Kadın

Emma Goldman: “Tehlikeli Kadın” İmajından Özgürlük Sembolüne Dönüşen Bir Kadın

Emma Goldman hakkındaki yazımız sizlerle…

Daha öncesinde “feminizme yön veren kadınlar” konulu yazımda kısaca yer vermiştim Emma Goldman’a. Hatta okuyanlar bilir, biz “Emma Queen” diyoruz kendisine. 🙂 Bunun nedeni aslında mücadele dolu yaşamı ve pes etmeyen karakterinden. İronik olan kısım şu ki alışıldık “kraliçe” imgesine uymasa da Goldman, çünkü “ne alaka” diye yükselen sesleri duyar gibiyim, bize en çok o hak ediyormuş gibi geliyor bu namzeti.

Kazan dilinde “kraliçe” Emma Goldman gibilere denir. 🙂 Merak ediyorsan da yazıyı okuma devam etmelisin. Böylelikle nedenleri daha da açıklığa kavuşacaktır.

Kendisiyle tanışmam yakın bir arkadaşımın Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir isimli kitap önerisi üzerine oldu. Zaten daha başta ismi çok heyecanlandırdı beni. Dans etmeyi severim. (kendi doğal ortamımda) E bir de “devrim” ifadesi geçiyor, kalp atışlarımı daha da hızlandırdı. Hemen sipariş verdim, gelir gelmez tek nefeste okudum kitabı. Kapağı kapadığımda “kesinlikle bu kadın Kazan’da öyle ya da böyle yer almalı!” dedim.

Tabii kitabı okuyalı epey geçti üstünden, anca yazabiliyorum Emma’yı.

Peki, neden Kazan’da yer almalıydı Emma Goldman? Çünkü daha küçüklüğünde yazılmıştı kaderi. Onun mücadelesi ilk babasına karşı başlamıştı ve sonra bu mücadele toplumsal bir mücadeleye evrilmişti. Ne olursa olsun pes de etmiyordu, zaten bu yüzdendi adının “tehlikeli kadın”a çıkması. Sonrasında da özgürlük sembolüne dönüşmesi…

Daha fazla sürpriz bozana yer vermeden iyisi mi başlayalım Queen’in yaşamına bakmaya.

Şiddetin Gölgesinde Büyüyen Bir Kız Çocuğu

1869 doğumlu Emma, Litvanya’nın Kaunas kentinde yaşama açıyor gözlerini. Henüz gözlerini açmadan cinsiyet ayrımcılığına uğramıştı kendisi. Arşivlerde yer alan bilgilere göre, babası erkek çocuğu umuduyla dört gözle bekliyordu doğumunu. Ancak Emma’nın doğumu bir hayal kırıklığı olmuştu babası için.

Merak ettiysen söyleyelim, ilerleyen dönemde nihayet babası erkek çocuğuna kavuşmuştu. Fakat Emma Goldman babasının sert mizacı ve fiziksel şiddeti tercih eden bir karaktere sahip olması nedeniyle zorlu bir yolculuk geçirmişti çocukluğunda.

Bu zorluklar onu daha küçük yaşlarındayken boyun eğmeyen, “asi” ve sorgulayan bir kız çocuğuna dönüştürmüştü. Tabii o dönemler için daha da büyük bir problem teşkil etmekteydi bu durum. Gördüğü şiddet ve haksızlıklar bununla sınırlı kalmayacaktı elbet bir kadın olarak…

Emma Goldman ve İlk İsyan Bayrağı

Yedi yaşına gelmişti Emma. Ailesiyle birlikte Prusya’nın Königsberg kentine yerleşmişti. Bu dönemlerde, babasından gördüğü fiziksel şiddetin yanına bir yenisi eklenmişti. Öğretmeni tarafından sürekli hırpalanmıştı Goldman.

