları dışarı çıkmak için çırpınan birey, çareyi burada bulur. Daha az risklidir. </p>



<p>Yön değiştirme duyguların farklı bir bireye veya duruma aktarılması ile ortaya çıkabildiği gibi, bazen fobilerimiz olarak da ortaya çıkabilir. Bilinci etkileyen olayın hiçbir bağlantısı olmasa da durumun içerisindeki nesne veya olguya karşı yoğun bir korku da besleyebiliriz. Örneğin, geç kaldığımız veya erken gittiğimiz için karşılaştığımız bir olayı araba sürüş şeklimize bağlayıp şoförlük yapmaya karşın bir korku beslemeye başlayabiliriz. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yansıtma </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/pretty-woman-635258_1280-1024x682.jpeg" alt="savunma mekanizmaları" class="wp-image-10482" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pretty-woman-635258_1280-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pretty-woman-635258_1280-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pretty-woman-635258_1280-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pretty-woman-635258_1280-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pretty-woman-635258_1280-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pretty-woman-635258_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yansıtma mekanizmasında bilinç kendi yaptığı veya kendi hissettiği bir şeyi sanki karşısındaki yapıyormuş veya hissediyormuş gibi ona yükler. Örneğin, sınavdan kalan bir öğrencinin durumu öğretmeninin onu sevmemesine bağlaması gibi. Bu bireyler kendi yaşadıkları içsel sorunları ve güvensizlikleri karşıya aktararak suçu başkasına yüklerler. Karşıdakine sinirlenmek kendine sinirlenmekten çok daha kolay gelir.</p>



<p>İnsan ilişkilerinde çok karşılaşılan örneklerden biri ise kendi duygularımızı karşıdaki hissediyormuş gibi tepki vermek. İş arkadaşlarından birine karşı hisler beslemeye başlayan bir erkek, eşinin iş arkadaşlarına karşı yoğun bir kıskançlık göstermeye başlar. Sanki eşi onu iş arkadaşıyla aldatıyormuş gibi muamele gösterir. Aslında kendi hislerini eşine yansıtmaktadır.  </p>



<p>Kendi duygu ve dürtülerini içten içe bilir ve &#8221;ben böyle hissedebiliyorsam o da hissedebilir&#8221; diye düşünerek duygularını karşısındaki bireye mal edebilir. Bu savunma mekanizmasının özellikle bu örnekteki amacı biraz da suçluluk duygusunu bastırmak adınadır. Tek taraflı bir yanlışı veya kendi hatamızı kabul etmek yerine bazen karşımıza yansıtarak suçluluk duygusundan kurtulmaya çabalarız.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Diğer Savunma Mekanizmaları</h2>



<p>İnkâr, yön değiştirme ve yansıtma en çok kullandığımız savunma mekanizmalarından. En az onlar kadar kullandığımız ve egomuzu korumaya yarayan bir çok başka stratejiye de sahibiz tabii. Bunları da kısaca açıklayayım.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Mantığa Bürüme (Rasyonalizasyon) ve Neden Bulma</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="717" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/man-5723449_1280-1024x717.webp" alt="savunma mekanizmaları" class="wp-image-10484" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/man-5723449_1280-1024x717.webp 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/man-5723449_1280-300x210.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/man-5723449_1280-768x538.webp 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/man-5723449_1280-480x336.webp 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/man-5723449_1280.webp 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Adından da anlaşılabileceği gibi yaşanan durumu tamamen mantık çerçevesinde sunmak ve alışmak adına bir takım bilgileri kullanmak diyebiliriz. Örneğin, kişi bir yalan söylediyse ve bu yalanın sonu kötü sonuçlandıysa, kendince sebepler üretir. Yalan söylemesinin aslında çok haklı sebepleri olduğunu kendine söyler. </p>



<p>Neden bulma savunma mekanizması da mantığa bürümeye oldukça benzer. Neden bulmayı gün içerisinde neredeyse hepimiz küçük büyük bir çok durumda kullanırız. Durumlara mantıklı ve toplumsal onay görebilecek sebepler bulmaya çalışırız.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Özdeşleşme ve Özleştirme</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="692" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/girl-2227755_1280-1024x692.jpeg" alt="savunma mekanizmaları" class="wp-image-10483" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/girl-2227755_1280-1024x692.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/girl-2227755_1280-300x203.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/girl-2227755_1280-768x519.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/girl-2227755_1280-480x324.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/girl-2227755_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Özdeşleşme; genelde çocukların bir ebeveyni, öğretmeni, akranını veya ünlü birini model almasıyla başlar. Hareketlerinden düşüncelerine, konuşmalarına kadar bu kişiyi veya kişileri taklit ederler. Bunun sebebi bilinçaltında kişinin kendini &#8221;sevilmeye değer&#8221; veya &#8221;yeterince iyi&#8221; olmadığı endişesidir. Sevilmeme ve onay görememe ihtimalini ortadan kaldırmak için kişi zaten çevresi tarafından sevilen birini örnek alır. Böylece bilinç sevileceğine emin olur. </p>



<p>Özleştirme ise özdeşleşmeden daha katıdır. Kelimeden anlaşılacağı gibi birey sadece örnek almakla kalmaz, o kişiyle özleşir. Örneğin, kendi düşüncelerine taban tabana zıt da olsa özleştiği kişinin siyasi görüşünü de benimseyebilir. </p>



<p>Özdeşleşme mekanizmasında hali hazırda bir takım ortak noktalarımız olduğu kişiyi model seçmeye daha yatkınızdır. Özleştirmede ise sevilme ve onay görme ihtimali için başkasının kişiliğine bürünmek mantıklı bir strateji gibi gelir. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Yüceltme</h3>



<p>Adından da anlaşılabileceği gibi olması imkansıza yakın şeylerin &#8221;yüceltilmesi&#8221; ile ego kendini korur. Örneğin; çok aşık bir adam, aşkına karşılık bulamadığını düşünmek ve yüzleşmek yerine aşkını yüceltir. Ona şarkılar, şiirler yazar. Karşısındaki aşık olduğu da bir insan değilmiş de yüce bir varlıkmış gibi davranır. Bu kadar yüce bir varlık zaten onu neden istesin ki? Böylece asıl durumla yüzleşmek yerine yüceltmeyi seçer. Bu açıdan; bir çok şiir, şarkı ve sanat eserini savunma mekanizmalarından yüceltmeye borçluyuz da diyebiliriz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hayal Dünyasına Kaçma</h3>



<p>Eğer kişi kaygı içeren bir durumdaysa hayal dünyasına dalarak bu durumdan kaçabilir. Örneğin, yarın önemli bir sınavı olan bir öğrenciyi ele alalım. Öğrenciye o an ders çalışmak ve sınavı düşünmek çok kaygı verebilir. Bunun yerine sınavını geçtiğini, istediği mesleği yaptığını, hatta mesleğinde dünyaca ünlü olduğunu düşünmek sakinleşmesi için bir stratejidir. Hayal dünyamıza sığınmak, gerçeklikten kopmadığımız sürece oldukça etkili. </p>



<p>Savunma mekanizmaları uzun sürmedikçe, günlük hayatımızı etkilemedikçe ve gerçeklik algımızla oynamadığı sürece egoyu korumak için bilincin ürettiği işler stratejilerdir. İd ve süper egonun arasında sıkışıp kalan ego bahsettiğim mekanizmalarla kendini korumuş olur. En önemlileri ve en çok kullandığımız savunma mekanizmaları yukarıda bahsettiklerim. Fakat bahsederek bitiremeyeceğimiz kadar savunma mekanizmamız var. Örneğin, mizah da çok sık kullandığımız bir savunma mekanizması. Özellikle günümüz sosyal medya devrinde artık ciddiyet içeren hemen hemen her şeyin mizahı da var. Bu bir kesim insan için olayların kaygısını azaltmakta.</p>



<p>Sonuç olarak tehditleri ve kaygıları azaltmak için kullandığımız binbir türlü başa çıkma mekanizmamız mevcut. Dozunda olduğu sürece de hepsi psikolojik sağlığımızı dengede tutmaya yardımcı, oldukça doğal mekanizmalar. </p>



<h2 class="wp-block-heading"><em>Kaynakça</em></h2>



<p>Bilge, Y. (2018). Kişilik bozuklukları ve savunma mekanizmaları.&nbsp;<em>Turkish Studies</em>.</p>



<p>Taşkent, A. (2010).&nbsp;<em>Alkol ve/veya madde bağımlıları ile bağımlılığı olmayan bireylerin savunma mekanizmaları açısından karşılaştırılması, çocukluk çağı travmaları, disosiyatif yaşantılar ve bağımlılık şiddetinin savunma mekanizmaları üzerindeki etkisinin incelenmesi</em>&nbsp;(Master&#8217;s thesis, Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).</p>



<p>Cramer, P. (2000). Defense mechanisms in psychology today: Further processes for adaptation.&nbsp;<em>American psychologist</em>,&nbsp;<em>55</em>(6), 637.</p>



<p>Cramer, P. (1998). Coping and defense mechanisms: What&#8217;s the difference?.&nbsp;<em>Journal of personality</em>,&nbsp;<em>66</em>(6), 919-946.</p>



