<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>türkedebiyatı arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/tag/turkedebiyati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/turkedebiyati/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Aug 2022 19:10:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>türkedebiyatı arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/turkedebiyati/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ev: İnsanın Aidiyet Arayışı</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/ev-insanin-aidiyet-arayisi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/ev-insanin-aidiyet-arayisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Karabulak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Aug 2022 21:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[evromanı]]></category>
		<category><![CDATA[kitapinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[nerminyıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[nerminyıldırımev]]></category>
		<category><![CDATA[türkedebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=8631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nermin Yaşar imzalı Ev hakkındaki incelememiz sizlerle... Bu yazıda "ev" üzerine düşünüyoruz. Keyifli okumalar!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ev-insanin-aidiyet-arayisi/">Ev: İnsanın Aidiyet Arayışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Ev</em>, Nermin Yıldırım’ın 2020 yılında Hep Kitap tarafından yayımlanan, en son çıkan romanı. Kitapta olaylar son sayfalara kadar çözülmeye devam ediyor. O yüzden sürprizleri bozmamaya gayret ederek kitabın bana düşündürdüklerini paylaşmak istiyorum.</p>



<p>Tek heceyle ağızdan çıkan, iki harften oluşan kısacık bir kelime. Ama içinde sınırsız anlam barındırıyor. Ev, hepimiz için bambaşka bir şey. Belki dört duvardan oluşan bir ev gerçekten, büyürken içinde hayata köklerimizi saldığımız. Ya da belki bir mevsim. Belki çocukken arkadaşlarımızla saklambaç oynadığımız sokak. Belki de bir insan. Böylesine geniş bir kavram, hayata tutunabildiğimiz yerde anlamından bir şey kaybetmeden küçülüp tek bir şeye sığabiliyor. Aynı zamanda <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanatta-ev-imgesi-aksamlari-eve-kac-kisi-donuyoruz" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ev</a>, sanat alanında karşımıza sıklıkla karşımıza çıkan imgelerden biri.</p>



<p>Peki, “ev” deyince sizin zihninizde nasıl bir resim canlanıyor? Bu kelime sizi nereye götürüyor?</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-nermin-yildirim-kimdir">Nermin Yıldırım Kimdir? </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/nermin-yildirim-kimdir-1024x682.jpg" alt="nermin yıldırım" class="wp-image-8912" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/nermin-yildirim-kimdir-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/nermin-yildirim-kimdir-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/nermin-yildirim-kimdir-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/nermin-yildirim-kimdir-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/nermin-yildirim-kimdir-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/nermin-yildirim-kimdir.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yazardan kısaca bahsedeyim bilmeyenler için. Nermin Yıldırım 1980 yılında Bursa’da doğmuş. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri fakültesinden mezun olduktan sonra çeşitli gazete ve dergilerde çalışmış. Kendisi hem Barselona’da hem İstanbul’da yaşıyor.</p>



<p>Şu ana kadar yayımlanmış yedi romanı var:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Unutma Beni Apartmanı (2011, Doğan Kitap)</li><li>Rüyalar Anlatılmaz (2012, Doğan Kitap)</li><li>Saklı Bahçeler Haritası (2013, Doğan Kitap)</li><li>Unutma Dersleri (2015, Doğan Kitap)</li><li>Dokunmadan (2017, Hep Kitap)</li><li>Misafir (2018, Hep Kitap)</li><li>Ev (2020, Hep Kitap)</li></ul>



<p>Yazar, <em>Ev</em> ile 2021 Duygu Asena roman ödülünün sahibi olmuş.</p>



<p>Nermin Yıldırım’ın kelimelere olan düşkünlüğünü ilk sayfadan anlıyorsunuz. Zengin kelime bilgisiyle, doyurucu ama akıcılığından da bir şey kaybetmeyen bir dille yazıyor. Kitap uzun olmasına rağmen bir çırpıda bitiyor. Daha önce yazarın <em>Saklı Bahçeler Haritası (2013)</em> romanını bir gecede bitirmiştim. <em>Ev</em> de aynı şekilde oldukça sürükleyici, bir o kadar da etkileyiciydi.</p>



<p>Çok insanca, çok tanıdık hisleri araştırıyor Nermin Yıldırım. Roman boyunca ben de Seher&#8217;le birlikte kendi evimi aradım. O ev hissine en yaklaştığım anlara gittim zihnimde. Seher&#8217;le birlikte ben de kendimle yüzleştim. Bence kitabın en güçlü tarafı da bu. Okuru da karakterleriyle birlikte kendi içine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evsiz Yurtsuz Bir Kadın</h2>



