<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Duygu Demir, Kazan Kültür sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/author/duygu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/author/duygu/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Feb 2023 05:32:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>Duygu Demir, Kazan Kültür sitesinin yazarı</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/author/duygu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitap Önerisi: Işıklar Ülkesi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-isiklar-ulkesi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-isiklar-ulkesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2023 05:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAP ÖNERİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[andresbarba]]></category>
		<category><![CDATA[ışıklarülkesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=14715</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap önerisi köşemizde bu hafta İspanyol yazar Andrés Barba ve 2017 yılında kaleme aldığı Işıklar Ülkesi&#8217;ni konuk ediyoruz. Asıl adı</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-isiklar-ulkesi/">Kitap Önerisi: Işıklar Ülkesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kitap önerisi köşemizde bu hafta İspanyol yazar Andrés Barba ve 2017 yılında kaleme aldığı Işıklar Ülkesi&#8217;ni konuk ediyoruz.</p>



<p>Asıl adı <em>República Luminosa</em>&nbsp;olan eseri Notos Kitap 2020 yılında Türkçeye kazandırdı. İspanyolca aslından çeviren ise Züleyha Yılmaz. Toplamda 149 sayfa olan kitap sizi biraz sarsacak ve düşündürtecek. Barba edebiyat aracılığıyla bizi omuzlarımızdan tutup silkeleyerek uyandırmaya çalışıyor. </p>



<p>O zaman <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat/oneri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kitap önerisi</a> köşemizin bir klasiği olarak öncelikle yazarımızdan kısaca bahsetmek istiyorum.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-andres-barba">Andrés Barba</h2>



<p>Filoloji ve Felsefe mezunu olan Barba, yazarlığının yanı sıra şair, çevirmen ve fotoğrafçı. Yazdığı eserleri ile birçok ödüle layık görülmüş kendisi. 1998 yılından bu yana toplam 9 eser kaleme alan yazarın yalnızca 2 kitabı Türkçeye çevrili. Bugün bahsedeceğimiz Işıklar Ülkesi ve Küçük Eller.</p>



<p>Işıklar Ülkesi 2017’de<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Herralde_%C3%96d%C3%BCl%C3%BC#:~:text=Premio%20Herralde)%20bir%20%C4%B0spanyol%20edebiyat,her%20y%C4%B1l%20Kas%C4%B1m%20ay%C4%B1nda%20a%C3%A7%C4%B1klanmaktad%C4%B1r." target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Herralde Roman Ödülü’</a>nü kazandı. Ayrıca eser 2019’da Gregor von Rezzori Ödülü’ne de aday gösterildi.</p>



<p>Bir diğer eseri Küçük Eller yine Notos Kitap aracılığıyla 2021 yılında okurlarla buluştu. Orjinal adı <em>Las Manos Pequeñas</em>. The Guardian eseri 2017 yılının en iyi kitaplarından biri seçti. </p>



<p>Şimdi bu kısa tanıtımımızdan sonra kitabımıza geri dönelim.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-isiklar-ulkesi-ve-oteki-kavrami">Işıklar Ülkesi ve Öteki Kavramı</h2>



<p>Sosyal Hizmetler Bakanlığı&#8217;nda memur olan kahramanımızın, Tropik bir ormanın yanına kurulu San Cristóbal şehrine tayini ile başlar hikaye. Sokaklarda yaşayan kimsesiz çocukların sayısı bir anda artar ve bir grup azınlık olur. Öncelerde görmezden gelinen bu çocuklar, artan suç olayları sebebiyle halledilmesi gereken bir &#8220;sorun&#8221; haline gelirler.</p>



<p>Halk tarafından &#8220;Otuz İkiler&#8221; olarak adlandırılan çocukların nereden geldikleri ise bilinmemektedir. Ayrıca kendi uydurdukları bir dil kullanmaktadırlar. Bu sebeple halk onlarla sağlıklı bir iletişim de kuramamaktadır. İşte tüm bunlar onların &#8220;öteki&#8221; oluşlarını daha da belirginleştirir. Her şeyden önce çocuk olmaları ve kimsesiz olmaları önemsiz gibidir. Sonuçta onlar kendi çocuklarına benzememektedir.</p>



<p>Yöneticiler tarafından çözülemeyen durum halkın tepkilerinin artmasıyla içinden çıkılmaz bir hal alır. Böylece tüm insanların sırtında büyük bir vicdan azabı taşımasına sebep olacak hatalar silsilesini doğurur. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Bize Kalan</h2>



<p>Sizce kitap önerisi muhakkak güzel vakit mi geçirtmeli? Barba, Işıklar Ülkesi ile size keyifli dakikalar yaşatacak bir okuma vadetmiyor. Öncelikle bu konuda anlaşalım. Amacı sizi öteki olarak yaftalanan hakkında düşündürtmek. Ötekileştirilen size ne hissettiriyor? Görmezden mi gelmelisin? Çözümün parçası olabilir misin? Peki &#8220;öteki&#8221; senden küçük ve güçsüz bir çocuk ise? Hala aynı fikirde misin? </p>



<p>Okumanız boyunca bu sorular kafanızda sık sık cevap arayacak. Belki de siz bu konuya nihai bir çözüm getirebilirsiniz. Kendinizi bu yüzleşmeye hazır hissettiğinizde sizi yorumlarda bekliyor olacağız. Şimdiden iyi okumalar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Kimileri &#8220;Ne kadar da iyi görünüyorlardı!&#8221; diyordu yüksek sesle, ama bu çığlığın ardında kişisel bir güceniklik vardı. &#8220;Pek de iyi çocuklara benziyorlardı ama bizi kandırdılar, ikiyüzlü veletler!&#8221; Evet, çocuklardı, ama bizimkilere benzemeyen çocuklar.</em></p>
</blockquote>



<p> </p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-isiklar-ulkesi/">Kitap Önerisi: Işıklar Ülkesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-isiklar-ulkesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgi Soysal’a Açılan Kapı: Tante Rosa</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2023 21:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınhikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kazankadın]]></category>
		<category><![CDATA[sevgisoysal]]></category>
		<category><![CDATA[tanterosakonusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=3628</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir eser yazarını tanımaya, onun hakkında konuşabilmeye yetmez elbet ama yazarın hayatına açılan kapıyı açmaya yetebilir. Gelin Tante Rosa aracılığıyla bugün Sevgi Soysal'ı hep birlikte analım...</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/">Sevgi Soysal’a Açılan Kapı: Tante Rosa</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sevgi Soysal; <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Tomris_Uyar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tomris Uyar</a>, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Adalet_A%C4%9Fao%C4%9Flu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Adalet Ağaoğlu</a>, Sevim Burak, Firuzan gibi önemli isimlerle aynı yıllarda yazmaya başlayan, döneminin öne çıkan kadın yazarlarından. Ardında; <em>Tutkulu Perçem, Tante Rosa, Yürümek, Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Şafak, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Barış Adlı Çocuk</em> gibi birbirinden değerli eserler bırakan Soysal, kırk yıllık kısacık ömrüne birçok yaratıcı çalışma sığdırmayı başardı.</p>



