Gabriel García Márquez Kitapları: Büyülü ve Gerçekçi Bir Yolculuk
Gabriel García Márquez Kitapları konulu bu yazımızda Latin Amerika Edebiyatı yazarlarının sembol isimlerinden biri olan yazarımızın kitapları üzerine yolculuğa çıkıyoruz.
Yazarın bilinirliğini yalnızca Latin Amerika Edebiyatı ile sınırlandırmak yanlış olur tabii. Aynı zamanda “20. Yüzyıl Dünya Edebiyatı” denildiğinde de akla düşen ilk isimlerden. Kolombiyalı ve Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımızın eserleri dünya edebiyatı mirasları arasında görülür.
Büyülü gerçekçilik anlatım dilini ustalıkla kullanması, özgün hikayeleri ve akıcılığı etkilidir başarılarının arkasında. Zaten onu diğer yazarlardan ayıran en önemli noktalar da bu kısımlardır.
Konu buraya gelmişken kısaca hatırlayalım, büyülü gerçekçilik anlatım türünü. Masalsı unsurlarla gündelik yaşamı mükemmel bir şekilde harmanlayan bir anlatı türü büyülü gerçekçilik. Dolayısıyla bu anlatının içinde yaşanan her ne varsa olağandır.
Márquez’in kitaplarında ise sıklıkla karşımıza çıkan yıllarca süren yağmurlar, ölülerin dile gelmesi, uçan insanlar gibi daha nice olay bu anlatının örnekleri arasında. Tabii yazarımızın kitapları yalnızca masalsı anlatılarla beslenmez. Bunun yanında Gabriel García Márquez kitapları; diktatörlükler, savaşlar, aşk, ölüm, yalnızlık, hafıza gibi temalarla beslenir.
Bu kısa bilgilerin ardından, hep beraber Gabriel García Márquez kitaplarını yakından inceleyelim.
Yüzyıllık Yalnızlık
İşte, tarihin unutulmaz ve iz bırakan kurmaca mekanlarından Macondo etrafında şekillenen bir dünya Yüzyıllık Yalnızlık. Buendía ailesinin yedi kuşak kurmaca hikayesini konu alan kitap, Latin Amerika tarihine göndermeler içerir elbet. Sömürgecilik ve iç savaşlarla yaşanan toplumsal dönüşüm büyülü gerçekçilik anlatısıyla harmanlanarak aktarılır. Olağanüstü olaylar ise bolca çıkar karşımıza. Fakat absürt olmaktan ziyade hikayenin akışına öyle bir yedirir ki Márquez bu unsurları, kitaba sürükleyici ve renkli bir akış katar.
Anlayacağın, Gabriel García Márquez kitapları arasında gerçekten de yeri farklıdır Yüzyıllık Yalnızlık’ın. Onlarca dile çevrilen ve dünya çapında başarı elde eden kitap büyülü gerçekçiliğin en önemli örneklerindedir. Márquez verdiği demeçlerde, büyükannesinin çocukken kendisine anlattığı doğaüstü olaylardan ve büyümüş olduğu Aratacada kasabasından bolca ilham aldığını belirtmiştir.
Kırmızı Pazartesi
“Gabriel García Márquez kitapları” denildiğinde öne çıkan kitaplardan bir diğeri Kırmızı Pazartesi. Açıkçası ben bu kitabı Yüzyıllık Yalnızlık ve Benim Hüzünlü Orospularım kitaplarından sonra okudum. Yani Márquez ile tanışıklığımız hiç de kronolojik olmadı. Ama Márquez kitaplarında zaten böyle bir zorunluluk olduğunu düşünmüyorum.
Dönelim Kırmızı Pazartesi‘ye. Kitap herkes tarafından işleneceği bilinen bir cinayetin, neden önlenemediği konusunu ele alır. Bu sorgulamayı Márquez, toplumsal baskı ve namus kavramı etrafında yapar. Kısacası satırlar arasında bu kavramlar üzerine bolca düşündürür bizi.
Ülkemizde de gündemden düşmeyen olgular arasında yer alan toplumsal baskı ve namus olgularına yönelik sorgulayıcı bir yönü olması bakımından da ayrıca değerlidir bu kitap benim için. Ayrıca Márquez’in gazeteci kimliğinden faydalanarak gerçek bir olaydan esinlenerek kitabı işlemesi ayrı bir öneme sahip.
Aşk ve Öbür Cinler
En sevdiğim Gabriel García Márquez kitaplarından. Aşk ve Öbür Cinler Márquez’in gazetecilik dönemlerinde karşılaştığı bir olaya dayanır. Bir olay üzerine yapılan kazılar sırasında genç ve uzun saçlı bir kızın iskeleti bulunur. Aynı zamanda bu iskelet ona büyükannesinin anlattığı bir hikayeyi hatırlatır. Márquez harekete geçer ve kitabı yazmaya başlar.
