<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>pınarkür arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/tag/pinarkur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/pinarkur/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Jul 2022 08:22:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>pınarkür arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/pinarkur/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Cinayet Romanı: Polisiye ve Postmodernizm</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jul 2022 21:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[bircinayetromanı]]></category>
		<category><![CDATA[bircinayetromanıincelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[pınarkür]]></category>
		<category><![CDATA[polisiyeedebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=8030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Polisiye kurgu üzerine ölçütler belirlenirken Todorov'un bir makalesinin esas alındığını biliyor musunuz? Peki, Pınar Kür'ün Bir Cinayet Romanı polisiyeyi üç alt türe ayıran Todorov'un hangi türünde yer alıyor? Soruların cevabı ve daha fazla için yazımıza davetlisiniz. Keyifli okumalar!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/">Bir Cinayet Romanı: Polisiye ve Postmodernizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left"><em>Bir Cinayet Romanı</em>, Pınar Kür tarafından 1989’da yazılmıştır. Türkçenin ilk postmodern romanlarından biri sayılmaktadır. Nitekim Türk Edebiyatı’nda yeni arayışlara gidilmesi, yeni anlayışları da beraberinde getirir. <em>Bir Cinayet Romanı</em> hakkındaki incelememiz sizlerle.</p>



<p>İncelemeye geçmeden önce eserin, polisiye roman olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Polisiye kurgu üzerine ölçütler belirlenirken Tzvetan Todorov’un 1966’da yazdığı “The Typology of Detective Fiction” makalesi esas alınmıştır. Todorov verdiği sekiz maddede, öncelikli olarak polisiye romanda muhakkak bir dedektif (polis), bir suçlu ve bir de kurban bulunması gerektiğinin altını çizer. İkincisi, suçlu profesyonel bir katil ya da dedektif olmamalı, kişisel sebeplerle öldürmelidir. Üçüncü olarak, polisiye romanında aşkın yeri yoktur. Dördüncüsü suçlu kâhya veya hizmetçi gibi romanın yan kişileri değil, romanın önemli kahramanlarından biri olmalıdır.  </p>



<p>Bir başka kural romanda her şeyin akılcı bir biçimde açıklanması, fantastiğe yer verilmemesidir. Ayrıca tasvir ve <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikoloji" target="_blank" rel="noreferrer noopener">psikoloji</a>k tahliller de dedektif romanında bulunmamalıdır. Yedinci madde hikâyeye ait bilgiye göre “yazar: okur = suçlu: dedektif” homolojisine uyulmalıdır.  Son madde olarak banal durum ve çözümlemelerden kaçınılmalıdır. Todorov polisiyeyi üç alt türe ayırarak tanımlarını yapar: &#8220;Kim yaptı? (Whodunit)&#8221;, &#8220;Heyecan (Thriller)&#8221;, &#8220;Gerilim (Suspense)&#8221;.</p>



<p>Pınar Kür’ün <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nı bu başlıklardan “Kim yaptı? (Whodunit)”e yerleştirebiliriz. Çünkü eser, Akın Erkan&#8217;ın <em>Ölümün Vazgeçilmez Çekiciliği</em> romanının yazılış sürecini anlatmaktadır. Aynı zamanda okuyucusu olduğumuz <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nda, tasarlanan yapıtın cinayet romanı mekanizmasını irdeleyecek, bir yerde anatomisini gözler önüne serecek bir eser olacağını da biliriz.  </p>



<p>Böylelikle Pınar Kür okuruna çok katmanlı bir yapı sunar. Her ne kadar cinayeti çözme, katili bulma arzusu olsa da, biçimdeki çok katmanlılık dikkat çekmektedir. Pınar Kür, içinde cinayet işlenen bir roman yazarken bu romanla birlikte polisiye türde roman yazmıştır. Postmodernizm de bu noktada kendini gösterir. Eser, gerçek bildiğimizin bir kurmaca olduğu tezini ortaya koyar.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-todorov-a-gore-bir-cinayet-romani">Todorov&#8217;a Göre<em> Bir Cinayet Romanı</em></h2>



<p>Todorov’un polisiye kurgu için belirlediği ölçütlere göre <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nı “whodunit”e dahil edebiliriz. Çünkü “whodunit” romanları, dedektif anlatısına dayanır. Bu anlatılar ilk olarak suçun işlenmesi ve suçun araştırılması olmak üzere iki hikâyeden meydana gelir ve bu iki hikâye arasında bir ortak nokta yoktur. İkinci hikâye genellikle bir kitap yazdığını gizlemeyen dedektifin arkadaşı tarafından aktarılmaktadır. Bu eserlerde önemli olan, katil kim sorusudur. </p>