<p>Yakın çevresince çokça sevilen, hayat dolu, hazırcevap, üretken, güler yüzlü ve enerjik bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın </a>Sevgi Soysal. Yaşam öyküsü de özgün yazın hayatı gibi oldukça hareketli. Gelin bu hikayeye biraz daha yakından bakalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-dort-nala-bir-yasam">Dört Nala Bir Yaşam</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-1024x1024.jpg" alt="Sevgi Soysal" class="wp-image-5037" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-1024x1024.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-150x150.jpg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-768x768.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-1536x1536.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-2048x2048.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-480x480.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>30 Eylül 1936 İstanbul doğumlu Sevgi Soysal, aslen Selanikli bir babayla Alman bir annenin, altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyür. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji mezunudur. Soysal, henüz 20 yaşındayken evlenerek eşi Özdemir Nutku ile Almanya&#8217;ya taşınır. Orada Göttingen Üniversitesi’nde arkeoloji ve tiyatro dersleri alır.</p>



<p>Almanya&#8217;da geçen iki yılın ardından Ankara’da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu’nda işe başlar. Aynı zamanda Ankara Radyosu’nda da çalışmaktadır. Bir yandan edebi çalışmaları da başlamıştır. &#8220;<em>Varoluşçuluk</em>&#8221; akımının etkilerini taşıyan birçok öykü ve yazı kaleme alır. Bu yazılar <em>Dost, Yelken, Ataç, Yeditepe ve Değişim</em> gibi döneminin önemli dergilerinde yer bulur. İlk öykü kitabı olan Tutkulu Perçem 1962 yılında edebiyatseverler ile buluşur. </p>



<p>Bu esnada Soysal tiyatroya olan tutkusunu da kaybetmez. 1965&#8217;de <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/yaparsin-sekerim-ilham-veren-bir-belgesel/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Haldun Dormen</a>’in yönettiği <em>“Zafer Madalyası”</em> adlı tiyatro oyununda rol alır. Bu oyunda ikinci eşi olan Başar Sabuncu ile tanışacaktır. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-tutukluluk-oncesi-ve-sonrasi-sevgi-soysal">Tutukluluk Öncesi ve Sonrası Sevgi Soysal</h2>



<p>Bugün kendisinden bolca bahsedeceğimiz <em>Tante Rosa</em>, ilk 1966 yılında <em>Dost </em>dergisinde tefrika edilmeye başlar. Sevgi Soysal toplamda 14 adet öyküden oluşan Rosa&#8217;yı teyzesinden ve büyükannesinden esinlenerek kaleme almıştır. Daha sonra bu öyküler kitap haline gelir ve <em>Tante Rosa</em> Sevgi Soysal’ın yayınlanan ikinci kitabı olur.</p>



<p>1970 yılına gelindiğinde ise Soysal ilk romanına yazar; <em>Yürümek</em>. Eser kadın-erkek ilişkisi ve evlilik teması üzerine kurulmuştur ve TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazanır. Ancak maalesef ki 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesince <em>&#8220;müstehcen&#8221;</em> bulunur. Eserleri toplatılan Sevgi Soysal tutuklanır.  </p>



<p>Yaşadığı bu olumsuz deneyim eserlerinin konularını başka bir yöne çevirmesine sebep olur. Artık ilişkiler yerine daha çok siyasi ağırlıklı yazılar yazar. Ancak tüm eserlerinde kadın yine başroldedir.</p>



<p>1971 yılında Sevgi Soysal Anayasa profesörü olan Mümtaz Sosyal ile evlenir. Mümtaz Soysal o esnada komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle Mamak Cezaevinde tutukludur. Kısa bir süre sonra Sevgi Soysal da ikinci kez tutuklanır. 8 ay süren bu tutukluluk sırasında da <em>Yenişehir’de Bir Öğle Vakti</em> kitabını kaleme alır.</p>



<p>Henüz 39 yaşındayken yakalandığı kanser sebebiyle birçok ameliyat geçirmek zorunda kalır Sevgi Soysal. Bu süreçte en büyük destekçisi eşi Mümtaz Soysal olur. Tedavi amaçlı gitmiş olduğu Londra’da da hastalığına çare bulunamaz. Üzerinde çalıştığı son eseri olan <em>Hoş Geldin Ölüm’ü</em> tamamlayamadan 22 Kasım 1976 yılında Türkiye’de hayata veda eder.</p>



<p>Sevgi Soysal’ın sadece yaşam öyküsü bile çok şey anlatır bizlere. Ancak gerçek Sevgi’yi tanımak için onun birer parçası olan eserlerini yakından incelemek gerekir. Kızı Funda Soysal İletişim yayınlarından çıkan Tante Rosa baskısının önsözünde şöyle der; </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8221;Bu, Sevgi Soysal’ın ilk kitabı değil, ne de en başarılı, en bilinen romanı. Ama Tante Rosa, Sevgi Soysal ile ilk kez buluşacak okura, onu tanıtmak için en doğru kitap olabilir.</em>&#8221;</p>
</blockquote>



<p>Bu önerme oldukça ilgi çekici ve incelemeye değer. Bu sebeple yazının geri kalanında Sevgi Soysal’a biraz daha yakınlaşmak istiyoruz. Bunun için de Tante Rosa’yı detaylıca inceleyeceğiz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-rosa-da-sevgi-soysal-i-aramak">Rosa&#8217;da Sevgi Soysal&#8217;ı Aramak</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img decoding="async" width="1024" height="699" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-1024x699.jpg" alt="Sevgi Soysal" class="wp-image-5051" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-1024x699.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-300x205.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-768x524.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-480x328.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa.jpg 1250w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Sevgi Soysal &#8211; Tante Rosa</figcaption></figure>



<p>Daha önceden belirttiğimiz gibi Tante Rosa birbiriyle bağlantılı 14 öyküden oluşmakta. Öyküler kahramanımızın –ki antikahraman demek sanırım daha doğru olur- çocukluğuyla başlar ve ölümüyle son bulur. Bu noktada bir bildungsroman örneği ile karşı karşıya olduğumuzu düşünsek de Sevgi Soysal&#8217;ın Rosa&#8217;sı sonunda o beklenen olgunlaşarma ve bilgeliğe erişemez.</p>



<p>Rosa hayatı boyunca hayaller kurar, hayallerinin peşinden gider ancak sonuç hep hüsrandır. Yaşamı boyunca gösterdiği tüm çabalar başarısızlıkla sonuçlanır. Bir yandan başına gelenlerle üzerken diğer bir yandan da absürtlükleri ile okuyucuyu güldürür Rosa.</p>



<p>Sevgi Soysal bu öyküleri teyzesi ve büyükannesinden esinlenerek yazdığını söyler ve ekler:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;&#8230;aslında Tante Rosa ne büyükannemin, ne de teyzemin yaşantılarını anlatır. O, büyükannemden başlayıp bende biten bir çizgidir. Küçükten bildiğim bir benzeme korkusudur; okuduğum bir mektup; bir iki soluk fotoğraf; anımsadığım bir şarkı; birkaç damla gözyaşı; kendi deneyimlerimde yeniden yakaladığım gülünçlükler; saçmalardır. Çocukluğumda, kabahat işledikçe onun bunun yaptığı benzetmelere duyduğum unutulmuş öfkedir.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yanlisa-verilen-ad-tante-rosa">&#8220;Yanlışa Verilen Ad&#8221; Tante Rosa</h2>



<p>Kitabımız Rosa’nın henüz on bir yaşındayken at cambazı olmayı hayal etmesiyle başlar. Daha sonra bu hayalinden vazgeçse de içindeki prensesi hiçbir zaman öldürmez. Gönderildiği rahibe okulunda <em>&#8220;arzularına gem vuramayan günahkar&#8221;</em> olarak yaftalanır.  </p>