<p>Seher isimli anlatıcımız, çocukluk yılları boyunca evden eve gezmiş bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın</a>. Annesi onu iki aylık bir bebekken bırakmış. Babası İsveç’te kendine bir hayat kurmuş. İkisiyle de sağlıklı bir ilişkisi yok dolayısıyla. Dedesiyle yaşarken, onun ölümü sonrası akraba evleri arasındaki yolculuğu başlıyor. Dedesinin evinden halasına, oradan amcasına, o evden bu eve gönderilip duruyor. Fakat hiçbir yere ev diyemiyor, ait olamıyor. Çünkü kökleri ev dediği yerden, dedesinin evinden, o şehirden, çocukluk aşkı Ali’den zorla sökülmüş. Bir daha da köklenmesi mümkün olmamış. O yüzden artık gittiği her yerde bir yabancı, bir misafir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Sadece adresimi değiştirmemişti dedemin kaybı. Bir evin ferdi olma hissimi de sonsuza dek elimden almıştı. O konak benim ilk ve son evim, ne kadar çabalasam da dönemeyeceğim İthakamdı. Sonrasında, başımı kaç çatının altına sokarsam sokayım, gittiğim yerlerde nasıl el üstünde tutulursam tutulayım, bir ömür yakamı bırakmayacak evsizlik duygusu da hep peşim sıra geldi. (Syf.14</em>)</p></blockquote>



<p>Bu yurtsuzlukla birlikte ciddi bir kimlik karmaşası da yaşıyor tabii. Her ev değiştirdiğinde hobileri bile değişiyor mesela. Bir akrabasının evinde Kuran kursuna gönderilirken, diğer evde dövüş sanatları kursuna gönderiliyor. Her gittiği evde, o evin bir öncekinden bambaşka kurallarına alışmak zorunda kalıyor. Yeni bir şehirde, yabancı yüzlerle dolu yeni bir okulda kendini sevdirme kaygısı duyuyor. Artık bir yetişkin olup kendine evine çıktığında bile, bütün kolilerini açıp yerleşmiyor. Çünkü “nasılsa burada da kalıcı olamayacağım” düşüncesi var bilinçaltında. Her an gitmesi gerekecekmiş gibi, bir eli kapı kolunda devam ediyor hayatına.</p>



<h2 class="wp-block-heading">&#8220;Ev&#8221; Nedir? </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="960" height="639" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/mountains-1547302_960_720.jpg" alt="Nermin Yıldırım ev" class="wp-image-8917" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/mountains-1547302_960_720.jpg 960w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/mountains-1547302_960_720-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/mountains-1547302_960_720-768x511.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/mountains-1547302_960_720-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/mountains-1547302_960_720-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Öyle ya da böyle hepimiz hayatımız boyunca bir ev ararız. Bir apartman dairesine taşınırız, temizlik yapıp halıları sereriz. Sonra bir Türk kahvesi yapıp eserimize bakarak içeriz. Şimdi eve benzedi, deriz. Peki, ev nedir ki bir yer eve benzesin?</p>



<p>Sanırım ev, anne karnındaki “tam” olma haline en yaklaştığımız an. Hani henüz bir kimliği olmadığı için eksiklikleri de olmayan, annenin bir uzantısı olduğumuz hal var ya. Henüz dünyayla tanışmamış, anneden koparılmamışız. Dünyaya bir kere düştükten sonraysa o tam olma halini arar dururuz.  </p>



<p>Belki de dünyanın hiçbir köşesinde anne karnı kadar güvenilir bir ev bulmak mümkün olmadığından, çoğu zaman kendimizi ait hissetmeyiz bulunduğumuz yerlere. Ait hissetmek için her şeyi yaparız, yine de bir şeylerin eksikliğini duyarız. Ama bazı anlar vardır ki bizi o hisse çok yaklaştırır.</p>