<p><em>Bir Cinayet Romanı</em>, bu niteliklerle uyuşmaktadır: Bir polisiye roman yazmak isteyen Akın Erkan, işlenen cinayeti çözmesi için eski arkadaşı Emin Köklü’den romana katılmasını teklif eder. Romanın dedektifi Emin’dir ve yardımcısı Müfettiş Haydar Bilir’dir. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Pınar Kür</a> bu çok önemli görevleri bu karakterlere verirken muhtemelen isim sembolizminden de yararlanmıştır. Akın’a yardımcı olan ve aynı zamanda da eserin içerisinde yer alacak diğer karakterler şöyledir: Yıldız Gerçel (katil), Levent Caner (maktul), Yeşim Erses (cinayete neden olan kişi), Yasemin (gözlemci). Eserde karakterlerin belirlenmiş rollerine baktığımızda Todorov’un makalesindeki çoğu maddeye uygunluk sağladığını da yakalarız.</p>



<p>Bu kişilerin hepsi de Akın’ın bir zamanlar tanıdığı hatta yakın olduğu kişilerdir. Yazacağı yeni romanında kendisine yardımcı olmalarını ve romanda bir karakter olarak yer almalarını teklif eder. Her biri günlük tutacak ve bu günlükleri Akın’a teslim edecektir. Akın da bu yazılanların ya değişiklik yapacak ya da olduğu gibi yazarak romanına koyacaktır.  </p>



<p>Yazarın kişiliğini, olayların gelişimini bu karakterlerin yazdıkları günlüklerden öğreniriz. İç-roman olan <em>Ölümün Vazgeçilmez Çekiciliği</em>, böylece tasarlanmış ve tamamlanmıştır. Fakat <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nda bu karakterlerin yazdıklarından, düşündüklerinden başka bir şey yoktur. Böylelikle de eserin, kim yaptı (whodunit) romanlarının anlatım tekniğinden bu noktada ayrıldığını gözlemlemiş oluruz:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Dediğine göre, çok değişik bir kitap olacak bu. Bildiğimiz cinayet romanlarına hiç benzemeyecek. Nasıl ki, aşkı çözümleyen ama klasik aşk romanlarına hiç benzemeyen bir roman yazmış (&#8230;) şimdi de aynı şeyi cinayet konusunda yapmaya kararlıymış. Bu kez, cinayet olayı-cinayet romanı mekanizmasını irdeleyecek, bir yerde anatomisini gözler önüne serecekmiş.</em> (Kür, 2020, s.26)</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bir-cinayet-romani-olumun-vazgecilmez-cekiciligi">Bir Cinayet Romanı: <em>Ölümün Vazgeçilmez Çekiciliği</em></h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-656x1024.jpg" alt="" class="wp-image-8036" width="393" height="614" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-656x1024.jpg 656w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-192x300.jpg 192w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-768x1198.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-985x1536.jpg 985w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-1313x2048.jpg 1313w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-480x749.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1.jpg 1477w" sizes="(max-width: 393px) 100vw, 393px" /></figure>



<p>Akın’ın roman planına göre başarılı bir iş adamı olan Levent, aslında gerçekte hiç sevmediği Yıldız’ı baştan çıkaracak, ilk kez birine âşık olan Yıldız ise sonrasında terk edilecektir. Daha sonra Levent, sekreteri Yeşim ile ilişki yaşamaya başlayınca Yıldız duyduğu kıskançlık ve öfkeyle Levent’i öldürecektir. Emin Köklü de cinayeti çözerek katilin Yıldız olduğunu ortaya çıkaracaktır. Yazarın teklifini kabul eden bu kişiler, bu planı bilmezler ama yazarın yönlendirmelerine uyarlar.  </p>