<p>Rosa buna da aldırmaz çünkü o bir prensestir. <em>&#8220;Prensesler hangi yasayı çiğnerlerse çiğnesinler bir şeycikler olmaz, çünkü bir gün prens atla gelerek prensesi kurtaracaktır.&#8221; </em>Sonuç olarak Rosa, rahibeler okulundan kovulur ve annesinin yanına döner.</p>



<p>Eve dönüşünün ardından yıllar geçer. Planlamadığı bir şekilde hamile kalmıştır, evlenmek zorundadır. İstemeden yaptığı bu evliliğe dayanamayıp hem kocasını hem de çocuklarını terk eder. Bu nedenle Katolik Kilisesi Rosa&#8217;yı aforoz eder.  </p>



<p>Yaşamının geri kalanında dinle olan ilişkisini keser. Hatta öldüğünde öğreniriz ki pasaportunda <em>&#8221;Dinsiz&#8221;</em> olarak kayıtlıdır. Bu kaçış sonrası kendine yeni bir hayat kurar: gazete bayii açar ve yeni bir evlilik yapar. Kocası ölünce de çocuklarıyla mezar bakım işi kurar, o iş de zamanı gelince son bulur. Rosa yine kendini yeni başlangıçlar ararken bulur.</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-tante-rosa-hicbir-zaman-aci-cekmedi-denebilir-ama-yasamak-zorunda-olmak-surdurmek-israr-etmek-bu-tante-rosa-demektir"><em>‘‘Tante Rosa hiçbir zaman acı çekmedi denebilir. Ama yaşamak zorunda olmak, sürdürmek, ısrar etmek. Bu Tante Rosa demektir.’’</em></h4>



<p><em>&#8221;Sizlerle Başbaşa&#8221;</em> dergisinde gördüğü bir evlilik ilanının peşinden İngiltere’ye gider. Orada müstehcen bulunduğu için kapı dışarı ederler Rosa&#8217;yı. Döndüğünde evini pansiyona çevirir, o iş de yürümeyince bir tuvalet önünde hem vestiyerlik yapar hem de tuvalet temizlikçiliği. Bu işten sıkılınca istifa eder.  </p>



<p>Yeni işi ilkinden iyi değildir. Genelevde kasaya bakmaya başlar. Burada ise ahlaksızlıkla suçlarlar onu ve yaka paça kovarlar. Bu arada artık yaşlanan, iş bulamayan Rosa bu sefer de kapı kapı gezer, şişe kapağı toplar. Rosa hayatı boyunca hem iş hem eş arar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>“Tante Rosa; iş aramak demektir. Âşık ve koca aramak demektir. Âşık ve koca, âşık ve koca’’</em></p>
</blockquote>



<p>Rosa’nın hayatında değişmeyen tek şey kurduğu hayallerdir. Çocukken prenses olduğunu, şimdiyse düşes olduğunu düşler. Yaşlanan Rosa ardında birçok evlilik, çocuk, iş denemeleri, kazanılan ve kaybedilen savaşlar bırakır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>‘’Rosa ki şu şartlarda da bu şartlarda da yaşar. O Rosa ki acıklı da gülünç de olabilir. O Rosa ki ne bir nokta ne de bir virgüldür. O Rosa ki başkası tarafından verilmiş bir ad, başkası tarafından çektirilmiş acılardır. O Rosa ki beceriksizliklerde ısrardır. O Rosa ki kimseye bir şey öğretemeyip, kimseden bir şey öğrenmeyendir.’’</em></p>
</blockquote>



<p>Rosa’nın ölümü bile toplum değerlerini tiye alır. Uzun bir süre yakınlarına ulaşılamadığı için tabutu birçok yetkili kurum arasında gider gelir. En sonunda yakılan cenazenin külleri, bir vazo içerisinde büfenin üzerine konur. Ancak Rosa’nın kedilerinden biri vazoyu devirir, diğer kedi de bunu fırsat bilerek küllerin üzerine işer. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kitaptan-beyaz-perdeye-rosa">Kitaptan Beyaz Perdeye Rosa</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img decoding="async" width="1000" height="641" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou.jpg" alt="Sevgi Soysal" class="wp-image-5053" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou.jpg 1000w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou-300x192.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou-768x492.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou-480x308.jpg 480w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption class="wp-element-caption">Seni Seviyorum Rosa &#8211; 1992</figcaption></figure>



<p>Oldukça yaratıcı ve döneminin ilerisinde bir dille yazılan Tante Rosa günümüzde Sevgi Soysal’ın en çok ilgi gören eseri olmaya devam ediyor. Bu eser ile Sevgi Soysal’ın muzip, zeki ve özgün yazarlığını gayet net görebiliyoruz. Kitap tüm eleştirilere rağmen döneminde de oldukça ilgiyle karşılanır. Bu ilgi kitabın beyaz perdeye uyarlanmasını sağlar.</p>



<p>1992 yılı yapımlı film &#8220;Seni Seviyorum Rosa&#8221; adı ile gösterime girmiş olup, Rosa karakterini başarılı oyuncu Sumru Yavrucuk canlandırmıştır. Sumru Yavrucuk canlandırdığı bu karakter ile 28. Altın Portakal Film Festivalinde <em>En İyi Kadın Oyuncu</em> ödülüne layık görülmüştür. Aynı zamanda Ertunç Şenkay ise <em>En İyi Görüntü Yönetmeni</em> ödülünü almıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-rosa-dan-bize-kalanlar">Rosa&#8217;dan Bize Kalanlar</h2>



<p>Kitabı genel olarak ele alacak olursak Rosa’nın en büyük şansızlığı kadın olmasıdır belki de. Toplumun ona dayattığı kurallara, sınırlara başkaldırmaya çalışsa da kadın kimliği onun yenilgilerini sanki daha üzücü, daha trajik kılmaktadır. Sevgi Soysal eserinde sadece kadının toplumdaki tekliğini, yalnızlığını ele almaz. Adeta başlı başına bireyin toplum karşısındaki savunmasızlığını da vurguluyor gibidir.</p>



<p>Rosa yaptığı her hareketi, tercihi ile toplum normlarına ters düşmektedir. Aldığı her yenilgiyi <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sisifos-soyleni-uyumsuz-olmak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">aykırı</a>lıklarının bir sonucu sanabilirsiniz. Ancak Rosa buna aldırmadan, yaşamın dayattıklarına başkaldırmaya devam eder. O her düşüşten aynı neşeyle kalkmayı bilir.  </p>



<p>Bu yeni başlangıçlarda ise kendine olan sevgisi ve inancı azalmaz, aksine artarak devam eder. Yine kendine özgü yeni bir yol çizer ve emin adımlarla o yolda ilerler. Toplumun <em>&#8220;elalemin&#8221;</em> sözleri, dışlamaları, yargıları onun için önemli değildir. Kendisi ile ilgili en iyi eleştiriyi de yine kendisi yapar. O hem kendini motive eder, hem de yerden yere vurur.</p>



<p>İnsanların <em>&#8221;</em>aykırılık<em>&#8221; </em>olarak nitelediği şeyler Rosa için gayet olağan şeylerdir. Ne iş hayatında ne de evliliklerinde istikrarlı olabilmiştir. Ama yine de aşkı da parayı da aramaya devam eder. Yürümediğini gördüğü anda işini, evliliğini, hatta çocuklarını bile arkasında bırakabilir.</p>