<p>Mesela Seher’in yolculuğu sırasında tanıştığı, Ogo’nun arkadaşı Yakup, ıslıkla bir şarkı çalıyor. Seher’i tanıdık bir yere götürüyor bu ıslık:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Hani çocuksundur, kaygısızsındır. Sıcak bir yaz günü denizin üstünde sırtüstü uzanmış, bedenini saran ılık suyun sokulgan, minik dalgalarıyla hafif hafif sallanmaktasındır. Güneş gözlerini kamaştırdıkça, ıslak kirpiklerinin arasında rengarenk dönen dünyaya bir çiçek dürbününden seyreder gibi bakmaktasındır. Kumsal canın istediğinde çabucak varabileceğin kadar yakında, istemediğinde sana ilişemeyecek kadar uzaktadır. Tepede güneş sarı, sıcaktır, altında deniz mavi, ılıktır ve hayat önünde uçsuz bucaksız bir oyun parkı gibi uzanmaktadır. Yarını düşünmezsin yine de. Şimdiye evin gibi sığınmışsındır.&nbsp; (Syf.129)</em></p></blockquote>



<p>Şimdiye evin gibi sığınmak, bence evi çok güzel özetleyen bir tanım. Bizim peşinde koşup durduğumuz şey bir güven ve huzur hissi. Onu nerede, kimde, hangi anda bulursak ev bizim için orası, o kişi, o an olabiliyor aslında. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yürümek </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/el-cabo-fisterra-el-final-del-camino-de-santiago-1024x576.jpg" alt="Nermin Yıldırım Ev" class="wp-image-8924" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/el-cabo-fisterra-el-final-del-camino-de-santiago-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/el-cabo-fisterra-el-final-del-camino-de-santiago-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/el-cabo-fisterra-el-final-del-camino-de-santiago-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/el-cabo-fisterra-el-final-del-camino-de-santiago-1536x864.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/el-cabo-fisterra-el-final-del-camino-de-santiago-2048x1152.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/el-cabo-fisterra-el-final-del-camino-de-santiago-480x270.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><em>Ev</em>, bir yolculuk hikâyesi. Esere, ev imgesinin yanında <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/yolda-jack-kerouacin-romaninda-arayis" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yol</a> temasının da  eşlik ettiğini söylemek mümkün. Seher, yolculuğuna adeta bir davetsiz misafir olan hayat dolu arkadaşı Ogo ile, hayatının en uzun yürüyüşüne çıkıyor: Camino de Santiago. Kısaca bahsetmek gerekirse, İngiltere ve İrlanda’ya kadar bile uzanan bu yol, bir hac yoluymuş. Hazreti İsa&#8217;nın havarilerinden Aziz Yakup&#8217;un mezarının İspanya’nın Santiago de Compostela şehrinde olduğuna inanılırmış. Bu yüzden Orta Çağ’da binlerce Hristiyan yürümüş bu yolu. Hatta tarihinin bundan da öncesine, Şamanlara kadar uzandığı söyleniyor.  </p>



<p>Doğasıyla meşhur olan bu yolu günümüzdeyse dünyanın her yerinden insanlar, spor, turizm amaçlı veya manevi sebeplerle hala yürüyormuş. <em>Ev</em>&#8216;de Seherle Ogo, Portekiz’in Porto şehrinden başlayarak 280 kilometre yürüyorlar. Günler süren yolculukları boyunca peşlerine takılıp bu yolda onlara eşlik ediyoruz biz de okuyucu olarak.</p>



<p>Yol teması, yürümek, hareket halinde olmak birçok romana ve filme konu olmuş bir tema. Nedeniyse insanın hayat boyu bir arayış halinde olması ve fiziksel yolculuğun zihinsel yolculuğu da beraberinde getirmesi diyebiliriz. Kendi günlük hayatlarımızdan düşünelim. Bir duygunun içinde sıkıştığımızda çoğu zaman ilk aklımıza gelen kendimizi dışarı atıp yürümek olur. Mümkünse sahilde veya doğayla iç içe olabileceğimiz bir yerde. Ayaklarımızla ileri doğru bir yolculuk yaparken, zihnimizde geriye doğru bir yolculuk yaparız.</p>



<p>Seher de bu yolculukla, evsizliğinin kökenlerine, yani çocukluğuna gidiyor. Terapisti Çiğdem Hanım ile seanslarından kesitler hatırlıyor. Çocukluğundan, gençliğinden anılarla, yıllarca arkasında bırakmak zorunda kaldıklarıyla yüzleşiyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">“Kaval Kemiği”</h2>