<p>Euler, S., Stalujanis, E., Allenbach, G., Kolly, S., De Roten, Y., Despland, J. N., &amp; Kramer, U. (2019). Dialectical behavior therapy skills training affects defense mechanisms in borderline personality disorder: An integrative approach of mechanisms in psychotherapy.&nbsp;<em>Psychotherapy research</em>,&nbsp;<em>29</em>(8), 1074-1085.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/savunma-mekanizmalari-egoyu-korumak/">Savunma Mekanizmaları: Egoyu Korumak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/savunma-mekanizmalari-egoyu-korumak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manipülasyon: Algı Yönetimi ve Kandırmanın Psikolojisi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/manipulasyon-algi-yonetimi-ve-kandirmanin-psikolojisi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/manipulasyon-algi-yonetimi-ve-kandirmanin-psikolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2022 21:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[duygusalmanipülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyonnedir]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyonteknikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=10795</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Manipülasyon nedir?" ve "Manipülasyon türleri nedir?" soruları üzerine konuşuyoruz bu kez... Yazımızı okumaya davetlisiniz!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/manipulasyon-algi-yonetimi-ve-kandirmanin-psikolojisi/">Manipülasyon: Algı Yönetimi ve Kandırmanın Psikolojisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Manipülasyon, kişiler arası ilişkilerde bir tarafın karşı tarafı yönetmek ve yönlendirmek için uyguladığı toksik yöntemlerdir. Kukla gibi oynatma çabasıdır. Başkasının düşünceleri veya özgür iradesi önemsizdir, manipülatörün istediği gibi hareket edilmelidir.</p>



<p>İnsanoğlunun doğasında olan başkasını etkileme, etkisi altına alma isteğinin fütursuzca ileriye taşındığı bir durumdur manipülasyon. Tam türkçe karşılığının &#8220;yönlendirme&#8221; veya &#8220;güdüleme&#8221; olmasından da belli.&nbsp;</p>



<p>Psikolojik manipülasyon tekniklerinin başında yalan söylemek, duygusal manipülasyon, aşağılama, mahrum bırakma, maruz bırakma, egoyu okşama, provoke etme, yanlış yönlendirme ve beyin yıkama gibi teknikler gelir.  </p>



<p>Son zamanlarda oldukça popüler olan ve özellikle gençlerin birbirlerini çok maruz bıraktığı manipülasyon teknikleri de bulunmakta. Örneğin; gaslighting, ghosting, mansplaining gibi.&nbsp;Yazının devamında bu kavramları da açıklayacağım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-etkili-psikolojik-manipulasyon-teknikleri">Etkili Psikolojik Manipülasyon Teknikleri</h2>



<p>Psikolojik manipülasyon özellikle bir çıkar uğruna, istenen şeyi elde etmek uğruna karşıdaki kişiyi kontrol etme çabasına denir. Birey manipüle edildiğine dair bir fikir oluşturmaz. Farkına varmaz. Kendi kararıyla yaptığını veya söylediğini zanneder. Aslında kişi, tehlikeli bir psikolojik şiddet yöntemi olan manipülasyon mağdurudur. </p>



<p>Örneğin, manipüle edildiğinizde siz daha farkına varmadan &#8220;&#8230; yapmam&#8221; dediğiniz bir şeyi yaparken, &#8220;&#8230; savunmam&#8221; dediğiniz bir ideolojiyi savunurken kendinizi bulabilirsiniz. Şimdi bu güçlü manipülasyon tekniklerinden en sık kullanılanlarından bahsedelim. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Yalan Söylemek</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/scam-4126798_1280-1024x682.jpeg" alt="MANİPÜLASYON NEDİR" class="wp-image-10799" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/scam-4126798_1280-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/scam-4126798_1280-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/scam-4126798_1280-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/scam-4126798_1280-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/scam-4126798_1280-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/scam-4126798_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Gerçeklik çarptırılır, bazen gerçeğe yakın bazen ise tamamen alakasız bir hikâye gibi aktarılır. Yalan söylemek gündelik hayatta hemen hemen herkesin &#8220;beyaz yalanlar&#8221; da olsa kullandığı bir durum. Henüz evden çıkmamışken yoldayım demek gibi durum kurtarıcı ve küçük olabildikleri gibi karşı tarafı manipüle etmek için kullanılan yalanlar da mevcut. Örneğin, bir işe alınmak için özgeçmişinde yalan söylemek. Hatta evlenmek için kendini bambaşka biri gibi tanıtmak da oldukça yaygın. </p>



<p>Güven insanın huzur ve mutluluğu için önemli duygulardan. Güvendiğimiz kişilerle olmak, güvendiğimiz bir çevrede yaşamak veya güvenmediğimiz insanlardan uzak durmak içgüdüseldir. Güvendiğimiz birinin de yalan söyleyerek bizi manipüle ettiğinin farkına varmak oldukça yıkıcı sonuçları olabilecek bir durum.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Aşağılamak ve Provoke Etmek</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/argument-4203671_1280-1024x682.jpeg" alt="manipülasyon" class="wp-image-10798" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/argument-4203671_1280-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/argument-4203671_1280-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/argument-4203671_1280-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/argument-4203671_1280-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/argument-4203671_1280-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/argument-4203671_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Spor, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanat</a>, siyaset, din gibi toplumsal konularda keskin görüşleri olan bireyler genelde karşı tarafı aşağılama yoluna girebilirler. Bu fanatikleşmenin bir sonucudur. Toplum önünde küçük düşürme, aşağılama, ezme gibi zorbalık yöntemleriyle karşıt düşüncedeki bireyi fikrini veya eylemini değişmeye iter. Değiştirmese bile kişi düşüncesini veya tarafını artık eskisi gibi belirtmekten çekinmeye başlar.&nbsp;</p>



<p>Özgüveni sarsılan kişi bu durumda ya fikrini savunacak ya da toplumdan dışlanacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kurban Rolüne Girmek </h3>



<p>İngilizce&#8217;de &#8221;victim role&#8221; olarak da geçer. Manipülatör burada sürekli mağdur, kurban, haksızlığa uğrayan rolünde gibi bir tavır içerisindedir. Bu sayede hep kendisinin acı çektiği, hep onun alttan alınması gerektiği, hep kendine sempatik davranılması gerektiği algısını yaratır. Manipülasyon edilen birey kendini suçlu veya haksızlığı yaratan kişi olarak görse de aslında bu bir akıl oyunudur. Gerçek mağdur ta kendisidir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Mahrum Bırakmak</h3>



<p>Bu manipülasyon yönteminin işe yaraması için genelde bir as-üst durumuna ihtiyaç vardır. Örneğin, patron- çalışan veya ebeveyn-çocuk ilişkisi. Manipülatörün elinde karşı taraftan alabileceği, mağduru mahrum bırakabileceği bir şey olmalıdır. Mağdur bunun kaybından çekinmelidir. Bariz bir psikolojik şiddet yöntemi olduğunu söylemeye bile gerek yok. Karşıdaki kişiyi itaat etmeye mecbur bırakmaktan başka bir şey değil. Bu manipülasyonun kurbanı olmamak için bireysel, ekonomik ve hukuksal özgürlük ise oldukça önemli.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Yanlış Yönlendirmek</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/road-sign-5740766_1280-1024x682.jpeg" alt="manipülasyon teknikleri" class="wp-image-10800" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/road-sign-5740766_1280-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/road-sign-5740766_1280-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/road-sign-5740766_1280-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/road-sign-5740766_1280-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/road-sign-5740766_1280-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/road-sign-5740766_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Kurbanının yumuşak karnını belirleyen manipülatör, bunu kullanarak manipüle etmeye çabalar. Bir zaafını öğrenir ve buna göre eyleme geçer. Aynı bir kukla gibi oynanır ama bu kararını manipülatörün yönlendirmesiyle değil de zaafı için yaptığını zanneder.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Duygusal Manipülasyon</h2>



<p>Belki de şahit olunabilecek, deneyimlenebilecek en kötü manipülasyon türlerinden biridir duygusal manipülasyon. Duygusal olarak manipüle edilen biri kararlarının yönlendirildiğinin uzun süre farkına bile varmaz.&nbsp;</p>



<p>Hepimizin duygusal olarak onu hissetmektense karşı tarafın istediğini yapmayı seçeceği durumlar var. Çaresiz kalan zihnimiz ise bir terazi kurduğunda, o suçluluk vb. gibi duyguyu hissetmektense isteneni yapmanın daha pratik olduğuna inandırılır.</p>



<p>Yapmak istemediğiniz bir şeyi vicdanınıza oynandığı için kendinizi bir anda yaparken bulabilirsiniz. Duygusal anlamda tehdit edildiğinizi fark etmezsiniz. Zorlama ile yaptığınızı anlamanız bile çok uzun zaman alabilir çünkü ortada fiilen bir zorlama yok. Duygularınız manipüle edilmiştir.  </p>



<p>Özellikle duygu durum bozukluğu ve <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?s=NARS%C4%B0ZM" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Narsizm</a> gibi psikolojilere yatkınlığı olan insanlar duygusal manipülasyona daha sık başvururlar. Sosyal kaygısı olan, hayır demekte zorlanan, başka insanları memnun etme baskısı hisseden, dışlanmaktan korkan insanlarsa duygusal manipülasyona daha açıktır. Kaygılı bağlanan ve kaybetme korkusunu yoğun yaşayan kişiler de öyle.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Gaslighting: İlişkilerde Manipülasyon Yöntemi</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/25hoberman1-superJumbo-1024x682.jpeg" alt="manipülasyon" class="wp-image-10889" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/25hoberman1-superJumbo-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/25hoberman1-superJumbo-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/25hoberman1-superJumbo-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/25hoberman1-superJumbo-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/25hoberman1-superJumbo-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/25hoberman1-superJumbo.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Gaslight filminden Jack ve Bella</figcaption></figure>