<p>Yayınlandığı dönemde Türkiye’de <em>&#8221;toplum değerlerine yabancı&#8221;</em> eleştirisi alma sebeplerinden biri de budur belki de. Tante Rosa’nın öyküleri Almanya’da geçer ve o dönemki Türkiye için oldukça modern bir bakış açısı ile yazmıştır Sevgi Soysal.  </p>



<p>Bir kadının eşini, çocuklarını arkasında bırakarak kendine yeni bir hayat kurma fikri aykırı bulunmuştur. Eserin toplumumuza yabancı kaldığı, değerlerimizi yansıtmadığı konusunda döneminde çokça eleştirilmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sevgi-soysal-mi-rosa-mi-demeli">Sevgi Soysal mı, Rosa mı Demeli?</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="326" height="426" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/soysal.jpg" alt="Sevgi Soysal" class="wp-image-5057" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/soysal.jpg 326w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/soysal-230x300.jpg 230w" sizes="(max-width: 326px) 100vw, 326px" /></figure>



<p>Ancak eserin günümüze artan bir ilgiyle ulaşmış olması Sevgi Soysal&#8217;ın ne kadar ilerici bir dil kullandığının en büyük kanıtıdır. Funda Soysal’ın belirttiği gibi <em>&#8221;Gerçekte, kadına böyle bir yaşam alanı tanımayan bir toplum için Tante Rosa, Alman olduğu için değil, özgürlüğünü sahiplenen bir kadın olduğu için yabancıdır.</em>&#8221;</p>



<p>Hem filmi hem de kitabı ile Rosa ile Sevgi Soysal, sizi toplumsal dayatmalara kulak asmadan kendi kalbinizden geçenleri yaşamaya davet ediyor. Bu davete elbette icabet etmek zorunda değilsiniz. Elbette Rosa&#8217;nın hatalarını, kayıplarını, kendince doğrularını, yanlışlarını da benimseyecek değilsiniz.  </p>



<p>Ancak şu hayatta yenileceksek de kadın kimliğimizden dolayı değil, aksine kadın kimliğimizi ve özgür irademizi sahiplenerek yenilmek çok daha şiirsel olmaz mıydı?</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>‘‘Biz unutmak için, kaçmak için soyunanlardandık, kaçmak için. Oysa hatırlamak için soyunulur, hatırlamak için, yüzyıllardan beri unutulanları hatırlamak için. Neyin olmadığını, neyin olamayacağını, hatırlamak için, yeniden başlamaya gücü olmak için, seçim yapmak için, seçim yapabilecek açıklığa kavuşabilmek için. Hayır demek için, evet demek için, başkaldırmak için, yakıp yıkmak için, barış için soyunulur, soyunulur.’’</em></p>
</blockquote>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/">Sevgi Soysal’a Açılan Kapı: Tante Rosa</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Böyle Küçük Şeyler</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-boyle-kucuk-seyler/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-boyle-kucuk-seyler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2023 21:47:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAP ÖNERİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[böyleküçükşeyler]]></category>
		<category><![CDATA[clairekeegan]]></category>
		<category><![CDATA[irlandaedebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[jaguarkitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitapönerisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=14546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap önerisi köşemizde bu hafta İrlanda edebiyatını ziyaret ediyoruz. Gelin kendi küçük ancak derdi büyük bu esere yakından bakalım.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-boyle-kucuk-seyler/">Kitap Önerisi: Böyle Küçük Şeyler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kitap önerisi köşemizde bu hafta İrlanda edebiyatını ziyaret edeceğiz. Claire Keegan&#8217;ın Türkçeye kazandırılan 3. kitabı olan <em>Böyle Küçük Şeyler.</em> </p>



<p>Kitap <em>&#8220;Mutlu azınlığa!&#8221;</em> mottosuyla pek bir sevdiğimiz Jaguar Kitap tarafından yayınlandı. Çeviri Umay Öze&#8217;ye ait. Toplamda 86 sayfalık minicik bir novella. Ancak sayfa sayısı sizi yanıltmasın. Keegan&#8217;ın cümleleri de, anlattığı konu da oldukça yoğun ve doyurucu. </p>



<p>Kitabımızın içeriğine yakından bakmadan önce isterseniz yazarımızı kısaca tanıyalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-claire-keegan-ve-irlanda-edebiyati">Claire Keegan ve İrlanda Edebiyatı</h2>



<p>Claire Keegan, yazdığı öykülerle bolca ödül kazanmış İrlandalı bir yazar. Kendisi 1999 yılında yazdığı ilk öykü kitabı <em>Antarctica </em>ile dikkatleri üzerine çekti. Ülkesinde bolca ödüllendirildikten sonra Los Angeles Times&#8217;ın &#8220;2001&#8217;in En İyi Kitapları&#8221; arasında yer aldı. İkisi öykü ikisi novella olmak üzere edebiyata toplam dört eser kazandıran Keegan&#8217;ın eserleri 20 dile çevrildi. </p>



<p>Eserlerinin tamamı çeşitli ödüllere layık görüldü. Hatta 2010 yılında kaleme aldığı <em>Foster </em>isimli eser <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sinema/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sinema</a>ya uyarlandı. Kitabı yine Jaguar Kitap&#8217;tan<em> Emanet Çocuk</em> ismiyle okuyabilirsiniz.</p>



<p>Benim bugün bahsedeceğim <em>Böyle Küçük Şeyler</em> ise 2022 yılı Booker ödülleri kısa listede yer alıyor. Ayrıca 2022 Orwell Siyasi Kurgu Ödülü&#8217;nü kazandı. E haliyle böyle bir eser elbette ki kitap önerisi olarak bahsedilmeyi hak ediyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-boyle-kucuk-seyler">Böyle Küçük Şeyler</h2>



<p>Yıl 1985. İrlanda arka planda ancak hangi şehrindeyiz bilemiyoruz. İrlandalılar çetin bir kışa hazırlanıyor. Kahramanımız Bill Furlong bir odun ve kömür tüccarı. Beş kız babası olan Furlong ailesinin ihtiyaçlarını borç harç yapmadan karşılayabilen, bunun için çok çalışan bir aile babası.  </p>



<p>Ancak her ne kadar mutlu bir aileye ve kendilerine yetecek kadar gelire sahip olsa da Furlong, içten içe hep bazı konuları kendine dert ediyor.</p>



<p>Eşinin ve dostlarının uyarılarına rağmen onlar için ufak tefek görmezden gelinmesi gereken konular Furlong&#8217;un içine sıkıntı olabiliyor. Bunda belki de en büyük etkenlerden biri babasız büyümesi yatmakta kim bilir. Bazı şeyleri kafasında tam oturtamıyor.  </p>



<p>Mesela bir sabah manastıra siparişini götürdüğünde kömürlüğe kapatılmış kızı, neden orda olduğunu, orada yaşayan diğer genç kızların hallerini bir türlü vicdanen doğru bulamıyor.</p>