<p><em>Ev</em>&#8216;de, yine bir yürüyüş günü bir mezarlıktan geçerken, Ogo’yla Seher, uygarlığın başlayışı üzerine konuşuyorlar. Ogo şöyle diyor:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Margaret bilmemne diye bir antropolog var, soyadını unuttum şimdi. Kadın uygarlığı, kırılıp iyileşmiş ilk kavalkemiğiyle başlatıyor.”</em></p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“. . . doğada hiçbir canlı o kemik iyileşene kadar başkasının yardımı olmadan hayatta kalamaz diyor. Demek ki kemik kendi kendine iyileşmiş olamaz, o iyileşene kadar biri kemiğin sahibine bakmış. Yani biri birini sevmiş, önemsemiş, yardım etmiş. Hikâye orada başlıyor. Çaktın köfteyi?” (syf. 353)</em></p></blockquote>



<p>Bu kısmı okuyunca aklıma &#8220;İnsan insanın kurdudur&#8221; sözü geldi. İngiliz filozof Thomas Hobbes&#8217;un De Cive adlı eserinde kullandığı bu meşhur söz, günümüzde de çoğunlukla insan doğasının vahşiliği bencilliğini ve insanın insanla savaşını anlatmak için kullanılıyor. Diğer yandan Hobbes, “İnsan insan için Tanrıdır” da demiş aynı eserinde (Özmakas, 2020). Peki insan insanın kurdu mudur Tanrısı mı? Belki ikisi de doğru. </p>



<p>Dünyada kötülük ve kötü insanlar olmadığını söylemek mümkün değil ne yazık ki. Ama biz insanlar aynı zamanda birbirimizi kollarız. Birbirimizin yardım eli olmadan buralara gelebilir miydik?</p>



<p>Romanda, herkes kendine göre sebeplerle çıkmış yola, bir hac yolunda kendi haclarını gerçekleştiriyorlar. Herkes bir şey arıyor. Seher, Ogo, Vesna, kuş gözlemcisi Joe, hatta Leydi Şerbet bile! (Bence en güzel evi o buluyor.) Kendi içlerinde ayrı yolculuklar gerçekleştiriyorlar ama bir yandan da birbirlerine ellerinde ne varsa veriyorlar. Bu bazen tecrübeden gelen bir nasihat, bazen bir avuç ceviz, bazen dostça bir sohbet oluyor.</p>



<p>Seher sonunda kendine bir ev buluyor diyebilir miyiz, bilmiyorum. Belki kendine ev olmayı öğreniyor diyebiliriz ama. Roman bize &#8220;ev nedir?&#8221;’ sorusunun cevabını vermeyi amaçlamıyor. Okuyucu olarak kendi hafızamıza bir yolculuk yapmamızı sağlıyor. Ve bazı sorular, bazı yanıtlardan daha çok şey söylüyor bize. </p>



<p>Bence kendini daha iyi anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir roman <em>Ev</em>, çünkü “ev” hepimizin ortak derdi.  </p>



<p><strong>Kaynakça</strong> </p>



<p>Nermin Yıldırım, Ev, Hep Kitap, 2020.</p>



<p>Özmakas, U. (2020). “Homo Homini Lupus” Sözü Üzerine . Kaygı. Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi , 19 (1) , 200-219 . DOI: 10.20981/kaygi.702999 https://dergipark.org.tr/tr/pub/kaygi/issue/52880/702999#article_cite </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ev-insanin-aidiyet-arayisi/">Ev: İnsanın Aidiyet Arayışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/ev-insanin-aidiyet-arayisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahdım Var: Boşluğu Konuşturmak</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jun 2022 21:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ahdımvar]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaştürkedebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[hüryumer]]></category>
		<category><![CDATA[türkedebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=6231</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç yaşta aramızdan ayrılan Hür Yumer'in Ahdım Var'ını sizler için masaya yatırdık. Gelin, Ahdım Var okuyucuya neler verebilir birlikte bakalım. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/">Ahdım Var: Boşluğu Konuşturmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Ahdım Var</em> isimli, Hür Yumer&#8217;in kaleminden çıkan eser hakkındaki incelememiz sizlerle.  </p>



<p><em>Ahdım Var</em>, Hür Yumer’in tek öykü kitabı. Ölümünden bir yıl sonra, 1995 yılında bir araya getirilen öykülerden oluşuyor. Bir başka anlamda, ondan okura kalan tek şey. </p>



