1984 Neden Hala Bu Kadar Güncel?
1984, hepimizin bildiği gibi George Orwell tarafından kaleme alınan, geçmişten bugüne uzanan tespitleri ve uyarılarıyla hepimizi büyüleyen roman.
Bu yazıda, 1984 hakkında bir şeyler konuşmak istedim. Tabii roman hakkında yüzlerce yazı bulmanız mümkün internette. Aslında bilen bilir, Kazan’da olabildiğince bu kadar tüketilmiş konulardan kaçınmaya çalışıyorum. Fakat 1984 ne tam olarak bu türden bir kitap ne de tam olarak bundan ayrışan bir kitap. 🙂 Bunun nedeni de elbette romanın ruhunun güncel olması.
Bu güncellikten kastım ise son zamanlarda olup bitenler karşısında yeniden kafamda 1984’ün canlanmış olması. Özellikle Deniz Göktaş’ın 3 Temmuz’da tutuklanması sanırım tetikledi. Böyle durumlarda 1984 kitabını bir gözlük olarak düşünüyorum. O gözlüğü taktığım anda olup bitenlere dair kafamdaki sorular cevap buluyor gibi. Tabii ki bu durumun evrensel olduğunu düşünüyorum.
Tam bu noktada beni dürten soru ise şu oluyor:
Peki ama nasıl, nasıl oluyorda 70 küsür yıl önce yazılmış bir roman hala güncelliğini koruyabiliyor?
Bu sorunun yanıtını “Orwell çok öngörülüydü” diye yanıtlamak yeterli olmaz diye düşünüyorum. Mutlaka geleceğe yönelik bir öngörüsü vardı. Ama bu öngörünün altında yatan neden asıl olarak sorumuza cevap olabilir diye düşünüyorum. Bu neden de Orwell’ın muhteşem bir gözlemci olmasaydı bence. İnsan doğasına ve iktidar ilişkilerine yönelik yaptığı derin gözlemler onu öngörüye yaklaştırmıştı sanki. Tabii sadece izleyici olarak kalmamıştı. Kendisinin sahada da bulunduğunu biliyoruz.
Tüm bunlar sonucunda ulaştığı tespitler ise zamansızdı. Yani tespitleri şu zamanın veya bu zamanın meseleleri olmakla sınırlı değildi bir kere. Bunun yanında, tabii derin bir felsefe ve sosyoloji okuması olduğunu düşünüyorum. Gözlem, iktidar ilişkileri, birey, güç vb gibi kavramlar Antik Yunan’dan bu yana tartışılagelen kavramlardı.
Gelecek kuşaklara rehber niteliğindeki 1984’ün merkezinde yer alan soru günümüz bakımından da çok önemli aynı zamanda. Gerçeklerin açıkça konuşulamadığı, ifadelerin sansürlendiği bir ortamda özgürlükten söz edebilir miyiz? Bu da bizi ifade özgürlüğü sorununa getiriyor yine. Orwell’ın evreninde ifade özgürlüğüne çok daha kapsayıcı bir yerden bakılıyor. Özgürce araştırma yapabilmek, zıt fikirler bir araya gelebildiğimiz ortamlarda bulunabilmek, eleştirebilmek, eleştirilebilmek ve tüm bunların yanında gerçekleri konuşabilmek…
Kimdi George Orwell?
E yazarı hiç bilmeden kitabı anlamak olmaz. Kimdi Orwell, nasıl biriydi, neler yapardı?
Biz onu George Orwell olarak bilsek de gerçek adı Eric Arthur Blair yazarımızın. 1903 doğumlu Orwell İngiltere’de büyüyor. Bilmeyenler için şaşırtıcıdır ki Orwell üniversite okumamış, bu dönemde İngiliz sömürüsü altındaki Burma’da polislik yapmıştır. Dolayısıyla bu deneyimin yazılarına yansıması kaçınılmaz oluyor tahmin edersin ki.
Bir diğer deneyimi de 1926’da faşizme karşı İspanya’ya gidip direnişçilerle çatışmalarda gönüllü olarak yer alması. Cumhuriyetçilerin yanındaydı. Fakat anladı ki mücadele edilmesi gereken yalnızca Franco diktatörlüğü değildi. Solcularda kendi içindeki çekişme yaşıyor ve gerçekleri çarpıtıyordu. Bunlar neticesinde Orwell baskı kadar iktidarı güçlendiren başka unsurlar olduğunu anlamıştı.
Hayvan Çiftliği ve 1984′ün temelleri bu düşünceler üzerine kurulmuştu.
1984’ün Arka Planı
Verem hastalığıyla mücadele eden Orwell k1984’ü yaşama veda etmeden çok kısa süre önce yazmıştır. Kitabın yayınlanma tarihi 1949 yılı iken yazarımızın ölüm tarihi 1950’dir.
Tarihlerden de anlaşıldığı üzere kitabın yazım süreci 2. Dünya Savaşı ertesine denk geliyor. Nazi Almanyasına eklemlenen baskıcı Sovyetler Birliği rejimi ortamında izlenen sansür politikaları Orwell’ı etkilemiştir. Davranışların yanında düşüncelerin de kontrol edilebileceği olgusu 1984’ün doğusunda en önemli etken. Hemen belirteyim, romanı bu iki ülkenin hikayesi olarak tanımlamak yanlış olur.