<p>Şehir manastırın çamaşırhane hizmeti verdiğini biliyor ancak nedenini, nasılını pek kurcalamıyor. Furlong&#8217;un da kızlarının geleceği için çok da bu olayı düşünmemesi telkin ediliyor. Furlong bu nasihatleri dinler mi, dinlemezse neler yapabilir ki? Bu soruların cevapları için sizleri kitaba davet ediyorum. E boşuna kitap önerisi değil bu yazımız.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-magdalen-camasirhaneleri">Magdalen Çamaşırhaneleri</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/Untitled-design-1-1024x682.jpg" alt="Kitap önerisi" class="wp-image-14580" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Untitled-design-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Untitled-design-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Untitled-design-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Untitled-design-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Untitled-design-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Untitled-design-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Kitap küçük ancak derdi büyük. Keegan&#8217;ın eserini İrlanda&#8217;nın anne-bebek bakımevleriyle <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Magdalene_Laundries_in_Ireland" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Magdalen çamaşırhanelerinde</a> acı çekmiş kadınlara ve çocuklara adadığını belirtmekte fayda var.</p>



<p>Kitabın sonunda da Magdalen çamaşırhaneleri hakkında kısa bir metin mevcut. &#8220;Nedir bu çamaşırhane mevzusu?&#8221; diyebilirsiniz. İrlanda&#8217;da Katolik kilisesi tarafından işletilen ve devlet tarafından finanse edilen bu yapılarda toplum ve aileleri tarafından dışlanan, evlilik dışı hamile kalan kadın ve kız çocukları çalıştırılmaktaydı.</p>



<p>Bu kurumlarda kaç kız çocuğunun, kaç kadının alıkonulduğu, tutsak edilip çalışmaya zorlandığı bilinmiyor. Tüm kayıtlar imha edilmiş. Ancak bu kurumlarda binlerce bebeğin öldüğü ve binlercesinin de evlatlık olarak verildiği tahmin ediliyor. İrlanda&#8217;nın son Magdalen çamaşırhanesi ise 1996 yılında kapatılmış. Mevzu aslında çok da mazide değil.</p>



<p><em>Böyle Küçük Şeyler</em> çok kısa bir novella ama derdini tüm sakinliğiyle okuyucuya çok derinden anlatmayı başarıyor. Bu sayede de bir ülkenin üzerini kapatıp kimsenin konuşmasını istemediği böyle utanç verici bir durum dünyada yankı bulabiliyor. </p>



<p>Olur da bu tavsiye dikkatinizi çeker ve okumaya karar verirseniz yorumlarda benimle paylaşmayı da unutmayın. Şimdiden keyifli okumalar.</p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-boyle-kucuk-seyler/">Kitap Önerisi: Böyle Küçük Şeyler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-boyle-kucuk-seyler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Flaş Haber!</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-flas-haber/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-flas-haber/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2022 22:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAP ÖNERİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[evelywaugh]]></category>
		<category><![CDATA[flaşhaber]]></category>
		<category><![CDATA[flaşhaberkonusu]]></category>
		<category><![CDATA[kitapönerisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=13644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sizi kahkahalar ile güldürecek bir öneri ile karşınızdayız bu hafta. Anlatılanlar ne kadar absürt olsa da arka plandaki olay kurgusu o denli tanıdık. Şimdiden iyi okumalar...</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-flas-haber/">Kitap Önerisi: Flaş Haber!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kitap önerisi köşemizde bu haftaki konuğumuz, İngiliz yazar Evelyn Waugh&#8217;un kaleme aldığı <em>Flaş Haber</em>. Yedi yayınlarınca Emrah Serdan&#8217;ın çevirisi ile dilimize kazandırılan bu eseri bir çırpıda bitireceğinizi garanti edebiliriz. Ayrıca Yedi yayınlarında yazarın diğer eserlerinden &#8220;<em>Gerileyiş ve Çöküş</em>&#8221; ile yazara başarı ve ünü getiren &#8220;<em>Brideshead&#8217;e Son Gidiş</em>&#8221; adlı kitaplarını da bulabilirsiniz.</p>



<p>Kitaba geçmeden evvel biraz yazardan bahsedelim isterim. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-evelyn-waugh-ve-kara-mizahi">Evelyn Waugh ve Kara Mizahı</h2>



<p>1903 doğumlu yazarın babası edebiyat eleştirmeni Arthur Waugh ve abisi yazar <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Alec_Waugh" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Alec Waugh.</a> Bu sebeple kendisinin de yazar olması pek de şaşılacak bir durum olmasa gerek. Waugh genç yaşlardan itibaren yazmaya başlar. Ancak okul hayatında bazı aşırılıkları sebebi ile öğrenimini yarıda bırakır.</p>



<p>Yaşamı boyunca bir çok ülkeye seyahat eder. II. Dünya Savaşı&#8217;nın çıkışıyla ısrarları sonucu yaşına rağmen orduya katılım hakkı kazanır. Ancak bir talim sonucu yaşadığı sakatlık sebebiyle cepheden çekilmek zorunda kalır. Bunun ardından uluslararası muhabirliğe başlar. Birçok ülkeyi ziyaret ederek yazarlığının yanı sıra <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/svetlana-aleksiyevic-duygularin-ve-ruhun-tarihi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">gazeteci</a>lik mesleğini de icra eder. Eserlerindeki kara mizah ile ün yapar kendisi.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-flas-haber-ne-anlatiyor">Flaş Haber! Ne Anlatıyor?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/p04qj393-1024x576.jpg" alt="kitap önerisi" class="wp-image-13659" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/p04qj393-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/p04qj393-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/p04qj393-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/p04qj393-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/p04qj393.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>İşmaelya isimli bir Afrika ülkesinde var olduğu düşünülen bir iç savaş için tüm gazetelerin akın akın savaş muhabirlerini göndermesiyle başlar olaylar. Ancak ülkenin en büyük basın şirketi olan Garabet, isim benzerliği sebebiyle muhabirlikle uzaktan yakından alakası olmayan Boot&#8217;u İşmaelya&#8217;ya gönderir. Muhabir olmayan bir adamın tahmin edildiği gibi bir iç savaş olmayan bir ülkede yaşadığı absürt olaylarla dolu bir metin <em>Flaş Haber</em>.</p>



<p>Kitap boyunca bolca gülecek ancak altta yatan göndermeleri de göz ardı edemeyeceksiniz. Sömürge devletleri, yeraltı kaynakları için birbiri ile kıyasıya mücadele eden dev şirketler, basının manipülatif gücü hikâyenin arka planında size el sallıyor olacak. Anlayacağınız sizi sadece güldürmekle kalmayacak aynı zamanda uzaklara daldırıp bu düzen hiç mi değişmez diye de düşündürtecek bir kitap önerisi.</p>



<p>Hiciv sanatını ustalıkla kullanan Waugh, eserini yazarken uzun yıllar yapmış olduğu uluslararası muhabirlik mesleğinden de faydalanır. Hatta kitabın önsözünde şöyle der:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Bu hikâyenin kaleme alındığı zamanlarda dış muhabirler eşi benzeri görülmemiş, hiç hak etmedikleri bir üne sahiptiler&#8230;. Habeşistan&#8217;da olduğum sırada bir İngiliz gazetesinin dış muhabiri olarak görev yapmıştım. Bu işten hiç anlamasam da meslektaşlarımın tuhaflıkları ve aşırılıklarını neşeyle gözlemlemiştim.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Geçmişin Güncelliğini Koruması</h2>



<p>Öncelikle kitabın 1938 tarihinde yazıldığını belirtmek istiyorum. Geçen onca zaman maalesef ki ülkelerin dış siyaset politikalarının istikrarlı bir şekilde korunduğunu gösteriyor bizlere. Waugh kitap boyunca kurguladığı tüm o absürt olaylar ile hem okuyucuyu eğlendiriyor hem de sistemi çok güzel iğneliyor. </p>



