<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bahar Bulut, Kazan Kültür sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/author/bahar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/author/bahar/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Nov 2022 09:32:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>Bahar Bulut, Kazan Kültür sitesinin yazarı</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/author/bahar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dylan Thomas: Işığın Ölümü Karşısındaki Öfke</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/dylan-thomas-isigin-olumu-karsisindaki-ofke/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/dylan-thomas-isigin-olumu-karsisindaki-ofke/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2022 22:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[dylanthomas]]></category>
		<category><![CDATA[dylanthomaskimdir]]></category>
		<category><![CDATA[dylanthomasşiirleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=11860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dylan Thomas hakkındaki incelememiz sizlerle! Gelin hep birlikte kendimizi şiirin o yumuşak kollarına bırakalım.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/dylan-thomas-isigin-olumu-karsisindaki-ofke/">Dylan Thomas: Işığın Ölümü Karşısındaki Öfke</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dylan Thomas hakkındaki incelememiz sizlerle! Dylan Thomas, romantizm akımının 20. yüzyıl uzantısı olarak yaşamış olan 1914 Galler doğumlu bir şair. O, büyük ölçüde şiirlerinde kullandığı canlı, doğayı yansıtan lirik anlatımıyla tanınır. Böylelikle, tabiatı <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanat</a>ına eklemleyip kelimelerle hareketli imgeler oluşturduğunu söyleyebiliriz.</p>



<p>Dylan Thomas hakkında bilgi veren kaynaklara baktığımızda, eğitim hayatı boyunca okul gazetesinde çalıştığını ve bu gazete için yazılar yazdığı bilgisini görürüz. Yazmaya, çocukken başlar. Genç bir yaşta da yazılarını yayımlar. Thomas üzerinde araştırma yapan Jacob Korg, onun bu yazılarını &#8220;<em>Aşk ilişkileri, endüstriyel uygarlıkla ve gençliğin kendi kimliğini bulma sorunlarıyla ilgili</em>&#8221; şeklinde tanımlar.&nbsp; </p>



<p>Zamanla hem yazarak hem de okuyarak bu konuda kendi açılımlarını yaşayan ve kendini geliştiren Dylan Thomas, yazılarıyla dikkat çekmeye başlar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Güneşin en yüce ilahileri karanlıkta yazılır.</em></p>
<cite>Dylan Thomas’ın, Lawrence Durrell’e yazdığı mektubundan, 1937.</cite></blockquote>



<p>James Joyce gibi Dylan da, kelimelere, onların seslerine ve ritimlerine oldukça önem veren bir şairdir. Özellikle de kelimelerin yarattığı çoklu anlatımları kullanmayı oldukça seven bir sanatçı olmuştur. Şiirlerinde de bu tutkusunu, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/aylak-adam-huzunlu-bir-sevgi-ustasi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sevgi</a>sini yansıtmaktan geri durmadı, şiiri böylelikle özgün ve zengin imgelerin olduğu birer lirik taşkınlıklara döndü.&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Sevenleri kaybolsa da sonrasız yaşayacaktır sevgi.</em></p>
<cite>“Ve artık hükmü kalmayacak ölümün”, Dylan Thomas.</cite></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-eighteen-poems"><em>Eighteen Poems</em> </h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/A816CD76-389D-4F52-8676-6B10F71648AE.jpeg" alt="Dylan Thomas" class="wp-image-12277" width="556" height="556" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/A816CD76-389D-4F52-8676-6B10F71648AE.jpeg 630w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/A816CD76-389D-4F52-8676-6B10F71648AE-300x300.jpeg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/A816CD76-389D-4F52-8676-6B10F71648AE-150x150.jpeg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/A816CD76-389D-4F52-8676-6B10F71648AE-480x480.jpeg 480w" sizes="(max-width: 556px) 100vw, 556px" /></figure>



<p>Dylan Thomas yazdıklarıyla dikkatleri üzerine çektiği dönemde, 1934’te ilk şiir kitabı olan <em>Eighteen Poems</em>’i yayımlar. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kitap-onerisi-asik-kadinlar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aşk</a>, doğum ve ölüm gibi karanlık temaları okuyucusuna sunar. Böylelikle <em>Eighteen Poems</em>’te işlediği konular birkaç kısma ayrılır: zamanın birliği, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/hg-wells-evreni-zaman-yolculugu-ve-distopya" target="_blank" rel="noreferrer noopener">evren</a>deki yaratıcı ve yıkıcı etkenlerin benzerliği ve tüm canlıların birbiriyle olan etkileşimleri.  </p>



<p>Yaşanan somut olayları içteki duygularla, insanla birleştirerek tanımlayan bir dile hâkimdi. Amerikalı şair Elder Olson, onun bu kitaptaki şiirlerini “<em>İnsanın anatomisini evrenin yapısına benzetiyor</em>.” şeklinde tanımlar.</p>



<pre class="wp-block-verse has-text-align-center">"<em><strong>Gitme o güzel geceye usulca
İhtiyarlık yanmalı ve saçmalamalı gün kapandığında;
Öfkelen, öfkelen ışığın ölümünün karşısında. 
Akıllı adamlar, bilmelerine rağmen karanlığa gömüleceklerini sonlarında,
Sözleri şimşek çaktırmamış olduğu içindir ki onlar
Gitmezler o güzel geceye usulca.
İyi insanlar, son defa ellerini sallarlar, öylesine ateşli bağırarak.
Faydasız işleri, yeşil bir koyda dans ediyor olabilir ama onlar da,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölümünün karşısında.</strong></em>"</pre>



<p>Işığın, ölümün ve gecenin bir araya geldiği &#8220;Do not go gentle into that good night&#8221; en bilindik şiiridir. Ölümün kaçınılmazlığını vurgulayan bu şiir, aynı zamanda ölümün bir anda kabul edilmemesinin de gerektiğini belirtir. </p>



<p>Onun yaşadığı bu yalnızlığı ve umutsuzluğu doğum günlerinde yazmış olduğu şiirleri okuduğumuzda da hissederiz:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Bana gözyaşlarımı anımsatıyor yirmi dört yaşım. </em></p>



<p><em>Gömün ölüleri ki doğum sancılarıyla mezara yürümesinler</em></p>



<p><em>O doğal eşiğin kasığında bir terzi gibi çömelip </em></p>



<p><em>Yolculuk için bir kefen diktim kendime</em></p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img decoding="async" width="666" height="1024" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/6D60A9B7-4AFB-454F-8136-A066931F271C-666x1024.png" alt="" class="wp-image-12272" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/6D60A9B7-4AFB-454F-8136-A066931F271C-666x1024.png 666w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/6D60A9B7-4AFB-454F-8136-A066931F271C-195x300.png 195w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/6D60A9B7-4AFB-454F-8136-A066931F271C-768x1182.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/6D60A9B7-4AFB-454F-8136-A066931F271C-998x1536.png 998w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/6D60A9B7-4AFB-454F-8136-A066931F271C-1331x2048.png 1331w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/6D60A9B7-4AFB-454F-8136-A066931F271C-480x739.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/6D60A9B7-4AFB-454F-8136-A066931F271C.png 1400w" sizes="(max-width: 666px) 100vw, 666px" /><figcaption class="wp-element-caption">Dylan Thomas&#8217;ın doğum günü şiirlerine örnek 1</figcaption></figure>



<p>Yukarıdaki görselden de anlayacağımız üzere, dile olan açlığını ve tutkusunu defterlerinde yansıtır. Kelime listeleri, çizimler, kafiye şemaları, karalamalar ve açıklamalar&#8230; Hatta 2014 yılında, National Library of Wales&#8217;in katkılarıyla Buffalo Üniversitesi&#8217;nden alınan defterler bir serginin de öznesi olmuştur. </p>



<p>Thomas, sadece <em>Eighteen Poems </em>kitabıyla sınırlı kalmaz. Bu dönemlerde Dylan, iki kitap daha yayımlar: <em>Twenty-five Poems</em>, <em>The Map of Love</em>. Bu eserlerinde de yaşadığı huzursuzlukları, doğayla arasındaki bağı dile getirir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<pre class="wp-block-verse"><em>ve yine dilsizim işte
anlatmakta bir rüzgârın
zamanla soldurma iklimini
ve dilsizim tarif etmekte
aşık mezarlarını</em></pre>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-fern-hill"><em>Fern Hill</em> </h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/BFE3268A-D440-440C-A562-43F0BB5B7E27.jpeg" alt="Dylan Thomas kimdir" class="wp-image-12271" width="373" height="508" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/BFE3268A-D440-440C-A562-43F0BB5B7E27.jpeg 590w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/BFE3268A-D440-440C-A562-43F0BB5B7E27-221x300.jpeg 221w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/BFE3268A-D440-440C-A562-43F0BB5B7E27-480x652.jpeg 480w" sizes="(max-width: 373px) 100vw, 373px" /></figure>



<p>Dylan Thomas, çocukluğunu Güneybatı Galler’de geçirmiştir. Annesi bir çiftçinin kızıydı ve tatillerde gittikleri bir kır evine sahiplerdi. Kendi yaşamından ve <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/svetlana-aleksiyevic-duygularin-ve-ruhun-tarihi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">duygu</a>larından ilham alan Dylan Thomas, yaşamındaki izleri yazılarına dâhil etmekten bu noktada çekinmiyordu. Nitekim 1946’da yayımlanan <em>Fern Hill</em>’de bu kır sevincini anlatır.&nbsp;</p>



<p><em>Fern Hill</em>, Thomas’ın çocukluk anılarına, bu anıların masumluğuna ve çiftlik hayatına ışık tutar. Şiirde geçen yıldızlı gökler, elma dolusu dallar, ağaçlar pastoral imgelerdir. Şiirin başında gençken, (her şeyin) elma dallarının altında daha kolay olduğunu söyleyen Dylan Thomas, geçmişe özlem duymaktadır. Bunun yanı sıra kullandığı bahçe, ışık ve elma imgeleri ve sembolik anlatımıyla Adem’e gönderme yapar. </p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-1940-donemi">1940 Dönemi</h3>



<p>İkinci Dünya Savaşı sırasında akciğer rahatsızlığı nedeniyle askerlikten muaf tutuldu. Bu dönemde BBC’de yaptığı film senaristliği de onun için yeterince kârlı değildi. Borçlanmalar, sıkıntılı yaratımı onu hüzünlü bir yaşama sürüklüyor ve alkol sorunlarını beraberinde getiriyordu. Melankoliye doğru adım atmışken yine yazmaya devam ediyordu.</p>



<p>Büyük şehirde zamana meydan okuyan taşralı bir çocuğun hikâyesini anlattığı <em>Adventures in the Skin Trade</em> romanı, asla tamamlanmamasına rağmen 1940’ta bir bölüm hâlinde yayımlanmıştır. Kahramanının derilerinin yılanınki gibi soyulduğu ve dünyayla, gerçek olanla yüzleşmek için bir tür çıplaklık içinde kalmasını ve bunun bir macera dizisinin olmasını planlamaktaydı.</p>



<p>Bu dönem eserlerinde olduğu yerden ayrı olarak kendini düşünüyordu. Bu yüzden yapıtlarında daima bir şeylerin özlemini yansıtıyordu. </p>



<p>1946’da yayımlanan <em>Deaths and Entrances</em> şiir koleksiyonunda yeni bir olgunluğa adım attığını gösterir. Bu şiirleri için yapılan “Zamansız bir evrene açılır gibi” benzetmeleri şiirlerinin evrenselliğine ve kalıcılığına bir vurgudur. 1953’te yazdığı radyo oyunu olan <em>Under Milk Wood</em>, büyük ilgi görerek 3 Mayıs tarihinde, Massachusetts’te solo performansına tanıklık etti. Ancak bu yılda bir sonraki okumalara, övgülere yetişemedi, 9 Kasım’da girdiği komadan kurtulamadı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Başlangıçta şiir yazmak istediğimi söylemeliyim. Çünkü kelimelere âşık olmuştum.&nbsp;Bildiğim ilk şiirler tekerlemelerdi. onları daha kendim okuyamadan sözlerini sevmeye başlamıştım.</em></p>
</blockquote>



<p>Dönemin eleştirmenleri tarafından huzursuz, eylemci, kendi kendini yok eden bir figür olarak tanımlanır. Ölüm haberi şair Elizabeth Bishop&#8217;a ulaştığında bu durum için şöyle söyler: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Thomas&#8217;ın şiiri çok sıkışık, dar. Sadece doğum ve ölüm arasında düz bir çizgi. Sanırım yaşamak için fazla yer yok</em>.&#8221;</p>
</blockquote>



<p>Dylan Thomas, her zaman kelimelerin yarattığı ihtimalleri ve yansıttığı hisleri savunarak yazdı. Geriye dönüp bakıldığında, sembolizm akımının ve eski romantiklerin bir temsilcisi olarak iz sürer edebiyat dünyamızda.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-kaynakca">Kaynakça</h3>



<p><a href="https://www.poetryfoundation.org/poets/dylan-thomas">https://www.poetryfoundation.org/poets/dylan-thomas</a></p>



<p><a href="https://poets.org/poet/dylan-thomas">https://poets.org/poet/dylan-thomas</a></p>