<p>Gaslight, bir psikolojik manipülasyon hatta bir psikolojik taciz ve şiddet yöntemidir. Kelimenin karşılığı &#8220;gaz lambası&#8221; olarak geçmekte. Bunun sebebi anlamını <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Gaslight" target="_blank" rel="noreferrer noopener">&#8221;Gaslight&#8221;</a> isimli önce tiyatro oyunu olarak karşımıza çıkıp sonraki yıllarda filmi çekilen eserden almasıdır. Filmde Jack ve Bella isimlerinde bir çiftimiz vardır. Jack eşini çok uç sınırlarda manipüle eden ve bu şekilde delirten bir erkek.  </p>



<p>Gaz lambası ise tam olarak eşinin aklıyla oynama biçimi aslında. Evlerindeki gaz lambasını giderek kısan Jack, Bella bunu fark edip söylediği zaman saçmaladığını ve lambanın aynı şiddetle yandığını iddia ediyor. Kendi aklına güvenememeye başlayan Bella ise gün geçtikçe Jack&#8217;e daha da bağımlı hale geliyor.  </p>



<p>Gaslight terimi ise bu oyun ve filmin üzerine literatürdeki yerini alıyor. Literatüre en başta kişiyi delirdiğine inandıracak seviyede kasıtlı şekilde manipüle etmek olarak geçiyor. Günümüzde ise çok daha geliştirilmiş ve üzerine pek çok araştırma bulunan bir manipülasyon tekniğidir.</p>



<p>Daha çok evliliklerde ve ikili ilişkilerde gözlemlenen bir manipülasyon türü. Gaslight&#8217;a maruz kalan birey kendi düşüncelerinden bile şüphe eder, kendi anılarına ve hafızasına güvenemez hale gelir. Manipülatör, mağdura gerçekliğinden emin olduğu konularda bile şüpheye düşürecek söylemlerde bulunur.  </p>



<p>Örneğin, kavga etmiş bir çifti ele alalım.  Eşlerden biri hiçbir şey olmamış gibi davranıyor, partneri ise inanılmaz öfkeli olsun. Manipülatör olan taraf kavga etmediklerini, o cümleyi öyle kurmadığını, tepkisine anlam veremediğini söyler ve saatler önceye dair olan anısından eşini şüphe ettirir. &#8220;Acaba ben mi abartıyorum?&#8221; &#8220;O cümleyi öyle kurmamış mıydı sanki?&#8221; gibi düşünceleri oluşmaya başlar.</p>



<p>Sizi tepkinizin anormal olduğuna çok usta bir şekilde inandırmıştır artık. Zamanla sadece tepkinizi değil tüm gerçeklik algınızı bozmaya başlar. Dikkati dağılan ve kendi zihnine dahi güvenemez hale gelen birey ise manipülatör için kontrol etmesi kolay biri haline bürünür. Özgüveni yerle bir olan bireyin en sonunda kendine duyduğu saygı ve biçtiği değer de beraberinde azalır. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Gaslight Adımları</h3>



<p>Genellikle üç farklı biçimde uygulanıyor. Bunlar; gizlemek, durumu kontrol etmek ve değiştirmek. İstismarcı durumu mağdurdan gizliyor, durumu değiştirip gerçeklik algısıyla oynuyor ve gerçeklik algısı yiten mağduru kontrol etmesi kolaylaşmış oluyor. </p>



<p>Manipülatör olayı her seferinde daha farklı, değişerek anlatırsa mağdurun kafası karman çorman olur. Bazen detaylıca anlatmayıp &#8220;hatırlamıyor musun?&#8221; gibi tepkiler, &#8220;sen görmemişsindir&#8221;, &#8220;sen beni dinlemiyorsun&#8221; gibi söylemlerle de kendi aklından şüphe ettirir. </p>



<p>Çok ileri seviyelerde ve uzun süre gaslight türü bir manipülasyona maruz kalmak psikolojik olarak oldukça yıpratıcı. Hatta <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/depresyon-soluk-hayatlar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">depresyon</a>, anksiyete ve <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikoz-siyah-kugu-ve-kusursuzluk-arzusu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">psikoz</a> dahi tetiklenebilmekte.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Psikolojik Manipülasyonun Önüne Geçmek</h2>



<p>Bireysel olarak önlem almak bir çok konuda olduğu gibi manipülasyondan korunmakta da mümkün. Fakat bir önlem alabilme yöntemi olması demek, manipüle edildiğiniz zaman sizin suçlu olduğunuz anlamına asla gelmemeli.  </p>



<p>Manipüle olmanın tüm olayı zaten sizin farkında olmadan yönlendirilmenizde. Elinizde olmasa da etrafınızdaki insanları seçerken en azından daha dikkatli olabilir, birine güvenirken iki kere düşünebilirsiniz. Doğrusunu yanlışını öğrenerek, tek bir kişinin sözüyle harekete geçmeyerek, karar alırken kendi aklınıza ve iç sesinize öncelikle güvenerek de kendinizi güvenceye bir miktar da olsa alabilirsiniz.</p>



<p>Bilincinde olarak ya da olmayarak gün içinde maruz kaldığımız onlarca manipülasyon yöntemlerine umarım farkındalık getirebilmişimdir. Manipülasyonun ve psikolojik şiddetin her türünden olabildiğince uzak günler dileğiyle…</p>



<h2 class="wp-block-heading"><em>Kaynakça</em></h2>



<p>Al, E. (2017). Algı Yönetimi ve Manipülasyon: Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi.&nbsp;<em>Insan ve Toplum</em>,&nbsp;<em>7</em>(2), 206.</p>



<p>YAVUZ GÜZEL, H., &amp; ŞAHİN, D. N. (2018). Belirsizlikle İlişkili Düşüncelerin Ulaşılabilirliği Üzerinde Psikolojik Dışlanmanın Etkisi.&nbsp;<em>Archives of Neuropsychiatry/Noropsikiatri Arsivi</em>,&nbsp;<em>55</em>(2).</p>



<p>DEMİREL, Y. (2020). GERÇEKLİK ALGISINI BOZMAYA YÖNELİK TEHLİKELİ BİR PSİKOLOJİK İSTİSMAR BİÇİMİ: GASLIGHTING.&nbsp;<em>EUROASIA JOURNAL OF SOCIAL SCIENCES &amp; HUMANITIES</em>,&nbsp;<em>7</em>(12), 8-15.</p>



<p>Güler, M. (2018). Bir manipülasyon aracı olarak rızanın imalatı.&nbsp;<em>Abant Kültürel Araştırmalar Dergisi</em>,&nbsp;<em>3</em>(5), 75-101</p>



<p>Sweet, P. L. (2019). The sociology of gaslighting.&nbsp;<em>American Sociological Review</em>,&nbsp;<em>84</em>(5), 851-875.</p>



<p>Stark, C. A. (2019). Gaslighting, misogyny, and psychological oppression.&nbsp;<em>The monist</em>,&nbsp;<em>102</em>(2), 221-235.</p>



<p>Nazir, T., &amp; Özçiçek, A. (2022). Gaslighting: İki yüzlü bir duygusal istismarla yüzleşmek.&nbsp;<em>Anadolu University Journal of Education Faculty</em>,&nbsp;<em>6</em>(3), 241-250.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/manipulasyon-algi-yonetimi-ve-kandirmanin-psikolojisi/">Manipülasyon: Algı Yönetimi ve Kandırmanın Psikolojisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/manipulasyon-algi-yonetimi-ve-kandirmanin-psikolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Kaygı: Tanısı, Belirtileri ve Bireysel Etkileri</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sosyal-kaygi-tanisi-belirtileri-ve-bireysel-etkileri/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sosyal-kaygi-tanisi-belirtileri-ve-bireysel-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2022 21:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalaksiyetenedir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalanksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalkaygı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalkaygınedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=9057</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal Kaygı nedir? Sosyal Kaygı tanıları nelerdir? Sosyal Kaygı için tedavi yöntemleri nelerdir? Tüm bu sorular ve daha fazlası için yazımızı okumaya davetlisiniz...</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sosyal-kaygi-tanisi-belirtileri-ve-bireysel-etkileri/">Sosyal Kaygı: Tanısı, Belirtileri ve Bireysel Etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sosyal anksiyete, bireyin sosyal ortamlarda hareketlerinin veya görünüşünün yargılanacağından veya alay konusu edileceğinden kaygı duymasıdır. Her sosyal kaygı ‘’bozukluk’’ denebilecek kriterlere uymasa da pek çok insan sosyal ortamlardaki izlenimi ile ilgili endişe hissedebilir.&nbsp;</p>



<p>Utanmak, çekinmekten ziyade olumsuz değerlendirileceğine kişi emindir. Birey utangaçlıktan çok daha ciddi duyguları deneyimler. Kaygı, korku, sinir, yüzün kıpkırmızı kesilmesi, ellerde ve bacaklarda titreme, mide kasılması, aşırı terleme, nefes alamama, sesin titremesi veya hiç çıkmaması, kalp çarpıntısı…  </p>



<p>Bireyin kaygılandığı için bu semptomları yaşaması yetmezmiş gibi üzerine bir de bu belirtilerin çevresindekiler tarafından anlaşılmasından da kaygılanır. Böylelikle bir kaygı döngüsünün içinde sıkışıp kalmış olurlar.&nbsp;</p>