<p>Uzun zaman sonra bana ilaç gibi gelen bir kitap oldu <em>Flaş Haber.</em> O yüzden kitap önerisi olarak kendisinden bahsetmek istedim. Bolca kahkahanın sizi beklediğini söyleyebilirim. Ayrıca Evelyn Waugh ile de tanıştığıma çok memnun oldum. Zeki mizaha her zaman saygımız sonsuz.</p>



<p>Sizlere de şimdiden keyifli okumalar diliyorum.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-flas-haber/">Kitap Önerisi: Flaş Haber!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-flas-haber/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dizi Önerisi: Kadim Uygarlıklar</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/dizi-onerisi-kadim-uygarliklar/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/dizi-onerisi-kadim-uygarliklar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2022 21:05:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FİLM ÖNERİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[diziönerisi]]></category>
		<category><![CDATA[grahamhancock]]></category>
		<category><![CDATA[kadimuygarlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[netflixöneri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=13011</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hancock bu belgesel serisi ile akademi dünyasından geçer notu alır mı bilmiyoruz ama Göbeklitepe ve Derinkuyu anlatımları ile ülkemize bolca turist göndereceği kesin. Hancock bu sebeple bile şansı hak etti ne dersiniz? Buyurun yazımıza...</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/dizi-onerisi-kadim-uygarliklar/">Dizi Önerisi: Kadim Uygarlıklar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dizi önerisi demek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama bu hafta size belgesel türünden bir öneride bulunmak istiyoruz. Bu yıl Netflix&#8217;in yayınladığı belgesel serisi olan <em>Kadim Uygarlıklar</em>&#8216;ı konuşacağız bugün çok kısa.</p>



<p>Gazeteci Graham Hancock&#8217;un yapmış olduğu araştırmalar sonrası tarihin akışı ile ilgili kişisel kuramlarını içeren bir seri <em>Kadim Uygarlıklar</em>. Anlatıların büyük bir kısmının Hancock&#8217;ın kuramları olduğunun özellikle altını çizmek gerekir. Çünkü seri boyunca aktarılan bilgilerin çoğu bilimsel olarak bir kanıta dayanmamakta.  </p>



<p>Hancock da bunu akademi dünyasının kibrine ve savundukları bilgilerin sarsılacağı endişesi ile yeni buluşlardan çekinmesine bağlıyor. O sebeple bahsettiği çoğu yapının keşfi tamamlanmamış hatta kimisi toplumca hiç duyulmamış.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-peki-kim-bu-graham-hancock">Peki Kim Bu Graham Hancock?</h2>



<p>Kendisi İngiliz gazeteci ve yazar. Araştırmaları ışığında yazdığı kitaplar çok satanlar listesinde olsa bile akademik dünyaca küçük görülmekte. Hatta Hancock seri boyunca bu eleştirileri kendi ağzından da anlatıyor. Arama motorunuzda biraz araştırma yaptıktan sonra siz de bu tarz eleştirel <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Graham_Hancock" target="_blank" rel="noreferrer noopener">biyografi </a>tanımlarına denk gelebilirsiniz. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Akademisyenler, Hancock&#8217;un teorilerini kanıttan yoksun ve sözde tarih ve sözde arkeoloji olmakla, akademik akran incelemesinden geçmemek ve akademik dergiler dışında yayınlamakla eleştiriyor.</em>&#8220;</p>
</blockquote>



<p>Ancak Hancock kendisini şöyle tanımlıyor:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Wikipedia&#8217;da ismimi aratırsanız hakkımda &#8220;sahte arkeolog&#8221; yada &#8220;sahte bilim insanı yazdığını görürsünüz. Bu bana çok saçma geliyor. Bir yunus ne kadar sahte balıksa ben de o kadar sahte bilim insanıyım. Ben araştırmacı gazeteciyim. Benim işim, gerçek hikayeyi araştırmak.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kadim-uygarliklar-nelerden-bahsediyor">Kadim Uygarlıklar Nelerden Bahsediyor?</h2>



<p>Seri toplamda 8 bölümden oluşmakta. Bu yüzden başlıkta kendisinden dizi önerisi olarak bahsettim. Bölümlerin her birinde, insanlık tarihinin kanıtlanandan daha eski olabileceğine dair ipuçları veren yapılardan bahsediliyor.  </p>



<p>Bunlar; Endonezya&#8217;da Gunung Padang, Meksika&#8217;da Cholula Piramidi, Texcotzingo ve Xochicalco, Malta&#8217;da Ggantija, Ghar Dalam mağarası ve Mnajdra tapınağı, Bahamalar&#8217;da Bimini Yolu, Türkiye&#8217;de Göbeklitepe, Karahantepe, Derinkuyu ve Kaymaklı, Amerika&#8217;da Poverty Point, Serpent mound ve Channeled Scablands.</p>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="676" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/11/image_4996_1e-Gobekli-Tepe-1024x676.jpg" alt="GöbekliTepe" class="wp-image-13111" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/11/image_4996_1e-Gobekli-Tepe-1024x676.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/11/image_4996_1e-Gobekli-Tepe-300x198.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/11/image_4996_1e-Gobekli-Tepe-768x507.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/11/image_4996_1e-Gobekli-Tepe-1536x1014.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/11/image_4996_1e-Gobekli-Tepe-480x317.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/11/image_4996_1e-Gobekli-Tepe.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hancock&#8217;un kuramı, bu yapıların avcı-toplayıcı toplumlarla beraber aynı dönemde yaşayan medeni bir topluluk tarafından veya onların önderliğinde yapıldığı. Bu kuramının en önemli dayanaklarından biri de mitler.  </p>



<p>Hatırlarsanız <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/carl-gustav-jung-kuram-ve-dusunce-yapisi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jung </a>da mitolojinin kolektif bilinçaltı tarafından oluşturulduğunu iddia etmiş ve onlara arketip adını vermişti. Hancock da benzer düşüncede olacak ki araştırma yaptığı ülkelerin ilk toplumlarının mitolojilerini araştırmış. Sonucunda da ortak bir hikâyeye ulaşmış: Büyük Sel Tufanı.</p>



<p>Hancock arkeologların mitleri göz ardı ettiğini, önemini yadsıdığını belirtiyor. Mitler hakkında siz ne düşünürsünüz bilemiyorum ancak Joseph Campbell&#8217;ın mitlerle ilgili güzel bir tanımlaması vardır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Mitoloji yalan değil, mitoloji şiirdir, mecazidir. Mitoloji sondan bir önceki gerçektir, diye çok güzel bir laf vardır &#8211; sondan bir öncekidir çünkü sonuncu ve nihai gerçek sözlere dökülemez. Sözlerin, imgelerin, Budizmin Oluş Çarkının çerçevesinin sınırlarının ötesindedir. Mitoloji zihni bu çerçevenin dışına, bilinebilenin ama anlatılamayanın olduğu yere çıkarır. Sondan önceki gerçek budur.</em>&#8220;</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kanitlanmayan-her-fikir-sahte-midir">Kanıtlanmayan Her Fikir Sahte midir?</h2>



<p>Hancock&#8217;un anlattıklarının yüzde yüz doğru olup olmadığına odaklanmadan, alternatif bir fikri bu denli iyi bir yapımla izlemek benim açımdan güzeldi. Ayrıca anlatılan yapıların canlandırma görselleri oldukça başarılı. Seyri keyifli bir seri. </p>