<p>Dedektif romanlarında, dedektif ile okur eş şekilde ipuçlarını bulur ve değerlendirir. Fakat Pınar Kür okuyucusunu şaşırtmak ve muamma yaratmak için seçtiği kişiler tarafından yazılan günlükleri birbirinden ayırırken başlarına yalnızca yazanın baş harfini koymuştur. Emin ve Levent karakterlerinin yazdıklarını tespit etmek okuyucu için zorluk yaratmaz. Fakat günlüklerin başında verilen “Y” harfi, Yasemin de, Yeşim de, Yıldız da olabilir. Üstelik bu üç kadın karakterin ortak yönleri ve ortak fiziksel özellikleri bulunmaktadır. Cinayeti çözmeye çalışan Emin Köklü ve okuyucu bu yüzden dikkatli bir şekilde izleri takip etmelidir.</p>



<p>Konu olarak romanı irdelerken gerçeklikle kurmaca arasındaki ilişki de verilmektedir. Eserin diğer konusu bu yüzden yaratma sıkıntısı ve kurgulama çabasıdır. Romanın içerisinde bir roman yazma fikrini işleyen Pınar Kür, bunun zorluklarını ve çıkmazlarını da önemli bir yere koyar. Farklı dünyaları bir arada sunar. Berna Moran bu durum için <em>Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3</em> eserinde yapıtı açıklarken gerçeklikleri derece derece azalan üç ayrı dünyadan söz edebileceğimizi söyler. </p>



<p>Birincisi gerçek dünya dediğimiz, hepimizin ve bu arada Pınar Kür’ün de okurun da yaşadığı dünya. İkincisi, <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nda bu gerçek dünyanın yansıtılmasıyla önümüze açılan iş çevrelerinin; mesleğinde yükselmekten başka bir amaç beslemeyen insanların, anlamsızlık duygusu içinde bulunan mutsuz ve yalnız kadınların oluşturduğu kurmaca dünya. Üçüncüsü bu kurmaca dünyanın kişilerinden Akın’ın yazmakta olduğu <em>Ölümün Vazgeçilmez Çekiciliği</em>’nin, gerçek dünyadan daha da uzak kurmaca dünyasıdır. Görüldüğü gibi, gerçek dünyaya göre kurmaca olan <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nın dünyası, romana göre gerçek dünya olmuş oluyor. (Moran, 2018, s.115) </p>



<p>(Yazının devamı kitabın sonu hakkında &#8211;<strong>spoiler</strong>&#8211; sürprizbozan içermekte.)</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-gercek-mi-kurgu-mu">Gerçek mi, Kurgu mu?</h2>



<p>Aslında yirmi sekiz yıl önce yaşanan bir olayın üzerine kurulan anlatımda, Akın her şeyin üstündedir. Çünkü bu olayı o yaşamıştır ve kimseye unutturmaya niyetli değildir. Hiçbirinin ummadığı bir şekilde ünlü bir yazar olmuştur ve güçlüdür, bu şekilde onların karşısına çıkar. Hayatlarından oldukça sıkılmış ve kopmalar yaşayan bu kişiler onun etkisi altına girmektedirler. Çoğu zaman sorgulamadan ya da sorgulasalar bile cevaplarını makul bularak ona boyun eğerler.  </p>



<p>Dış dünyanın nerede bittiği, yazılan iç-romanın nerede başladığı ve ikisindeki gerçeklerin ya da yansıtmaların neler olduğu okuyucunun kafasını kurcalar. İyi bir eserde de olması gereken ikilem budur. Yazılan romanda yer alan cinayetin gerçekte işlendiğini düşünür okur. Çünkü gazetede yayımlanmıştır haber ve Levent ortada yoktur. Fakat bu bilgilere de Emin Köklü’nün tuttuğu günlükten ulaşırız. Romanın sonuna doğru Emin’in yazarlık sevdasına kapılıp bir hevesle yazdığı romanın parçaları olabileceğini fark ederiz. Bu yüzden en başa döneriz ve cinayetin gerçekten işlenmediğini, sadece kurguda verildiğini düşünürüz.</p>



<p>Pınar Kür romanın sonuna kadar bu oyunu oynar. Romanın en başında bu oyuna okuyucunun dahil olup olmamak istediğini de sorar. Roman bundan sonra okuyucuların temsili matematik profesörü Emin Köklü ile yazar Akın Erkan’ın zekâlarının çarpışmasını verir. Çünkü biri kusursuz bir cinayet tasarlamıştır ve diğeri de bunun aksini kanıtlayarak onun açığını aramaktadır. Romanın sonunda Emin Köklü cinayeti çözmüş ve katilin yazar olduğunu ortaya koymuştur. Yine Berna Moran bu konu hakkında şu soruyu sorar:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Okur yine iki yorum arasında gidip gelecektir. Söz konusu olan gerçek bir cinayetin çözümü mü, yoksa iç-romandaki cinayeti kimin işlemiş olmasının romanın mantığına daha uygun düşeceğinin saptanması mı? Soruyu şöyle de sorabiliriz: ‘çarpışma’ dedektif ile katil arasında mı, yoksa yazar Akın ile yazarlık hevesinde olan Emin Köklü arasında mı? Her ikisi de mi yoksa?</em> (Moran, 2018, s.117.)</p></blockquote>