<p>Korktukları şeyin mantıksız olduğunu kabul etseler hatta dile getirseler de bu endişelerini dindirmeye yetmez. Bu kaygı günlük yaşamlarının işleyişini bozacak seviyeye geldiğinde ise psikolojik bir bozukluk seviyesine ulaştığını tahmin edebiliriz.&nbsp;</p>



<p>Anksiyete bozukluklarının alt başlıklarından biri olan sosyal anksiyete bozukluğu nedir, ne değildir biraz daha detaylandıralım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sosyal-anksiyete-bozuklugu-tani-ve-kriterleri">Sosyal Anksiyete Bozukluğu Tanı Ve Kriterleri</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/depression-4782718_1280-1024x682.jpeg" alt="Sosyal Kaygı" class="wp-image-9154" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/depression-4782718_1280-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/depression-4782718_1280-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/depression-4782718_1280-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/depression-4782718_1280-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/depression-4782718_1280-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/depression-4782718_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Psikolojik bozuklukların tanısı için en sık kullanılan kaynak DSM-5 el kitabıdır. DSM-5’e göre en kısa tanımımız kişinin dışarıdan da görülebilecek şekilde sosyal durumlara duyduğu yoğun korku veya kaygıdır.&nbsp;</p>



<p>Semptomlardan bir diğeri, kişinin yargılanabileceği şeylerin başına gelmesinden veya yanlış bir söylemde bulunmaktan korkmasıdır. Örneğin, kendini küçük düşüreceği veya utanmasına yol açacağı için düştüklerinde dalga geçileceklerinden korkabilirler. Veya kendi fikirleri sosyal çevreleriyle uyuşmuyorsa belirtmekten kaçınırlar. Dışlanmaktansa sessizliği tercih ederler. Toplumsal durumlar neredeyse istisnasız bir şekilde korku ve kaygı doğurur.&nbsp;</p>



<p>Dördüncü semptomumuz ise bu korku doğuran durumlardan kaçınma hareketi sergilenip sergilenmemesidir. Birey bahaneler üreterek, kendince sebepler bularak sosyal kaygı hissettiği ortamdan çıkar.</p>



<p>Beşinci semptom ise bize kaçınılan sosyal ortamın bağlamca orantısızlığıdır. Örneğin, kaçtığı ortam ile kaygısının gerçekleşme ihtimali olan ortam birbirinden oldukça bağımsızdır. Altıncı semptomumuz bu durumun en az 6 aydır sürmesi gerektiği, yedinci semptomumuz ise bu kaygının işlevselliği etkilemesidir.&nbsp;</p>



<p>Yaşanan bu yoğun kaygının hiçbir fizyolojik kaynağı da olmamalıdır. Diğer bir kriter olarak, bireyin yaşadığı bu durum başka bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/bipolar-bozukluk-sessiz-cigliklarin-disa-vurumu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">psikolojik bozukluk</a> ile de açıklanmamalıdır. Örneğin, eğer kişinin yaşadığı durum <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/panik-bozukluk-panige-sarilmak" target="_blank" rel="noreferrer noopener">panik bozukluk</a> kriterleriyle uyumluysa tam olarak sosyal kaygı tanısı konmadan karşılaştırılmalıdır.</p>



<p>Son kriterimiz ise sağlığı ilgilendiren ve sosyal kaygıyla eşleşebilecek herhangi bir durumun kesinlikle olmamasıdır. Örneğin, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/madde-bagimliligi-zayiflik-mi-hastalik-mi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">madde kullanımı</a>na sebebiyet vermemesi veya madde kullanımından kaynaklanmadığına emin olmak gerekli.</p>



<p>Anksiyete bozuklukları tanısı koymak için semptomlardan en az 3 tanesi olması gereklidir. Fakat bu yazının sadece bilgilendirme amaçlı olduğunu ve herhangi bir şekilde kendi kendinize tanı koymamanız gerektiğini hatırlatmak isterim. Her kişi biriciktir ve ruh sağlığı uzmanlı olmayıp tanı koyabildiğini iddia eden kimseyi ciddiye bile almamanızı öneririm.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sosyal Fobi ve Psikolojik Kuramları</h2>



<p>Psikolojik araştırmalar sadece insanların değil hayvanların da bakılmaktan, incelenmekten tedirgin olduğunu göstermekte. Uzun süre gözlenmeyi tehdit edici bakış olarak algılamak aslında hemen hemen tüm gelişmiş hayvan türlerinde mevcut. Tanıdık olmayan, canlıları korkutur.&nbsp;</p>



<p>Sosyal fobiye sahip insanlar ise gerçekten bir tehlike sezmeden de incelendiklerini ve yargılandıklarını düşünürler. Bu genellikle pek de gerçekçi değildir. Bir kafede yemek yerken, ortak tuvaletleri kullanırken, yürürken, konuşurken çevredeki herkesin ona dikkat edip yargılaması realist değil. Fakat sosyal fobi bir birey için bu hem gerçek hem de yoğun bir korku kaynağı olabilir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Psikanalitik Yaklaşım</h3>



<p>Freuda göre anksiyete, korku ve ürkmek farklı kavramlardı. Anksiyete (kaygı) kaynağı bilinmeyen bir tehlikeye karşı hissedilirken, korku içim belli bir nesne olmalı. Ürkmek ise sürpriz durumlarla karşılaşılabilecek, kişinin hazırlıksız yakalandığı durumlardı.&nbsp;</p>



<p>Yani psikanalitik kurama göre sosyal anksiyete performans beklentisi olan bir durumda eylemden hemen önceki endişedir. Kontrol yitirme duygusunu içerir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kognitif Model</h3>



<p>Kognitif yaklaşıma göre ise sosyal fobinin çıkış kaynağı kişinin çevresinde olumlu izlenim bırakma arzusudur. Ama burada bir çelişki söz konusu. Kişi hem çevresinde olumlu izlenim bırakmak istiyor, hem de bu isteğin yoğunluğu özgüven eksikliğine sebep oluyor. Yani kişi sosyal yeteneklerine karşı güvensiz hale geliyor. Uygunsuz bir davranış, yanlış bir kelime seçmek veya ayağının takılması sosyal fobi birey için toplumdan dışlanması demek. Çevresel reddedilmeyi de kaldıramayacaklarından her hareketlerine özellikle dikkat ederler.</p>



<p>Dışarıdan kendilerine yönetildiklerine inandıkları o olumsuz yargılamayı aslında kendi kendilerine zihinlerinde durmaksızın yapıyorlardır. Kendi üstlerinde o kadar büyük bir başarı beklentisi ve mükemmel olma zorunluluğu hissederler ki, yaptıkları her şey kusursuz olmalıdır. Kusursuz olmaması demek kendilerinin aptal, sıkıcı, cahil biri olduğu demektir.  </p>



<p>Çoğunlukla bunu dışarıdaki insanların düşünmesinden korkarlar. Fakat bir kelimeyi yanlış kullanmanız karşınızdaki kişinin bırakın sizi yargılamasını, çoğunlukta dikkatini bile çekmez. Maalesef bu olumsuz değerlendirmeyi ve baskıyı birey kendi kendinin üzerinde kurmuştur. Buna &#8220;kognitif çarpıtma&#8221; denir. Birey aptal hissetmekle aptal olmayı, endişelenmekle endişeli görünmeyi, yanlış bir tutumla insanların kendisini dışlamasını eş tutar. Zihninde kendi hisleri ve gerçekte olanlar/olabilecekler çarpıtılmış vaziyettedir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">Çocuklarda Sosyal Kaygı</h2>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Kaygılarım Hayatımı Ele Geçirdi | Hikaye Kafası" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/9RDfbV1FMNA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Yukarıya anksiyeteyle yaşayan bir çocuğun günlük hayatını anlatan küçük bir animasyon ekledim. Aslında sosyal kaygılı çocukların hislerini oldukça kısa ve öz açıklıyor. Öğretmeninin söz vermesinden korkmak, geleceğe yönelik sürekli olumsuz otomatik düşünceler, göğüs sıkışması, kaygıdan uyuyamamak…  </p>



<p>Kaygılı çocuk dış görünüşünün yargılanmasından, sevilmemekten, derslerden, başarısızlıklardan, yabancı biriyle konuşmak zorunda olmaktan çok endişelenirler. Sanki bütün gözler onları izliyormuş, tüm dünya hata yapmalarını bekliyormuş gibi.&nbsp;</p>



<p>Belirtileri çocuğun yaşına göre değişiklik gösterir. Fakat bilinçli bir ebeveynin gözünden kaçmayacak semptomları vardır. Sosyal kaygılı çocuk yaşıtlarına kıyasla anne babaya çok bağımlı olabilir. Çocukların çok hareketli olmaları yetişkinlerin gözünden hiç kaçmazken sessiz kalan çocuklar ‘’uslu, akıllı’’ sayılıyor. Fakat çocuğunuzun sessiz kalması her zaman uslu olduğundan kaynaklı değildir. Sosyal kaygılı bir çocuk da dışarıda pek tabii anne babasının yanına sokulup oturur ve asla ‘’yaramazlık’’ yapmaz. Kurallar, eleştiriler, zorunluluklar zihinlerini o kadar meşgul eder ki başka bir şeye pek yer kalmaz.&nbsp;</p>