<p>İşte bu yazıda Hür’ü ve eşsiz <em>Ahdım Var</em>’ı dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Ondan bize kalan tek kitabı <em>Ahdım Var&#8217;ı  </em>zar zor bulduğum bir iki gazete haberini ve az ama hacimli dizelerini bir araya getirmek istedim. Bir okur olarak, Hür’ün kısa yaşamının ardından payıma düşen, etkisi uçsuz cümlelerin peşine düşmek istedim. Tam yerine rast gelmeyeceğini, nafile bir çaba olduğunu bile bile. </p>



<p>Hür’le tanışmam yıllar öncesine dayanıyor. Tam tarihi kestirmem mümkün değil. Türkçe müziğin dehlizlerine daldığım bir dönemdi diye hatırlıyorum. Gün boyu hem evde bulduğum kasetlerin, hem de harçlıklarımla aldığım cd’lerin kartonetlerini inceliyordum.<strong> </strong>Hümeyra’nın 1997 çıkışlı ve ne yazık ki son albümü olan<strong> </strong><em>Beyhude</em>’de karşıma çıktı ismi.  </p>



<p>Sadece bulunduğu albümün değil, kendi dilimde dinlediğim en yakıcı şarkılardan biriydi <em>Gidemediklerimiz</em>. Üç dakika elli dört saniye boyunca, dinleyenin de boynunu urgana dolayan bir veda mektubu. Bir müddet sonra şarkıyı rafa kaldırdım. Kaçtım. Bir veda şarkısı aracılığıyla tanışmamızı ise hep büyüleyici buldum. Her şeye rağmen Hür’ün izlerinin peşine düşmem bundandır diye tahmin ediyorum. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hur-diye-biri">Hür Diye Biri  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-1024x682.jpg" alt="ahdım var" class="wp-image-6248" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hür Yumer, 1955 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Grenoble Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’ni bitirir. Türkiye’ye dönünce İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü’nde Fransızca okutmanlığı yapar. Hayattayken Hür’ün isminin edebiyat çevrelerinde zikredilmesi çevirileriyle olur.  </p>



<p>Hür’ün çevirdiği kitaplara baktığımızda sanki özenle, manidar seçimler yapmış gibidir. Özellikle <strong>Marguerite Yourcenar</strong> çevirileriyle bilinir. <strong>Doğu Öyküleri</strong> ve <strong>Bir Ölüm Bağışlamak </strong>başlıca bilinen çevirileridir. <strong>Jean Genet’</strong>nin <strong>Giacometti’nin Atölyesi </strong>ve <strong>Danilo Kis’in Ölüler Ansiklopedisi</strong> gibi kitaplarını da Türkçeye kazandırır. Bir dönem eşi de olan Serra Yılmaz&#8217;la <strong>Stelio Fierenza</strong>’nın <strong>Kassandra</strong> adlı oyununu çevirirler.  </p>



<p>Oyun, İstanbul Devlet Tiyatroları’nda sahnelenir. Bir yandan 1987-92 yılları arasında <strong>Metis Çeviri</strong> dergisinde çalışır. Aynı yıllara tekabül eden tarihlerde Hür’ün öyküleri <strong>Defter</strong> dergisinde yayınlanır.<em> Ahdım Var</em> açılış öyküsü olan <em>Mesed</em>, derginin Ekim – Kasım 1987 tarihli ilk sayısında yayınlanır. <em>Ahdım Var</em>, ikinci öyküsü <em>Panter’le Pembe Alıştırmaları</em> Haziran – Eylül 1988 tarihli 5. sayıda, yine kitapta kendine üçüncü sırada yer bulan <em>Ha-Ah-Bakıh-Zukrum</em> ise Haziran – Ekim 1989 tarihli 10. sayıda yayınlanır. </p>



<h4 class="wp-block-heading">Hür Yumer, 1994’te yaşamına son verir.  </h4>



<p>Ölümünden bir yıl sonra öyküleri<em> Ahdım Var</em> ismiyle toplanır. Kitap, 1996 yılında Cevdet Kudret Öykü Ödülü&#8217;nü alır. <em>Ahdım Var</em>’ın kapağını, ressam <strong>Deniz Bilgin</strong>’in 1992 tarihli <em>İsimsiz</em> başlıklı bir resmi süsler. 1999’da hayata veda eden Deniz Bilgin, esasında okurların görsel hafızasında büyük yer kaplayan biri. Başta<strong> Ursula</strong>’nın <em>Mülksüzler</em>’i olmak üzere; <strong>Lale Müldür</strong>, <strong>Bejan Matur</strong>, <strong>Latife Tekin</strong>, <strong>Murathan Mungan, Engin Geçtan</strong> gibi yazarların kitaplarının kapaklarında onun resimleriyle karşılaşırız hep. Aynı zamanda Hür’ün de ilk öykülerinin yayınlandığı <strong>Defter</strong> dergisinin bazı kapakları da yine onun elinden çıkma. Derginin yazarlarından olan <strong>Bülent Somay</strong> onun resimleri için şöyle der: ‘’<em>Bize söylediğimiz sözün sınırlarını hatırlatan resimlerdi bunlar.’’</em> </p>