<p>Emin de romanda şöyle söyler:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Cinayet romanlarının özü aldatmaca olabilir. Cinayet romanlarının özü aldatmaca değil midir? </em>(Kür, 2020, s.108.)</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-cozulme-ve-degerlendirme">Çözülme ve Değerlendirme </h2>



<p>Akın, ortaokula gittiği zamanlarda Levent’ten matematik dersi aldığını, Levent’in ona ilgi duyduğunu anlatır. Bir gün onu kalabalık bir erkek arkadaş grubuna götürdüğü olayı ortaya çıkar romanın sonunda. Akın yıllar sonra bu tecavüz olayı yüzünden kimseyle iyi olamadığından, sağlıklı insan ilişkileri kuramadığından bahseder. Erkeklerden nefret ettiğini anlatır Emin’e. Daha sonrasında Levent’ten öç alma fikrini bulduğunu, onu öldürürse nefret kurtulacağını söyler.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Ama bir yandan da olayın güzelliğini anlamıyor musun? Kuşkulandığın bütün kadınlar öldürebilirdi Levent’i. Hepsinin adına ben öldürdümse, katil neden onlar değil de ben olayım? Tamamıyla yersiz bir soru değil, matematikte n yok mudur? n, herhangi bir sayı olabilir.</em> (Kür, 2020, s.362)</p></blockquote>



<p>Okur artık metne de bir anlam vermişken Akın’ın konumu konusunda bir ikileme düşer. Kitabında rol verdiği insanları kullanarak kendi işlediği cinayeti başkasının üstüne yıkan bir katil mi? Yoksa içinde Levent’in öldüğü bir roman yazan ve nefretinden kurtulan bir yazar mı? Pınar Kür bunları cevaplamaz, okuyucusuna açık kapı bırakır.</p>



<p><em>Bir Cinayet Romanı, </em>dedektif romanlarının parodisinin verildiği, nükte ve taşlamaların yer aldığı, iyi bir polisiyede olmaması gereken talih ve tesadüfün ironisinin yapıldığı bir eserdir. Kurgu oyunlarını sergileyen, matematiksel düzlemde okura aktarılan metin gerçeklik ve yansıtılmanın işlendiği bir metindir. Pınar Kür 1989’da yazdığı bu romanla yeni bir roman anlayışı geliştirdiğini de dile getirmiş olur. Eser, polisiye kurgunun ögelerini başarıyla harmanlamıştır. Postmodern romanın getirisi olan sonuçsuz veya çok sonuçlu roman bitişiyle, yaratmanın arzusu ve sıkıntısını da bir arada vermiştir. Dolayısıyla <em>Bir Cinayet Romanı&#8217;</em>nı, Pınar Kür’ün romancılığında yeni ve başarılı bir adım sayabiliriz.</p>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>Kür, Pınar. (2020). <em>Bir Cinayet Romanı</em>. Can Yayınları: İstanbul.</p>



<p>Şahin, Seval. (2013). “Giriş”. <em>Edebiyatın İzinde Polisiye Edebiyat. </em>(Yayına Hazırlayanlar: Seval Şahin, Banu Öztürk, Didem Ardalı Büyükarman). Bağlam Yayıncılık: İstanbul.</p>



<p>Moran, Berna. (2018). “Bir Cinayet Romanı ve Postmodern Polisiye”. <em>Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3. </em>İletişim Yayınları: İstanbul.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/">Bir Cinayet Romanı: Polisiye ve Postmodernizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pınar Kür: Yarın Yarın ve İnatla Yaşamak</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Jul 2022 21:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[pınarkür]]></category>
		<category><![CDATA[yarınyarın]]></category>
		<category><![CDATA[yarınyarıninceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=7119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet yazarlarımızdan Pınar Kür'ün Yarın Yarın'ı hakkında detaylı bir inceleme sizleri bekliyor. 12 mart sürecinde toplatılan eser toplumsal normalar-bireysel tercihler çatışmasına derinlemesine yer veriyor. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/">Pınar Kür: Yarın Yarın ve İnatla Yaşamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pınar Kür, Cumhuriyet Döneminin en önemli yazarlarından. <em>Yarın Yarın</em> ise Pınar Kür’ün yayımlanan ilk romanı olma özelliğini taşıyor. <em>Yarın Yarın </em>hakkındaki incelememiz sizlerle.  </p>