<p>Çocuk, başkalarına basit ve gündelik gelen durumlarda bile mercek altındaymış gibi hisseder. Arabada çalan bir şarkıya eşlik etmek, arkadaşlarıyla oyun oynamak, sınıfta parmak kaldırmak bile onun için çok yoğun bir enerji isteyen iştir. Zihninde öncesinde defalarca düşünür. Ya parmak kaldırdığımda yanlış şeyi söylersem? Sesim titrerse? Ya benimle dalga geçerlerse?&#8230;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Endişeye Sebebiyet Veren Ebeveyn Davranışları</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/little-boy-1635065_1280-1024x682.jpeg" alt="Sosyal Kaygı" class="wp-image-9152" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/little-boy-1635065_1280-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/little-boy-1635065_1280-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/little-boy-1635065_1280-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/little-boy-1635065_1280-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/little-boy-1635065_1280-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/little-boy-1635065_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hiçbir psikolojik bozukluğun veya fobinin tek bir sebebi olduğu söylenemez. Travmatik, genetik, fizyolojik bir çok sebepten kaynaklı olabilirler. Fakat Çocuklarda sosyal anksiyete oluşumunda etkisi olan bazı ebeveyn davranışları vardır.  </p>



<p>Bunlardan biri aşırı kontrolcü anne ve babaya sahip olması. Özgürlüğü sınırlanan ve her kararı onun yerine verilen çocuk sosyal ortamlarda kendini gösterecek güveni bulmakta zorlanır. Ayrıca ‘’aman kızım sen tek gidemezsin’’ , ‘’oğlum bisiklete binersen düşüp bacağını kırabilirsin’’, ‘’geç dönme dışarısı çok tehlikeli’’ gibi cümlelerle çocuk korunmaya çalışılsa da, bazen dışarıdan ve diğer insanlardan korkmasını tetiklemiş olabiliyor. Bir süre sonra çocuk ebeveynlerin felaket senaryolarını içselleştirmiş oluyor ve artık kendi kendine de bu endişeleri hissettirebiliyor.</p>



<p>Sosyal fobisi olan çocuk ne korkularının üstüne zorla itilmeli, ne de kaçınma davranışı aşırı yüreklendirilmeli. Stres yönetimini ve otomatik düşüncelerini çözümlemesi için zaman verilmeli veya bir ruh sağlığı çalışanından destek alınmalı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sosyal Kaygılı Birey Ne Yapabilir?</h2>



<p>Pek çok psikolojik bozuklukta olduğu gibi sosyal kaygı tedavisi için de iki yol vardır. Alanında uzman bir psikologdan psikolojik danışmanlık almak veya ilaç tedavisi. Bazı vakalarda psikoterapi tek başına yeterli olurken, uzman görüşüne göre ilaç tedavisi ile eş götürülebilir.  </p>



<p>Özellikle EMDR tedavisi psikologların en sık tercih ettiği tedavi yöntemlerinden. Mindfullness ve meditasyon gibi yöntemler de kaygının rahatlamasında olumlu sonuç alınan başka seçeneklerdir. Bireyin terapiye tavrı, tedavi olma isteği ve ruh sağlığı uzmanının uyguladığı yönteme göre iyileşme süreci uzayıp kısalabilir. </p>



<p>Anksiyete kötü veya olumsuz bir duygu değildir. Duygularımızın hiçbiri değildir. Üzülmek de yerine göre gerekli, sevinmek de, korkmak da, kaygılanmak da. Kaygılarımız ve korkularımız gerektiği yerde devreye girdiğinde bizi hayatta tutarlar. Örneğin, karşıdan karşıya geçerken size bir arabanın çarpmasından endişe etmezseniz muhtemelen sağa ve sola bakmadan geçerdiniz. Kaygı ve korku sizi tehlikelerden korumak için zihnin kendini koruma şeklidir. Duygularımız yerinde olduğu zaman oldukça kıymetli. Ama tehlike korkusu ve sürekli savaş kaç modunda bekleyişte olmak artık kendini korumaktan çıkmıştır. Realistliğini yitirmiş bir durumdur.&nbsp;</p>



<p>Sosyal kaygı tedavisinde ve sürecinde son yıllarda ilerleme kaydedilmiş olsa da, hala uzun bir yolu var. Yapılması gereken hissettiğimiz duygular için kendimizi yargılamak değil, duygularımızı ve bu duyguların hangi düşünceden geldiğini anlamaya çalışmak. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Kaynakça</h2>



<p>Dilbaz, N. (2000). Sosyal anksiyete bozukluğu: tanı, epidemiyoloji, etiyoloji, klinik ve ayırıcı tanı. <em>Klinik Psikiyatri Dergisi</em>, <em>3</em>(Supp: 2), 3-21.</p>



<p>Küçükparlak, İ., Karaş, H., Kaşer, M., &amp; Yildirim, E. A. (2021). Sosyal Anksiyete Bozukluğu Hastalarında Zihin Kuramı ve Bağlanma Özellikleri ile Hastalık Şiddeti Arasındaki İlişki.&nbsp;<em>Noro-Psikyatri Arsivi</em>,&nbsp;<em>58</em>(1), 63-67.</p>



<p>Dilbaz, N. (1997). Sosyal fobi.&nbsp;<em>Psikiyatri Dünyası</em>,&nbsp;<em>1</em>(1), 18-24.</p>



<p>Sungur, M. Z. (2000). Bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ve sosyal fobi.&nbsp;<em>Klinik Psikiyatri Dergisi</em>,&nbsp;<em>3</em>(2), 27-32.</p>



<p>Türkçapar, M. H. (1999). Sosyal fobinin psikolojik kuramı. <em>Klinik Psikiyatri</em>, <em>2</em>(4), 247-253.</p>



<p>Kapak illüstrasyon: Jasmine Parker</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sosyal-kaygi-tanisi-belirtileri-ve-bireysel-etkileri/">Sosyal Kaygı: Tanısı, Belirtileri ve Bireysel Etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sosyal-kaygi-tanisi-belirtileri-ve-bireysel-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Romantik Partner Seçimimizi Neler Etkiler?</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/romantik-partner-secimimizi-neler-etkiler/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/romantik-partner-secimimizi-neler-etkiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2022 21:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bağlanmastilleri]]></category>
		<category><![CDATA[romantikpartner]]></category>
		<category><![CDATA[romantikpartnerseçimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=7909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Romantik partner seçmek hayatımıza yön veren ve pek çok açıdan etkileyebilecek önemli tercihlerden biridir. Peki, bu seçimimizi fark ederek veya etmeyerek neler etkiler?</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/romantik-partner-secimimizi-neler-etkiler/">Romantik Partner Seçimimizi Neler Etkiler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Romantik partner seçmek hayatımıza yön veren ve pek çok açıdan etkileyebilecek önemli tercihlerden biridir. Belki de hayatımızın geri kalanını beraber geçireceğimiz kişiyi seçmek içinse hem bilincimizde hem bilinçaltında bir çok kriter bulunmakta. Bazı kişiler tutkulu bir partner, bazı kişiler güvenilir bir partneri çeker.  </p>



<p>Peki, bu seçimimizi fark ederek veya etmeyerek neler etkiler? Bu sorunun tek bir cevabı olmamakla birlikte, değişen ve gelişen yapıda olduğumuz için kişiye ve deneyimlere göre şekillenir. </p>



<p>‘’Aşk’’ henüz somut bir tanımı yapılamayan bir kavramdır ve romantik partner seçimimizde en önemli etkenlerden biridir. Yüzyıllardır düşünürler, yazarlar, filozoflar, şairler aşkı tanımlamaya ve altında yatan mantığı bulmaya çalışmışlardır.  </p>



<p>Aşık olmak, kişilik yapısı, güven duygusu, beraber eğlenebilmek, aynı düşünmek…&nbsp;Hepsi romantik ilişkimizi etkiler aslında. Fakat romantik partner seçmek pek de hesapladığımız gibi gerçekleşmeyebilir. Örneğin, bir araştırma yapılsa ve yüzlerce insana nasıl bir partner istediklerini sorsak alacağımız cevaplar aşağı yukarı aynı olur. Dürüst olsun, sadık olsun, temiz kalpli olsun, güvenilir olsun, zeki olsun, yakışıklı olsun, güzel olsun, nazik olsun&#8230;  </p>



<p>Bu liste uzayıp gitmekle beraber, kimse &#8221;kaba olsun&#8221; veya &#8221;sinirli olsun&#8221; gibi özellikleri eklemez. Peki, o zaman iş romantik partner seçmeye geldiğinde neden kendimizi kaba biriyle ilişkide bulabiliyoruz? Neden kendimizi bazen tam da kaçtığımız özelliklere sahip insanlarla el ele bulabiliyoruz? </p>



<p>Romantik partner seçimlerimizde etkisi olan bilinçli ve bilinçdışı konuları psikolojik düşünce akımlarına da değinerek aktarmaya çalışacağım. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kisilik-yapilari-romantik-partner-secimimizi-nasil-etkiliyor">Kişilik Yapıları Romantik Partner Seçimimizi Nasıl Etkiliyor?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/couple-2594749_1280-1-1024x682.jpeg" alt="" class="wp-image-7914" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/couple-2594749_1280-1-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/couple-2594749_1280-1-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/couple-2594749_1280-1-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/couple-2594749_1280-1-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/couple-2594749_1280-1-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/couple-2594749_1280-1.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Kişilik ve türleri ile ilgili tarih boyunca pek çok farklı sınıflandırma yapılmıştır. Bunlardan en önemli ve kapsamlılarından biri <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikanaliz-sinemanin-bilincalti" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sigmund Freud</a>&#8216;un tanımlamasıdır. Freud, kişiliğimizde gelişim dönemi olay ve travmalarının etkisi olduğunu öne sürmüştür. Ancak her aynı olayı yaşayan kişinin aynı karaktere sahip olmayacağının bilincindedir. Bireysel özgünlüğün varlığını inkâr etmemiştir. Günümüzde kabul gören ise çevresel ve kalıtsal faktörler, bilinçli ve bilinçdışı davranışlarımızın sonucu ve özgün benliğimizin karışımının kişilik yapımızı oluşturduğu yönünde. </p>