<p>Geçen yıllar Hür’le öykülerini hemhal eder sanki. Öyküleri de sessizce bir köşede keşfedilmeyi bekler. Öyle ki<em> Ahdım Var</em>, ikinci baskısını ancak 20 yıl sonra, 2015 yılında yapar. Geçen zaman içerisinde, <em>Ahdım Var</em> hakkında yazılmış herhangi bir değerlendirmeye denk gelmek pek mümkün olmaz. </p>



<p>Hür’ün yazma üzerine deneme olarak kabul edilebilecek<em><strong> </strong>Bir Arayışın Notları</em> isimli kısa metni ise onun dünyasını aralamak için elde kalan tek rehber. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/2022/05/28/25-agustos-1983-ve-diger-oykuler-borges-ve-buyulu-gerceklik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Borges </a>Defteri’nden ulaşılabilen metnin bazı kısımlarını bu yazıda ara ara yer vereceğim. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yazmak: Belleğin Gayya Kuyusu  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-1024x682.jpg" alt="ahdım var" class="wp-image-6249" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="has-text-align-center"><em>‘<strong>’Yazmak! Bellekte kalanların, ya da bellekten silinmeyen sabit imgelerin yanında ne kadar cılız kalıyor bu sözcük bir bilsen! Yazı: Kağıda dökülen sözcükler sıralanışı. Hayat: Belleğe yer eden imgeler. Eğer amaç aradaki farkı yazmaksa, ya da aradaki farksızlığı, yanılmıyorum: Senin ölü halinle, benimle yaşadığını söyler ya da yazarken yanılmıyorum’</strong>’</em> </p>



<p><em>Ahdım Var</em>&#8216;ı açan öykü <em>Mesed</em>’in ilk paragrafından bu satırlar. Gerçeğine aymış bir yazarın bilinciyle başlıyor öykü. Belleği ve sözcükleri hemzemin etmeden, yalnızca bir araya getirmenin inancına sarılıyor. Öyküyü var eden belki de bu inanç ya da inat. <em>Mesed</em>; müphem bir aralığa yayılmış yasın ve giderek genişleyen özlemin dile gelme sancısını satırlara yayıyor. Mektup, günlük ya da bir fotoğraf albümü gibi algılanabilir. <em>Mesed</em> hem hepsi hem de hiçbiri aslında. Aklın ardında kalanlarla gözün önünde duranların, tortop olup ayak ucuna ilişmesi. Çok özlenenini geri çağırma ritüeli olarak başlıyor ve bitiyor. </p>



<p>Üçüncü öykü <em>Ha – Ah – Bakıh – Zukrum</em> ise meselesini sezdirirken <em>Mesed</em>’in açtığı gediği derinleştiriyor. Bellekte muhafaza edilenin, sözcüklerin sınırlı gücüyle tekrar var edilme arzusu/mücadelesi üzerine konumlanıyor. Varlığı kuşatan ve belirip kaybolan anlar/anılar, bir müddet sonra devinerek sayıklamalara dönüşüyor. Bellekteki imgelerle, eldeki sözcüklerin arasındaki farkı gözeten açık bir bilincin farkındalığıyla elbet: </p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em>‘’Her insanın, yerçekiminden arınmışçasına, bedenini hissetmediği, sınırsız arzusundan usanarak, havaya, suya, toprağa ya da ışığa öykündüğü anlar geçicidir… Dilin yetmediğini, bütün bir ahengin gerektiğini anladığı anlar; bu anların çekimi…’’</em> </h4>