Kitap, kuduz olduğu düşünülen Sierva’yı iyileştirmekle görevlendirilen Cayetano ile yasak ilişkisini konu alır. Tabii alt metnimizde batıl inançlar, bireysel özgürlük ve iktidar ilişkileri gibi konular yer alır. Bu konular yine büyülü gerçekçilik ile beslenir.
Benim Hüzünlü Orospularım
Sırada Márquez”in tartışmalı kitaplarından Benim Hüzünlü Orospularım. Kitap konusu itibariyle kimi eleştirmenler tarafından etik düzlemde negatif eleştiriye maruz kaldı. Nedeni ise kitabın merkezinde yer alan gençliğinde hızlı diye anlatabileceğimiz tabirle yaşayan ve şimdilerde 90’lı yaşlarına basmış gazetecinin, küçük bir kızla yaşadığı ilişki. Tabii böyle çok düz bir şekilde yazınca, etik bulunmaması gayet olağan görülüyor.
Fakat birçok eleştirmen bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu savunmuş ve Márquez”in kitabının fiziksel bir ilişki üzerine kurulu olmadığının altını çizmiştir. Kitabı cinsel bir ilişki üzerine okumanın yanlış olduğunu söyleyen yaklaşım açısından kitapta yer alan temalar şöyle: Yaşlılık, Şefkat, Yalnızlık, İnsan Ruhunun Değişimi.
Kolera Günlerinde Aşk
Film uyarlaması da bulunan kitap, Márquez’in romantik eseri olarak yer alıyor arşivlerde. Yalan da değil tabii. Yanılmıyorsam son okuduğum kitabı. Pardon, şöyle bir yoklayınca hafızamı sondan bir önceki olmalı.
Aşk gençliğe mi aittir yalnızca bilmiyoruz. Herhalde bu düşünce biraz sığca kalır. Aslında Márquez de Ariza ve Daza karakterleri üzerinden bu sığ görüşe başkaldırır. Karakterlerimiz gençlik yıllarında birbirlerine aşık olsalar da hayat ikiliyi farklı yollara savurur. Fakat her ne kadar böyle olsa da ikilinin yolları bir gün yeniden kesişir. Tabii ne olur ne biter bunların hepsi kitapta. Sürpriz bozmak istemem.
Özetle, Gabriel García Márquez kitapları arasında Kolera Günlerinde Aşk edebiyat dünyasının en iyi aşk romanları arasında yerini buluyor.
Ağustos’ta Görüşürüz
Yazarın son yayınlanan kitabı Ağustos’ta Görüşürüz Márquez öldükten 10 yıl sonra 2024’te yayınlanmasıyla dikkatleri üzerine çekti. Çocuklarının izni üzerine yayına alınan kitap, yazarın okuduğum son kitabı.
Kitabın özelliği Márquez’in hafızasını kaybettiği yıllarda kaleme almış bir eser olması ve aslında yayınlanmasını istemediğini söylemesine rağmen, çocukları tarafından edebi değer taşıdığına inanılarak yayınlanmış olması.
Kitapta gerçekten de Márquez’in hafıza kaybının emarelerini görebiliyoruz diyebilirim. Diğer eselerine kıyasla sade, dingin ve akıcı anlatımının yanında kitapta bazı boşluklar var. Arkadaşlarıla kitap üzerine konuştuğumuzda, kendileri de soru işaretlerinin noktaları paylaştı ve birçok noktada sorularımız benzerdi. Tabii, her ne kadar bu boşluklar olsa da kadın kimliği üzerine sorgulama içeren bu kitabı yine de beğendim.
Kısaca konusuna bakalım kitabın: 40’lı yaşlardaki Magdalena’nın içsel keşif yolculuğuna çıkıyoruz kitapta. Karakterimiz her yıl annesinin mezarını ziyaret etmek için bir adaya gider. Bu yolcuklarında yaşadığı değişim ve dönüşüm üzerinden kimlik dönüşümüne tanık oluruz kendisinin. Tabii bu biraz şaşkınlık verici Márquez okurları için. Yukarıda bahsettiğim gibi kitaba başladığım anda Márquez’in alışıldık dilinin dışında farklı bir kitapla beraberdim.
Aynı zamanda bu kitap Gabriel García Márquez ile vedalaşma niteliğinde olduğu için yazarın bendeki favori kitapları arasında ayrı bir öneme sahip oldu.
Sen de yorumlarda Gabriel García Márquez Kitapları arasından favori eserlerini yorumlarda bizimle paylaş.