<p>İncelemeye geçmeden önce biraz kitabın yazarı Pınar Kür’den bahsedelim. Pınar Kür&#8217;ün babası öğretmen Behram Kür, annesi ise yazar İsmet Kür. Pınar Kür&#8217;ün teyzesi, şair ve yazar olan Halide Nusret Zorlutuna, kuzeni de romancı Emine Işınsu.<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Sanat</a>ın ve <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">edebiyat</a>ın bu kadar yakınında büyümesi Kür&#8217;ün bu alana yönelmesinde elbette etkili olmuştur. Nitekim konuşmalarında da bu duruma sıkça değinmektedir kendisi.  </p>



<p>Eğitim hayatını Türkiye, İngiltere ve New York üçlüsü içerisinde geçiren Pınar Kür; roman, hikâye ve çeviri türünde eserler vermiştir. Onun üretim hayatı her zaman &#8220;cesur&#8221; olarak tanımlanmıştır. Yazarın <em>Yarın Yarın </em>(1976) dışında kaleme aldığı eserler ise şöyle<em>:</em>   </p>



<ul class="wp-block-list"><li><em>Küçük Oyuncu</em> (1977)  </li><li><em>Asılacak Kadın</em> (1979)  </li><li><em>Bir Deli Ağaç</em> (1981) </li><li><em>Akışı Olmayan Sular</em> (1983) </li><li><em>Bitmeyen Aşk</em> (1986) </li><li><em>Bir Cinayet Romanı</em> (1989) </li><li><em>Sonuncu Sonbahar</em> (1992) </li><li><em>Hayalet Hikâyeleri</em> (2004)  </li><li><em>Beşpeşe</em> (2004)  </li><li><em>Cinayet Fakültesi</em> (2006)  </li><li><em>Aşkın Sonu Cinayettir</em> (2016) </li><li><em>Sadık Bey</em> (2016)</li></ul>



<h2 class="wp-block-heading"><em>Yarın Yarın</em>&#8216;a Genel Bakış </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-1024x682.jpg" alt="Pınar Kür " class="wp-image-7139" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><em>Yarın Yarın</em>, 1976 yılında yayımlandığı zaman dönemin yazın hayatında büyük etki uyandırmıştır. Nitekim bu etki yazara oldukça beğeni getirmiştir. Fakat aynı zamanda soruşturmalara uğrayıp eserin toplatılmasına da neden olmuştur. <em>Yarın Yarın</em>&#8216;ın 12 Mart sürecini öne çıkarması, burjuvanın, siyasal ve toplumsal çalkantıların yaşandığı 1970’ler Türkiye’sinin anlatılması bu duruma sebep olmuştur diyebiliriz. Fakat daha yakından baktığımızda, aslında romanda toplumun onayladığı insan türünü benimsemek, ona göre yaşamak yerine, hayatını ve benliğini bireysel tercihleri ve kararları üstüne kurmak isteyen karakterler karşımıza çıkar: Seyda, Selim, Aysel ve Oktay.  </p>



<p>Ancak toplumdan bağımsız yaşamaları imkânsız olan bu karakterler çevrelerinden kopamazlar. Yazar, okuyucusuna bu çatışma üzerinden kurgusunu sunar. Onlar çevrelerinin dayattığı sosyal karakter ile bireysel karakterleri arasında sıkışırlar ve bocalarlar. Sosyal çevreleri ile uzlaşamadıkça bireysel tercihleri konusunda da başarılı olamazlar. Bu beklentiler ve duyulan arzuların imkânsızlığı, sıkışıp kaldıkları meselelerdir. Bir burjuva çocuğu olarak tanımlanan Seyda’nın eşi Oktay, yine bir burjuva ailesine mensup. Fakat bu ailenin görüşlerine zıt Selim ve hayat kadını Aysel, sınıfsal ayrıma işaret eder bir şekilde eserde karşımıza çıkan diğer karakterler. Gelin, karakterlerimizi yakından tanıyalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yarin-yarin-in-odak-noktasi-seyda"><em>Yarın Yarın</em>&#8216;ın Odak Noktası Seyda&#8230;</h2>