<p>Myers, Jack; Wukasch, Don (2003) “Dictionary of PoeticTerms” </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/dylan-thomas-isigin-olumu-karsisindaki-ofke/">Dylan Thomas: Işığın Ölümü Karşısındaki Öfke</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/dylan-thomas-isigin-olumu-karsisindaki-ofke/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asılacak Kadın: Ezilmişliği Meslek Edinenlere</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/asilacak-kadin-ezilmisligi-meslek-edinenlere/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/asilacak-kadin-ezilmisligi-meslek-edinenlere/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2022 21:28:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[asılacakkadınincelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[asılacakkadınkonusu]]></category>
		<category><![CDATA[asılacakkadınözeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=11325</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pınar Kür imzalı Asılacak Kadın hakkında konuştuk bu kez! </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/asilacak-kadin-ezilmisligi-meslek-edinenlere/">Asılacak Kadın: Ezilmişliği Meslek Edinenlere</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Asılacak kadın hakkında detaylı bir inceleme sizleri bekliyor&#8230; Pınar Kür imzalı 1979 yılında yayımlanan <em>Asılacak Kadın</em> hakkındaki incelememiz sizlerle! <em> </em></p>



<p><em>Asılacak Kadın</em>&#8216;da ilk olarak “ezilmişliği meslek edinmiş olanlar için” ithafı dikkat çeker. Ardından gazete haberi niteliğindeki bir yazı ile okuyucusunu karşılar:</p>



<p class="has-text-align-center">“<em>Birkaç ay önce kamuoyunu haftalarca meşgul eden ve halk arasında ‘Yalı Cinayeti’ olarak adlandırılan dava dün sonuçlanmıştır ve sanıklardan Melek Ebruzade idama, suç ortağı Yalçın Özveren ise ömür boyu hapse mahkûm olmuşlardır. (&#8230;) Hüsrev Ebruzade, Boğaziçi’ndeki yalısının bahçesinde ölü bulunmuştur; birkaç yıl önce gizlice evlendiği anlaşılan Melek adlı karısı ve genç âşığıyla bir olup yaşlı eşini öldürmekle suçlanmıştır</em>.” </p>



<p class="has-text-align-center">Kür, 2021, s.11.</p>



<p><em>Asılacak Kadın</em> romanının konusu, Melek&#8217;in şiddete ve tacize uğraması ve bunun etrafında şekillenen olaylar dizisidir. Roman üç bölümden oluşur. Her bölüm bir kahraman tarafından işlenmektedir. Bu kahramanlar Hâkim, Melek ve Yalçın&#8217;dır. Yalıda işlenen bir cinayetin sorgusunu anlatan <em>Asılacak Kadın</em>’da sunulan bu bölümler her defasında bir soruyla bitmektedir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>“<em>Ya asmazlarsa. Asmayacaklarsa. Bütün cezaları ben mi çekeceğim?</em>”</p><cite>Kür, 2021, s.46.</cite></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>“<em>Yalçın nereden bilsin?</em>”</p><cite>Kür, 2021, s.89.</cite></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>“<em>Uzun yıllar geçireceğim burada. Acaba bir gün bilebilecek miyim</em>?”</p><cite>Kür, 2021, s.145.</cite></blockquote>



<p><a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Pınar Kür</a> bu sorularla birlikte anlatımını daha vurgulu hâle getirir. O, kendi okuyucusunun da adalet kavramını ve karakterlerin yaşadığı ikilemi düşünmesini istemektedir. Nitekim Pınar Kür, romanın on beş yıllık bir emeğin ürünü olduğunu söylemektedir. Toplumsal eleştiride bulunan roman, çaresizliği keskin bir şekilde anlatır. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yali-cinayeti-saniklari">Yalı Cinayeti Sanıkları</h2>



<p>Romanın iki ana kahramanı Melek ve Yalçın&#8217;dır. Melek, küçük yaşından ve savunmasızlığından yararlanıp yalının sahibi Hüsrev Bey tarafından birileriyle birlikteliğe zorlanır. Yalçın ise buna karşı çıkan ve kurtarıcı konumundaki kahramandır. </p>



<p>Melek, evin yaşlı annesinin bakımını sağlamak için yalıya alınmıştır. Onun ölümünün ardından da oğlu Hüsrev, Melek&#8217;le evlenir. Zamanla Melek&#8217;i eve hapseder ve ona eziyet eder, bundan da bir tür haz alır. Hüsrev, annesi tarafından ilgisiz ve sevgisiz büyümüştür. Bu ilgiyi ve sevgiyi annesinin &#8220;esmer güzeli bir Fransız yosması&#8221; diye tanımladığı Josette&#8217;te arar. Fakat Josette maddi çıkarı için Hüsrev ile birliktedir ve bir süre sonra onu terk eder. Tüm bu olmayışlıklarını şiddetle çözmeye çalışan Hüsrev, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/zorba-ozgur-bir-ruh" target="_blank" rel="noreferrer noopener">zorba </a>biri olur.</p>



<p>Gerçeklerin bilinememesinden ve kanıtlanamamasından dolayı Melek idama, Yalçın ise hapis cezasına mahkûm olur. Romanda Melek, toplumun cinsiyet ve sınıfsal ayrımcılığının kurbanı olarak cezalandırılmıştır. Çünkü Melek kimsesizdir ve yoksuldur. Kendisine yapılan bu eziyetin hakkı olduğuna inandırılmıştır. Ve çevresi tarafından dışlanmıştır.  </p>



<p>Hüsrev&#8217;in eski sevgilisi ile yaşadıklarını tekrardan yaşatmaya çalışması, üstelik bunu başkalarıyla yapmaya zorlaması şiddetini yaşar. Bu kadar tek kalışının ardından giderek sessizleşir ve kendisine yapılanlara da ses çıkarmaz. Ona yardım etmeye çalışan Yalçın&#8217;ı bile benimseyemez. Çünkü Melek, korunmasız ve güvencesiz bir kızdır. Dış dünyayı tanıyacak fırsatı elde edememiştir. Kopartılmıştır. Ve hastalıklı düşüncelere sahip Hüsrev’e hapsolmuştur. </p>



<p>Bu durumun herkes gibi farkında olan ama herkesten farklı düşünüp müdahale eden tek kişi ise Yalçın’dır. Yalçın, bu yalıda çalışan bir hizmetli çiftin çocuğudur. Melek’e âşıktır ve ona şefkat duymaktadır, ona yardım etmek istemektedir:</p>



<p class="has-text-align-center">&#8220;<em>Amaç Melek&#8217;i kurtarmaktı. Oysa kurtaramadım onu sonunda. Dolayısıyla cinayet işlemiş oldum. Ama asıl suçum başka. Asıl suçum onu kurtaramamak, eskisinden beter etmek hatta. Katilliği benimseyemeden, katil benim diye bağırdım o kurtulsun için. Dinlemediler.</em>&#8220;</p>



<p class="has-text-align-center">Kür, 2021, s.94.</p>



<p>Romanın ana temalarını ezen-ezilen ve kurtarıcı olarak belirtebiliriz. Bunların arasındaki çelişkiler, derinlikler ve tespitler ise yan temalar olarak karşımıza çıkar.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-asilacak-kadin-in-anlatimi"><em>Asılacak Kadın</em>&#8216;ın Anlatımı</h2>



<p>“<em>Söylediğim gibi, gerçek bir olaya dayanan ve toplumumuzun eski ve hâlâ kapanmamış bir yarasına parmak basan bu roman, Türk edebiyatının en acıklı, en trajik öykülerinden biridir.</em>” der Pınar Kür bu romanı için.</p>



<p><em>Asılacak Kadın</em> eseri, gerçek bir olayın anlatımından meydana gelmektedir. Pınar Kür bu anlatımı bozmamak için çarpıcı ve okuyucuyu rahatsız eden tasvirlere yer verir. Fakat Pınar Kür bu durumu zaten istediği için kurgulamıştır. Çünkü Pınar Kür, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanat</a>ın ve<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> edebiyat</a>ın işlevlerinden birinin de okuru sarsmak, rahatını bozmak ve düşünmeye itmek olduğunu savunmaktadır. Aristoteles’in <em>Ars Poetica</em>’sında yer verdiği “Tragedyanın ödevi, uyandırdığı korku ve acıma duygularıyla ruhu tutkulardan arındırmaktır.”* sözünü tekrardan gündeme getirmiş olur böylelikle.</p>



<p>Melek&#8217;in Hüsrev tarafından sömürülüşü, eziyete maruz kalışı elbette ki eleştirel bir şekilde kaleme alınmıştır. Romanın ilk iki bölümü bilinç akımı tekniği ile kaleme alınmıştır. Bilinç akımı, kişinin belleğinden çok hızlı bir şekilde akıp giden düşüncelerin, duyguların, anıların veya imgelerin hiçbir kopukluğa yer vermeden sıralanması şeklinde tanımlanır.  </p>



<p>Üçüncü bölümü ise bu teknikle değil, Yalçın’ın yazdığı bir yazıyla kaleme alınır. Bu kısımda yazılanlar bu zamana kadar olan olayları açıkladığı gibi, karakterlerin düşüncelerini de içerir. Bu bakımdan serim-düğüm-çözüm serisinin hem hepsidir hem de ayrıca belirtecek olursak çözüm kısmıdır. </p>



<p>Aynı zamanda anlatımda dikkat çeken bir diğer unsur da Melek’in söylediği ağıttır. Bu ağıt, Kağızmanlı Hıfzı’nın <em>Sefil Baykuş</em> isimli ağıtıdır. Böylelikle anlatıda metinlerarasılığı da yakalamış oluruz. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Pınar Kür</a> ses ve dil özelliklerinin yanı sıra, Melek’in içinde bulunduğu durum ile özdeşleştirmiştir bu ağıtı:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Ecel tuzağını açamaz mısın?<br>Açıp da içinden kaçamaz mısın?<br>Azad eyleseler uçamaz mısın?<br>Kırık mı kanadın, kolların hani?</em></p><p><em>Bir kuzu koyundan ayrı ki durdu,<br>Yemez mi dağların kuşuyla kurdu?<br>Katardan ayrıldın şahin mi vurdu?<br>Turnam teleklerin tellerin hani?</em></p><p><em>Aç mısın yok mudur ekmeğin aşın?</em><br>…</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-pinar-kur-un-savunmasi">Pınar Kür&#8217;ün Savunması</h2>



<p>Kitabın arka kapağında kitap ile ilgili şu ifade yer alır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Yayımlandığı ilk günden büyük ses getirmiş, gerek anlatım tekniği gerekse kadının toplumda konumlandırılmasına ilişkin cesur tavrıyla Türkçe edebiyatın klasikleri arasına girmiş bir roman. </em></p></blockquote>



<p>Roman, yayımlandığı zaman olumsuz tepkiler almıştır. Hatta Pınar Kür bunun için yargı karşısına çıkartılmıştır. Bu duruma karşılık Pınar Kür, 11 Şubat 1988 tarihinde mahkemede savunmasını yapar:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>&#8220;<em>Mahkemenizin hakkımda beraat kararı vererek, Asılacak Kadın adlı romanım üstündeki yasaklamayı kaldırmasını talep ediyorum.</em>&#8220;</p></blockquote>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>Kür, Pınar. <em>Asılacak Kadın</em>. 26. Baskı. İstanbul: Can Yayınları, 2021.</p>



<p>*Aristoteles, <em>POETİKA</em>, Remzi Kitapevi. Çev.: Prof. İsmail Tunalı, s. 16-22.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/asilacak-kadin-ezilmisligi-meslek-edinenlere/">Asılacak Kadın: Ezilmişliği Meslek Edinenlere</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/asilacak-kadin-ezilmisligi-meslek-edinenlere/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anayurt Oteli: Çarpıcı Bir Obsesyon Anlatısı</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/anayurt-oteli-carpici-bir-obsesyon-anlatisi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/anayurt-oteli-carpici-bir-obsesyon-anlatisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Oct 2022 21:57:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[anayurtoteli]]></category>
		<category><![CDATA[anayurtoteliincelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[anayurtotelikonusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=10919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hakkında yazılan metinlerde, incelemelerde az ama öz yazdığı savunulan yazarımız Yusuf Atılgan’ın, Anayurt Oteli hakkında konuşuyoruz bu yazıda!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/anayurt-oteli-carpici-bir-obsesyon-anlatisi/">Anayurt Oteli: Çarpıcı Bir Obsesyon Anlatısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Anayurt Oteli</em> romanı incelememiz sizlerle! Hakkında yazılan metinlerde, incelemelerde az ama öz yazdığı savunulan yazarımız Yusuf Atılgan’ın, <em>Anayurt Oteli</em> romanı, Anayurt Oteli isimli otelde kâtiplik yapan –aynı zamanda otelin sahibi olan- Zebercet üzerine kurgulanmıştır.  </p>



<p>Bireyin iç dünyasını merkeze alan bir eser olan bu romanda, Zebercet’in kendini arayışı, iletişim bozukluğundan kaynaklanan düşünceleri ve oteldeki yaşamı etrafında olaylar şekillenir. Anlatı 1963 yılının 20 Ekim Pazar günü ile 10 Kasım Pazar günü arasında gerçekleşir. <em>Anayurt Oteli</em>, aynı zamanda 1987’de Ömer Kavur tarafından senaryoya aktarılır ve filmi çekilir.</p>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="418" height="572" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/Anayurt_Oteli_Omer_Kavur_1996_afis.jpg" alt="Anayurt Oteli " class="wp-image-10922" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/Anayurt_Oteli_Omer_Kavur_1996_afis.jpg 418w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/Anayurt_Oteli_Omer_Kavur_1996_afis-219x300.jpg 219w" sizes="(max-width: 418px) 100vw, 418px" /></figure>



<p>“<em>Benim kişilerimde <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikoloji" target="_blank" rel="noreferrer noopener">psikolojik </a>yabancılaşma söz konusu ama onların kişilikleri bununla sınırlı da değil.</em>” diyen <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/aylak-adam-huzunlu-bir-sevgi-ustasi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yusuf Atılgan</a>’ın bu romanı, edebiyat araştırmacıları ve okurlar tarafından psikolojik roman başlığı altına konur. Yazarın kendisi bilinçli olarak hasta bir karakter yazmaz, onun karakteri sevgisizlikten ve yalnızlığın, tekliğin getirdiği evhamdan dolayı hasta bir birey olur. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-anayurt-oteli-zebercet"><em>Anayurt Oteli</em>: Zebercet</h2>