<p>Yapılan araştırmalarda partner seçiminde kişilik yapılarının oldukça etkili olduğu bulunmuştur. Mutlu bir evlilik veya uzun soluklu bir romantik ilişki için partnerlerin birbirlerini iyi tanıyarak değerlendirmesi önemlidir. Özellikle sorumluluk alabilen, sakin yapılı ve gelişime açık kişilikteki bireylerin romantik partner seçilme olasılığı yüksektir. Sorumluluk sahibi bireye güvenmek daha kolaydır. Sakin yapılı bireylere ise kendimizi daha rahat açabilmemiz muhtemel. İlişkilerin kusursuz olamayacağının farkında olan insanlar içinse, gelişime ve yeniliğe açık bir partner daha mantıklıdır. Sonuç olarak insan ilişkileri çabaya dayalıdır, bir çift gelişmeye ve değişmeye ne kadar açıksa ilişkilerindeki problemleri halletmeleri o kadar kolay olacaktır.&nbsp;</p>



<p>Romantik partnerlerin birbirlerinin karakterleriyle bütünleşmesi ilişkinin sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Örneğin, özgür ruhlu bir birey yoğun kıskançlık duyguları olan bir partner seçimi yaptığı zaman bu ilişkinin sürdürülebilirliğini zorlaştırır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Çevresel ve Kültürel Faktörler</h2>



<p>Eski zamanlarda daha çok ailenin seçimleri ve onayı öncelikken, günümüzde partnerler ilişki seçimlerinde daha aktif. Fakat bu seçimde gerçekte ne kadar özgürüz? Önyargı oluşturmadan tamamen partnerimizin kişilik ve karakter yapısına odaklanmak mümkün mü?  </p>



<p>Büyüdüğümüz aile, yaşadığımız ortam, sosyokültürel durumumuz gibi faktörler romantik partner seçerken aslında oldukça etkisinde kaldığımız faktörler. Çevrenin onay verebileceği sınıf, statü, yaş, din, eğitim durumu vb. gibi kavramlara uygun olmalarını bilinçli olmasa da değerlendirmeye alabiliyoruz. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Bağlanma Stilleri ve Romantik İlişkimize Etkileri</h2>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Bilge Öztoplu- Bağlanma Kuramı" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/DpUpFgRhEoI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Bağlanma stilleri psikoloji için önemli bir yer tutar.  İlişkilerde ne kadar bağımlı veya güvenilebilir olduğumuz bağlanma stillerimize bağlıdır. Dört çeşit bağlanma stili vardır.&nbsp; Bunlar; güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma ve düzensiz bağlanmadır.</p>



<p>Çocukluk deneyimlerimiz bağlanma şeklimizde yoğun etkiler bırakır. Örneğin, bakım veren ebeveyn ile yeterli güvenli duygusal bağı kurmuş, duygusal ihtiyaçları giderilmiş bir çocuğun güvenli bağlanma ihtimali daha yüksektir. İlişkileri daha uzun solukludur, partnerlerine güven verirler. Destekleyicidirler. Fakat kaygılı bağlanan birey, sürekli terk edileceklerinden endişe duyarlar. Bu sebeple daha kıskanç, daha baskıcı, sık değişen bir duygusal durum sergilerler. Ebeveynlerinden alamadıkları duygusal tatmini yetişkinlikte arıyor, sevgiyi kazanılması gereken bir olgu olarak görüyor olabilirler. Bu sebeple de cinselliğe çok düşkün bir yanları vardır, kaybetmekten bir kaçış yolu gibi gelebilir.&nbsp;</p>



<p>Bir diğer bağlanma stiline geçersek, yetişkinliğinde ilişkiden ve duygularından kaçan bir kişinin kaçınmacı bağlanma stili olduğu barizdir. Romantik partnerlerine soğuk ve mesafeli dururlar.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">Aşk ve Şema Kimyası</h2>



<p>Çocukluğumuzdan gelen bazı yaşanmışlıklar, travmalar veya alışkanlıklar şemalarımızı oluşturur. Başımıza gelen olayları ve çevreden gelen bilgileri anlama şeklimizi etkilerler. Değişmesi ve gelişmesi mümkün olup davranışlarımızı, düşüncelerimizi ve hislerimizi belirler. Şema kimyamız da insan ilişkilerimiz ve romantik partner seçimimizde rol oynar.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Şemalarımız</h3>



<p>Terk edilme şeması, kusurluluk şeması, duygusal yoksunluk şeması, yetersizlik şeması gibi bir çok şema tipi bulunmakta. Şemalarımızın bize etkilerini netleştirmek adına terk edilme şemasını elimize alalım. Bu bireyler çocukluk döneminde bir aile üyesini kaybetmiş olabilir, beklenmedik bir kayıp deneyimlemiş olabilir. Veya fiziksel olarak terk edilmeseler de duygusal olarak yalnız bırakılmış olabilirler. </p>



<p>Terk edilme şeması oluşan birey, yetişkin ilişkilenmelerinde yoğun muhtaçlık hisseder. Terk edilmekten yoğun bir korku duyar. Birey, ortada somut bir şey olmasa dahi terk edildiğine dair kuşku duyar. Çünkü kişinin temel inançlarından biri herkesin eninde sonunda bir sebeple onu bırakacağı, terk edeceğidir.  </p>



<p>Bu inanca sahip birinin romantik ilişkisinin etkilenmemesi mümkün değildir. Örneğin, terk edilme şeması olan birinin romantik partner seçimini duyguları bastırma şemasına sahip birinden yapması pek de mantıklı olmaz. Bir taraf güvence arayışındadır, diğer taraf ise güvence veremez, duygularından kaçar. Dile getirmesi zordur. Bu herhangi birinin iyi veya kötü olduğu, az veya çok sevdiği anlamına gelmez. Deneyimlerinden dolayı romantik partner olarak birbirlerine bekledikleri duygusal doyumu sağlamalarının zor olduğunu gösterir. Yani sanılanın aksine, şema kimyamız olan biriyle ilişki yapıcı veya sağlıklı değil.&nbsp;</p>



<p>Fakat yine de şemalarımızı tetikleyen kişilerle duygusal bağ kurmaya daha meyilliyizdir. Tanıdıklık hissi bizi ele geçirir. Kendinizi sürekli &#8220;aşka hazır olmayan&#8221; , &#8220;sevdiğini gösteremeyen&#8221; ya da &#8220;çok boğan&#8221; gibi bir örüntüsü olan kişilerle mi buluyorsunuz? &#8220;Beni çok kısıtlıyor ama çok seviyorum.&#8221; &#8220;Her ilişkimde aldatılıyorum.&#8221; &#8220;Beni hep ilişkiye hazır olmayan tipler buluyor.&#8221; Gibi cümleleri sık kuruyorsanız sebebi basit: şema kimyanız tam da böyle kişileri bulmaya odaklı.</p>



<p>Sağlıklı romantik ilişki için kendiniz olmayı bırakmanız gerekmemeli, kendi hayatınıza devam edebilmelisiniz. Karşınızdakini olduğu gibi kabul ettiğiniz ve oun da sizi kabul ettiğine emin olduğunuz bir ilişki…&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">Eş Seçimiyle İlgili Psikolojik Yaklaşımlar/ Kuramlar</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Psikanalitik Yaklaşım</h3>



<p>Psikolojide bir çok farklı kuram bulunmakta ve hepsi de aslında birbirini tamamlar nitelikte. Bunlardan biri psikanalitik kuram. Psikanalitik kurama göre romantik partner seçimimizde psikoseksüel dönemlerimiz ver deneyimlerimiz etkilidir. Örneğin ödipal dönemde (3-6 yaş) oluşan çözümlenmemiş bir kompleks veya bozukluk partner seçimimizi etkiler. Bu kurama göre, ödipal kompleksi çözümlenmemiş birey ebeveynine benzeyen bir romantik partner seçmeye meyillidir. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Zıt Özellikler &#8211; Ortak Özellikler </h3>



<p>Birbiriyle çelişen iki diğer kurama geçelim: ortak yönlerin birleştiriciliğine karşın zıt yönlerin birbirini çekmesi. İlki romantik ilişkilerde partnerlerin birbirleriyle aynı sosyal statü, yaş, kültür vb. gibi durumlara sahip olmasının ilişkiyi kuvvetlendireceğini savunmakta. Bu kurama göre partnerimizle ne kadar ortak paydamız olursa anlaşmamız o kadar rahat olur.  </p>



<p>Fakat ikinci kuramımız ise bunun aksini söylemekte. Zıt özellikler, zıt zevkler, zıt fikirlerin birbirleri üzerinde olan çekiciliğinin romantizmi körüklediğini savunmakta olan bir bakış açısı. Aynı zamanda ilişkiyi çeşitlendirip zenginleştirdiği düşünülmekte. Zıt kutuplar birbirini çeker diyerek de özetlenebilir aslında. </p>