<p>Ailesi, ailesinin belirlediği ve ona hazır bir şekilde sunulmuş sosyal çevresi ile Seyda  romanın merkezinde bulunan bir karakter. Bu yönleriyle de eserde toplumdaki mevcut sınıfsal kutuplaşmayı açığa çıkarmakta. Böylelikle, eserde kendi içinde çıkmazlar ve kırılmalar yaşayacak biri olarak da yer alıyor Seyda. Pınar Kür, yarattığı Selim, Oktay gibi burjuva karakterleri arasında özellikle bu kadına odaklanmıştır. </p>



<p>Öğretmen anne babanın tek kızıdır o. Doğru dosdoğru bilinmiş düzende büyük bir özenle ve öz değerinden başka hiçbir değeri önemsemeyecek biçimde yetiştirilmiştir Seyda. Hep daha fazla alkış bekleyerek her daim başarıdan başarıya koşan kız, bu başarı konusunda anne ve babasına karşı tedirginlik duysa da okul hayatı boyunca sınıf arkadaşlarından bilgi konusunda her zaman ayrılmıştır. Ailesini hayal kırıklığına uğratmamıştır böylelikle. “Tüm evren sayılacak, sevilecek yalnızca üç kişi vardı; gerisi yardımcı öğe, süs öğesi ya da kısa bir süre için, o da güçlükle katlanılabilecek geçici gerekli öğelerdi.” (Kür, 2017, s.100) düşüncesi içinde geliştirilecek, büyütülecek ve pekiştirilecektir Seyda zamanla. Fakat üniversite hayatında başarısız olur. Bunun üzerine, üniversiteyi bırakır.  Ardından kendisi gibi tanınmış bir ailenin çocuğu olan Oktay ile evlenir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Büyüdükçe güzelleşti Seyda. Hiçbir zaman okul güzeli, hatta sınıf güzeli bile seçilemezdi ama bakanı bir daha baktıracak bir çekiciliği vardı. Buna karşın, uzun süre erkek arkadaşı olmadı. Okulda kızların birbirlerine anlattıkları sevda öykülerinin dışında kaldı hep. Herkesin gittiği çaylara, partilere o da gidiyordu ama nedense kendisini beğenen oğlanların hiçbirini beğenemiyor, kendi beğendiği çocuklar da ona yaklaşmıyorlardı. Peki Oktay? Oktay neden yaklaştı bana?</em> (Kür, 2017, s.110) </p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Oktay, Seyda, Aysel Üçgeni</h2>



<p>Henüz ikili ilişkileri tanıyamamışken kendisine yakın duran ve bir şeyler hissettiği ilk kişiyle evlenmesi ne Seyda’yı ne de Oktay’ı mutlu eder. Zamanla sevgilerinin geçici ve yapay bir sevgi olduğunun farkına varırlar ve bununla yaşamanın yollarını aramaya çabalarlar. Sevginin artık bir çaba olduğunu hissettikçe de birbirlerinden o kadar uzaklaşırlar. Oğulları Gil doğduktan sonra ilişkileri daha da kötüye gider. Oktay, karısına bakarken gözlerinde beliren ve durmadan artan nefreti gizlemez örneğin. Üstelik gizlemek için en ufak bir çaba bile göstermez. Seyda’yı sevmediğini ne kendisinden ne de başkalarından saklamaya niyeti vardır artık. Fakat onun şaştığı şey, Seyda’nın böyle istemeden, aldırmadan, kimsenin suratına bile bakmadan, tüm baştan savmalığıyla çevresindekilerin ilgisini çekebilmesidir.  </p>



<p>Buna ne kadar kayıtsız kalsa da, aynı zamanda bu durum onu sinirlendirmektedir de. Sevgisinin birdenbire geçmediğini, evliliklerinin bir dönemine dek bu sevgi nasıl büyümüşse, bir yerden sonra da öylesine küçüldüğünü düşünür. Evlendikten sonra içinde bulunduğu sosyal ortamla da uyuşamayan, benzeşemeyen Seyda, bu uyumsuzluğu şu şekilde belli eder: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Modaya harfi harfine uymaksa örneğin, Seyda’nınki modanın tam tersine gitmekti. Yedi yıldır tanıyordu şu kadını. Yedi yıl içinde milletin saçı uzamış, kısalmış, gene uzamış atkuyruğu olmuş, topuz olmuş, iyice kabarmış, dümdüz bırakılmış, bin bir biçime girmişti. Seyda’nınkiyse hep erkek gibi kısacık kalmıştı. Hemen hiçbir kadının pantolon giymediği yıllarda ayağından pantolonu çıkarmazdı da, bu yaz bir kez olsun giymemişti. Herkesin etekleri dizin altındayken hanım, dizinden bir karış yukarıda eteklerle gezerdi. Saymakla bitecek gibi değildi canım özentileri! Ama başlangıçta Oktay bütün bunların özenti olduğunu çakmamış, Seyda’nın &#8220;değişikliği&#8221;ne tutulmuştu salaklar gibi.</em> (Kür, 2017, s.29) </p></blockquote>



<p>Seyda’yı, Oktay’ın parasıyla birlikte getirdiği yaşam biçimi ve bu yaşam biçiminin akıl almaz köreltme yeteneği benliğini sarmıştır artık. Oktay ise gecelerini başka kadınlarla beraber geçirmekte, bunlar arasında en tanınanı Aysel Alman’la ilişki yaşamaktadır. Aysel’in, Seyda’nın kocası Oktay’ın metresi olmasıyla, Seyda ile aralarında iki ayrı sınıfın kadını olma mevzusu karşı karşıya getirilmektedir eserde.   </p>



<h2 class="wp-block-heading">Selim</h2>



<p>Eşinin onu aldatmasına karşı bir şey hissetmeyen, ondan bağını koparan Seyda, kendisini oğluna adamıştır. Ama onun da üstüne çok düşüp anne ve babasının ona yaptıklarını kendisi de yapmak istememektedir de. Seyda, bu sıkışmışlığının ve sıkılmışlığının tam ortasında Selim’le tanışır. Selim, Paris’te öğrenim görmekte olan, Oktay’ın uzaktan akrabasıdır. Seyda ile ilk defa Oktay’la gittiği bir gece kulübünde karşılaşır. Oktay Türkiye’ye de yaz tatilini geçirmek için gelmiştir. Selim de tıpkı diğer karakterler gibi zengin ve aynı zamandan tanınan bir ailenin çocuğu. Onun  ailesiyle olan ilişkisi de sağlam bir zeminde yer almaz. Çünkü bu ikilinin de dengeli bir birlikteliği yoktur. Annesinin ve babasının değer verdiği kavramlar onun için önemsizdir. </p>



<p>Geçmişte öğrenci olaylarına karışan Selim, 1970-71 yıllarında da yine devrimci faaliyetlerine devam eder. Fakat bu durumunu Oktay’dan saklamaktadır. Seyda ve Oktay’ın evliliklerindeki sorunları ve Seyda’nın çevresinden bu kadar ayrı durmasını hemen fark eder. Aynı zamanda ona karşı yakınlık hisseder. Tanıştıkları anda birbirlerine âşık olan Selim ile Seyda tutkulu ve Seyda’nın yabancı olduğu bir birliktelik yaşarlar. Seyda ve Selim’in yasak aşkının merkezinde gelişen olaylar, Selim’in yalnız kaldığında Fransa’da tanıştığı Josette’den ve sosyalist devrimden etkilenmesiyle yeni bir boyut kazanmaya başlar.  </p>



<h4 class="wp-block-heading">Sosyalist devrim yanlısı Selim, Seyda’nın bu konuda bilinçlenmesini sağlamaya çalışır.  </h4>



<p>Aynı zamanda devrim sürecine yararlı olacağını düşündüğü işler yapması konusunda onu ikna eder. Selim, suçlunun Seyda’nın kendisi olmadığını, sorunların kaynağının çevresi olduğunu ve çevreyi aşması gerektiği konusunda onu zorlar. Oysa Seyda kendi çevresinden başka bir çevre tanımamıştır. Böyle olsa da o Selim&#8217;e güvenir. Adamın dediklerine itimat eder. Fakat 12 Mart’ta Selim kaçıp saklanmak zorunda kalır. Ne yazık ki  hayatını kaybeder. Seyda ise aldığı bu haber karşısında kendisini tutamaz ve hastalanır. </p>