<p><em>Azzuro Vechio</em>, sayıklamaların en yoğun olduğu ve giderek yazarda ‘’sayıklamaların’’ bir üslup olarak belirginleşmesini sağlayan öykü olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda <em>Ahdım Var</em>&#8216;ın en uzun öyküsü olma özelliğini de taşıyor. Öykü, bir ailenin farklı kuşaklardan fertlerinin bulanık anılarında dolaştırıyor. Karmaşık tümcelerin üst üste yığıldığı zor bir öykü bu. Monologların tiratlarla iç içe geçtiği, bu nedenle de bir açıdan yer yer tiyatro metinlerine göz kırpan karmaşık bir yapıya sahip. İlk öyküden bu yana öykülere sinen, yazarın gölgesi/bilinci ise burada giderek muğlaklaşıyor. Tam silinmese de daha saydam, daha geçirgen bir yazar imgesine dönüyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bir-arayisin-yankilari">Bir Arayışın Yankıları </h2>



<p>Hür Yumer, <em>Bir Arayışın Notları</em>’nda yazar olarak metnin içinde nasıl konumlanmaya gayret ettiğine dair şu tespitlerde bulunur:  </p>



<p class="has-text-align-center">‘’<em>Sözcükler de kendilerini dağıtıp toplarlar. Ama insanlar gibi değil. Bir tümcede bütün bir hayatı okuduğunuz yanılsamasına kapıldığınızda, o tümcenin bir yerinden, ya da o tümcenin çağrıştırdıklarının içinde yaşıyorsunuzdur artık. Bazen öteki tümceye geçmeyi bile gereksiz bulursunuz. O kadarı yeter size. Ama merak edersiniz işte. İyi yazar kendini değil hep kendinden öncekileri, kendinden sonrakileri merak ettirir. Ya da kendini onlarla nasıl silebildiğini gösterir</em>.’’ </p>



<p><em>Azzuro Vechio</em>’da yumak haline gelmiş anlatıda karşımıza çıkan budur belki de. Yumağın içinde birbirine geçenlere bakmak için yine <em>Azzuro Vechio</em>’daki şu alıntı anlamlı olacaktır: </p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em>‘’Ben dağların ovaların ırmakların arasından geçip de denizin karşısında şaşıran bir çöl bilincinin kurbanı gibi mi hissedeceğim kendimi? Ben bu kadar mıyım? Bu kadar budala mıyım? Her şey cam, su, ışık artık. Kaynaşmak gerekiyor.’’</em> </h4>



<p>Sırasıyla bir öyküden diğerine geçerken, genişleyen daireler halinde bilincin bir alt katmanına daha varılıyor. Farklı örgüler ve kurgular savrularak bir şekilde benzer sorulara doğru ilerliyor. <em>Azzuro Vechio</em>’dan sonra bir durak gibi olan <em>Bahar Sofrasından Kalkan Adam</em><strong> </strong>adlı kısa öyküyü ve ardından gelen <em>İlhan Ekler</em>’i böyle okumak mümkün.</p>



<p><em>İlhan Ekler</em> ise hem <em>Ahdım Var</em>&#8216;ın içinde hem de Türkiye edebiyatında kendine özel bir yer açacak güçte kurgulanmakta. Öykü, bir kuyu tulumbasıyla isimsiz bir kadının karşılıklı diyaloglarından oluşuyor. Boşluğu konuşturmak ya da boşluğa konuşmak gibi yorumlanabilecek bu tercihin, edebiyatımızda bazı örneklerini hatırlamak mümkün. Oğuz Atay’ın <em>Korkuyu Beklerken</em>’deki çoğu öyküsü, Sevim Burak’ın <em>Pencere</em>’si ya da Sait Faik’in <em>Yalnızlığın Yarattığı İnsan</em>’ı ilk aklıma gelenler. </p>



<p>Yumer; tek mekanda geçen öyküde, mekanı kuşatan kişileri ve nesneleri incelikle dahil ederek öyküyü katmanlandırıyor. Satırlar ilerledikçe yaşamın ve ölümün didik didik edildiği haşin bir sorgulamaya doğru gidilmekte. Varoluşun çıkmazları, kapanmayan mesafeler ve kişinin kendini yitirmesine sebep olan yıkıcı arzular bir bir masaya yatırılıyor:  </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>‘’Arzu giderilmez, sürer, bilmiyor musun…’’</em> </p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-gidemediklerimiz">Gidemediklerimiz </h2>



<p class="has-text-align-center"><em>‘’İnsan, dönüp dolaşıp kendini anlattığını anlar. Ama dönüp dolaşıp. Eğer dönüp dolaşamıyorsanız, yolculuklarını sahte düşlerinden başka hiçbir şey anlatamazsınız. Kendi dünyanız bir zindan gibi karşınıza dikilir.’’ </em>(Bir Arayışın Notları – Hür Yumer) </p>