Ona ait birçok biyografide yer alan hikayeye göre, şiddet uygulayan öğretmeni bir arkadaşını taciz etmişti. Onun da bu durumdan haberi vardı. Sessiz kalmayıp durumu yetkililere bildirmişti. Bunun üzerine de şiddet meyillisi tacizci öğretmen okuldan kovulmuştu. Adaletsizlik karşısındaki ilk başarısını elde etmişti kanaatimce. Susmanın hiçbir fayda getirmediği yerde, yüksek sesle olan ne ise söyleme cesaretini göstermiş olmanın karşılığını ilk defa almıştı belki Emma. Bir şey yapılmış, harekete geçilmişti.

Bu adalet arayışı kısa bir aradan sonra toplumsal düzeleme taşınmıştı. Sokakta bir köylünün kırbaçlanarak cezalandırılmasına şahit olmuştu. Bu durumdan çok etkilendi. Devlet şiddeti ve otoriteye hiçbir zaman boyun eğmemesi gerektiği düşüncenin tohumları atılmıştı bu olayla.

Kadın Olmak Kolay Değil!

Emma Goldman hep başarılı bir öğrenciydi. O dönem özellikle de bir kadından beklenmesi güç bir başarı gösterip liseyi kazanmıştı. Arşive göre, ilk adalet arayışının olumlu sonuçlanmasının acısını çekecekti. Din öğretmeni yoluna taş koymuştu Emma’nın.

Rusya’ya taşınmalarınına rdından Emma bir fabrikaya çalışmaya girmişti. Farklı farklı sektörlerde değişik deneyimler kazanmaktaydı. Ama nihayetin de kendi parasını kazanmanın yolunu elde etmişti. Bunun yanı sıra, kitap okumalarına sıkı sıkıya devam ediyordu. Sürekli kendini geliştirmeye devam ediyordu. Okula gidememiş olması onu yıldırmamıştı.

Özellikle nihilistlere merak salmıştı bu dönem. Özellikle Nikolay Çernişevski imzalı Ne Yapmalı? romanındaki Vera adlı karakter çok etkilemişti onu. Vera; ailesinin baskılarından sıkılan ve bu nedenle evden kaçıp kendine ait bir yaşam kuran kadındı. Emma için adeta bir idol olmuştu Vera.

Birkaç kere daha diretmişti babasına eğitimine devam etmek istediğinden ama babasından aldığı cevapla artık özgürlük uğruna mücadale etmek kaçınılmazdı onun için:

Kızların çok şey öğrenmesine gerek yok! Yahudi bir kızın bilmesi gereken tek şey gefilte balığı hazırlamak, erişteyi ince ince kesmek ve adama bol bol çocuk vermektir!

Bir Aktivist Doğuyor: Haymarket Olayı

Yıllar geçerken Emma henüz 15 yaşındayken babası bu kez onu evlendirmek ister. Hatta bu tür girişimlerinde Emma Goldman’ın tacize uğradığı söyleniyor arşivlerde. Dolayısıyla bu travmatik deneyimlerin Emma’nın fikirlerine yön verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu baskı ortamından çıkmanın yolunu, ablası ve eniştesinin ABD’ye göç etme kararları üzerine onlara eşlik etmede buluyor Emma. Tabii babası bu kararına şiddetli karşı çıkar. Bunun üzerine Emma intihar etmekle tehdit eder babasını ve sonunda bir şekilde ikna edip New York’a yerleşir.

Fabrikalarda işçilik ve çeşitli yerlerde terzilik yaparak yaşamını geçindirir bir süre Emma. Yaşamındaki kırılma noktalarından birini de bu dönemde yaşar. Arşivlerde Haymarket olayı olarak bilinen, Chicago’daki işçilerin protestolarında yaşanan patlama olayı ve ardından anarşistlerin idam edilmesi Emma’yı derinden sarstı. Bu olayın ardından yaşamını işçi hareketlerine ve anarşist düşünceye adadı.