<p>Bir şeyler sezen ancak aldatıldığını bu noktada anlayan Oktay, polisin uzun sorgulamalarında eşini ele vermeyip durumu anladığı hâlde hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranır. Bir inat gibi eşinden ve çocuğundan bu noktada vazgeçmez. Her şeyi arkasında bırakıp ülkeden gitmek ister. Tüm bu yaşananlardan sonra Seyda’nın psikolojik rahatsızlıkları olduğuna inanarak İsviçre’ye giderler. Bir süre sonra da geri dönerler. Döndüğünde Selim’in mezarına giden Seyda, onunla uzun uzun konuşur. Bu konuşma o zamana kadar her şeyin farkına varmış ama içinde tutan Seyda’yı ortaya koyar. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yakın Bakış: Değerlendirme</h2>



<p>Anlatımın akıcı olduğu ve okuyucusunu yakalayan <em>Yarın Yarın</em>’da işlenen sosyal ve siyasal konuların yanı sıra Seyda’nın yaşadığı içsel çatışmalar ve kimlik arayışı romanın ana noktalarından. Kurguda bir kadın olarak varlığını okulda, evlilikte, toplumda, sosyal çevresinde ve aşk hayatında sürdürmeye çalışan Seyda okuyucuya verilmekte. </p>



<p>Pınar Kür, toplumsal normlar karşısında ne kadar zor da olsa içten içe kabuğunu kıran ve gelişen, pekişen bir kadın karakter yaratmıştır Seyda ile. Hep onun için hazırlanmış “olmaz”ların veya “olmuş”lukların içinde büyüdüğü için tek başına karar almakta zorlanan biridir. Bu nedenle Seyda için babasından onay almak ve takdir görmek çok önemlidir. Fakat üniversitede derslerinde başarısız olduğunda bu konuda bocalar. Böylelikle dışarıdan gelen ilgiye (Oktay) kayıtsız kalmaz. Onu bu ilgiye çeken hazır yaşantıdan kopmak ve bir şeyler yapabilmek arzusudur belki de. Fakat zamanla sevginin rutine binmesi, iki tarafın da artık birbirlerinde olan kusurları görmesi bu durumu da bozar.  </p>



<p>Selim’in Seyda’nın hayatına tam da bu noktada girmesi, onun bakış açısını değiştirmesi ve ona itiraz edip seçim-sorgulama-karar verme alanları sunması onu cazip kılar. Seyda’nın karakteri bütünüyle Selim’le kırılmış veya kurulmuş diyemeyiz. Bu Seyda’nın bu zamana kadar içinde zaten olan bir şeyler yapma arzusuna, bilinçli olmasına ters düşmekte. Selim, Seyda’nın hayatında sadece başka şeylerin de olabileceğini gösteren, buna inanmayan Seyda’nın buna inanmamasına sebep olan şeyin çevresi olduğunu fark ettiren bir karakterdir. </p>



<p>Romanın son kısımlarında ise benliğini kazandığını, dışarıya doğru bir adım attığını ve mutlu olacağına inandığı noktada her şeyini kaybeden bir karakter olarak karşımıza çıkar Seyda. Tüm inanç sistemini yeniden kurmuşken şimdi tek başına mutsuz bir evliliğin ve yabancısı olduğu toplumun ortasında kalmıştır. Ümitlidir ama, yaşamdan ve yaşamın getirdiklerinden alacağı vardır, inatla buna tutunmaktadır: </p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading">“<em>Herkes kendi yoluna&#8230; Herkes. Bir seninle ben kalakaldık orta yerde. Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum&#8230; Hâlâ anlamadığım o kadar çok şey var ki&#8230; Karamsar değilim, inan. Olmamaya çalışıyorum hep. Yaşamakta direniyorum. Yaşama yapışmak, tutunmak sıkı sıkıya&#8230; Zorla, zorlaya zorlaya, inatla, inatla yaşamak&#8230; Buydu yapacağım, değil mi? Yapıyorum işte.</em>&#8221; (Kür, 2017, s.374)  </h4>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Kaynakça</strong></h4>



<ul class="wp-block-list"><li>Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, “Pınar Kür”, erişim: 28.06.2022, http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/kur-pinar</li><li>Kür, Pınar. (2017). <em>Yarın Yarın</em>. Can Yayınları: İstanbul.</li><li>Arslan, Deniz Tuğba, Çelik Yakup. “Burjuvazi ve Pınar Kür’ün <em>Yarın Yarın</em> Adlı Romanının Burjuva Kadını Seyda”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi. 24, 2 (2020): 39-54.</li></ul>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/">Pınar Kür: Yarın Yarın ve İnatla Yaşamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