Orwell çok daha başarılı bir iş ortaya çıkararak mutlak gücün sorgulanmadığı noktada benzer şeylerin çok rahat bir şekilde yaşanabileceği mesajını bırakmıştır bizlere. Bu nedenle eleştirisi evrenseldir. 1984 belli bir zaman ya da ülkenin kitabı değildir.
Distopik Olarak Sınırlamak Doğru mu?
Herkes bilir ki “distopya” denilince akla gelen ilk gelen kitaplardan biri 1984. Kitabı bu şekilde tanımlamak doğru olsa da distopyadan daha fazlası olduğunu da söylemek gerekir. Aksi halde kitap eksik kalır. Çünkü Orwell’ın amacı karanlık bir gelecek sunmak değildir, daha ziyade kitap tüm insanlık için bir uyarı niteliği taşır.
Kitapta özgürlüğün adım adım nasıl daraltılabileceğini, beraberinde de bir sürü toplumuna dönüşüleceğini anlatır Orwell. Bu yolda; sansürü, propagandayı, gözetimi ve dili etkili araçlar olarak sunar.
Kitapta vurgulandığı üzere baskı bir günde değil, özgürlüğün zaman içerisindeki aşınımı sonucunda çıkar. Korkutucu olan bir hakkın elden alınması değildir. Örneğin, ifade özgürlüğünün kaldırılmasından ziyade, asıl korkutucu olan insanların zaman içinde tepki vermemeye alışıp bunu normal kabul etmesidir. Bu uyarı çok değerlidir. Geçerliliğini hem bireysel hem de toplumsal durumumuzda korur.
Büyük Birader Yalnızca Seni İzlemiyor, Düşünceni Belirliyor!
Hangimiz tanımayız ki Büyük Birader’i. 🙂 Neredeyse bir ikon olduğunu bile söyleyebilirim. Afişlerde, sinema uyarlamalarında, kitabın kapağında dahi karşımıza çıkar o göz ikonu.
Yukarıda konuştuklarımıza paralel olarak onun gücü izlemekten çok daha fazlasıdır. O, gerçeği inşa eder. Yaşıyor mu yaşamıyor mu diye bile emin olamadığımız karakter, zaman içinde kurumsallaşır. Yaşamın her alanına sızar. Bu nedenle Okyanusya’da işte, evde, sokakta insanlar birbirlerinden korkar ve kaçınır. Çünkü Büyük Birader yalnızca tv’de posterde değildir, belki de yanında oturan iş arkadaşının içine sızmıştır. Ya da komşunun ya da yolda yan yana yürüdüğün kişinin… Bilinmez. Bugün çok farklı mıdır? Yanıt sende!
Öyle bir yerdir ki burası insanlar cezalandıracakları için değil, cezalandırılabileceklerini düşündüğü noktalarda kendini her şeyden çeker. Sıkıntı da tam burada başlar. Günümüzde otosansür denen bu olguyu Orwell kitap boyunca tüyleri diken diken eden detaylarla aktarır. Zaten burada artık bireyler kendilerini denetler. Hukuken var gibi görünen özgürlük, pratikte insanlara veda eder.
Hakikat Bakanlığı, Newspeak, Çifdüşün
Bir toplumun ortak hafızası gazetelerden tutun da kitaplara kadar uzar. Yani ortak hafıza demek, yalnızca tarih demek değil. Büyük Birader kurnazdır. Düşünceleri yönetmenin temellerinden birinin ortak hafızayı istediği şekilde yönlendirmek olduğunu bilir. O meşhur söz ile ortak hafızanın tek bir elden yönetmenin Big Brother açısından önemini hatırlayalım:
Geçmişi kontrol eden geleceği kontrol eder; bugünü kontrol eden geçmişi kontrol eder.
Ortak hafızanın yeniden yazılması gibi, kitapta düşünceleri yönetmenin bir diğer aracı Newspeak. Büyük Birader yeni bir dil oluşturur. Bu dilde hak, hukuk, özgürlük gibi kavramlara yer yoktur. Amaç bu kavramları önce dilde sonra da düşünce de yok etmektir.
Çiftdüşün stratejisi ise iki çelişkiye bir arada inanmayı temsil eder. Okuyanlar hatırlayacaktır ki partinin sloganı çiftdüşün yöntemine en açık örneği oluşturur: Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Cehalet Güçtür. Böylelikle amaç sorgulamayı, eleştiriyi, itiraz etmeyi ortadan kaldırmaktır.
1984 Yalnızca Bir Kehanet Değil, Hatırlanması Gereken Bir Uyarı!
Aslında Orwell bir alışkanlık uyarısı yapar kitap boyunca. “Baskıya zamanla alışma”nın bir örneği olarak Winston Smith karakteriyle. Yazar, bu detaylarla yalnızca bir coğrafyayı, bir ülkeyi, belli bir tarihsel dönemi hedef almaz. 1984, direkt iktidarın doğasına yönelik bir sorgulamayı temsil eder.
Dolayısıyla hakikatin tek merkezden yönetilmeye çalıştığı her durumda ve her yerde Orwell’ın biz okurlarına sunduğu ikazları hayat bulur. Yeniden anlam kazanır. Ayrıca bizimle özgürlüğün hangi koşullar altında kaybedilebileceği, bu koşulların neler olduğuna dair detayları bizimle paylaşması da ayrıca çok değerli.
Tam da bu nedenlerle güncelliğini koruyor 1984, korumaya da devam edecek…