<p><a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/the-chair-akademi-dunyasinda-kadin-olmak" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Akademi</a>nin yaptığı gibi bilimsel olarak kanıtlanmamış konular hakkında alternatif fikirlerle dalga geçip aşağılamak yerine, belki de karşımızdaki kişinin bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/svetlana-aleksiyevic-duygularin-ve-ruhun-tarihi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">gazeteci</a> olduğunu ve yapması gerekeni yaparak insanlara farklı bir bakış açısı kazandırmayı amaçladığını kabul etmek daha doğru olacaktır. </p>



<p>Hafta sonu için dizi önerisi arayışındaysanız bence <em>Kadim Uygarlıklar</em>&#8216;a şans verebilirsiniz. Hatta bu seri ile sınırlı kalmayarak tarihin loş koridorlarında gezinip, bahsi geçen yapılar ile ilgili ufak bir araştırma yapmak bile isteyebilirsiniz. Sonuçta tarih asla tek bir kaynaktan öğrenilemeyecek kadar derin ve sisli bir kuyu. Şimdiden iyi seyirler.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/dizi-onerisi-kadim-uygarliklar/">Dizi Önerisi: Kadim Uygarlıklar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/dizi-onerisi-kadim-uygarliklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: Aşık Kadınlar</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-asik-kadinlar/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-asik-kadinlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Sep 2022 21:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAP ÖNERİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[aşıkkadınlarkonusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=10387</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap Önerisi köşemizde Avusturyalı yazar Elfriede Jelinek tarafından kaleme alınan Aşık Kadınlar adlı eserden bahsedeceğiz. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-asik-kadinlar/">Kitap Önerisi: Aşık Kadınlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kitap Önerisi köşemizde Avusturyalı yazar <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Elfriede_Jelinek" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Elfriede Jelinek</a> tarafından kaleme alınan<em> Aşık Kadınlar</em> adlı eserden bahsedeceğiz. Kitap 1975 yılında yayınlandı ve Jelinek&#8217;e ilk büyük başarısını getirdi. Bu noktada yazar hakkında da bir iki cümle etmeden geçmeyelim. Çünkü kendisi oldukça önemli bir konuma sahip.</p>



<p>1946 doğumlu yazarımız <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadinin-adi-yok-nobel-odulleri" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nobel </a>ve Kafka dahil alanında oldukça önemli bir çok ödülün sahibi. Feminist ve sol görüşlü olan yazar eserlerinde genel olarak cinsiyetler arası çatışmayı, cinsel istismarı ve kadın cinselliği gibi konuları işlemekte.  </p>



<p>Eleştirmenler ve okurlar tarafından oldukça sert ve sarsıcı bulunsa da Jelinek aslında bizlere toplumun içinde sinsice yer alan o çürümüşlüğü gösterir. Kendisi bu habis yaraya bakabilme cesareti göstermiş ve onu yazıya dökerek somut hale getirmiştir. Sırf bu sebeple de ülkesinde kendisine  &#8220;yuvasına pisleyen&#8221; anlamına gelen &#8220;Nestbeschmutzer&#8221; yakıştırması yapılmıştır.</p>



<p>Kitabımıza dönecek olursak, inceleyeceğimiz eser İthaki Yayınlarının Modern serisi altında yayınlanan 2021 yılına ait baskı. Çevirmen Anıl Alacaoğlu. Çevirmenimizin kitabın başında yer alan yazar ile ilgili bilgilendirme metni çok detaylı ve bilgilendirici. Kendisine de ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Yazarın hayatına ve eserlerine olan hakimiyeti açıkça belli. </p>



<p>Şimdi kitap önerisi olarak ele aldığım <em>Aşık Kadınlar</em>&#8216;ın konusuna göz atalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-asik-kadinlar-konusu">Aşık Kadınlar-Konusu </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-2-1024x576.jpg" alt="elfriede jelinek" class="wp-image-10453" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-2-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-2-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-2-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-2-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Elfriede Jelinek</figcaption></figure>



<p>Kitapta iki ayrı kadın kahramanımız yer alıyor: Brigitte ve Paula. Brigitte şehirde yaşarken, Paula köyde yaşamakta. Ancak önemli bir ortak nokta söz konusu. İkisi de kapitalizm ve ataerkinin baskısı altında ezilen ve mutluluğu arayan kadınlar.</p>



<p>Mutluluk onlar için eşleri ve çocukları ile birlikte kendilerine ait bir evde huzurla yaşamak. Kahramanlarımızdan biri başarıya (?) ulaşırken bir diğeri maalesef buna sahip olamıyor. Bu da başarı mı demeyin lütfen. Ailelerinden ve çevrelerinden aktarılan öğretiler doğrultusunda bu iki kadın dahil tüm kadınların amacı evlenmek. Çünkü kadın evlendikten sonra toplum tarafından değer görüyor.</p>



<p>Bekar olan kadın kapitalizmin dişlileri arasında ezilmektedir. Ancak evlenerek erkeğin başarısını kendine mal edebilir ve onun statüsü sayesinde toplumda üst düzey bir konum elde edebilir. Fabrikada işçi olan Brigitte de bunun farkında. İlerde kendi işini kurma ihtimali olan Heinz&#8217;dan ne kadar iğrense de ilişkisini evlilikle taçlandırmak için canla başla uğraşır. Çünkü Heinz kendi işini kurabilirse, Brigitte çok düşük ücretle saatlerce çalıştığı işinden kurtulacak ve eşinin dükkanında çalışabilecektir. Böylece hayalini kurduğu kendine ait olan eve de sahip olabilirim diye düşünür.</p>



<p>Köyde yaşayan Paula ise Briggitte&#8217;nin aksine önce kaderinde yazılı olan satış temsilciliğini reddederek terzi olmak, bir şeyler öğrenmek istiyor. Ancak tam kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olabilecekken aşık oluyor ve terzi olmak yerine platonik aşk yaşadığı Erich&#8217;in peşine takılıyor. Onun da hayali evlenmek ve eşinin kazancı sayesinde kendine ait bir eve sahip olabilmek.</p>



<p>Kahramanlarımızdan biri maalesef ki hayal kırıklığına uğrayacak. Spoiler olmasın diye daha fazla detay vermeyelim. Sonuçta başlığımızda da belirttiğimiz gibi bu bir kitap önerisi ve daha fazlası için en yakın kitabevi sizi bekliyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yakin-bakis">Yakın Bakış</h2>



<p>Kitap ismi her ne kadar kahramanlarımızın aşık olduğu yanılgısını yaratsa da anlatıcının söylediği gibi &#8220;bu bir aşk romanı değil.&#8221; Çünkü aşk bu kadınlara içinde hükmedebilecekleri bir alan olan “ev” veremez. Hatta kitap içerisinde nefreti daha fazla barındırmakta diyebiliriz.</p>



<p>Okuma boyunca tırnaklarınızı kemirip &#8220;neden?&#8221; diye düşünüp sorgulayacağınız bolca bölüm ile karşılaşacaksınız. Şimdiden belirtmekte fayda var. Kahramanlarımıza kararları sebebiyle kızabilirsiniz. Ancak yaşadıkları toplumu, aile yaşantılarını, annelerinin geçmişte yaşadıklarını lütfen göz ardı etmeyin.</p>



