<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>çağdaştürkedebiyatı arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/tag/cagdasturkedebiyati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/cagdasturkedebiyati/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 20:47:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>çağdaştürkedebiyatı arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/cagdasturkedebiyati/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çağdaş Türk Edebiyatı &#8211; Öykü Seçkisi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/cagdas-turk-edebiyati-oyku-seckisi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/cagdas-turk-edebiyati-oyku-seckisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Karabulak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 21:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Liste]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaştürkedebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[kitapöneri]]></category>
		<category><![CDATA[kitapönerisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=8136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap önerisi niteliği taşıyan listemiz sizlerle. Listemizin içinde Çağdaş Türk Edebiyatından bazı isimlere yer alıyor. Listemize göz atmaya ne dersiniz?</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/cagdas-turk-edebiyati-oyku-seckisi/">Çağdaş Türk Edebiyatı &#8211; Öykü Seçkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çağdaş Türk Edebiyatı yazarlarından öykü kitabı önerileri sunduğumuz yazımız sizlerle. </p>



<p>Öykü, edebiyatın en güçlü türlerinden biridir şüphesiz. İnsana kendi hayatından bir kaçış, kısa süreliğine de olsa başka bir dünyada kaybolma imkânı sunar. Diğer yandan, yalnızca beş- on sayfada okuyucuyu karakterlere bağlamak zordur.  </p>



<p>Başarılı bir öykü okumayı bitirdiğinde insan, yüzlerce sayfalık romanda tanıştığı bir karakter kadar bağlanmış olabilir öyküdeki karakterlere. Yalnızca birkaç sayfada anlatılan bir olay insanın üzerinde öyle bir etki bırakır ki günlerce düşündürür kendini. Bence bu yüzden öykü yazmanın da okumanın da yeri ayrıdır. Bazen kendimi sayfalarda kaybetmek, kendi hayatımdan çıkıp başka insanların hayatlarına sızmak isterim. Ama yüzlerce sayfa roman okuyacak kafam olmaz. Öyle zamanlarda hemen öykülere koşuyorum. </p>



<p>Elbette, &#8220;Çağdaş Türk Edebiyatı&#8221; dendiğinde hepimizin aklına gelen usta öykücüler vardır, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Tomris Uyar gibi. Ben, daha yeni öykücülerimizi keşfedip okumak istedim ve bir araştırmaya koyuldum. Kendime büyük bir iyilik yapmışım. O yüzden bugün sizlere son zamanlarda okuyup sevdiğim beş öykü kitabından ve yazarlarından bahsedeceğim. Belki benim gibi çağdaş Türk <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Edebiyat</a>ı öyküleri okumak isteyenlere bir başlangıç noktası olur bu yazı. Daha fazla uzatmadan listeye geçelim. Fakat önce, kitapları herhangi bir sıralama olmadan listeye koyduğumu belirtmeliyim.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-mahir-unsal-eris-oldugu-kadar-guzeldik-2013">Mahir Ünsal Eriş – Olduğu Kadar Güzeldik (2013) </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Kitap-Onerisi-1024x682.jpg" alt="Kitap Önerisi" class="wp-image-8194" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Kitap-Onerisi-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Kitap-Onerisi-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Kitap-Onerisi-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Kitap-Onerisi-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Kitap-Onerisi-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Kitap-Onerisi.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Çağdaş Türk Edebiyatı öykü listemizdeki ilk yazar Mahir Ünsal Eriş. Yazar 1980 yılında Çanakkale’de doğmuş. Ankara Üniversitesi’nde Arkeoloji lisansını tamamlamış. Sonrasında birçok dilden çevirdiği kitapları dilimize kazandırmış. Birçok farklı dil bilmesi onu, duyguları bu kadar kolaylıkla karşıya geçirebilen bir yazar yapan şeylerden biri belki de. Çünkü öykülerine, oldukça karmaşık karakterler ve yoğun duygular sığdırıyor. </p>



<p>İlk öykü kitabı <em><strong>Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evd</strong></em><strong>e</strong>, 2012 yılında okuyucuyla buluşuyor. İkinci kitabı olan <em><strong>Olduğu Kadar Güzeldik</strong></em>, 2014 Sait Faik Hikâye Armağanı’na layık görülmüş. İki diğer öykü kitabı ise 2019&#8217;da birlikte yayımlanan <em><strong>Sarıyaz ve Kara Yarıs</strong></em>ı. </p>



<p>Eriş, insanların en derin, en insansı yaralarından yola çıkarak yazıyor öykülerini. Yıllar sonra, ortaokulda kendisini nasıl utandırdığını unutamadığı müdür yardımcısını yolda arabasına alan bir adam mesela. O adamın utancını iliklerimize kadar hissediyoruz. Çünkü o utancı hepimiz öyle ya da böyle yaşadık. Yaşıtlarımıza rezil olduğumuzu hissettik, öğretmen- öğrenci hiyerarşisi altında çaresizce ezildik&#8230; </p>



<p>Eriş’in öykülerinde dikkat çeken bir diğer özellik, mekâna verdiği önem. Bandırma’da, Biga’da, zaman zaman Ankara’nın Bahçeli ve Emek mahallelerinde geçiyor hikâyeleri. Yazar, o yerlerin karakterini, oradaki yaşamı, öykülerin önemli bir parçası olarak aktarıyor okuyucuya. Bahsettiği yerleri bilen okuyucular içinse daha da keyifli oluyor öyküler. Ben “işe çıkılacak gün” öyküsündeki apartmanı, Emek’te yürürken beğendiğim apartmanlardan birini gözümün önüne getirerek okudum. Sanki oradaydım ve izledim hırsızların eve girişini.</p>



<p>Kitaptaki<em><strong> Benim Adım Feridun</strong></em> isimli öykü, 2016 yılında Çağan Irmak tarafından filme de uyarlanmış. Cam kırıklarından yataklarda yatmaya, yağmurlu havalarda sızlayan eski bir kırığa benzettiği aşk acısından nereye kaçsa anlatıcı? Asıl ihtiyacı olan bir yere kaçmak değil, kendinden kaçmak. Başarıyor da bunu kısa bir süreliğine de olsa “Feridun” olarak.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-melisa-kesmez-nohut-oda-2018">Melisa Kesmez – Nohut Oda (2018)</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1024x682.jpg" alt="Çağdaş Türk Edebiyatı Seçkisi" class="wp-image-8138" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Melisa Kesmez, 1980 yılında İstanbul’da doğmuş. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sosyoloji bölümünden mezun olmuş. Sonrasında bir süre Londra’da yaşamış. Kendisinin <strong><em>Nohut Oda </em></strong>dışında <em><strong>Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz</strong></em> (2014) ve <em><strong>Bazen Bahar</strong></em> (2015) isimli iki öykü kitabı daha var. <em><strong>Nohut Oda</strong></em>, 2019’da Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görülmüş. Ayrıca yazar Instagram hesabından, novella yani kısa roman türünde yeni bir kitabının yayımlanacağını duyurdu. Kitap, İletişim Yayınları tarafından yayımlanacak ve Ağustos ayının ortalarından itibaren raflarda yerini alacak.</p>



<p><em><strong>Nohut Oda</strong></em>’ya gelecek olursak, kitabı tek bir kelimeyle özetlemem gerekseydi “ev” derdim. Düşününce, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanatta-ev-imgesi-aksamlari-eve-kac-kisi-donuyoruz" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ev </a>ne kadar da geniş bir kelime. Dört duvarı ev yapan nedir? İçine taşındığımız beton yığınını bir an önce kalabalık sofralar kurarak, çay kokusuyla kutsayarak bir eve dönüştürme arzumuz nedendir? İnsan neden bazen evini bırakıp gitmek zorunda kalır? Peki gidenlerin arkasında bıraktıklarıyla kalanlar, kalmakla nasıl baş eder? Kitapta, bir yere köklenmek ve oraya ev demek gibi insanın en büyük dertlerinden olan bu konuda yazılmış beş öykü bulunuyor. </p>



<p><em><strong>Nohut Oda</strong></em>&#8216;da, mekânın ve hatta eşyaların öykülerde karakterler kadar önemi olduğunu, onların da birer karakter olduğunu görüyoruz. Bu öyküler okuyucuya mekânın ve tabii ki evin insan yaşamında ne denli büyük bir yeri olduğunu hatırlatıyor. Ev bazen yıllardır yaşadığın apartman dairesi değil, deprem sonrası sığındığın küçük bir çadır da olabiliyor. Çünkü ev özgür ve kendin olabildiğin yerdir. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-aylin-balboa-ates-sonene-kadar-2021">Aylin Balboa – Ateş Sönene Kadar (2021)</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/aylin--1024x682.jpg" alt="Çağdaş Türk Edebiyatı" class="wp-image-8140"/></figure>



<p>Aylin Balboa’yı Kafa dergisinde yayımladığı “Osman” serisiyle tanımış birçok okuru. Ben ise kendisini bu kitabıyla yeni keşfettim. 2014’te ilk öykü kitabı <em><strong>Belki Bir Gün Uçarız </strong></em>okuyucularla buluşmuş. Henüz Haziran’da çıkmış taptaze bir öykü kitabı daha var: <em><strong>Bu Hikâye Senden Uzun Osman</strong></em>. Şu aralar sık sık adını duymuş olabilirsiniz, kısa sürede çok satanlar listesinde yerini aldı.</p>



<p><em><strong>Ateş Sönene Kadar</strong></em>, Balboa’nın ikinci öykü kitabı. Aynı zamanda kitaptaki ilk ve en uzun öykünün ismi. Kitap da ismini bu öyküden alıyor. Hayatlarının kontrolü kendi ellerinde olamayan, çocukluk arkadaşı iki kadını merkezine alıyor bu öykü. Tecavüzle, dayakla, zorla evlendirilmeyle baş edişleri, birbirlerine dayanışları ise öykünün asıl tutunduğu nokta. Bu dayanışma sayesinde o kasabadan çıkıp kendi hayatlarını kurabiliyorlar; birbirlerini kurtarıyorlar.</p>



<p><em><strong>Kargalar</strong></em> hikâyesi benim bu kitapta favorim oldu. Hikâyedeki komutan karga, bana Edgar Allan Poe&#8217;nun <em><strong>Kuzgun</strong></em>&#8216;unu hatırlattı. Eski sevgilisinin yasını tutan başkişiye &#8220;Bir daha asla&#8221; diye bağıran kuzgun gibi, Balboa&#8217;nın kargası da yerdeki kadına &#8220;Kaaalk! Kendine acımayı bıraaak!&#8221; diye bağırıyor. </p>



<p>Aylin Balboa’nın dili oldukça kolay okunabilir de olsa her bir öyküsünden sonra sindirmek için biraz durmanız gerekiyor. Çünkü epey ağır konularda yazıyor. Belli ki, ölüm de üzerinde çokça düşünüp yazmayı sevdiği bir konu. Bunun yanı sıra, adından da anlayabileceğimiz üzere kitapta bir ateş teması var. Ateşin yakıp kül etmesi, küllerin yeniden doğmak, ateşin arındırıcı gücü gibi şeyler geliyor aklıma bu isimle. Belki de acıları yazarak onlardan bir nebze de olsa arınmak mümkündür ve bunu yapmıştır yazar da.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sermin-yasar-gelirken-ekmek-al-2019">Şermin Yaşar – Gelirken Ekmek Al (2019)</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/dfg-1024x682.jpg" alt="Çağdaş Türk Edebiyatı" class="wp-image-8141" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/dfg-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/dfg-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/dfg-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/dfg-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/dfg-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/dfg.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Üç çocuk annesi olan Şermin Yaşar, hem çocuklar hem de yetişkinler için birçok kitap yazmış bir yazar. Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunudur. Bazı eserleri şunlardır;</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Kalk Yerine Yat (2021)</li><li>Babaannem Geri Döndü (2021)</li><li>Deli Tarla (2020)</li><li>Oyuncu Anne (2015)</li><li>Dedemin Bakkalı (2016)</li><li>Tarihi Hoşça Kal Lokantası (2017)</li><li>Başlarım Şimdi Anneliğe (2019)</li></ul>



<p><em><strong>Gelirken Ekmek Al</strong></em>, Şermin Yaşar’ın 2019 yılında Doğan Kitap tarafından yayımlanan öykü kitabı. Daha ilk öyküden kalbinizde bir yer edinecek ve okurken sayfaların nasıl aktığını anlamayacaksınız. Kitap on sekiz öyküden oluşuyor. İçinde kavuşmaya erememiş aşklar, paramparça aileler, yalnızlık, çocukluk&#8230;  </p>



<p>Arka arkaya okuduğumuz bu on sekiz öyküde, sanki sokakta yanlarından geçtiğimiz insanların bilmediğimiz taraflarıyla yüzleşiyoruz. Herkesin bir hikâyesi var. Şermin Yaşar bu hikâyeleri okuyucusuna duyuruyor. Karakterlere kısacık öykülerinde öyle bir derinlik vermiş ki tanıyormuş gibi hissediyorsunuz. Yazım dilinin tekdüzeleşmeden yalınlığı, yer yer güldüren yer yer duygulandıran hikâyelerin gerçekliğiyle farklı hayatlara bir pencere oluyor Şermin Yaşar&#8217;ın öyküleri.</p>



<p>Sevdiği kadını yirmi iki sene bekleyen bir adam. </p>



<p>Kırk yıldır ömürlerini ve çay bardaklarını paylaşan, aşklarıyla özendiren evli bir çift. </p>



<p>Birbirlerinin kocasına aşık, yanlış kardeşle evlendirilmiş iki kadın. </p>



<p>Ve daha birçok şey.</p>



<p>Hem hayatın içinden hem de ilginç olmayı başaran öyküler. Samimi ve yalın diliyle, bambaşka hayatlara, dertlere, aşklara tanık olmak isterseniz bir solukta bitireceğiniz bir kitap.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ahmet-buke-insan-kendine-de-iyi-gelir-2015">Ahmet Büke – İnsan Kendine de İyi Gelir (2015)</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1-1024x682.jpg" alt="Çağdaş Türk Edebiyatı" class="wp-image-8142" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Adsiz-tasarim-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Çağdaş Türk Edebiyatı üzerine derlediğimiz listemizin son sırasında Ahmet Büke&#8217;nin <em><strong>İnsan Kendine de İyi Gelir</strong></em> yer alıyor. Ahmet Büke, Manisa’da doğmuş, öğrencilik yıllarını İzmir’de geçirmiş ve uzun yıllar İzmir’de yaşamış bir öykü yazarı. Kendisinin yayımlanmış birçok öykü kitabı var. İlki ve belki de en çok bilineni <em><strong>İzmir Postasının Adamları </strong></em>ilk olarak Kanat Kitap tarafından 2004&#8217;te yayımlandı. <em><strong>Alnı Mavide</strong></em> (2008) adlı öykü kitabı 3. Oğuz Atay Öykü Ödülü aldı. <em><strong>Kumrunun Gördüğü</strong></em> (2010) adlı öykü kitabı ise 57. Sait Faik Hikâye Armağanı&#8217;na değer görüldü. Diğer bazı eserleri şunlar;</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Çiğdem Külahı&nbsp;(öykü, Kanat Kitap 2006, Can Yayınları, 2010)</li><li>Ekmek ve Zeytin&nbsp;(öykü, Can Yayınları, 2011)</li><li>Cazibe İstasyonu&nbsp;(öykü, Can Yayınları, 2012)</li><li>Yüklük&nbsp;(öykü, Can Yayınları, 2014)</li><li>Varamayan&nbsp;(öykü, Can Yayınları, 2019) </li></ul>



<p>Ayrıca, bu zamana kadar öykü dalında eserler vermiş olsa da bu sene <em><strong>Deli İbram Divanı</strong></em> adlı romanı Can Yayınları tarafından yayımlandı.</p>



<p><em><strong>İnsan Kendine de İyi Gelir</strong></em>’de otuz sekiz kısacık öykü var. Ege kültürünü, insanlarını, küçük ve samimi İzmir mahallelerini görüyoruz öykülerde. Kitap, Büke’nin On8 blogda yazdığı yazılardan oluşuyor. Annesiz babasız, babaannesi ve dedesiyle büyüyen bir çocuğun anılarından parçalar gibi bu öyküler. Kendisi 70’lerin İzmir’ini yazdığından, ne yazık ki bir İzmirli olarak benim yaşadığım İzmir’e benzemiyor. Mahalle kültürü çoğu yerde yok olduğundan biz o sıcaklığı artık pek göremiyoruz. O yüzden o yılları sanki korumuş öykülerine sıkıştırarak Büke.</p>



<p>Ahmet Büke’yi diğer öykücülerden farklı bir yere koyan bir dili var. Hikâye anlatıcılığında sıkça absürt öğelere yer veriyor. Hikâye oldukça sıradan başlayıp, bir yerden sonra okuyucuyu şaşırtıveriyor. Günlük dille yazmasına rağmen önemli meselelere değinip, bunu ironik bir dil kullanarak yapması ne kadar maharetli bir yazar olduğunu gösteriyor Büke’nin. Bunları yalnızca birkaç sayfada yapmayı başarması da cabası. </p>



<p><em><strong>İnsan Kendine de İyi Gelir</strong></em>, özellikle kitap okumaya vakit bulamayanların tercih edebileceği bir kitap. Yanınızdan ayırmayıp beş dakika boşluk bulduğunuzda kitabı açıp içinden bir öykü okuyabilirsiniz.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-kaynakca">Kaynakça:</h3>



<p><em>Olduğu Kadar Güzeldik</em>, Mahir Ünsal Eriş, 2021, Can Yayınları.</p>



<p><em>Nohut Oda</em>, Melisa Kesmez, 2019, İletişim Yayınları.</p>



<p><em>Gelirken Ekmek Al,</em> Şermin Yaşar, 2019, Doğan Kitap.</p>



<p><em>Ateş Sönene Kadar</em>, Aylin Balboa, 2021, İletişim Yayınları.</p>



<p><em>İnsan Kendine de İyi Gelir</em>, Ahmet Büke, 2015, On8 Kitap.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/cagdas-turk-edebiyati-oyku-seckisi/">Çağdaş Türk Edebiyatı &#8211; Öykü Seçkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/cagdas-turk-edebiyati-oyku-seckisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahdım Var: Boşluğu Konuşturmak</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jun 2022 21:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ahdımvar]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaştürkedebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[hüryumer]]></category>
		<category><![CDATA[türkedebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=6231</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç yaşta aramızdan ayrılan Hür Yumer'in Ahdım Var'ını sizler için masaya yatırdık. Gelin, Ahdım Var okuyucuya neler verebilir birlikte bakalım. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/">Ahdım Var: Boşluğu Konuşturmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Ahdım Var</em> isimli, Hür Yumer&#8217;in kaleminden çıkan eser hakkındaki incelememiz sizlerle.  </p>



<p><em>Ahdım Var</em>, Hür Yumer’in tek öykü kitabı. Ölümünden bir yıl sonra, 1995 yılında bir araya getirilen öykülerden oluşuyor. Bir başka anlamda, ondan okura kalan tek şey. </p>



<p>İşte bu yazıda Hür’ü ve eşsiz <em>Ahdım Var</em>’ı dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Ondan bize kalan tek kitabı <em>Ahdım Var&#8217;ı  </em>zar zor bulduğum bir iki gazete haberini ve az ama hacimli dizelerini bir araya getirmek istedim. Bir okur olarak, Hür’ün kısa yaşamının ardından payıma düşen, etkisi uçsuz cümlelerin peşine düşmek istedim. Tam yerine rast gelmeyeceğini, nafile bir çaba olduğunu bile bile. </p>



<p>Hür’le tanışmam yıllar öncesine dayanıyor. Tam tarihi kestirmem mümkün değil. Türkçe müziğin dehlizlerine daldığım bir dönemdi diye hatırlıyorum. Gün boyu hem evde bulduğum kasetlerin, hem de harçlıklarımla aldığım cd’lerin kartonetlerini inceliyordum.<strong> </strong>Hümeyra’nın 1997 çıkışlı ve ne yazık ki son albümü olan<strong> </strong><em>Beyhude</em>’de karşıma çıktı ismi.  </p>



<p>Sadece bulunduğu albümün değil, kendi dilimde dinlediğim en yakıcı şarkılardan biriydi <em>Gidemediklerimiz</em>. Üç dakika elli dört saniye boyunca, dinleyenin de boynunu urgana dolayan bir veda mektubu. Bir müddet sonra şarkıyı rafa kaldırdım. Kaçtım. Bir veda şarkısı aracılığıyla tanışmamızı ise hep büyüleyici buldum. Her şeye rağmen Hür’ün izlerinin peşine düşmem bundandır diye tahmin ediyorum. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hur-diye-biri">Hür Diye Biri  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-1024x682.jpg" alt="ahdım var" class="wp-image-6248" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hür Yumer, 1955 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Grenoble Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’ni bitirir. Türkiye’ye dönünce İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü’nde Fransızca okutmanlığı yapar. Hayattayken Hür’ün isminin edebiyat çevrelerinde zikredilmesi çevirileriyle olur.  </p>



<p>Hür’ün çevirdiği kitaplara baktığımızda sanki özenle, manidar seçimler yapmış gibidir. Özellikle <strong>Marguerite Yourcenar</strong> çevirileriyle bilinir. <strong>Doğu Öyküleri</strong> ve <strong>Bir Ölüm Bağışlamak </strong>başlıca bilinen çevirileridir. <strong>Jean Genet’</strong>nin <strong>Giacometti’nin Atölyesi </strong>ve <strong>Danilo Kis’in Ölüler Ansiklopedisi</strong> gibi kitaplarını da Türkçeye kazandırır. Bir dönem eşi de olan Serra Yılmaz&#8217;la <strong>Stelio Fierenza</strong>’nın <strong>Kassandra</strong> adlı oyununu çevirirler.  </p>



<p>Oyun, İstanbul Devlet Tiyatroları’nda sahnelenir. Bir yandan 1987-92 yılları arasında <strong>Metis Çeviri</strong> dergisinde çalışır. Aynı yıllara tekabül eden tarihlerde Hür’ün öyküleri <strong>Defter</strong> dergisinde yayınlanır.<em> Ahdım Var</em> açılış öyküsü olan <em>Mesed</em>, derginin Ekim – Kasım 1987 tarihli ilk sayısında yayınlanır. <em>Ahdım Var</em>, ikinci öyküsü <em>Panter’le Pembe Alıştırmaları</em> Haziran – Eylül 1988 tarihli 5. sayıda, yine kitapta kendine üçüncü sırada yer bulan <em>Ha-Ah-Bakıh-Zukrum</em> ise Haziran – Ekim 1989 tarihli 10. sayıda yayınlanır. </p>



<h4 class="wp-block-heading">Hür Yumer, 1994’te yaşamına son verir.  </h4>



<p>Ölümünden bir yıl sonra öyküleri<em> Ahdım Var</em> ismiyle toplanır. Kitap, 1996 yılında Cevdet Kudret Öykü Ödülü&#8217;nü alır. <em>Ahdım Var</em>’ın kapağını, ressam <strong>Deniz Bilgin</strong>’in 1992 tarihli <em>İsimsiz</em> başlıklı bir resmi süsler. 1999’da hayata veda eden Deniz Bilgin, esasında okurların görsel hafızasında büyük yer kaplayan biri. Başta<strong> Ursula</strong>’nın <em>Mülksüzler</em>’i olmak üzere; <strong>Lale Müldür</strong>, <strong>Bejan Matur</strong>, <strong>Latife Tekin</strong>, <strong>Murathan Mungan, Engin Geçtan</strong> gibi yazarların kitaplarının kapaklarında onun resimleriyle karşılaşırız hep. Aynı zamanda Hür’ün de ilk öykülerinin yayınlandığı <strong>Defter</strong> dergisinin bazı kapakları da yine onun elinden çıkma. Derginin yazarlarından olan <strong>Bülent Somay</strong> onun resimleri için şöyle der: ‘’<em>Bize söylediğimiz sözün sınırlarını hatırlatan resimlerdi bunlar.’’</em> </p>



<p>Geçen yıllar Hür’le öykülerini hemhal eder sanki. Öyküleri de sessizce bir köşede keşfedilmeyi bekler. Öyle ki<em> Ahdım Var</em>, ikinci baskısını ancak 20 yıl sonra, 2015 yılında yapar. Geçen zaman içerisinde, <em>Ahdım Var</em> hakkında yazılmış herhangi bir değerlendirmeye denk gelmek pek mümkün olmaz. </p>



<p>Hür’ün yazma üzerine deneme olarak kabul edilebilecek<em><strong> </strong>Bir Arayışın Notları</em> isimli kısa metni ise onun dünyasını aralamak için elde kalan tek rehber. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/2022/05/28/25-agustos-1983-ve-diger-oykuler-borges-ve-buyulu-gerceklik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Borges </a>Defteri’nden ulaşılabilen metnin bazı kısımlarını bu yazıda ara ara yer vereceğim. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yazmak: Belleğin Gayya Kuyusu  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-1024x682.jpg" alt="ahdım var" class="wp-image-6249" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/ahdim-var-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="has-text-align-center"><em>‘<strong>’Yazmak! Bellekte kalanların, ya da bellekten silinmeyen sabit imgelerin yanında ne kadar cılız kalıyor bu sözcük bir bilsen! Yazı: Kağıda dökülen sözcükler sıralanışı. Hayat: Belleğe yer eden imgeler. Eğer amaç aradaki farkı yazmaksa, ya da aradaki farksızlığı, yanılmıyorum: Senin ölü halinle, benimle yaşadığını söyler ya da yazarken yanılmıyorum’</strong>’</em> </p>



<p><em>Ahdım Var</em>&#8216;ı açan öykü <em>Mesed</em>’in ilk paragrafından bu satırlar. Gerçeğine aymış bir yazarın bilinciyle başlıyor öykü. Belleği ve sözcükleri hemzemin etmeden, yalnızca bir araya getirmenin inancına sarılıyor. Öyküyü var eden belki de bu inanç ya da inat. <em>Mesed</em>; müphem bir aralığa yayılmış yasın ve giderek genişleyen özlemin dile gelme sancısını satırlara yayıyor. Mektup, günlük ya da bir fotoğraf albümü gibi algılanabilir. <em>Mesed</em> hem hepsi hem de hiçbiri aslında. Aklın ardında kalanlarla gözün önünde duranların, tortop olup ayak ucuna ilişmesi. Çok özlenenini geri çağırma ritüeli olarak başlıyor ve bitiyor. </p>



<p>Üçüncü öykü <em>Ha – Ah – Bakıh – Zukrum</em> ise meselesini sezdirirken <em>Mesed</em>’in açtığı gediği derinleştiriyor. Bellekte muhafaza edilenin, sözcüklerin sınırlı gücüyle tekrar var edilme arzusu/mücadelesi üzerine konumlanıyor. Varlığı kuşatan ve belirip kaybolan anlar/anılar, bir müddet sonra devinerek sayıklamalara dönüşüyor. Bellekteki imgelerle, eldeki sözcüklerin arasındaki farkı gözeten açık bir bilincin farkındalığıyla elbet: </p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em>‘’Her insanın, yerçekiminden arınmışçasına, bedenini hissetmediği, sınırsız arzusundan usanarak, havaya, suya, toprağa ya da ışığa öykündüğü anlar geçicidir… Dilin yetmediğini, bütün bir ahengin gerektiğini anladığı anlar; bu anların çekimi…’’</em> </h4>



<p><em>Azzuro Vechio</em>, sayıklamaların en yoğun olduğu ve giderek yazarda ‘’sayıklamaların’’ bir üslup olarak belirginleşmesini sağlayan öykü olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda <em>Ahdım Var</em>&#8216;ın en uzun öyküsü olma özelliğini de taşıyor. Öykü, bir ailenin farklı kuşaklardan fertlerinin bulanık anılarında dolaştırıyor. Karmaşık tümcelerin üst üste yığıldığı zor bir öykü bu. Monologların tiratlarla iç içe geçtiği, bu nedenle de bir açıdan yer yer tiyatro metinlerine göz kırpan karmaşık bir yapıya sahip. İlk öyküden bu yana öykülere sinen, yazarın gölgesi/bilinci ise burada giderek muğlaklaşıyor. Tam silinmese de daha saydam, daha geçirgen bir yazar imgesine dönüyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bir-arayisin-yankilari">Bir Arayışın Yankıları </h2>



<p>Hür Yumer, <em>Bir Arayışın Notları</em>’nda yazar olarak metnin içinde nasıl konumlanmaya gayret ettiğine dair şu tespitlerde bulunur:  </p>



<p class="has-text-align-center">‘’<em>Sözcükler de kendilerini dağıtıp toplarlar. Ama insanlar gibi değil. Bir tümcede bütün bir hayatı okuduğunuz yanılsamasına kapıldığınızda, o tümcenin bir yerinden, ya da o tümcenin çağrıştırdıklarının içinde yaşıyorsunuzdur artık. Bazen öteki tümceye geçmeyi bile gereksiz bulursunuz. O kadarı yeter size. Ama merak edersiniz işte. İyi yazar kendini değil hep kendinden öncekileri, kendinden sonrakileri merak ettirir. Ya da kendini onlarla nasıl silebildiğini gösterir</em>.’’ </p>



<p><em>Azzuro Vechio</em>’da yumak haline gelmiş anlatıda karşımıza çıkan budur belki de. Yumağın içinde birbirine geçenlere bakmak için yine <em>Azzuro Vechio</em>’daki şu alıntı anlamlı olacaktır: </p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em>‘’Ben dağların ovaların ırmakların arasından geçip de denizin karşısında şaşıran bir çöl bilincinin kurbanı gibi mi hissedeceğim kendimi? Ben bu kadar mıyım? Bu kadar budala mıyım? Her şey cam, su, ışık artık. Kaynaşmak gerekiyor.’’</em> </h4>



<p>Sırasıyla bir öyküden diğerine geçerken, genişleyen daireler halinde bilincin bir alt katmanına daha varılıyor. Farklı örgüler ve kurgular savrularak bir şekilde benzer sorulara doğru ilerliyor. <em>Azzuro Vechio</em>’dan sonra bir durak gibi olan <em>Bahar Sofrasından Kalkan Adam</em><strong> </strong>adlı kısa öyküyü ve ardından gelen <em>İlhan Ekler</em>’i böyle okumak mümkün.</p>



<p><em>İlhan Ekler</em> ise hem <em>Ahdım Var</em>&#8216;ın içinde hem de Türkiye edebiyatında kendine özel bir yer açacak güçte kurgulanmakta. Öykü, bir kuyu tulumbasıyla isimsiz bir kadının karşılıklı diyaloglarından oluşuyor. Boşluğu konuşturmak ya da boşluğa konuşmak gibi yorumlanabilecek bu tercihin, edebiyatımızda bazı örneklerini hatırlamak mümkün. Oğuz Atay’ın <em>Korkuyu Beklerken</em>’deki çoğu öyküsü, Sevim Burak’ın <em>Pencere</em>’si ya da Sait Faik’in <em>Yalnızlığın Yarattığı İnsan</em>’ı ilk aklıma gelenler. </p>



<p>Yumer; tek mekanda geçen öyküde, mekanı kuşatan kişileri ve nesneleri incelikle dahil ederek öyküyü katmanlandırıyor. Satırlar ilerledikçe yaşamın ve ölümün didik didik edildiği haşin bir sorgulamaya doğru gidilmekte. Varoluşun çıkmazları, kapanmayan mesafeler ve kişinin kendini yitirmesine sebep olan yıkıcı arzular bir bir masaya yatırılıyor:  </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>‘’Arzu giderilmez, sürer, bilmiyor musun…’’</em> </p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-gidemediklerimiz">Gidemediklerimiz </h2>



<p class="has-text-align-center"><em>‘’İnsan, dönüp dolaşıp kendini anlattığını anlar. Ama dönüp dolaşıp. Eğer dönüp dolaşamıyorsanız, yolculuklarını sahte düşlerinden başka hiçbir şey anlatamazsınız. Kendi dünyanız bir zindan gibi karşınıza dikilir.’’ </em>(Bir Arayışın Notları – Hür Yumer) </p>



<p>Hür’ün, renk paleti geniş mekanlarında uzaklara bakan biri olur. Bakışın, oturmanın, yürümenin sonra yeniden oturmanın geniş yer kapladığı bir dünyadır onunki. Göklerin, sokakların ve ışıkların belirdiği yerlerde uzun uzadıya kaybolunur. Zamanın içinde yitmek göze alınır. Bazen sadece küçük bir ânı geri çağırmak için. Tekrarın şiddetine ve şefkatine tutunan marazi bir inanca sahiptir karakterleri. Dışarıyı dışarıda bırakmadan, şimdiyi tamamen ortadan kaldırmadan yapılan yolculuklardır bunlar. Görünürde hareketsiz, içerde debdebeli.  </p>



<p>Hür’ün bahsettiği o ‘’zindan’’ dan kaçma fikrine panzehirdir belki de yazdığı öyküler. Dönüp dolaşıp kafasında susturamadığı seslerin tezahürüdür. Hür’ün karakterlerine verdiği ses Edip Cansever’in, &#8220;<em>Doğanın bana verdiği bu ödülden/ Çıldırıp yitmemek için/ İki insan gibi kaldım/ Birbiriyle konuşan iki insan&#8221;</em> dizelerini hatırlatıyor çokça. Bir arayışın notlarında ise yazdıklarıyla mesafesini şöyle tarifliyor:  </p>



<h4 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em>‘’Yazıda en güç şey başka biri gibi nefes almaktır. Sözcükleri öteki nefes seçtirir size. Bulunmuş bir sözcüğün sırıtması bundandır. Yapaylık kendini gizlerse yazı kötü olur.’’</em> </h4>



<p><em>Başlangıç</em>, <em>Evlat</em><strong>, </strong><em>Evveliyat!,</em><strong> </strong><em>Zalim Bey’in Ucuz Zürriyeti</em> gibi devam eden öykülerde karakter paletini zenginleştirir. Kendi tabiriyle, &#8220;<em>herkes gibi, herkes kadar, ancak farklı seslenmeyi</em>&#8221; başarır. Yazının tuzaklarını kollayarak, hakikat çemberinden usulca geçer. </p>



<p>Dönüp dolaşıp her yolu yorduğundan mı yazmıştır <em>Gidemediklerimiz</em>’i? Sonunda korktuğu gibi dünyası zindan olup karşısına dikildiğinden mi gitmiştir? Bilmek zor ama şimdi buradan bakınca; Hür’ü ve yazdıklarını kuşatan ıssızlığı, ışığı kendinden menkul bir hale olarak görüyorum. </p>



<p>Hür’e baktıkça: defalarca ölümü prova etmiş, tüm hüzünleri kendinde denemiş, hakikatle arzunun çarpıştığı yere kadar gitmiş ve zamanı kurcalamaktan hiç çekinmemiş birinin aksini yakalıyorum. Kitabı kapattığımda, müthiş bir yorgunluğun tezat bir ferahlıkla iç içe geçtiğini duyumsuyorum. Hür’ün ulaştığı hiçliğin rehavetidir belki o tezat ferahlık. Bilemem. Tarifi kendinde saklı mesafesiyle yazdığı öyküler, benim mesafesiz bakışımda Hür’le iç içe geçiyor. Yaşasaydı ve bu yazdıklarımı okusaydı kızar mıydı? Kim bilir? Yine de yazmak istedim. Hür’ü tanıdığım o şarkıyla yazıyı bitiriyorum. Benim bir son cümlem yok çünkü. </p>



<p><em>Odama sımsıcak iklimlerle geldiniz</em></p>



<p><em>Gözleriniz kararlıysa sevmeye, sevilmeye</em></p>



<p><em>Bu gece sabaha dek ipi siz çekeceksiniz</em></p>



<p><em>Sımsıcak deniz, gidemediklerimiz</em> </p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Gidemediklerimiz" width="800" height="600" src="https://www.youtube.com/embed/_7BXPFlzwkY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Kaynakça </h3>



<p>Hür Yumer, <em>Ahdım Var</em>, Metis Yayınları, 2015. </p>



<p><a href="https://issuu.com/borgesdefteri/docs/h_r_yumer__-bir_aray___n_notlar_">https://issuu.com/borgesdefteri/docs/h_r_yumer__-bir_aray___n_notlar_</a></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/">Ahdım Var: Boşluğu Konuşturmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/ahdim-var-boslugu-konusturmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