<p class="has-text-align-left">Ancak yine de araştırmacılar tarafından klasik<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikanaliz-sinemanin-bilincalti" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> psikanaliz</a>ci yaklaşımlarla <em>(Sigmund&nbsp;Freud’un yaklaşımı)</em>&nbsp;incelenmiş, Oedipus Kompleksi etrafında metne bakılmıştır. </p>



<p class="has-text-align-left">Zebercet, rutinlerinden dolayı garipsenen; içine dönük, tehlikeli düşünceler barındıran ve yer yer onları gerçekleştiren, yalnız bir karakterdir. Zebercet’in alışkanlıkları, özümsediği konfor alanı onu hasta yapar ve öldürür.  </p>



<p class="has-text-align-left">Daha önce yapılan incelemelerdeki gibi psikolojik bir hastalığa sahiptir, evet fakat o <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/obsesif-kompulsif-bozukluk-benden-bu-kadar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">obsesif kompülsif bozukluğa </a>sahip olduğu için “hasta” konumundadır. Obsesyonlar (takıntılar), kişinin zihinsel içeriğinde baskı olan, tekrarlayan düşünceler, inanışlar veya fikirlerdir. Zebercet’in durumu da budur.</p>



<p>Genelden özele doğru giden bir başlangıçla başlayan <em>Anayurt Oteli</em>&#8216;nde, Zebercet’ten ilk olarak şu şekilde bahsedilir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Orta boylu denemez, kısa da değil.. Şimdilerde otuz üç yaşında.” (s.12)</em>. </p></blockquote>



<p>Bu paragrafın sonunda yedi aylık doğduğunu öğreniriz. Zebercet&#8217;in bu durumu ailesi tarafından onun yüzüne vurulur. Onun hiç de hoşuna gitmeyen şakalara maruz kalarak büyür. Biraz da doğumundan gelen bu eziklik hâli yaşamı boyunca hayatında sürer ve silik bir tip olmasına sebep olur.</p>



<p>Otel, babasından  kalmıştır, daha önceleri konakken babası otel yapmıştır. Yazarın metin dışı verdiği bilgilerden otelin Manisa’da olduğunu öğreniriz ancak romanda net bir şekilde bu bilgi geçmez. Onun yerine kasabada yer aldığını ve bu küçük yerin yaşamı da Zebercet’i bunaltan bir konumda olduğunu görürüz.  </p>



<p>Yaptığı iş, zaten yapmak zorunda olduğu bir iştir çünkü aile geleneğidir, alışkanlıktır. Okuduğumuz süre zarfında otelde kalan misafirler ve yaşayan kişiler şu şekildedir: Emekli subay olduğunu söyleyen adam, Ortalıkçı Kadın (Zeynep), öğretmenler, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın ve kedi.</p>



<p>Üçüncü şahıs ve di’li geçmiş zaman üstünden giden bir anlatımla başlayan ve devam eden metin, yer yer iç monologlara da yer verir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-gecikmeli-ankara-treniyle-gelen-kadin">Gecikmeli Ankara Treniyle Gelen Kadın</h2>



<p>Gecikmeli Ankara treni ile gelen kadın, romanın ve dolayısıyla da Zebercet’in kilit noktasıdır. Onu gördüğü ilk anda çok etkilenir ve bu etkilenme diğer her şeyi etki alanına alır. Zebercet, bu kadınla birlikte dış dünyaya açılır. Böylelikle Zebercet, içinde yeni sorulara, sorunlara da yer açar.</p>



<p>Tekdüze yaşamın getirdiği ağırlığı kabullenmiş ve “normal”i saymışken artık bundan sıyrılmaya çalışır. Derine inildiğinde sevilmeyi, şefkat görmeyi arzulasa da kadını takıntı hâline getirir. Onun için bıyık kesmeye, sigara içmeye başlar. Kıyafetlerini değiştirir, kendisine daha çok dikkat eder. </p>



<p>Kadın o zamana kadar onda olmayan şeyleri yapmasını aşılar ama biz bunları onun ağzından duymayız. O sadece otelde bir gece kalmıştır ancak Zebercet bunları yaparsa onun hoşuna gidebileceğini düşünerek ve içten içe hiçbir zaman sahip olamadığı sevgiyi de bu kadından dileyerek yapar. Kadın, Zebercet için çemberin dışına atılmış yeni bir adımdır. Başka türlü de yaşamanın mümkün olduğunu gösteren konumundadır <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın</a>.</p>



<p>Rutinlerimizin zamanla obsesyon yarattığını hissederiz ve bu içten kurulan dengeyi bozan veya sarsan şey dıştan gelen dengesizliktir. Nitekim romandaki gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın budur.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-anayurt-oteli-nde-rutinler-uzerine-kurulu-denge-obsesyon"><em>Anayurt Oteli</em>&#8216;nde Rutinler Üzerine Kurulu Denge: Obsesyon</h2>



<p>Sırasıyla gidecek olursak, romanın en başında -prolog kısmı diye de nitelendirebiliriz- havlu başlığını görürüz. Otelde daima bir havlu hırsızlığı vardır, Zebercet zamanında babasının oteli işlettiği döneme göre bu hırsızlık daha fazladır ancak onun burada dikkat ettiği nokta şudur: “<em>Ankara treniyle gelen kadının unuttuğu havlu.</em>” (s.17). “Havluları çalan kim?” “Neden çalıyorlar?” sorularına daha cevap bile verilmemişken Ankara treniyle gelen kadının unuttuğu havlu ayrıntısını biliriz. </p>



<p>Zebercet, oteli, konfor alanını, nadiren terk eder örneğin. Buradan Zebercet’in ne kadar ölçülü ve planlı yaşadığını anlarız. Güvenli saydığı alanından ayrılamaz. Bunun sebebi, hem otele bir şey olacağı tedirginliğinden hem de kendisine bir şey olacağı tedirginliğinden kaynaklanır. Yalnızlığın ve sürekli olağan bir yaşamın ayrıntılarını sahiplenme ve onları savunma dürtüsü içerisindedir.</p>



<p>Kadının otelde kaldığı bir gecede odasında olan tüm eşyaları Zebercet bize kendi gözüyle aktarır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>“<em>Tabaktaki şekerlere baktı, saydı: Tek şekerli içiyor çayı</em>.” (s.7). </p></blockquote>



<p>Daha sonra o bardağa, o şekerlere hatta onun yattığı kırışık ve dağılmış çarşaflara hiç dokunulmayacaktır.</p>



<p>Hatta kadına ait bu özelliği daha sonra kendisine eklediğini görürüz: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>“<em>Yandaki odada ikilik çaydanlıkta su kaynattı; çayını demledi. Bir tepsiye kahvaltısını hazırladı. Yediye doğru masasında kahvaltı ediyordu. Tek şekerle içerdi çayı</em>.” (s.17).</p></blockquote>



<p>Bu bölümden sonra her gece ayağını yıkadığını okuyoruz, bu basit görünen ayrıntı yine gecikmeli Ankara treniyle gelen kadında bir önem kazanıyor. Çünkü onun geldiği zaman ayaklarını yıkamayı unutarak yatağına yatıyor ve hemen sonrasında hatırlayıp yıkamaya gidiyor. Bu temizlik ve özellikle de el-ayak yıkama olayı <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/obsesif-kompulsif-bozukluk-benden-bu-kadar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">obsesyon </a>hastalarında sıkça görülen bir durumdur.</p>



<p><a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/cinsellik-psikolojik-ve-sosyokulturel-bakis" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Cinselliği </a>de obsesyon şeklindedir, bu konuda hastalıklı düşünceleri vardır. Otelde kalan insanları gizlice seyreder, dinler. Ortalıkçı Kadın’la o uykudayken birlikte olur, otele gelen kadınların kalçalarına bakarak sürekli analiz yapar. Romanda aynı zamanda onun cinsel kimliğini de aradığını okuruz, tamamen kendisini keşfetmeye çalışır. Bunu çoğu zaman ürkerek yapar.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-zebercet-ve-biyik">Zebercet ve Bıyık </h2>



<p><em>Anayurt Oteli</em>&#8216;nde okuyucunun başlarda aklını karıştıran bir durum var, Zebercet’in bıyığı. Bu belki de kadına olan takıntısından daha büyük ama yine kendinde olan bu durumu kadının hayatına gelmesiyle fark ediyor diyebiliriz.  </p>



<p>Bu durumda kadının “bıyık” konusundaki yerinin katalizör konumunda olduğunu söyleyebiliriz. Anayurt Oteli kapmasında yazılan bazı incelemelerde, bıyığın babasına karşı bir olgu olduğu düşünülmekte, klasik psikanalizci yaklaşımlarla açıklanmaktadır. Bir “erkek olma, erkeklik” hissi yarattığı vurgulanır. Yedi aylık doğan Zebercet’e “tam”lık hissi verir. </p>



<p>Bıyığa olan takıntısını ilk olarak Emekli Subay’ın, Zebercet’in karşısına geçip “<em>Bıyığınız yakışıyordu size</em>.” demesiyle karşımıza çıkıyor. Biz Zebercet’in bunu bir takıntı hâline getirdiğini anlatıcının “<em>Alay mı ediyordu? Bu sabah tıraş olurken bıyığını kesememişti</em>” söylemiyle anlıyoruz.  </p>



<p>Burada akıl karıştırıcı bir mesele ortaya çıkıyor. Emekli Subay kesilmiş bir bıyık için yorum yapıyor. Fakat, Zebercet bıyığını kesmekten vazgeçmiş. Bıyık gitti mi, yoksa duruyor mu? Okuyucu olarak artık Zebercet ile aynı sanrıyı taşıyoruz. Zebercet, Emekli Subay’ın bu söyleminden sonra tekrar aynaya bakar: “<em>Bıyığı yerindeydi ama burnu biraz yukarı kalkmış gibiydi.</em>” </p>



<p>Necdet Berk Özer, “<em>Anayurt Oteli’</em>nde Okların Yönü: Metindeki Semboller ve Karşıtlıklar” yazısında bu durum için üç ihtimal ortaya koymuştur:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><br>a) Zebercet’in bıyığı duruyor; adam onunla alay etti.<br>b) Zebercet’in bıyığı gitmiş, aynada gördüğü hayaldi.<br>c) Zebercet sabah ayna karşısında üstten birazcık kesti bıyığını ama sonra kıyamayıp kalanını kesmekten vazgeçti.</p></blockquote>



<p>İkircikli bir yaşamın kahramanı olan Zebercet bu duruma daha fazla dayanamaz ve ertesi sabah berbere gider, ona bıyığını kesmesini söyler. Berber, “<em>Çok şakacısınız</em>.” der. Yusuf Atılgan aslında okuyucuyu da metne düşünerek dâhil etmeye çabalamaktadır.  </p>



<p>Hemen sonraki paragrafta “<em>İki parmağıyla burnunu tutup üst dudağını iyice tıraş etti. Gözlerini açtı. Bıyığı yoktu.</em>” denir. Böylelikle Zebercet’in bıyığının zaten olmadığını anlarız. Yine de bu durumla barışamaz. Karşısına çıkan her erkeğin ilk olarak bıyığına bakar, arada kendi bıyığını yoklar. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sonuc">Sonuç</h2>



<p>Bu olaydan Zebercet’in artık düşüncelerinin, hatta gördüklerinin bile sağlıklı olmadığını anlamış oluruz. Kendinden şüphe eder ve oteldeki misafire sorar:  </p>



<p>“<em>Bu sabah var mıydı bıyığım? Bu bıyık sorununu kolayca kapayamayacaktı demek. Sorması gereksizdi; adam kesinlikle ‘vardı’ ya da ‘yoktu’ dese bile durumu aydınlatmayacaktı bu.</em>” (s.24)</p>



<p>Diğer yandan bu olayı sadece baba teması etrafında da açıklayamayız çünkü Zebercet, bıyığı eksiklik duyduğu bir şey için koymuyor. Bunu da Ankara treniyle gelen kadınla karşılaştıktan sonra hemen bıyığını kesmesinden anlıyoruz, onun için bir fazlalık, artık hoş görünmeyen bir şey.</p>



<p>Takıntı edindiği her şeyi yok etmeye, öldürmeye başlar Zebercet. Ankara treniyle gelen kadın artık gelmeyecektir ve Emekli Subay da oteli terk etmiştir. Kendiyle olan takıntısı en ağırı ve keskinidir. Nitekim bu gerçeklikle artık yaşayamaz ve romanın sonunda<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/every-brilliant-thing-intihar-nostaljisi" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> intihar</a> eder.</p>



<p><em>Anayurt Oteli</em>&#8216;nde Zebercet, bireysel kimliğine oturtamadığı gerçeklerden kaçarak ama her kaçtığında da onları yine merkezine aldığı için takıntı sahibidir. Bu takıntıları ona gerçekten yaşayıp yaşamadığını da sorgulatır hâle gelir. Zebercet de artık buna dayanamaz ve yaşamını sonlandırır.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Yusuf Atılgan - Kitapların Dünyası (Ocak 1989)" width="800" height="600" src="https://www.youtube.com/embed/iV0PhNLw2E4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kaynakca">Kaynakça</h2>



<p>Atılgan, Yusuf. <em>Anayurt Oteli.</em> 37. Baskı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2017.</p>



<p>Atılgan, Yusuf<em>. Siz Rahat Yaşayasınız Diye.</em> 1. Baskı. İstanbul: Can Yayınları, 2018.</p>



<p>Belge, Murat. <em>Zebercet’ten Cumhuriyet’e “Anayurt Oteli”.</em> 1. Baskı. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2015.</p>



<p>Fidan, Burak. <em>Sevgili Halil Kardeş Köye Mektuplar Yusuf Atılgan</em>. 1. Baskı. İstanbul: Edebi Şeyler, 2014.</p>



<p>Morrison, James.). <em>DSM-5’i Kolaylaştıran “Klinisyenler İçin Tanı Rehberi</em>. 1. Baskı.Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık Eğitim Danışmanlık, 2019.</p>



<p>Şahin, Murat. <em>Tedirgin Bir Yazar Yusuf Atılgan.</em> İstanbul: Destek Yayınları, 2017.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/anayurt-oteli-carpici-bir-obsesyon-anlatisi/">Anayurt Oteli: Çarpıcı Bir Obsesyon Anlatısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/anayurt-oteli-carpici-bir-obsesyon-anlatisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vesikalı Yarim: Sait Faik&#8217;ten Lütfi Akad&#8217;a</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/vesikali-yarim-sait-faikten-lutfi-akada/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/vesikali-yarim-sait-faikten-lutfi-akada/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2022 21:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kitapuyarlamasıfilmler]]></category>
		<category><![CDATA[menekşelivadi]]></category>
		<category><![CDATA[menekşelivadiinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[vesikalıyariminceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=9103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sait Faik'in Menekşeli Vadisi'nden, Lütfü Akad'ın Vesikalı Yarim'e uzanan yolculuğun hikâyesi sizlerle... Keyifli Okumalar!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/vesikali-yarim-sait-faikten-lutfi-akada/">Vesikalı Yarim: Sait Faik&#8217;ten Lütfi Akad&#8217;a</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1968 yapımı bir senaryosu Safa Önal&#8217;a ait Lütfi Akad filmi ve Sait Faik uyarlaması olan<em> Vesikalı Yarim </em>incelememiz sizlerle! Sait Faik&#8217;in metnini devam ettiren film, <em>Menekşeli Vadi</em> ile birlikte yarattığı arzuların imkânsızlığı meselesini, toplumsal normların arasında kalmış bireyin seçimlerini, kalabalık görünenin tekliği anlatıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sait-faik-in-menekseli-vadi-si">Sait Faik&#8217;in Menekşeli Vadi&#8217;si</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="220" height="323" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/Luzumsuz_Adam_Sait_Faik.jpg" alt="" class="wp-image-9109" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/Luzumsuz_Adam_Sait_Faik.jpg 220w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/Luzumsuz_Adam_Sait_Faik-204x300.jpg 204w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" /></figure>



<p><em>Vesikalı Yarim</em>, manav dükkânında babasıyla çalışan Halil’in, arkadaşlarıyla Şen Saz’a gitmesi ve orada çalışan Sabiha ile tanışmasını konu edinir. Her iki karakterin de karşılaşmadan sonra yaşadıklarından dolayı benlikleri ve hayatlarının büyük ölçüde farklılaşması etrafında olaylar şekillenir. Konu uzaktan bakıldığında aslında okuyucular için yabancı değildir çünkü film, Sait Faik Abasıyanık&#8217;ın 1948 yılında yayınlanan<em> Lüzumsuz Adam</em>&#8216;ında yer alan <em>Menekşeli Vadi</em> hikâyesinden uyarlamadır.</p>



<p>Sait Faik&#8217;in hikâyesinde karakterlerin isimleri Bayram ve Seher&#8217;dir. Oldukça kısa olan öyküde menekşeli vadi, sıcaklığı ve doğalı öne plana koyarak aslında aile kavramına vurgu yapar. Ancak film bambaşka bir çizgide ilerler ve aile ile vesikalı yari onarılamaz bir biçimde ayırır. </p>



<p><em>Menekşeli Vadi</em>, yuvasını bir kaçamak uğruna kaybetmiş bir adamın hikâyesidir. Bu kaybın telafisiyle de sona erer. Kaybedilen şey, öykünün sonunda vurgu yapılarak değerli kılınan menekşe kokulu evdir, ailedir. Tüm kayıpların telafi edildiği, tamlık hissini yaratan ailenin daim kalıcılığı ve “gerçekliği” asıl temadır. Fakat Vesikalı Yarim burada ayrılır: Filmi harekete geçiren şey arzudur, tema ise arzunun imkânsızlığıdır. (<em>Çok Tuhaf Çok Tanıdık Vesikalı Yarim Üzerine</em>, 2018, s.27)</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Arkadaşımın adı Bayram&#8217;dı. (…) Külhanbeyi gibi giyinir, yine haftalık kazancını bir günde harcardı. En kötü meyhanelerde en hoş kızları tanırdı. Onun tanıdığı kızlar içinde bir Seher vardı. Sahiden seher gibi bir kızdı.</em> (Abasıyanık, 2016, s.38)</p></blockquote>



<p>Bazı <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">edebiyat</a> araştırmacıları Sait Faik&#8217;in öykücülüğünü dönemlere ayırmaktadır. <em>Lüzumsuz Adam</em> kitabında yer alan <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/roald-dahl-seker-henrynin-inanilmaz-oykusu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">öykü</a>lerini de yazarın insanlardan soyutlanmış olduğu dönemde yaşadığı iç sıkıntılarının bir mirası olduğu söyleyebiliriz bu yüzden. Kitabın geneline baktığımızda da mekânlar ve karakterler bütünleşerek aynı sancıyı taşırlar. Yaşadıkları ya da hayatlarında zaten var olan acılarla birlikte gelişir, değişir ve dönüşürler. Bazıları bu durumda oldukları yeri terk edebilirler ama bazıları da o terk edişten sonra geri dönerler. Tıpkı <em>Menekşeli Vadi</em>&#8216;nin Bayram&#8217;ı gibi.</p>



<p>Bayram karakter gelişimiyle birlikte, yarım bıraktığı bir hikâyenin tekrardan başkahramanı olmak için geri döner. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Yedi sene evvel bir sabah evden çıktım, dedi. (&#8230;) Hiç içki içmemiştim; içtim. Üç sene evvel evlenmiştim ama boyalı, kokulu kadın hiç koklamamıştım; kokladım. Ondan sonra eve gitmedim. (</em>Abasıyanık, 2016, s.39)</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sevginin-yetmedigi-gec-kalinmislik">Sevginin Yetmediği Geç Kalınmışlık</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/122-1024x910.jpg" alt="Vesikalı Yarim filminden bir kare." class="wp-image-9105" width="551" height="489" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/122-1024x910.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/122-300x267.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/122-768x683.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/122-480x427.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/122.jpg 1080w" sizes="(max-width: 551px) 100vw, 551px" /><figcaption>Vesikalı Yarim&#8217;den bir kare.</figcaption></figure>



<p><br>Senaryosunu Safa Önal&#8217;ın yazdığı filmin başrolleri Türkan Şoray ve İzzet Günay&#8217;dır. Siyah-beyaz film, aynı zamanda <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/yesilcam-yapisal-ozellikleriyle-turkiye-sinemasi">Y</a><a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/yesilcam-yapisal-ozellikleriyle-turkiye-sinemasi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">eşilçam</a>&#8216;ın ve Türk <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sinema" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sinema</a>sının klasiği sayılmaktadır. Öykü temelde aynıdır ama yine de birçok kısımdan ayrılır. Bu yüzden yukarıda hikâye için söylediklerimizle film tamamen zıttır diyemeyiz.</p>



<p>Vesikalı Yarim&#8217;de Halil’in hayalindeki Sabiha, “mükemmel kadın”dır, hem kokusu her zaman güzel, boyalı, alımlı hem de fedakâr, aşkına kendini adayan iyi bir kadındır. Sabiha’nın evinde kaldığı ilk gece, onu makyajsız gördüğü an, aslında kırılmalardan da ilkidir. Çünkü Sabiha’nın kokulu, makyajlı hâline duyduğu hayranlığı ve büyülenmişliği, bu zamana kadar alışmadığı, tanıklık etmediği bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/25-agustos-1983-ve-diger-oykuler-borges-ve-buyulu-gerceklik" target="_blank" rel="noreferrer noopener">gerçeklik </a>olarak yaşar.  </p>



<p>Diğer yandan Sabiha da alışmadığı bir gerçekliği merkezine oturtmaya çalışır. Sigara içişi bile değişir, eviyle ilgilenir ve diğer herkes gibi ütü-bulaşık-yemek yapar. Bu yabancılık yakından bakıldığı zaman onları ayıran temel şeylerden biri olur aslında. Ne Halil’in evli ve iki çocuk babası oluşu, ne Sabiha’nın vesikalı oluşu onları ayırır. Aslında Sabiha’nın çıkmazların kadını olması, bir şekilde mümkün olmayan olmasından dolayı olur.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Çok kıymetli bir şey bulursun, sonra bulduğuna pişman olursun çünkü nereye koyacağını bilemezsin.</em></p></blockquote>



<p><br>Onlara bu “biz” cümlesini kurdurtan denge, Sabiha’nın Halil&#8217;in manavını görmeye gitmesi ile bozulur. Oradaki ailenin bir yenisinin bir daha kurulamayacağını er geç fark eder. Artık cümlelerde “ben”cilik yerini alır, uzaklaşır, kavga ederler ve ayrılırlar. </p>



<p>Halil’in hayatını bir çember olarak nitelendirir ve çemberin parçalarını da yaşamındaki getirilerin oluşturduğunu kabul edersek, Sabiha’nın getirdiği duygular bir fazlalık olarak çemberden atılır. Bu ayrılmadan dolayı çember hiçbir zaman eskisi gibi kapanmayacaktır, kapandığı zannedilerek yaşanılacaktır. Zıtlıkların getirdiği ayrışma, her ikisinin hayatında da burukluk olarak devam edecek, yerini hep bir “keşke”ye bırakacaktır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><br><em>Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık.</em></p></blockquote>



<p><br>Bu “keşke”lik çok eskiden olsaydı olabilirliği verir. Bu, sevginin bir şekilde olasılığını saklayan buruk bir kabullenmedir. Bu yönden Vesikalı Yarim aslında sadece bir aşkı anlatmaz. Toplumsal normlarla da uyuşmayanı ve onun getirdiği sonu bize gösterir. </p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Vesikalı Yarim | Halil, Sabiha&#039;ya Vuruluyor!" width="800" height="600" src="https://www.youtube.com/embed/3bPTPm_BHWQ?list=PLWDu1ekBY3v4PwCgXB3UkyT9caNIuK2Ql" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-son-olarak-vesikali-yarim">Son Olarak Vesikalı Yarim </h2>



<p>Bir yanımız kendini keşfeden, onun peşinden gitmeye çabalayan Halil’de ve diğer yanımız da o güvenli alan olan aile evindeki sorumluluklarını yerine getirmek zorunda olan Halil’de kalır.</p>



<p>İkilinin yaşadığı bu &#8220;ayrı dünyaların insanı&#8221; olma konusu, beraber geçirdikleri süre boyunca yakalarını bırakmaz. Ne kadar direnseler de teslimiyeti erteleyemezler. Raymond Bellour bir filmin sonunun, mozağin parçalarının bir araya geldiği, böylece arzunun düzene boyun eğdiği bir durumu temsil ettiğini öne sürmektedir. (<em>Çok Tuhaf Çok Tanıdık Vesikalı Yarim Üzerine</em>, 2018, s.25.)</p>



<p>Safa Önal Sabiha için &#8220;<em>Sabiha bir çıkmazın kadınıydı. Buluşmaları son derece inandırıcı bir biçimde mümkün değildi. Yani senaryocu istediği için değildi. Onlar yaşayan iki hayattılar. Sizin benim kadar canlıydılar.</em>&#8221; der.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Halil, bu evi şimdi seviyorum. Ondan evvel barınaktı sadece, şimdi ev oldu. Gördüğün gibi, hep böyle olmak istemiştim. Kısmet seninleymiş, bugüneymiş.</em></p></blockquote>



<p><em>Menekşeli Vadi</em>&#8216;de de <em>Vesikalı Yarim</em>&#8216;de de son aynıdır: Halil evine dönmüştür. Sait Faik bu dönüş için şunu söyler:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Yalnız ihtiyar kadın buruşuk yanağına düşmeye hazırlanan damlayı yeniyle sildi. Başka hiç kimse bu dönüşten heyecanlanmadı gibi geldi bana. </em>(Abasıyanık, 2016, s.42)</p></blockquote>



<p>Safa Önal ise bu dönüşü Halil&#8217;in oğlundan verir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Başımı okşadı benim, kalacak mı?</em></p></blockquote>



<p>Sait Faik&#8217;ten uyarlama olan <em>Vesikalı Yarim</em>, farklı olanın arzulanması sonucu yaşanan değişim hikâyesidir. Safa Önal&#8217;ın ve Lütfi Akad&#8217;ın eklemeleriyle metin genişleyerek aynı anlatım etrafında farklı bir vurgu taşır. Safa Önal &#8220;<em>O dönemde biraz da sanata ağırlık verici, biraz kalıcı olacak filmler yapmak istemekteyim. Ama sinemanın tecimsel ayağı beni yakalamış, bir türlü o fırsatı vermiyor.</em>&#8221; der. Yine de buna karşılık film, melodram kurallarına bağlı kalmış olsa da, kendine ait bir öznellik yaratabilmiştir. Yer aldığı sinema geleneğinin hem bildik motiflerini taşıyor hem de farklı anlatı çözümlemelerine yer veren modern yapıyı barındırıyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-metinlerarasilik">Metinlerarasılık</h2>



<p>Temelde metinlerarasılık, bir yazarın başka bir metni ödünç alması ve kendi metninin içinde dönüştürmesidir. Sonsuz döngüde her metin birbirini etkileyerek ve birbirine eklemlenerek ilerler. İmkânsız aşk temasıyla ölümsüzleşen <em>Vesikalı Yarim</em>’de metinleraraslığı yakalarız. İlk olarak, Orhan Veli’nin <em>Tahattur</em> adlı şiirini görürüz: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Alnımdaki bıçak yarası</em></p><p><em>Senin yüzünden </em></p><p><em>Tabakam senin yadigârın </em></p><p><em>‘İki elin kanda da olsa gel’ diyor </em></p><p><em>Telgrafın </em></p><p><em>Nasıl unuturum seni ben </em></p><p><em>Vesikalı yarim?</em><br></p></blockquote>



<p>Daha sonra 1990’da yayımlanan Orhan Pamuk’un <em>Kara Kitap</em>&#8216;ında izini sürer. Romanda eşini bulmaya çalışan Galip,<em> Vesikalı Yarim </em>filminin içine oyuncuların kıyafetlerini giyen, pozlarını veya duruşlarını taklit eden benzerlerinin çalıştığı bir genelevde Türkan Şoray’ın taklidiyle tanışarak girer. Kadının “<em>Çok eskiden rastlaşacaktık</em>.” sözü, imkânsız aşkı/arzuyu ve bunun büyüsünü Galip’e anımsatır.</p>



<p><br>Diyebiliriz ki, bir <em>keşke</em> zemini üzerine kurgulanmış filmdeki geç kalmışlık teması, başka türden metinlerde, başka türden aşklardaki geç kalmışlıklarla yer değiştirir. İzleyiciden okuyucuya devşirir ya da tam tersi olarak okuyucudan izleyiciye.</p>



<p>Sait Faik&#8217;in önemli metni ve Lütfü Akad&#8217;ın kült filmi her iki alanda da alıcısına okunabilirliği yansıtıyor.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Şükran Ay - Kalbimi Kıra Kıra" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/4sHNKV-dHfw?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>Abasıyanık, Sait Faik. (2016), Lüzumsuz Adam, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</p>



<p>Vesikalı Yarim filmi, yönetmen Ö. Lütfi Akad, senaryo Safa Önal.</p>



<p><br>Nilgün Abisel, Umut Tümay Arslan, Pembe Behçetoğulları, Ali Karadoğan, Semire Ruken Öztürk, Nejat Ulusay. (2018), Çok Tuhaf Çok Tanıdık Vesikalı Yarim Üzerine, Metis Yayınları, İstanbul.</p>



<p>Önal, Safa. (2003), Vesikalı Yarim, İstanbul: Delta Film, Senaryo Kitapları 2, Yılbaşı Dizisi.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/vesikali-yarim-sait-faikten-lutfi-akada/">Vesikalı Yarim: Sait Faik&#8217;ten Lütfi Akad&#8217;a</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/vesikali-yarim-sait-faikten-lutfi-akada/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aylak Adam: Hüzünlü Bir Sevgi Ustası</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/aylak-adam-huzunlu-bir-sevgi-ustasi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/aylak-adam-huzunlu-bir-sevgi-ustasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Aug 2022 22:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[AylakAdam]]></category>
		<category><![CDATA[aylakadaminceleme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatinceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=8430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bay C.nin nam-ı diğer Aylak Adam'ın iç dünyasına girmeye ne dersiniz? Bu kez aylaklık hakkında konuşuyoruz. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/aylak-adam-huzunlu-bir-sevgi-ustasi/">Aylak Adam: Hüzünlü Bir Sevgi Ustası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Aylak Adam</em>, Yusuf Atılgan tarafından 1959&#8217;da yayımlanmıştır. Eser her şeye karşı olan, karşı çıkan bir modern ortam aylağını konu edinir. “Benim kişilerimde psikolojik yabancılaşma söz konusu ama onların kişilikleri bununla sınırlı da değil.” diyen Yusuf Atılgan’ın <em>Aylak Adam</em> romanı incelememiz sizlerle.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yusuf Atılgan ve <em>Aylak Adam</em>&#8216;a Giriş</h2>



<p>Yusuf Atılgan, 27 Haziran 1921’de Manisa’da doğmuştur. Lise öğrenimi için Balıkesir’e, üniversite eğitimi için ise İstanbul’a gelmiştir. 1954’te &#8220;Ziya Atılgan&#8221; ve &#8220;Nevzat Çorum&#8221; mahlaslarıyla yazdığı hikâyeleriyle <em>Tercüman</em>&#8216;ın hikâye yarışmasına katılmıştır.  </p>



<p><em>Evdeki</em> adlı hikâyesiyle birinci, <em>Kümesin Ötesi </em>hikâyesi ile yedinci olmuştur. 1959’da yayımlanan <em>Aylak Adam</em>, 1958 yılında düzenlenen Yunus Nadi Roman Ödülü’nde ikincilik elde etmiştir. Eserde bireyi merkez alan Atılgan, metin içerisinde karakterinin yaşadığı sorgulamaları, olmazlıkları sunmuştur. <em>Aylak Adam</em> bölümleri; kış, ilkyaz, yaz, güz olarak dört mevsime ayrılmıştır. Romanın anlatıcısı C.’dir. Öyküyü oluşturan diğer kaynaklar Ayşe’nin olayları düzensiz bir şekilde yazdığı defter ve Güler’in B.’ye ve B.’nin Güler’e gönderdiği mektuplardır.</p>



<p>1950’lerde edebiyatta iki önemli akımın etkisini görüyoruz burada; biri gerçek yaşamın sorunlarını ele alan toplumcu gerçekçi sanat anlayışı, diğeri ise kişinin “ben merkez”ine odaklanıp onun varlığını vurgulayan varoluşçu sanat anlayışı.</p>



<p><em>Aylak Adam</em>&#8216;ı bu ikinci kısma dâhil edebiliriz. Çünkü <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/saticinin-olumu-modern-insanin-olumu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">modern</a> dünyanın insanı da birey olarak yaşamakta, birey olarak varlığını sürdürmekte ve sadece var olmaktadır. C., kendi çapında başlangıç-bitiş çizgisi hep aynı olan biridir. Sadece kendi kadardır ama çoktur, aylaklığı buradan gelir. Bu varoluş, romanda aylaklıkla izini bırakır. Onun iç dünyası, dışarıda olanlara karşı kendi benliğinde bulduğu sorular şeklinde kendini gösterir. Hatta C.’nin adı bile yoktur, <em>Aylak Adam</em> aracılığıyla buna Yusuf Atılgan şöyle cevap verir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. </em>(Atılgan, 2016, s.61)</p></blockquote>



<p>Diğer taraftan ilk kısma, toplumcu bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanat </a>anlayışına da dâhil etmek çok yanlış olmasa gerek. Çünkü C., her ne kadar kalıplara sıkışmışlığa –hatta sığınmışlığa- karşı içine dönse de, buna etki eden şeyleri her daim eleştirmekten çekinmez. Fakat bir şey yapmaz çünkü o, aylaktır. Bu yabancılaşmanın temelinde toplumda gördüğü ikiyüzlülük, yalnızlık ve sevgisizlik düzeni vardır. Tüm bu içten içe yaşadığı hırçınlığında toplum, katalizör konumunda önemli etkendir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-aylak-adam-ve-aylaklik-temasi">Aylak Adam ve Aylaklık Teması</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="600" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/aylak.jpg" alt="Aylak Adam inceleme" class="wp-image-8432" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/aylak.jpg 600w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/aylak-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/aylak-150x150.jpg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/aylak-480x480.jpg 480w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>



<p>Aylak, “Boş oturan işsiz güçsüz dolaşan, avarelik etmek.” anlamlarına gelen olumsuz bir kelimedir. Fransızca flâner “Oyalanmak, aylaklık etmek” fiilinden türetilen flanör (flâneur) ise 19. yüzyılda ortaya çıkan, “Aylak aylak gezen aydın, kentli aylak, düşünür gezgin” anlamına gelen bir kavramdır.  </p>



<p><em>Aylak Adam</em>’da bu anlamların olumsuzluğundan sıyrılıp bir övgü hâlini alır. Bay C., istese çalışabilir, para kazanmayı da bilir ama bunu yapmak istemez çünkü o, yürüyen ve seyreden olmak ister. Beden gücü ile çalışıp belirli saatler içerisinde kalmak, o yere bağlı olmak istemez. Ayrıca gözlemlediği ilişkilerde para için eğilen, değişen insanlardan tiksinti duyar. Sonuçta o, babasından kalan parayı “aylaklık” yaparak harcayan ve böylelikle babasından intikam aldığını düşünen bir karakterdir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">C.’nin aylaklığı toplumun derinliksiz ilişkilerine bir başkaldırıdır.  </h4>



<p>Onun aylaklığı toplumdan bir geri çekilme çabası değildir. Bir iş-güç peşinde koşuşturmadan da yaşama katılabilmek, ayrıntıları görebilmek, sinemalara gitmek, pastanelerde telaşsızca oturabilmek, toplu taşımalara bir yere yetişme çabası içinde olmadan binmek, hatta sokakta dikkat çeken bir insanın ardına düşüp onun hayatını bilme heyecanı duymak. Yusuf Atılgan aylak adamını böyle yaratıyor. Bu şekilde baktığımızda aylak, bağımsız hareket eden, kalıpları kıran ve özgürleşmiş kişi anlamlarına geliyor.</p>



<p>Bernand Russell <em>Aylaklığa Övgü</em> kitabında, “<em>Sanatı geliştiren, bilimleri bulan bu sınıftır; bu sınıf kitaplar yazmış, bu sınıf felsefeler ortaya atmış ve toplumsal ilişkileri bu sınıf incelemiştir.</em>” der. Geçim derdi, günü çıkarmak telaşı içinde olmayan birey başka alanlara, sanata, kendi benliğine yönelebilir ve birey olarak kendini gerçekleştirebilir.  </p>



<p>Flanör’ün yani yeni aylak tipin ortaya çıkmasının sebepleri arasında modernleşmeyle kamusal yaşamdaki değişimler ve değişimlerin şehir yaşamına etkileri, bu etkilerin bireydeki yansımaları sayılabilir. Nitekim Bay C.’de bu olgu üzerine kurgulanmış bir karakterdir. <em>Aylak Adam</em>’da İstanbul’da gezdiği ara sokaklar, caddeler, plajlar, sinemalar, lokantalar, parklar, içine girdiği kalabalık ve bu kalabalığın farklı yaşamları onun kişiliğinin de bir parçasıdır. Çünkü C. ile birlikte kent de acı çekiyor, kent de yabancılaşmayı duyumsuyordur. Hatta Yusuf Atılgan bu durumu için şöyle söyler:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Üç yıl önce, bende de biraz aylaklık olduğu için, bunun sıkıntısını da duyuyordum. Geçim sıkıntısı olmayan birinin de sıkıntısı olabileceği tema’sını işledim. Bunda İstanbul hasreti de vardı</em>. </p><cite>Selmi Andak, <em>Yunus Nadi Roman Mükâfatı İkincisi</em>, İstanbul: Cumhuriyet, 1958, “<em>Yusuf Atılgan’a Armağan</em>” içinde, s. 60-62.</cite></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sevgi-temasi">Sevgi Teması</h2>



<p>&#8220;<em>Bir zamanlar hepimizin rahat yaşaması, çiftleşmesi, uyuması için yeryüzünü omuzlarında sarsmadan taşıyan</em>” tedirgin bir yazar Yusuf Atılgan. Böyle tanımlayıp imzalıyor kitabını en yakın arkadaşı İhsan Bayram’a verirken. Yusuf Atılgan&#8217;ın merkezinde olan bu tedirginlik, eserlerindeki karakterlerin yalnızlığına, yalnızlığın getirdiği evhama ve sevgi arayışına da bir basamaktır. Nitekim kitabın açılış cümlesi şöyledir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.</em> (Atılgan, 2016, s.9)</p></blockquote>



<p>Bu sevginin getirdiği dinginliği yakalama arzusu ardında C.’nin yaşama bakışını kavramış oluruz:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan ve seven bir kadın! (</em>Atılgan, 2016, s.148)</p></blockquote>



<p>C., her ne kadar toplum normlarına karşı hırçın, uyumsuz, bunaltı sahibi olsa da, sevgileri kırılgandır. Birini bilecek kadar iyi hissetmeyi, tanıyabilmeyi arzular.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-adako-ve-kuyara">Adako ve Kuyara</h3>



<p>Yusuf Atılgan, bu noktada kurgusunda oluşturduğu iki kavramı okuyucu karşısına getiriyor: adako ve kuyara. Adako, ağaç dalı kompleksidir. Nasıl ki dallar ağaçlardan bağımsızlaşmaya, uzaklaşmaya çalışarak büyür ve gelişirse, C.’ye göre de “öteki”lerden farklı olanlar da bu şekilde toplumdan, ölçütlerden uzaklaşmaya çalışırlar.  </p>



<p>Bunun tam tersi olan durumu ise kuyaradır. Kumda yatma rahatlığı olarak tanımlamaktadır Yusuf Atılgan. Buna sahip insanlar da kendi dünyalarında toplumun yönlendirmesiyle, kendilerinden habersiz yaşarlar. O bir adakoya sahiptir ve yine özünde bu olan kişileri aramaktadır.</p>



<p>Bir söyleşisinde “<em>Ben o dönemde (1960’lar) kasabada oturuyordum. Bu nedenle büyükşehir özlemi duyardım, bir de o dönemin kuşağını varoluşçuluk düşüncesi oldukça etkilemişti. İşte romanda, büyükşehirde gerçek sevgiyi arayan bir adamı dile getirdim.</em>” şeklinde özetlemiştir kahramanını. Fakat aradığı bu aşkı bulamayacaktır C. Onu bulamadığı gibi toplumla bir bağ kuramayıp onlara yabancılaşacaktır. Hatta onları “onlar” olduğu için, “böyle”liklerini kınayacaktır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Ne yamansınız dökme kalıplarınızla, bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.</em> (Atılgan, 2016, s.10)</p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>R<em>ahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?</em> (Atılgan, 2016, s.39)</p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Sustu, konuşmak lüzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı. </em>(Atılgan, 2016, s.155)</p></blockquote>



<p>Burada C.’nin nasıl bir karakter olduğunu da net bir şekilde anlarız. Onun için susmak kabullenmenin yanında içten içte bir direnmedir. Kimsenin onun için olanı anlamayacaklarına karşı bir inattır aynı zamanda.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yabancilasma-ve-yalnizlik-temasi">Yabancılaşma ve Yalnızlık Teması</h2>



<p><em>Aylak Adam</em>&#8216;da herhangi bir kelimenin sadece bir harfine tutunarak kimliğini yaşatmaya çalışır karakter. Hayatındaki kopukluklarla beraber oluşan boşluğun içinde yetişerek bir yabancı hâline gelir. Ne yapsam turist olmaktan kurtulamıyorum, dediğinde bu turist hâli onu aylaklığa sürükler. Dünyanın en güç işi olarak nitelediği aylaklık, onun hayatındaki rolü olur.  </p>



<p>Yabancılaşma, yaşamla anlaşamaz hâle gelme, hayat karşısında huzursuzluk duyma ve giderek yalnızlaşmadır esasen. Ezberlenen, rutine binen davranışları, duyguları gördükçe içindeki bu durumu onlara karşı çıkarak, inat ederek yansıtır. Hatta Güler’in “Neden böylesin?” sorusuna karşılık verdiği cevap “Sen neden değilsin?”dir. Söz konusu aykırılığı, dışa dönük bir kişilikle birleştirmesi, onun sorgulayıcı bir tutum takınmasına zemin hazırlamaktadır aslında <em>Aylak Adam</em>&#8216;da.</p>



<p>İnsan kendi iç dünyası ile başa çıkamadığı zamanlarda bazen bastırmak bazen de tanımlamak amacıyla çevresinde olup bitenlere, bunu sağlayan insanlara yönelir ve bir umut olarak görür bunu. Bu yüzden sadece iki kişiden ibaret bir dünyanın izini sürerken çok sayıda kişiyle kısa ya da uzun süreli ilişkiler yumağı içine girer.  </p>



<p>Uzun ilişkileri sevgilileriyle, dolayısıyla kişilikleri -değişik düzeylerde- belirgin olan insanlarla bağ kurarken kısa ilişkileri de garson, dilenci, berber gibi çoğunlukla kimlik, statü sınırlarında kalan belirsiz kişilerle kurar. Onun, toplumsal yapının hemen her yönüne yönelik genel eleştirileri ikinci grup aracılığıyla gündeme gelir. Bu grupta bulunan kişiler, aslında “toplum”un kendi sürekliliği için ürettiği bütün normların etkilenicisi, dolayısıyla temsilcileridir. Görseler ayıplanırım korkusuyla sokakta bir simit bile yiyemeyen kişilere karşı “Dişlerim sağlamken ısıracağım!” der örneğin.<sup> </sup>Yanından geçen bir kadına “Merhaba,” der ve kadının “Sizi tanımıyorum!” deyişine “Ben de!” diye karşılık verir.</p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading">Bu küçük kışkırtıcı dokunuşlarla, toplumsal normların görgü ve ahlâk kuralları ile içten içe alay eder. Onlar, C.’nin sözleriyle “toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletebilmek” için içine kaçanlardır.</h4>



<p>Kişinin içinden geldiği gibi, toplumsal kuralları umursamaksızın yaşamasıdır yasaklanan. C., buna karşı bir benlik ortaya koymaktadır. Yine de günün sonunda bir tek kendisinin yapamadığını,<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/normal-insanlar-sally-rooney-ve-y-kusagi-iliskileri" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> ilişki</a>lerde beceriksiz olduğunu gördükçe yalnızlığı hatırına gelerek “Yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?<sup>&#8220;</sup> diye sorar. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sonuc">Sonuç</h2>



<p>C., annesinin kaybıyla hayatında olan bir kadından göreceği sevgi boşluğunu Zehra teyzesinden görmeyi amaçlar. Ancak babası, bu ikili ilişkide karşısında duran en büyük ve yıkıcı etkendir. C.’nin babasına öfkesi sadece iş ahlakının olmaması ya da  istediklerini parası sayesinde yaptırmasından kaynaklı değildir. Aynı zamanda babasının teyzesine karşı olan ilgisi ve onunla ilişkiye girmesidir de. Romanda Oidipus Kompleksi baba-teyze ilişkisinden dolaylı olarak karşımıza çıkar.</p>



<p>C.’nin toplumsal beklentilere ve kabul görmüşlüğe karşı geliştirdiği ve onun yabancılaşmasının oluşunun yanı sıra içsel savaşında ve benliğini oluşturan değerler arasında yegâne savaşı babası ile gerçekleşir. O, babası gibi olmamak adına yaşamakta ve kararlar almaktadır.</p>



<p>Yusuf Atılgan <em>Aylak Adam</em>&#8216;da Oidipus Kompleksi’nden yararlanarak bireyin topluma karışmada, kurulacak ikili ilişkilerde ve kazandığı benlikte ne ölçüde önemli olduğunu “yabancılaşma” teması üzerinden temellendirmiştir. “Öteki” olarak kendini tanımlayan bireyin, aslında olmamaya da çalışması ve sürekli bir arayış içinde olması, boşlukları doldurmaya çabalaması ama yapamadığı verilmiştir. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kaynakca">Kaynakça</h2>



<p>Burak Fidan. <em>Sevgili Halil Kardeş Köye Mektuplar Yusuf Atılgan</em>. 1. Baskı. İstanbul: Edebi Şeyler, 2014.</p>



<p>Hakan Sazyek. “Yusuf Atılgan’ın <em>Aylak Adam</em>’ı: C.”, <em>Kitap-lık Dergisi</em>, S. 142, Ekim 2010, s.64-78.</p>



<p>Murat Şahin. Tedirgin Bir Yazar Yusuf Atılgan. İstanbul: Destek Yayınları, 2017.</p>



<p>Yusuf Atılgan. Aylak Adam. 47. Baskı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016. </p>



<p>Yusuf Atılgan. Siz Rahat Yaşayasınız Diye. 1. Baskı. İstanbul: Can Yayınları, 2018.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/aylak-adam-huzunlu-bir-sevgi-ustasi/">Aylak Adam: Hüzünlü Bir Sevgi Ustası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/aylak-adam-huzunlu-bir-sevgi-ustasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Cinayet Romanı: Polisiye ve Postmodernizm</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jul 2022 21:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[bircinayetromanı]]></category>
		<category><![CDATA[bircinayetromanıincelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[pınarkür]]></category>
		<category><![CDATA[polisiyeedebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=8030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Polisiye kurgu üzerine ölçütler belirlenirken Todorov'un bir makalesinin esas alındığını biliyor musunuz? Peki, Pınar Kür'ün Bir Cinayet Romanı polisiyeyi üç alt türe ayıran Todorov'un hangi türünde yer alıyor? Soruların cevabı ve daha fazla için yazımıza davetlisiniz. Keyifli okumalar!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/">Bir Cinayet Romanı: Polisiye ve Postmodernizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left"><em>Bir Cinayet Romanı</em>, Pınar Kür tarafından 1989’da yazılmıştır. Türkçenin ilk postmodern romanlarından biri sayılmaktadır. Nitekim Türk Edebiyatı’nda yeni arayışlara gidilmesi, yeni anlayışları da beraberinde getirir. <em>Bir Cinayet Romanı</em> hakkındaki incelememiz sizlerle.</p>



<p>İncelemeye geçmeden önce eserin, polisiye roman olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Polisiye kurgu üzerine ölçütler belirlenirken Tzvetan Todorov’un 1966’da yazdığı “The Typology of Detective Fiction” makalesi esas alınmıştır. Todorov verdiği sekiz maddede, öncelikli olarak polisiye romanda muhakkak bir dedektif (polis), bir suçlu ve bir de kurban bulunması gerektiğinin altını çizer. İkincisi, suçlu profesyonel bir katil ya da dedektif olmamalı, kişisel sebeplerle öldürmelidir. Üçüncü olarak, polisiye romanında aşkın yeri yoktur. Dördüncüsü suçlu kâhya veya hizmetçi gibi romanın yan kişileri değil, romanın önemli kahramanlarından biri olmalıdır.  </p>



<p>Bir başka kural romanda her şeyin akılcı bir biçimde açıklanması, fantastiğe yer verilmemesidir. Ayrıca tasvir ve <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikoloji" target="_blank" rel="noreferrer noopener">psikoloji</a>k tahliller de dedektif romanında bulunmamalıdır. Yedinci madde hikâyeye ait bilgiye göre “yazar: okur = suçlu: dedektif” homolojisine uyulmalıdır.  Son madde olarak banal durum ve çözümlemelerden kaçınılmalıdır. Todorov polisiyeyi üç alt türe ayırarak tanımlarını yapar: &#8220;Kim yaptı? (Whodunit)&#8221;, &#8220;Heyecan (Thriller)&#8221;, &#8220;Gerilim (Suspense)&#8221;.</p>



<p>Pınar Kür’ün <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nı bu başlıklardan “Kim yaptı? (Whodunit)”e yerleştirebiliriz. Çünkü eser, Akın Erkan&#8217;ın <em>Ölümün Vazgeçilmez Çekiciliği</em> romanının yazılış sürecini anlatmaktadır. Aynı zamanda okuyucusu olduğumuz <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nda, tasarlanan yapıtın cinayet romanı mekanizmasını irdeleyecek, bir yerde anatomisini gözler önüne serecek bir eser olacağını da biliriz.  </p>



<p>Böylelikle Pınar Kür okuruna çok katmanlı bir yapı sunar. Her ne kadar cinayeti çözme, katili bulma arzusu olsa da, biçimdeki çok katmanlılık dikkat çekmektedir. Pınar Kür, içinde cinayet işlenen bir roman yazarken bu romanla birlikte polisiye türde roman yazmıştır. Postmodernizm de bu noktada kendini gösterir. Eser, gerçek bildiğimizin bir kurmaca olduğu tezini ortaya koyar.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-todorov-a-gore-bir-cinayet-romani">Todorov&#8217;a Göre<em> Bir Cinayet Romanı</em></h2>



<p>Todorov’un polisiye kurgu için belirlediği ölçütlere göre <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nı “whodunit”e dahil edebiliriz. Çünkü “whodunit” romanları, dedektif anlatısına dayanır. Bu anlatılar ilk olarak suçun işlenmesi ve suçun araştırılması olmak üzere iki hikâyeden meydana gelir ve bu iki hikâye arasında bir ortak nokta yoktur. İkinci hikâye genellikle bir kitap yazdığını gizlemeyen dedektifin arkadaşı tarafından aktarılmaktadır. Bu eserlerde önemli olan, katil kim sorusudur. </p>



<p><em>Bir Cinayet Romanı</em>, bu niteliklerle uyuşmaktadır: Bir polisiye roman yazmak isteyen Akın Erkan, işlenen cinayeti çözmesi için eski arkadaşı Emin Köklü’den romana katılmasını teklif eder. Romanın dedektifi Emin’dir ve yardımcısı Müfettiş Haydar Bilir’dir. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Pınar Kür</a> bu çok önemli görevleri bu karakterlere verirken muhtemelen isim sembolizminden de yararlanmıştır. Akın’a yardımcı olan ve aynı zamanda da eserin içerisinde yer alacak diğer karakterler şöyledir: Yıldız Gerçel (katil), Levent Caner (maktul), Yeşim Erses (cinayete neden olan kişi), Yasemin (gözlemci). Eserde karakterlerin belirlenmiş rollerine baktığımızda Todorov’un makalesindeki çoğu maddeye uygunluk sağladığını da yakalarız.</p>



<p>Bu kişilerin hepsi de Akın’ın bir zamanlar tanıdığı hatta yakın olduğu kişilerdir. Yazacağı yeni romanında kendisine yardımcı olmalarını ve romanda bir karakter olarak yer almalarını teklif eder. Her biri günlük tutacak ve bu günlükleri Akın’a teslim edecektir. Akın da bu yazılanların ya değişiklik yapacak ya da olduğu gibi yazarak romanına koyacaktır.  </p>



<p>Yazarın kişiliğini, olayların gelişimini bu karakterlerin yazdıkları günlüklerden öğreniriz. İç-roman olan <em>Ölümün Vazgeçilmez Çekiciliği</em>, böylece tasarlanmış ve tamamlanmıştır. Fakat <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nda bu karakterlerin yazdıklarından, düşündüklerinden başka bir şey yoktur. Böylelikle de eserin, kim yaptı (whodunit) romanlarının anlatım tekniğinden bu noktada ayrıldığını gözlemlemiş oluruz:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Dediğine göre, çok değişik bir kitap olacak bu. Bildiğimiz cinayet romanlarına hiç benzemeyecek. Nasıl ki, aşkı çözümleyen ama klasik aşk romanlarına hiç benzemeyen bir roman yazmış (&#8230;) şimdi de aynı şeyi cinayet konusunda yapmaya kararlıymış. Bu kez, cinayet olayı-cinayet romanı mekanizmasını irdeleyecek, bir yerde anatomisini gözler önüne serecekmiş.</em> (Kür, 2020, s.26)</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bir-cinayet-romani-olumun-vazgecilmez-cekiciligi">Bir Cinayet Romanı: <em>Ölümün Vazgeçilmez Çekiciliği</em></h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-656x1024.jpg" alt="" class="wp-image-8036" width="393" height="614" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-656x1024.jpg 656w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-192x300.jpg 192w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-768x1198.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-985x1536.jpg 985w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-1313x2048.jpg 1313w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1-480x749.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/9789750734915_858-1.jpg 1477w" sizes="(max-width: 393px) 100vw, 393px" /></figure>



<p>Akın’ın roman planına göre başarılı bir iş adamı olan Levent, aslında gerçekte hiç sevmediği Yıldız’ı baştan çıkaracak, ilk kez birine âşık olan Yıldız ise sonrasında terk edilecektir. Daha sonra Levent, sekreteri Yeşim ile ilişki yaşamaya başlayınca Yıldız duyduğu kıskançlık ve öfkeyle Levent’i öldürecektir. Emin Köklü de cinayeti çözerek katilin Yıldız olduğunu ortaya çıkaracaktır. Yazarın teklifini kabul eden bu kişiler, bu planı bilmezler ama yazarın yönlendirmelerine uyarlar.  </p>



<p>Dedektif romanlarında, dedektif ile okur eş şekilde ipuçlarını bulur ve değerlendirir. Fakat Pınar Kür okuyucusunu şaşırtmak ve muamma yaratmak için seçtiği kişiler tarafından yazılan günlükleri birbirinden ayırırken başlarına yalnızca yazanın baş harfini koymuştur. Emin ve Levent karakterlerinin yazdıklarını tespit etmek okuyucu için zorluk yaratmaz. Fakat günlüklerin başında verilen “Y” harfi, Yasemin de, Yeşim de, Yıldız da olabilir. Üstelik bu üç kadın karakterin ortak yönleri ve ortak fiziksel özellikleri bulunmaktadır. Cinayeti çözmeye çalışan Emin Köklü ve okuyucu bu yüzden dikkatli bir şekilde izleri takip etmelidir.</p>



<p>Konu olarak romanı irdelerken gerçeklikle kurmaca arasındaki ilişki de verilmektedir. Eserin diğer konusu bu yüzden yaratma sıkıntısı ve kurgulama çabasıdır. Romanın içerisinde bir roman yazma fikrini işleyen Pınar Kür, bunun zorluklarını ve çıkmazlarını da önemli bir yere koyar. Farklı dünyaları bir arada sunar. Berna Moran bu durum için <em>Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3</em> eserinde yapıtı açıklarken gerçeklikleri derece derece azalan üç ayrı dünyadan söz edebileceğimizi söyler. </p>



<p>Birincisi gerçek dünya dediğimiz, hepimizin ve bu arada Pınar Kür’ün de okurun da yaşadığı dünya. İkincisi, <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nda bu gerçek dünyanın yansıtılmasıyla önümüze açılan iş çevrelerinin; mesleğinde yükselmekten başka bir amaç beslemeyen insanların, anlamsızlık duygusu içinde bulunan mutsuz ve yalnız kadınların oluşturduğu kurmaca dünya. Üçüncüsü bu kurmaca dünyanın kişilerinden Akın’ın yazmakta olduğu <em>Ölümün Vazgeçilmez Çekiciliği</em>’nin, gerçek dünyadan daha da uzak kurmaca dünyasıdır. Görüldüğü gibi, gerçek dünyaya göre kurmaca olan <em>Bir Cinayet Romanı</em>’nın dünyası, romana göre gerçek dünya olmuş oluyor. (Moran, 2018, s.115) </p>



<p>(Yazının devamı kitabın sonu hakkında &#8211;<strong>spoiler</strong>&#8211; sürprizbozan içermekte.)</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-gercek-mi-kurgu-mu">Gerçek mi, Kurgu mu?</h2>



<p>Aslında yirmi sekiz yıl önce yaşanan bir olayın üzerine kurulan anlatımda, Akın her şeyin üstündedir. Çünkü bu olayı o yaşamıştır ve kimseye unutturmaya niyetli değildir. Hiçbirinin ummadığı bir şekilde ünlü bir yazar olmuştur ve güçlüdür, bu şekilde onların karşısına çıkar. Hayatlarından oldukça sıkılmış ve kopmalar yaşayan bu kişiler onun etkisi altına girmektedirler. Çoğu zaman sorgulamadan ya da sorgulasalar bile cevaplarını makul bularak ona boyun eğerler.  </p>



<p>Dış dünyanın nerede bittiği, yazılan iç-romanın nerede başladığı ve ikisindeki gerçeklerin ya da yansıtmaların neler olduğu okuyucunun kafasını kurcalar. İyi bir eserde de olması gereken ikilem budur. Yazılan romanda yer alan cinayetin gerçekte işlendiğini düşünür okur. Çünkü gazetede yayımlanmıştır haber ve Levent ortada yoktur. Fakat bu bilgilere de Emin Köklü’nün tuttuğu günlükten ulaşırız. Romanın sonuna doğru Emin’in yazarlık sevdasına kapılıp bir hevesle yazdığı romanın parçaları olabileceğini fark ederiz. Bu yüzden en başa döneriz ve cinayetin gerçekten işlenmediğini, sadece kurguda verildiğini düşünürüz.</p>



<p>Pınar Kür romanın sonuna kadar bu oyunu oynar. Romanın en başında bu oyuna okuyucunun dahil olup olmamak istediğini de sorar. Roman bundan sonra okuyucuların temsili matematik profesörü Emin Köklü ile yazar Akın Erkan’ın zekâlarının çarpışmasını verir. Çünkü biri kusursuz bir cinayet tasarlamıştır ve diğeri de bunun aksini kanıtlayarak onun açığını aramaktadır. Romanın sonunda Emin Köklü cinayeti çözmüş ve katilin yazar olduğunu ortaya koymuştur. Yine Berna Moran bu konu hakkında şu soruyu sorar:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Okur yine iki yorum arasında gidip gelecektir. Söz konusu olan gerçek bir cinayetin çözümü mü, yoksa iç-romandaki cinayeti kimin işlemiş olmasının romanın mantığına daha uygun düşeceğinin saptanması mı? Soruyu şöyle de sorabiliriz: ‘çarpışma’ dedektif ile katil arasında mı, yoksa yazar Akın ile yazarlık hevesinde olan Emin Köklü arasında mı? Her ikisi de mi yoksa?</em> (Moran, 2018, s.117.)</p></blockquote>



<p>Emin de romanda şöyle söyler:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Cinayet romanlarının özü aldatmaca olabilir. Cinayet romanlarının özü aldatmaca değil midir? </em>(Kür, 2020, s.108.)</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-cozulme-ve-degerlendirme">Çözülme ve Değerlendirme </h2>



<p>Akın, ortaokula gittiği zamanlarda Levent’ten matematik dersi aldığını, Levent’in ona ilgi duyduğunu anlatır. Bir gün onu kalabalık bir erkek arkadaş grubuna götürdüğü olayı ortaya çıkar romanın sonunda. Akın yıllar sonra bu tecavüz olayı yüzünden kimseyle iyi olamadığından, sağlıklı insan ilişkileri kuramadığından bahseder. Erkeklerden nefret ettiğini anlatır Emin’e. Daha sonrasında Levent’ten öç alma fikrini bulduğunu, onu öldürürse nefret kurtulacağını söyler.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Ama bir yandan da olayın güzelliğini anlamıyor musun? Kuşkulandığın bütün kadınlar öldürebilirdi Levent’i. Hepsinin adına ben öldürdümse, katil neden onlar değil de ben olayım? Tamamıyla yersiz bir soru değil, matematikte n yok mudur? n, herhangi bir sayı olabilir.</em> (Kür, 2020, s.362)</p></blockquote>



<p>Okur artık metne de bir anlam vermişken Akın’ın konumu konusunda bir ikileme düşer. Kitabında rol verdiği insanları kullanarak kendi işlediği cinayeti başkasının üstüne yıkan bir katil mi? Yoksa içinde Levent’in öldüğü bir roman yazan ve nefretinden kurtulan bir yazar mı? Pınar Kür bunları cevaplamaz, okuyucusuna açık kapı bırakır.</p>



<p><em>Bir Cinayet Romanı, </em>dedektif romanlarının parodisinin verildiği, nükte ve taşlamaların yer aldığı, iyi bir polisiyede olmaması gereken talih ve tesadüfün ironisinin yapıldığı bir eserdir. Kurgu oyunlarını sergileyen, matematiksel düzlemde okura aktarılan metin gerçeklik ve yansıtılmanın işlendiği bir metindir. Pınar Kür 1989’da yazdığı bu romanla yeni bir roman anlayışı geliştirdiğini de dile getirmiş olur. Eser, polisiye kurgunun ögelerini başarıyla harmanlamıştır. Postmodern romanın getirisi olan sonuçsuz veya çok sonuçlu roman bitişiyle, yaratmanın arzusu ve sıkıntısını da bir arada vermiştir. Dolayısıyla <em>Bir Cinayet Romanı&#8217;</em>nı, Pınar Kür’ün romancılığında yeni ve başarılı bir adım sayabiliriz.</p>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>Kür, Pınar. (2020). <em>Bir Cinayet Romanı</em>. Can Yayınları: İstanbul.</p>



<p>Şahin, Seval. (2013). “Giriş”. <em>Edebiyatın İzinde Polisiye Edebiyat. </em>(Yayına Hazırlayanlar: Seval Şahin, Banu Öztürk, Didem Ardalı Büyükarman). Bağlam Yayıncılık: İstanbul.</p>



<p>Moran, Berna. (2018). “Bir Cinayet Romanı ve Postmodern Polisiye”. <em>Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3. </em>İletişim Yayınları: İstanbul.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/">Bir Cinayet Romanı: Polisiye ve Postmodernizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/bir-cinayet-romani-polisiye-ve-postmodernizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pınar Kür: Yarın Yarın ve İnatla Yaşamak</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Jul 2022 21:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[pınarkür]]></category>
		<category><![CDATA[yarınyarın]]></category>
		<category><![CDATA[yarınyarıninceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=7119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet yazarlarımızdan Pınar Kür'ün Yarın Yarın'ı hakkında detaylı bir inceleme sizleri bekliyor. 12 mart sürecinde toplatılan eser toplumsal normalar-bireysel tercihler çatışmasına derinlemesine yer veriyor. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/">Pınar Kür: Yarın Yarın ve İnatla Yaşamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pınar Kür, Cumhuriyet Döneminin en önemli yazarlarından. <em>Yarın Yarın</em> ise Pınar Kür’ün yayımlanan ilk romanı olma özelliğini taşıyor. <em>Yarın Yarın </em>hakkındaki incelememiz sizlerle.  </p>



<p>İncelemeye geçmeden önce biraz kitabın yazarı Pınar Kür’den bahsedelim. Pınar Kür&#8217;ün babası öğretmen Behram Kür, annesi ise yazar İsmet Kür. Pınar Kür&#8217;ün teyzesi, şair ve yazar olan Halide Nusret Zorlutuna, kuzeni de romancı Emine Işınsu.<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Sanat</a>ın ve <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">edebiyat</a>ın bu kadar yakınında büyümesi Kür&#8217;ün bu alana yönelmesinde elbette etkili olmuştur. Nitekim konuşmalarında da bu duruma sıkça değinmektedir kendisi.  </p>



<p>Eğitim hayatını Türkiye, İngiltere ve New York üçlüsü içerisinde geçiren Pınar Kür; roman, hikâye ve çeviri türünde eserler vermiştir. Onun üretim hayatı her zaman &#8220;cesur&#8221; olarak tanımlanmıştır. Yazarın <em>Yarın Yarın </em>(1976) dışında kaleme aldığı eserler ise şöyle<em>:</em>   </p>



<ul class="wp-block-list"><li><em>Küçük Oyuncu</em> (1977)  </li><li><em>Asılacak Kadın</em> (1979)  </li><li><em>Bir Deli Ağaç</em> (1981) </li><li><em>Akışı Olmayan Sular</em> (1983) </li><li><em>Bitmeyen Aşk</em> (1986) </li><li><em>Bir Cinayet Romanı</em> (1989) </li><li><em>Sonuncu Sonbahar</em> (1992) </li><li><em>Hayalet Hikâyeleri</em> (2004)  </li><li><em>Beşpeşe</em> (2004)  </li><li><em>Cinayet Fakültesi</em> (2006)  </li><li><em>Aşkın Sonu Cinayettir</em> (2016) </li><li><em>Sadık Bey</em> (2016)</li></ul>



<h2 class="wp-block-heading"><em>Yarın Yarın</em>&#8216;a Genel Bakış </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-1024x682.jpg" alt="Pınar Kür " class="wp-image-7139" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Pinar-Kur-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><em>Yarın Yarın</em>, 1976 yılında yayımlandığı zaman dönemin yazın hayatında büyük etki uyandırmıştır. Nitekim bu etki yazara oldukça beğeni getirmiştir. Fakat aynı zamanda soruşturmalara uğrayıp eserin toplatılmasına da neden olmuştur. <em>Yarın Yarın</em>&#8216;ın 12 Mart sürecini öne çıkarması, burjuvanın, siyasal ve toplumsal çalkantıların yaşandığı 1970’ler Türkiye’sinin anlatılması bu duruma sebep olmuştur diyebiliriz. Fakat daha yakından baktığımızda, aslında romanda toplumun onayladığı insan türünü benimsemek, ona göre yaşamak yerine, hayatını ve benliğini bireysel tercihleri ve kararları üstüne kurmak isteyen karakterler karşımıza çıkar: Seyda, Selim, Aysel ve Oktay.  </p>