<h3 class="wp-block-heading">3 Aşama</h3>



<p>3 aşamalı kuramda bahsedilen, romantik ilişkinin oluşması için üç aşamaya ihtiyaç duyulduğudur. Uyaranlar, değer ve roller. İlişkilerimizde önce bize faydası dokunabilecek veya iyi gelebilecek özellikleri değerlendiririz. Sonrasında ise verilen değer önemlidir. Bize değer veren kişileri seçme eğilimindeyiz. Son olarak da uyaranlara bakarız. Birbirimizle ne kadar uyumlu olduğunuz test sürecinde girer. Daha mantığa dayalı bir eş seçim kuramı olduğunu söyleyebiliriz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Psikososyal Kuram</h3>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMI | Erik Erikson" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/3_mFeF4ycnw?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Erik Erikson&#8217;un gelişim kuramını baz alan psikososyal kuramdır. Freud gelişimin ilk 6 yılda gerçekleştiğine yönelirken Erikson ergenlik bitimine kadar gelişimi ele almıştır. Freud ile bu noktada ayrılırlar. Erikson&#8217;un gelişim dönemlerini anlamak için yukarıya iliştirdiğim videoyu izleyebilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><em>Kaynakça</em></h2>



<p>Özinan, Ö. (2018). <em>Kişilik tipolojileri ve çocukluk çağı travmasının bireylerin romantik ilişkileri (aşk) ile olan ilişkisi</em> (Master&#8217;s thesis, İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).</p>



<p>Bahçepınar, E. (2019). <em>Romantik ilişki ve partner temalı obsesyon ve kompulsiyonların şema alanları açısından incelenmesi</em> (Master&#8217;s thesis, Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).</p>



<p>Hazan C, Shaver P. Romantic love conceptualized as an attachment process. J Pers Soc Psychol. 1987;52(3):511-24. doi:10.1037//0022-3514.52.3.511</p>



<p>ERSANLI Ercümend ve KALKAN Melek, Evlilik İlişkilerini Geliştirme Kuram Ve Uygulama, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2008.</p>



<p>Murat Gülsün, Mehmet Ak ve Ali Bozkurt, “Psikiyatrik Açıdan Evlilik ve Cinsellik, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar”, Current Approaches in Psychiatry, 1, 2009.</p>



<p>Solmaz, N. (2020).&nbsp;<em>Evli çiftlerin kişilik inançlarına göre eş seçimi, evlilik uyumu ve psikopatolojileri arasındaki ilişkinin incelenmesi</em>(Master&#8217;s thesis, İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü).</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/romantik-partner-secimimizi-neler-etkiler/">Romantik Partner Seçimimizi Neler Etkiler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/romantik-partner-secimimizi-neler-etkiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsellik: Psikolojik ve Sosyokültürel Bakış</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/cinsellik-psikolojik-ve-sosyokulturel-bakis/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/cinsellik-psikolojik-ve-sosyokulturel-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Psk. İrem Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Sep 2022 21:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellikvepsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=8568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cinselliği psikolojik ve sosyokültürel bir bakış açısından hareketle ele aldığımız yazımız sizlerle. Toplumumuzun tabuları arasında yer alan cinsellik konusunu etraflıca konuştuk bu yazımızda!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/cinsellik-psikolojik-ve-sosyokulturel-bakis/">Cinsellik: Psikolojik ve Sosyokültürel Bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cinsellik, biyolojik olduğu kadar psikolojik ve sosyal boyutların da etkisinde olan bir kavramdır. Yaşamın doğal bir parçası, olumlu yönden güçlenmesidir. Cinsellik sanılanın aksine sadece cinsel birleşme, işlev, cinsel organlar veya cinsel sağlıktan oluşmaz. Belirttiğim gibi; kişinin benlik algısı, ruh durumu, duygu bütünlüğü gibi psikolojik durumlarıyla karşılıklı etkileşir. Psikolojik bir problemimiz cinsellik algımızı etkileyebildiği gibi, cinsellik deneyimlerimizin de psikolojimiz üzerinde etkisi yadsınamaz.</p>



<p>Sosyal çerçeveden bakmamız gerekirse, kişinin inançları ve ruh durumu kadar içinde bulunduğu toplumun inançları ve cinselliğe bakış açısından da etkilenmek kaçınılmaz. Toplum ve onun şartları çocukluğumuzdan zihnimize yerleşmiş inançlar olup değiştirmesi zorludur.&nbsp;</p>



<p>Sağlıklı işleyen cinsellik psikolojik sağlıklılığı da gerektirir. Cinselliğini yaşayıp yaşamayacağını, bastırıp bastırmayacağını, nasıl yaşayacağını, kiminle ne kadar yaşayacağını vs. belirleyen kişinin psikolojik durumudur. Cinsel işlevlerimiz periferik sinir sistemimiz tarafından yönetilmekte. Periferik sinir sistemimiz birçok başka işlevi de olmakla beraber cinsel organlarımız ile zihnimize ulaşan cinsel uyaranlar arasındaki fizyolojik tepkilerden görevlidir. Kişilik özelliklerimiz, temel inanışlarımız, geçmişimizdeki deneyimlerimiz, travmalarımız ve öğrenilmiş bazı davranışlarımız cinselliğe yaklaşımımızı ve tüm bakışımızı etkileyebilir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-cinsellik-ve-toplum-sosyokulturel-bir-bakis">Cinsellik ve Toplum: Sosyokültürel Bir Bakış</h2>



<p>Bireylerin yetiştiği toplumun cinseliğe bakışı, çevre, aile yapısı, akranların tutumu, gelenekler, dini inançlar, ahlaki tutum… Hepsi toplumsal faktörler olup bireysel bakış açımızı belirleyen faktörlerdendir. Sadece kültürden gelen bir öğrenme bile bireyde cinsel işlev bozukluğuna sebebiyet verebilmekte. Bu durumun başlıca örneklerinden biri vajinismustur. Vajinismus, kadının istemsizce vajina kaslarının kasılması ve cinsel birlikteliği imkânsız hale getirmesidir.  </p>



<p>Pek çok farklı kültürde ve farklı yaşamlar süren kadınlarda görülebilmekle birlikte, en sık muhafazakar toplumlarda gözlemlenir. Namus algısını tamamen kadın bedeni üzerinden yürüten toplumlarda ne yazık ki bazı kadınların ilişkiye girme korkuları vajinismusa sebebiyet verebilecek kadar şiddetli. Cinselliğin acı odaklı ve korkulması gereken bir kavram olduğu kız çocuklarına küçük yaştan beri doğrudan veya dolaylı olarak öğretilir. Tabii cinsel <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikoloji-mitleri-dogru-bilinen-yanlislar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">mit</a>lerin de sorgulanmadan kabul edildiği çevrelerde kadınların aksini düşünmesi pek de mümkün olmaz.</p>



<p>Belli toplumların belli kesimlerinde cinsellik hala bir tabu olsa da, ulusal anlamda cinsellik, cinsel yaklaşım, cinsel kimlik ve cinsel yaşam bir insanlık hakkı olarak kabul edilmekte ve bu konuda hala düzenlemeler yapılmakta.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kadın ve Cinsellik</h2>



<p>Cinsellik ve cinsel davranışlar her toplumda farklılık gösteriyor. Toplumun yapısına göre farklı karşılanıyor. Bunu etkileyen faktörler arasında toplumun tabuları, dini gelenekler, ekonomik durum gibi bir çok konu var. Her türlü modernize olma çabalarına rağmen çoğu toplumda cinsellik hala bir tabu, ayıp, ahlak dışı. Özellikle de kadının cinselliği. Kadın cinselliğini kontrol etmek bir çeşit ataerkil ideoloji de diyebiliriz aslında. Kadının cinselliğini kadına değil de yaşadığı topluma, ailesine veya erkeklere mal edilmekte. </p>



<p>Namus, iffet gibi kavramlarla örf ve adetleri kaybetmemek adına kadın bedeni ve cinselliği tutulabildiği kadar kontrol altında tutulmaya çalışılmakta. Kadın cinselliğine tamamen bekaret perspektifinden bakılmakta. CEDAT&#8217;ın 2006 senesinde yaptığı bir araştırmaya göre ülkemizin %70&#8217;i kadın cinselliğini bekaret ve namusla ilişkilendiriyor. Çoğunluğun fikrine göre kadın cinselliği ancak evlilikle başlamalı, erkekler mutlaka cinselliği deneyimlememiş kadınlarla evlenmeli, o güne kadar da kadının cinselliği babasının veya abisinin namusu sayılmalıdır.  </p>



<p>Bu düşünce sadece kadınların cinsellik hakkında bilgisiz ve deneyimsiz olmasını güzellemekle kalmıyor, aksi bir durumda da &#8221;namusundan sorumlu erkekler(!)&#8221; tarafından cezalandırılmasını da kapsıyor. Dolayısıyla da toplumdaki cinselliği bastırılmış kadınlar ve namus cinayetlerine kurban giden kadınların nüfusu artıyor. Bu bakış açısı kadınların sadece cinsel hayatlarını yok saymasına değil, kendi bedenlerini dahi tanımamalarına ve cinsel sağlık konusunda bilgisizliği de beraberinde getiriyor. </p>