Alexander Berkman ile Tanışma, “Tehlikeli Kadın”

Emma’nın yaşamında onun hayatını değiştiren önemli 2 diğer isim ise Alexander Berkman ve Johann Most. Bu iki isim Goldman’ın bir cevher olduğunu keşfetmişti. Most özellikle Emma’yı hitabete yönlendirdi. Kürsülere çıkıp konuşmalar yaptı bu dönemlerde bolca. İşçi eylemlerinde ön safta yer aldı. Takvimler 1892’yi gösterdiğinde ise Berkman’ın sanayici Clay Frick’e düzenlediği suikast üzerine polislerin yakın takibine girdi. Sık sık gözetim altında tutulmaktaydı.

1893 ‘te ekonomik anlamda ciddi bir çöküş yaşanmıştı. Emma Goldman korkusuzca her kürsüde konuşuyordu. İşçilerin haklarını savundu. Bunun üzerine “isyana teşvik” suçlamasıyla tutuklandı.

Bir yıl hapis cezasına çarptırılan Emma “tehlikeli kadın” damgası yemişti hakimler tarafından.

İlginçtir ki hapiste kaldığı dönemlerde de boş durmadı. Ebelik eğitimi aldı. Hapishaneden çıktıktan sonra bir yandan ebelik yapıyor, diğer bir yandan da konuşmalarına devam ediyordu.

Mother Earth ve Doğum Kontrol

Emma Goldman 1906 yılında bir girişimde bulunuyor. Mother Earth adlı dergiyi kurup editörlüğünü yapıyor. Kadın hakları, işçi hakları, ifade özgürlüğü, bireysel özgürlük, cinsellik gibi temaların öne çıktığı dergi dönemin önemli yayınlarından biri oluyor.

Aynı zamanda, bu dönemde yalnızca Amerika’da değil dünya çapında konferanslar düzenlemeye devam etti. Bu konuşmaları derleyip daha sorasında Anarşizm ve Diğer Denemeler adlı kitabı altında topladı.

Konferanslarında yer verdiği konulardan biri de doğum kontroldü. Ona göre kadınlar bedeni üzerinde söz hakkı olmalıydı. Kadın özgürlüğü ekonomik özgürlüğü içerdiği kadar doğurganlık üzerinde de söz hakkını içermekteydi. Kitaplarında da sık sık bu konuya yer vermişti.

Hayal Kırıklıkları, Sürgün Yılları, Veda

1919 yılında Goldman ABD’den sürüldü. Çünkü “tehlikeli”ydi. O toplumu kışkırıyor, işçileri ve kadınları bilinçlendiriyordu. Pes etmiş miydi? derseniz, hayır.

Sovyet Rusya’ya gönderilen Goldman Bolşevik Devrimini büyük umutlarla desteklemişti. İnancı tamdı. Ne yazık ki sansür, baskı ve şiddeti görünce hayal kırıklığına uğradı. Bu hayal kırıklığını kitaplarında dile getirip açık açık Sovyet rejimini eleştirdi. Bu eleştirisinde özgürlük vaatlerinin yerine getirilmediğini öne sürdü.

1928’de Fransa’ya yerleşti. 3 yıl sonra meşhur Hayatımı Yaşarken isimli kitabını yayınladı.

Yakın dostu Berkman’ın intihar etmesinden sonra İspanya İç Savaşı’nda anarşistlerin yanında yer almak için İspanya’ya gitti. Takvimler 1936 yılını gösteriyordu. Her ne kadar anarşistleri desteklese de gösterdikleri tavizden dolayı kızgındı onlara.

Yaşamının sonuna kadar özgürlüğü cesaretle savunan Goldman dört yıl sonra yorgun düştü ve yaşama veda etti. Ama artık o bir özgürlük sembolüne dönüşmüştü. Kadın-erkek fark etmeksizin ezilen kesim için çok önemli bir isim olmuştu. Mücadeleci karakteri, boyun eğmeyen tavrıyla ismini bugünlere taşıdı.

Teşekkürler Emma Goldman.

Kaynakça

https://en.wikipedia.org/wiki/Living_My_Life

https://tr.wikipedia.org/wiki/Emma_Goldman#

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir