Deniz Göktaş: Ölü mü Deniz?
Deniz Göktaş: Ölü mü Deniz? başlıklı yazımız sizlerle…
Açıkçası kendisiyle tanışmam çok yeni. Belki de birçoğumuz gibi Harbiye’deki gösterisini Youtube’a yükleyip yayınlamasıyla tanıdım Deniz’i. Aslında yakın dostlarım bu gösteriden çok öncesinde Deniz Göktaş’ı izlemem gerektiği konusunda ısrar etmişlerdi. “Zamanı geldiğinde zamanıdır” düsturuna sahip biri olarak şimdi zamanıymış diyorum. Tabii gösteriyi izledikten sonra bir süre içim içimi yedi, keşke dostlarıma kulak verseydim diye.
Gösteriden hemen sonrada Selam Selam‘ı izledim peşine. Anlayacağınız, kitabı tersten okuma konusunda iyiyim. 🙂
Bu arada şunu hemen söylemek istiyorum: Kazan’da bir ilk gerçekleşiyor. Bilenler bilir, Kazan’da kadın köşemiz var. Bu köşede hem ülkemizden hem de dünyadan iz bırakan kadınlara yer veriyoruz. Bu yüzden, sanıyorum ki inceleme yazılarımız dışında direkt bir erkek birey üzerine ilk yazımız olacak. 🙂
Neden?
Nedeni duygudaşlık sanırım. İlk bunu düşündüm ve bunu yazdım. Bu duygudaşlık, hemen hemen aynı dönemde aynı toplumun içine doğmuş olmanın verdiği duygudaşlık. Aynı hayal kırıklıklarının ve benzer travmaların duygudaşlığı…Tabii Deniz Göktaş’ın psikoloji mezunu oluşu gibi ikincil ve daha birçok neden sıralayabilirim. Ama bunlar daha şahsi olduğu için biz toplumsal duygudaşlık boyutuna bakacağız.
Deniz Göktaş ve Biz
Şu an düşüncelerimi toparlamak kolay değil. Sosyal medyada ve haberlerde hakkında yazılanları gördükçe, Kazan’da mutlaka Deniz’in yeri olmalı diye düşündüm. Çünkü bu Kazan için önemli. Çünkü Deniz gibiler için önemli. Tabii ki duygudaşlığımız açısından çok önemli.
Sen de böyle hissediyorsan, anlayacağın bizim için önemli!
Gösterinin başında o muhteşem sahne dekoruyla Deniz Göktaş direkt onaylandı iç dünyamda. Mutlaka bir hikayesi olmalıydı. Neydi arkasındaki yan yatmış kafa, hem de Deniz’in kendisiydi bu. Çok heyecanlandırdı. Deniz ismine mi atıf yapıyordu, yoksa herkesin yazdığı gibi bu gösteriden sonra olacakları mı simgeliyordu bu dekor?
Az evvel sosyal medyada karşıma çıktı yine. Bir heykeltıraşın önemli bir eserine atıf yaptığı yazılıyordu. Bu eserde heykeltıraşımızın mesajı ölü mü, uyuyor mu yoksa düşünüyor mu karmaşasını vermekmiş. Deniz de bunu vermek istedi, diyorlar. Hangisi olursa olsun o duygudaşlık kuruldu.
Teşekkür
Kuruldu çünkü Deniz Göktaş o sahnede tek gibi görünse de yalnızca o değil biz vardık yanında. Bizim yeteri kadar yapamadığımızı o yaptı. Aslında birçoğumuzun sakındığı gerçekleri cesur mizah yeteneğiyle dile getirdi. Psikolojimizi sahneye taşıdı.
Uzun bir süredir ülke gündeminden kopmak istiyordum. (Deniz’in tersine:) Sosyal medyadan ve haber kanallarından arındırdığımı düşünüyordum kendimi – ki Deniz’in dediği gibi bu mümkün değildi.
Belki de uyuduğum bir döneme girmek istemiştim. Her geçen günün felakete sürüklendiğini bilmek ve buna her kanaldan maruz kalmak ağır ve fazla gelmeye başlamıştı açıkçası. İçsel mücadeleden hiç bahsetmiyorum bile. Deniz Göktaş izlemek uykudan uyanma etkisi bıraktı. Birileri vardı. Aynı senin, benim gibi yaşayan, sorgulayan, kendi gerçeklerini tiye de almayı bilen. Tanıdık…
Ben Kazan aracılığıyla Deniz Göktaş’a teşekkür etmek istiyorum. Çünkü bazı insanlar gerçekten ama gerçekten teşekkür etmeye değer. Bana dokundu, bunun için çok teşekkür ediyorum. Ne değişir ne değişmez bilmiyorum, hiçbir fikrim de yok. Sadece çok iyi geldi.
Son olarak; bence Deniz ölü değil!