<p>Ancak toplumdan bağımsız yaşamaları imkânsız olan bu karakterler çevrelerinden kopamazlar. Yazar, okuyucusuna bu çatışma üzerinden kurgusunu sunar. Onlar çevrelerinin dayattığı sosyal karakter ile bireysel karakterleri arasında sıkışırlar ve bocalarlar. Sosyal çevreleri ile uzlaşamadıkça bireysel tercihleri konusunda da başarılı olamazlar. Bu beklentiler ve duyulan arzuların imkânsızlığı, sıkışıp kaldıkları meselelerdir. Bir burjuva çocuğu olarak tanımlanan Seyda’nın eşi Oktay, yine bir burjuva ailesine mensup. Fakat bu ailenin görüşlerine zıt Selim ve hayat kadını Aysel, sınıfsal ayrıma işaret eder bir şekilde eserde karşımıza çıkan diğer karakterler. Gelin, karakterlerimizi yakından tanıyalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yarin-yarin-in-odak-noktasi-seyda"><em>Yarın Yarın</em>&#8216;ın Odak Noktası Seyda&#8230;</h2>



<p>Ailesi, ailesinin belirlediği ve ona hazır bir şekilde sunulmuş sosyal çevresi ile Seyda  romanın merkezinde bulunan bir karakter. Bu yönleriyle de eserde toplumdaki mevcut sınıfsal kutuplaşmayı açığa çıkarmakta. Böylelikle, eserde kendi içinde çıkmazlar ve kırılmalar yaşayacak biri olarak da yer alıyor Seyda. Pınar Kür, yarattığı Selim, Oktay gibi burjuva karakterleri arasında özellikle bu kadına odaklanmıştır. </p>



<p>Öğretmen anne babanın tek kızıdır o. Doğru dosdoğru bilinmiş düzende büyük bir özenle ve öz değerinden başka hiçbir değeri önemsemeyecek biçimde yetiştirilmiştir Seyda. Hep daha fazla alkış bekleyerek her daim başarıdan başarıya koşan kız, bu başarı konusunda anne ve babasına karşı tedirginlik duysa da okul hayatı boyunca sınıf arkadaşlarından bilgi konusunda her zaman ayrılmıştır. Ailesini hayal kırıklığına uğratmamıştır böylelikle. “Tüm evren sayılacak, sevilecek yalnızca üç kişi vardı; gerisi yardımcı öğe, süs öğesi ya da kısa bir süre için, o da güçlükle katlanılabilecek geçici gerekli öğelerdi.” (Kür, 2017, s.100) düşüncesi içinde geliştirilecek, büyütülecek ve pekiştirilecektir Seyda zamanla. Fakat üniversite hayatında başarısız olur. Bunun üzerine, üniversiteyi bırakır.  Ardından kendisi gibi tanınmış bir ailenin çocuğu olan Oktay ile evlenir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Büyüdükçe güzelleşti Seyda. Hiçbir zaman okul güzeli, hatta sınıf güzeli bile seçilemezdi ama bakanı bir daha baktıracak bir çekiciliği vardı. Buna karşın, uzun süre erkek arkadaşı olmadı. Okulda kızların birbirlerine anlattıkları sevda öykülerinin dışında kaldı hep. Herkesin gittiği çaylara, partilere o da gidiyordu ama nedense kendisini beğenen oğlanların hiçbirini beğenemiyor, kendi beğendiği çocuklar da ona yaklaşmıyorlardı. Peki Oktay? Oktay neden yaklaştı bana?</em> (Kür, 2017, s.110) </p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Oktay, Seyda, Aysel Üçgeni</h2>



<p>Henüz ikili ilişkileri tanıyamamışken kendisine yakın duran ve bir şeyler hissettiği ilk kişiyle evlenmesi ne Seyda’yı ne de Oktay’ı mutlu eder. Zamanla sevgilerinin geçici ve yapay bir sevgi olduğunun farkına varırlar ve bununla yaşamanın yollarını aramaya çabalarlar. Sevginin artık bir çaba olduğunu hissettikçe de birbirlerinden o kadar uzaklaşırlar. Oğulları Gil doğduktan sonra ilişkileri daha da kötüye gider. Oktay, karısına bakarken gözlerinde beliren ve durmadan artan nefreti gizlemez örneğin. Üstelik gizlemek için en ufak bir çaba bile göstermez. Seyda’yı sevmediğini ne kendisinden ne de başkalarından saklamaya niyeti vardır artık. Fakat onun şaştığı şey, Seyda’nın böyle istemeden, aldırmadan, kimsenin suratına bile bakmadan, tüm baştan savmalığıyla çevresindekilerin ilgisini çekebilmesidir.  </p>



<p>Buna ne kadar kayıtsız kalsa da, aynı zamanda bu durum onu sinirlendirmektedir de. Sevgisinin birdenbire geçmediğini, evliliklerinin bir dönemine dek bu sevgi nasıl büyümüşse, bir yerden sonra da öylesine küçüldüğünü düşünür. Evlendikten sonra içinde bulunduğu sosyal ortamla da uyuşamayan, benzeşemeyen Seyda, bu uyumsuzluğu şu şekilde belli eder: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Modaya harfi harfine uymaksa örneğin, Seyda’nınki modanın tam tersine gitmekti. Yedi yıldır tanıyordu şu kadını. Yedi yıl içinde milletin saçı uzamış, kısalmış, gene uzamış atkuyruğu olmuş, topuz olmuş, iyice kabarmış, dümdüz bırakılmış, bin bir biçime girmişti. Seyda’nınkiyse hep erkek gibi kısacık kalmıştı. Hemen hiçbir kadının pantolon giymediği yıllarda ayağından pantolonu çıkarmazdı da, bu yaz bir kez olsun giymemişti. Herkesin etekleri dizin altındayken hanım, dizinden bir karış yukarıda eteklerle gezerdi. Saymakla bitecek gibi değildi canım özentileri! Ama başlangıçta Oktay bütün bunların özenti olduğunu çakmamış, Seyda’nın &#8220;değişikliği&#8221;ne tutulmuştu salaklar gibi.</em> (Kür, 2017, s.29) </p></blockquote>



<p>Seyda’yı, Oktay’ın parasıyla birlikte getirdiği yaşam biçimi ve bu yaşam biçiminin akıl almaz köreltme yeteneği benliğini sarmıştır artık. Oktay ise gecelerini başka kadınlarla beraber geçirmekte, bunlar arasında en tanınanı Aysel Alman’la ilişki yaşamaktadır. Aysel’in, Seyda’nın kocası Oktay’ın metresi olmasıyla, Seyda ile aralarında iki ayrı sınıfın kadını olma mevzusu karşı karşıya getirilmektedir eserde.   </p>



<h2 class="wp-block-heading">Selim</h2>



<p>Eşinin onu aldatmasına karşı bir şey hissetmeyen, ondan bağını koparan Seyda, kendisini oğluna adamıştır. Ama onun da üstüne çok düşüp anne ve babasının ona yaptıklarını kendisi de yapmak istememektedir de. Seyda, bu sıkışmışlığının ve sıkılmışlığının tam ortasında Selim’le tanışır. Selim, Paris’te öğrenim görmekte olan, Oktay’ın uzaktan akrabasıdır. Seyda ile ilk defa Oktay’la gittiği bir gece kulübünde karşılaşır. Oktay Türkiye’ye de yaz tatilini geçirmek için gelmiştir. Selim de tıpkı diğer karakterler gibi zengin ve aynı zamandan tanınan bir ailenin çocuğu. Onun  ailesiyle olan ilişkisi de sağlam bir zeminde yer almaz. Çünkü bu ikilinin de dengeli bir birlikteliği yoktur. Annesinin ve babasının değer verdiği kavramlar onun için önemsizdir. </p>



<p>Geçmişte öğrenci olaylarına karışan Selim, 1970-71 yıllarında da yine devrimci faaliyetlerine devam eder. Fakat bu durumunu Oktay’dan saklamaktadır. Seyda ve Oktay’ın evliliklerindeki sorunları ve Seyda’nın çevresinden bu kadar ayrı durmasını hemen fark eder. Aynı zamanda ona karşı yakınlık hisseder. Tanıştıkları anda birbirlerine âşık olan Selim ile Seyda tutkulu ve Seyda’nın yabancı olduğu bir birliktelik yaşarlar. Seyda ve Selim’in yasak aşkının merkezinde gelişen olaylar, Selim’in yalnız kaldığında Fransa’da tanıştığı Josette’den ve sosyalist devrimden etkilenmesiyle yeni bir boyut kazanmaya başlar.  </p>



<h4 class="wp-block-heading">Sosyalist devrim yanlısı Selim, Seyda’nın bu konuda bilinçlenmesini sağlamaya çalışır.  </h4>



<p>Aynı zamanda devrim sürecine yararlı olacağını düşündüğü işler yapması konusunda onu ikna eder. Selim, suçlunun Seyda’nın kendisi olmadığını, sorunların kaynağının çevresi olduğunu ve çevreyi aşması gerektiği konusunda onu zorlar. Oysa Seyda kendi çevresinden başka bir çevre tanımamıştır. Böyle olsa da o Selim&#8217;e güvenir. Adamın dediklerine itimat eder. Fakat 12 Mart’ta Selim kaçıp saklanmak zorunda kalır. Ne yazık ki  hayatını kaybeder. Seyda ise aldığı bu haber karşısında kendisini tutamaz ve hastalanır. </p>



<p>Bir şeyler sezen ancak aldatıldığını bu noktada anlayan Oktay, polisin uzun sorgulamalarında eşini ele vermeyip durumu anladığı hâlde hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranır. Bir inat gibi eşinden ve çocuğundan bu noktada vazgeçmez. Her şeyi arkasında bırakıp ülkeden gitmek ister. Tüm bu yaşananlardan sonra Seyda’nın psikolojik rahatsızlıkları olduğuna inanarak İsviçre’ye giderler. Bir süre sonra da geri dönerler. Döndüğünde Selim’in mezarına giden Seyda, onunla uzun uzun konuşur. Bu konuşma o zamana kadar her şeyin farkına varmış ama içinde tutan Seyda’yı ortaya koyar. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yakın Bakış: Değerlendirme</h2>



<p>Anlatımın akıcı olduğu ve okuyucusunu yakalayan <em>Yarın Yarın</em>’da işlenen sosyal ve siyasal konuların yanı sıra Seyda’nın yaşadığı içsel çatışmalar ve kimlik arayışı romanın ana noktalarından. Kurguda bir kadın olarak varlığını okulda, evlilikte, toplumda, sosyal çevresinde ve aşk hayatında sürdürmeye çalışan Seyda okuyucuya verilmekte. </p>



<p>Pınar Kür, toplumsal normlar karşısında ne kadar zor da olsa içten içe kabuğunu kıran ve gelişen, pekişen bir kadın karakter yaratmıştır Seyda ile. Hep onun için hazırlanmış “olmaz”ların veya “olmuş”lukların içinde büyüdüğü için tek başına karar almakta zorlanan biridir. Bu nedenle Seyda için babasından onay almak ve takdir görmek çok önemlidir. Fakat üniversitede derslerinde başarısız olduğunda bu konuda bocalar. Böylelikle dışarıdan gelen ilgiye (Oktay) kayıtsız kalmaz. Onu bu ilgiye çeken hazır yaşantıdan kopmak ve bir şeyler yapabilmek arzusudur belki de. Fakat zamanla sevginin rutine binmesi, iki tarafın da artık birbirlerinde olan kusurları görmesi bu durumu da bozar.  </p>



<p>Selim’in Seyda’nın hayatına tam da bu noktada girmesi, onun bakış açısını değiştirmesi ve ona itiraz edip seçim-sorgulama-karar verme alanları sunması onu cazip kılar. Seyda’nın karakteri bütünüyle Selim’le kırılmış veya kurulmuş diyemeyiz. Bu Seyda’nın bu zamana kadar içinde zaten olan bir şeyler yapma arzusuna, bilinçli olmasına ters düşmekte. Selim, Seyda’nın hayatında sadece başka şeylerin de olabileceğini gösteren, buna inanmayan Seyda’nın buna inanmamasına sebep olan şeyin çevresi olduğunu fark ettiren bir karakterdir. </p>



<p>Romanın son kısımlarında ise benliğini kazandığını, dışarıya doğru bir adım attığını ve mutlu olacağına inandığı noktada her şeyini kaybeden bir karakter olarak karşımıza çıkar Seyda. Tüm inanç sistemini yeniden kurmuşken şimdi tek başına mutsuz bir evliliğin ve yabancısı olduğu toplumun ortasında kalmıştır. Ümitlidir ama, yaşamdan ve yaşamın getirdiklerinden alacağı vardır, inatla buna tutunmaktadır: </p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading">“<em>Herkes kendi yoluna&#8230; Herkes. Bir seninle ben kalakaldık orta yerde. Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum&#8230; Hâlâ anlamadığım o kadar çok şey var ki&#8230; Karamsar değilim, inan. Olmamaya çalışıyorum hep. Yaşamakta direniyorum. Yaşama yapışmak, tutunmak sıkı sıkıya&#8230; Zorla, zorlaya zorlaya, inatla, inatla yaşamak&#8230; Buydu yapacağım, değil mi? Yapıyorum işte.</em>&#8221; (Kür, 2017, s.374)  </h4>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Kaynakça</strong></h4>



<ul class="wp-block-list"><li>Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, “Pınar Kür”, erişim: 28.06.2022, http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/kur-pinar</li><li>Kür, Pınar. (2017). <em>Yarın Yarın</em>. Can Yayınları: İstanbul.</li><li>Arslan, Deniz Tuğba, Çelik Yakup. “Burjuvazi ve Pınar Kür’ün <em>Yarın Yarın</em> Adlı Romanının Burjuva Kadını Seyda”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi. 24, 2 (2020): 39-54.</li></ul>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/">Pınar Kür: Yarın Yarın ve İnatla Yaşamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/pinar-kur-yarin-yarin-ve-inatla-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