<p>Kızlık zarı olarak bilinen hymen, antik çağda kadının bekaretinin bir simgesi olarak görülmekteydi. Hatta adını da mitolojideki Evlilik Tanrısı Hymenaous&#8217;tan almıştır. Bu tarihte başlayan ve günümüzde de hala devam eden bu yanlış algı ve bilgi kadınlar için tehlikelidir. İlk cinsel ilişkide sanılanın aksine kadınların yarısından fazlası kanama deneyimlemiyor. Kızlık zarı olarak anılan bu doku hiçbir şekilde bekaretin göstergesi olarak tıpta yer etmemekte. Artı olarak, vücutta ergenlik sonrasında hiçbir işlevi olmayan bir doku olduğunu da eklemek gerekli.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sağlıklı Bir Toplum İçin: Cinsellik /Cinsel Sağlık Eğitimi</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/teacher-4784916_1280-1024x682.jpeg" alt="" class="wp-image-8572" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/teacher-4784916_1280-1024x682.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/teacher-4784916_1280-300x200.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/teacher-4784916_1280-768x512.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/teacher-4784916_1280-720x480.jpeg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/teacher-4784916_1280-480x320.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/teacher-4784916_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Çocuklarda cinsel sağlık eğitimi Dünyanın çoğunluğunca önemsenmemekte. Özellikle ülkemizde de göz ardı edimiş hatta tabulaşmış bir konu. Bunun sebebi çocuklara cinselliğin ne olduğunu ve cinsel sağlığı, cinsel hastalıkları, cinsel işlev bozukluklarını öğretmenin sanki çocukları cinselliğe yöneltecekmiş gibi bir sosyal algı olması. Oysa araştırmalar bunun aksini göstermekte. Cinsellik eğitimi almış çocuklar, almamış kişilere nazaran daha olumlu ilişkiler kuruyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara daha nadir yakalandıkları ve daha ileri yaşta cinsel hayata atıldıkları da gözlemlenmiştir.&nbsp;</p>



<p>Cinsellik/ cinsel sağlık eğitiminin bununla kalmayıp daha geniş içeriklere yer vermesi başkalarının yaşantılarına saygı duyma bilincini oluşturmakta. Örneğin, öğrenilmiş önyargılar oluşmadan çocuklara cinsel kimlik ve cinsel yönelim hakkında bilgi vermek çocukların hem kendi benliklerini algılamasında, hem de diğer bireylere saygı duymasında araç olur.</p>



<p>Pek çok konuda olduğu gibi cinsel sağlık konusunda da öğrenme ailede başlar. Bazı ailelerde cinsellik eğitimine çok önem verilmekle birlikte, bazı çevrelerde ise hala tabu olarak görülür. Bu sebeple cinsel sağlıktan bir haber olan çocuğun bunu doğru bilgilerden uzak internet ortamlarından veya akranlarından öğrenmesi kaçınılmaz olur.  </p>



<p>Belirsiz kaynaklardan alınan yanlış veya eksik bilgiler yerine uzmanlar tarafından daha doğru, yaşa göre uyarlanmış bilgiler çocuklar için en doğrusudur. Okullarda cinsellik eğitiminin gereksinimi bana kalırsa tam da bu yüzden. Cinsel konulardaki bilgi ve davranışlar doğrudan bu konudaki bilgilerimizle ilişkilidir. Cinselliğin insan doğasındaki varlığı göz ardı edilmemeli. Er ya da geç her bireyin bir noktada bilgi sahibi olması gereken bir konu. Dolayısıyla cinsel eğitim de temel eğitim içerisinde olmalı ve eğitim yuvası olan okullardan ayrışmamalı. Sağlığımız ancak doğru bilgi ve olumlu davranışlarla korunması mümkün.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Medya ve Cinsel Eğitim</h3>



<p>Günümüzde internet kullanımının yaygınlığı ve çok küçük yaştan itibaren internet erişiminin başladığını hepimiz biliyoruz. Bu da çocukların internet ortamında cinsellik konulu bilgi ve içeriklere maruz kalmasını veya tek tıkla ulaşabilmesini sağlamış oluyor. Uzmanlar, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/medya-ve-siddet-iletisim-araclarinin-siddete-etkileri" target="_blank" rel="noreferrer noopener">internet ortamında</a> bulunan oldukça karma ve yanlış bilgilerin çocukların cinsellik konusundaki öğrenimleriyle ilgili bizi uyarıyor.  </p>



<p>Dijital çağda yaşadığımızı ve çocukların internete erişiminin engellenmesinin pek de realist olmadığını söyleyebiliriz. Cinsel eğitimin önemi tam da burada bir kez daha göze çarpıyor. Çocukların doğru-yanlış kavramı küçük yaştan itibaren oturmaya başlar. Bedenleri, özel bölgeleri, bedenlerini nasıl ve neden korumaları gerektiği, cinsel istismarın ne olduğu gibi konularda bilgilendirilmesi çok önemli.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Psikoloji Kaynaklı Cinsel Bozukluklar</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="702" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/psychologist-6008048_1280-1024x702.jpeg" alt="" class="wp-image-8575" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/psychologist-6008048_1280-1024x702.jpeg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/psychologist-6008048_1280-300x206.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/psychologist-6008048_1280-768x527.jpeg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/psychologist-6008048_1280-480x329.jpeg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/psychologist-6008048_1280.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Son yılları baz alarak yapılan araştırmalarda 3 kişiden 1 tanesinde cinsel yaşantıya dair sorunlar olduğunu söyleyebiliriz. Cinsel sorunların veya travmaların hepsi cinsel işlev bozukluklarına yol açmaz. Bunu göz önünde bulundurarak cinsel sorunların yaygın psikolojik nedenlerine bir bakalım.  </p>



<p>Sosyokültürel dayatmalar, düşük öz saygı, beden algısında bozulma, ilişkilerdeki çatışmalar, geçmişte yaşanmış cinsel travmalar&#8230; Fizyolojik bir çok sebep de olabilmekle birlikte, genelde cinsel sorunların kaynağı psikolojiktir. Fakat emin olmak adına ilk değerlendirmede sorunun fizyolojik bir kaynağı olup olmadığına bakılmalıdır. Cinsel işlev bozuklukları cinsiyet gözetmeksizin hem kadınlarda hem erkeklerde cinsel problemler gözlemlenmektedir. </p>



<p>Kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozuklukları vajinismus, ağrılı cinsel birleşme ve orgazm bozukluğudur. Vajinismus yukarıda da belirttiğim gibi kadının cinsel organının istemsizce kasılması ve ilişkiye izin vermemesidir. Temelinde ilişkiden korkmak yatar. Dolayısıyla cinselliğin tabaulaştığı toplumlarda görülme oranı çok daha sıktır. Orgazm bozukluğu ise çoğunlukla baskı altında yetişmekten kaynaklı bir sorundur. Cinsellik hakkındaki bilgi yetersizliği de bunun bir diğer sebebi.  Fizyolojik bir sorun olmadığı taktirde her türlü cinsel işlev bozukluğu psikolojik destek gerektirir.</p>



<p>Erkeklerde en sık görülen cinsel işlev bozuklukları ise ereksiyon bozukluğu ve erken veya geç boşalmadır. Çoğunlukla stresli bir gündelik yaşantı, yoğun çalışma, geçmiş cinsel travmalar ve partnerine yetememe korkusu gibi sebepleri vardır.&nbsp;</p>



<p>Cinsel isteksizlik ve cinsel fobi ise cinsiyet gözetmeksizin hem kadınlarda hem de erkeklerde görülmekte. Yaşanan kötü cinsel deneyimler, cinsel travmalar, stres gibi etkenlerle oluşur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><em>Kaynakça&nbsp;</em></h2>



<p>Berktay, F. (2009). Feminist teorinin önemli bir alanı: cinsellik. <em>Cogito</em>, <em>58</em>, 58-72.</p>



<p>Bozdemir, N., &amp; Özcan, S. (2011). Cinselliğe ve cinsel sağlığa genel bakış. <em>Turkish journal of family medicine and primary care</em>, <em>5</em>(4).</p>



<p>Yücesan, A., &amp; Alkaya, S. A. (2018). Okullarda göz ardı edilen bir konu: cinsel sağlık eğitimi. <em>SDÜ Tıp Fakültesi Dergisi</em>, <em>25</em>(2), 200-209.</p>



<p>Gürsoy, E., &amp; Gencalp, N. S. (2010). Cinsel sağlık eğitiminin önemi. <em>Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi</em>, <em>23</em>(23), 29-36.</p>



<p>Sungur, M. Z. (1998). Cinsel eğitim. <em>Klinik Psikiyatri</em>, <em>2</em>, 103-108.</p>



<p>BZgA, IPPF. (2018) Sexuality education in Europe and Central Asia: State of the Art and Recent Developments; An Overview of 25 Countries. Assessment Report. Cologne, Germany<br>Retrieved from: https://www.ippfen.org/sites/ippfen/files/2018-05/Comprehensive%20Country%20Report%20on%20CSE%20in%20Europe%20and%20Central%20Asia_0.pdf</p>



<p>İlkkaracan, P. Müslüman toplumlarda kadın ve cinsellik. Kadının İnsan Hakları İçin Kadınlar İstanbul İletişim Yayınları, 2003.</p>



<p>Avcı, K., &amp; Özdedeli, K. (2015). Kadın cinselliği ve kültürel farklılıklar.&nbsp;<em>Kadın Cinsel Sağlığı</em>,&nbsp;<em>17</em>, 224-230.</p>



<p>Ay, A., Günüşen, B., Özdemir, J. (2021). <em>5 Soruda Dijital Medya ve Cinsel Eğitim</em>. Retrieved from:<br>https://dijitalmedyavecocuk.bilgi.edu.tr/2021/11/12/5-soruda-dijital-medya-ve-cinsel-egitim/</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/cinsellik-psikolojik-ve-sosyokulturel-bakis/">Cinsellik: Psikolojik ve Sosyokültürel Bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/cinsellik-psikolojik-ve-sosyokulturel-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