<p>Hür’ün, renk paleti geniş mekanlarında uzaklara bakan biri olur. Bakışın, oturmanın, yürümenin sonra yeniden oturmanın geniş yer kapladığı bir dünyadır onunki. Göklerin, sokakların ve ışıkların belirdiği yerlerde uzun uzadıya kaybolunur. Zamanın içinde yitmek göze alınır. Bazen sadece küçük bir ânı geri çağırmak için. Tekrarın şiddetine ve şefkatine tutunan marazi bir inanca sahiptir karakterleri. Dışarıyı dışarıda bırakmadan, şimdiyi tamamen ortadan kaldırmadan yapılan yolculuklardır bunlar. Görünürde hareketsiz, içerde debdebeli.  </p>



<p>Hür’ün bahsettiği o ‘’zindan’’ dan kaçma fikrine panzehirdir belki de yazdığı öyküler. Dönüp dolaşıp kafasında susturamadığı seslerin tezahürüdür. Hür’ün karakterlerine verdiği ses Edip Cansever’in, &#8220;<em>Doğanın bana verdiği bu ödülden/ Çıldırıp yitmemek için/ İki insan gibi kaldım/ Birbiriyle konuşan iki insan&#8221;</em> dizelerini hatırlatıyor çokça. Bir arayışın notlarında ise yazdıklarıyla mesafesini şöyle tarifliyor:  </p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em>‘’Yazıda en güç şey başka biri gibi nefes almaktır. Sözcükleri öteki nefes seçtirir size. Bulunmuş bir sözcüğün sırıtması bundandır. Yapaylık kendini gizlerse yazı kötü olur.’’</em> </h4>



<p><em>Başlangıç</em>, <em>Evlat</em><strong>, </strong><em>Evveliyat!,</em><strong> </strong><em>Zalim Bey’in Ucuz Zürriyeti</em> gibi devam eden öykülerde karakter paletini zenginleştirir. Kendi tabiriyle, &#8220;<em>herkes gibi, herkes kadar, ancak farklı seslenmeyi</em>&#8221; başarır. Yazının tuzaklarını kollayarak, hakikat çemberinden usulca geçer. </p>



<p>Dönüp dolaşıp her yolu yorduğundan mı yazmıştır <em>Gidemediklerimiz</em>’i? Sonunda korktuğu gibi dünyası zindan olup karşısına dikildiğinden mi gitmiştir? Bilmek zor ama şimdi buradan bakınca; Hür’ü ve yazdıklarını kuşatan ıssızlığı, ışığı kendinden menkul bir hale olarak görüyorum. </p>



<p>Hür’e baktıkça: defalarca ölümü prova etmiş, tüm hüzünleri kendinde denemiş, hakikatle arzunun çarpıştığı yere kadar gitmiş ve zamanı kurcalamaktan hiç çekinmemiş birinin aksini yakalıyorum. Kitabı kapattığımda, müthiş bir yorgunluğun tezat bir ferahlıkla iç içe geçtiğini duyumsuyorum. Hür’ün ulaştığı hiçliğin rehavetidir belki o tezat ferahlık. Bilemem. Tarifi kendinde saklı mesafesiyle yazdığı öyküler, benim mesafesiz bakışımda Hür’le iç içe geçiyor. Yaşasaydı ve bu yazdıklarımı okusaydı kızar mıydı? Kim bilir? Yine de yazmak istedim. Hür’ü tanıdığım o şarkıyla yazıyı bitiriyorum. Benim bir son cümlem yok çünkü. </p>



<p><em>Odama sımsıcak iklimlerle geldiniz</em></p>



<p><em>Gözleriniz kararlıysa sevmeye, sevilmeye</em></p>



<p><em>Bu gece sabaha dek ipi siz çekeceksiniz</em></p>



<p><em>Sımsıcak deniz, gidemediklerimiz</em> </p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Gidemediklerimiz" width="800" height="600" src="https://www.youtube.com/embed/_7BXPFlzwkY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Kaynakça </h3>



<p>Hür Yumer, <em>Ahdım Var</em>, Metis Yayınları, 2015. </p>



<p><a href="https://issuu.com/borgesdefteri/docs/h_r_yumer__-bir_aray___n_notlar_">https://issuu.com/borgesdefteri/docs/h_r_yumer__-bir_aray___n_notlar_</a></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/">Ahdım Var: Boşluğu Konuşturmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