<p>Ayrıca Elfriede Jelinek&#8217;in üslubunu da biraz sert bulabilirsiniz. Kendisi anlatılarında hiciv sanatını büyük bir ustalıkla kullanıyor. Ki bana sorarsanız bu cinsiyet meselesini anlatmak için gayet güzel bir yöntem.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-son-olarak">Son Olarak</h2>



<p>&#8220;Kitap Önerisi&#8221; olarak sizlere sunduğum <em>Aşık Kadınlar</em>&#8216;ı okuduktan sonra ya bu kitabı çok seveceksiniz ya da ondan nefret edeceksiniz. Ben çok sevdim. Sizin düşüncelerinizi de merak ediyorum. Ancak son bir ricam var. Kitaptan nefret ettim diyecek olursanız lütfen önce bir durup düşünün. Nefret ettiğiniz o şey aslında görmezden gelmek için sürekli çabaladığınız o gerçekler mi?</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-asik-kadinlar/">Kitap Önerisi: Aşık Kadınlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-asik-kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç Gine: Gölgede Kalmış Feminist Bir Okuma</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/uc-gine-golgede-kalmis-feminist-bir-okuma/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/uc-gine-golgede-kalmis-feminist-bir-okuma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Aug 2022 21:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[üçgine]]></category>
		<category><![CDATA[üçgineinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[virginiawoolf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=3850</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Virginia Woolf" denilince şüphesiz "Kendine Ait Bir Oda" düşer akıllara. Bu yazıda, söz konusu eserin gölgesinde kalan Üç Gine hakkında konuşuyoruz. Yazımızı okumaya davetlisiniz!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/uc-gine-golgede-kalmis-feminist-bir-okuma/">Üç Gine: Gölgede Kalmış Feminist Bir Okuma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Üç Gine</em> kitabını kenara alacak olursak Woolf’un kurgu romanları haricinde en bilinen eseri kuşkusuz &#8220;Kendine Ait Bir Oda&#8221;. Bizim bugün bahsedeceğimiz eser Kendine Ait Bir Oda’nın gölgesinde kalmış da diyebiliriz. Ancak kadının toplumdaki yeri, eğitim ve meslek hayatı gibi konuları daha derinlemesine ele almakta. Aynı zamanda derdini de daha cesurca ortaya koyabilmekte. Ufak da olsa girişini yaptığımız ve bugün konuşacağımız yazımızın esas kızı &#8220;Üç Gine&#8221;.</p>



<p>Yazımız boyunca yararlanacağımız eserin baskısı İletişim Yayınlarına ait ve çevirmeni İlknur Güzel. Üç Gine asla alayım, hemen bir oturuşta okuyayım kitabı değil. Bunu en baştan belirtmekte fayda var. Kitap toplam 203 sayfadan oluşuyor. Woolf bu 203 sayfanın her satırında sizden aynı oranda dikkat ve özen bekliyor.</p>



<p>Woolf kitabı ilk yazdığında, türünü ‘’roman-deneme’’&nbsp; olarak planlar. Savaş ve kadın konularını bu iki türün birleşimiyle anlatmak ister. Ancak bu konuda tereddüt yaşadıktan sonra kurgu olmayan kısmını tamamen çıkarıp ‘’Üç Gine’’ adıyla yayımlar. Kurgu kısmı ise Woolf’un en önemli romanlarından biri olan &#8220;Yıllar&#8221;. Yıllar yayımlandığı dönemde büyük bir ilgiyle karşılanır. Hatta 2. Dünya savaşındaki askerlerin okuyabilmeleri için kitabın cep boyları bile yayınlanır.</p>



<p>Üç Gine kitabına dönecek olursak, hakkında olumlu yorumlar kadar olumsuz eleştiriler de mevcut. Tüm bu eleştirilere yazımızın sonunda detayları ile değineceğiz. Ancak önce esas kızımızı daha derinlemesine konuşmakta fayda var.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-uc-gine-nin-derdi-ne">Üç Gine&#8217;nin Derdi Ne?</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="891" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/virginia-woolf.jpg" alt="virginia woolf" class="wp-image-8497" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/virginia-woolf.jpg 700w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/virginia-woolf-236x300.jpg 236w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/virginia-woolf-480x611.jpg 480w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>



<p>Kitabın ortaya çıkış sebebi Virginia Woolf’a gönderilen bir mektup. Ancak öyle alelade bir mektup da değil. 2. Dünya Savaşının emarelerinin görülmeye başlandığı dönemde, barış yanlısı bir dernek üyesi beyefendinin yolladığı bir mektup bu. Mektubu yazan kişi Woolf’a savaşın önlenmesi konusunda fikirlerini beyan eder. Aynı zamanda kendisinin de derneklerine üye olmasını, manifestolarını imzalamasını ve bağışta bulunmasını rica eder. Son olarak da Woolf’a ‘’Sizce savaşı nasıl önleyebiliriz?’’ sorusunu yöneltir.</p>



<p>Siyasi konularda pasifist olan Woolf ilk anda mektubu yanıtlamakta zorluk çeker. Ancak aradan geçen 3 yılın ardından bir cevap yazmaya karar verir. Böylece üç adet makale kaleme alır. Woolf biraz alaycı bir giriş yapar. Mektubu yazan beyefendi gibi okumuş akıllı bir erkeğin, bir kadına fikir danışmasının şaşırtıcı bir olay olduğunu ve bu yüzden mektubun cevapsız kalmaması gerektiğini belirtir.</p>



<p>Woolf yanıtını savaşı sonlandırabilecek 3 farklı konuda 3 öneri üzerine temellendirir. Bunlardan ilki birinci bölümü kapsayan &#8220;eğitim&#8221; konusudur. Woolf, yenilenecek bir eğitim sistemiyle barış yanlısı nesiller yetiştirmeyi önerir. Ancak bu eğitim sistemi o dönemlerdeki gibi erkek egemen olmayacaktır.</p>



<p>Dönemin İngiltere’sinde aileler yüzyıllar öncesinden beri Arthur Eğitim Fonuna para yatırır. Bu paralar sayesinde de çocuklarına en iyi eğitim olanaklarını sunmuştur. Ancak ailelerin ayırdıkları bu kaynaktan sadece evin oğlanları yararlanabilmektedir. Woolf bu durumun da altını çizerek böyle bir fondan yararlanıp, en iyi okullarda okumuş ‘’eğitimli bir beyefendinin’’ &nbsp;bir kadına savaş konusunda akıl danışırken ne kadar isabetli öneriler alabileceğini sorgular. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>‘’Sonuçta, aynı şeylere baksak da, onları farklı şekillerde görüyoruz.’’</em></p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kadin-erkek-dogasi">Kadın Erkek Doğası</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="744" height="1024" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/woolf-744x1024.jpg" alt="virginia woolf" class="wp-image-8503" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/woolf-744x1024.jpg 744w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/woolf-218x300.jpg 218w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/woolf-768x1058.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/woolf-1115x1536.jpg 1115w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/woolf-1487x2048.jpg 1487w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/woolf-480x661.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/woolf.jpg 1859w" sizes="(max-width: 744px) 100vw, 744px" /></figure>



<p>Woolf aynı zamanda erkeklerin doğası gereği ‘’vatanseverlik’’ kisvesi altında savaş meyilli olmalarından da bahseder. Ancak bir kadın için ‘’vatanseverlik’’ kelimesi çok farklı anlamlar taşır. İngiltere’yi seven, özgürlüğü için savunan erkek ile özgürlüğü doğduğu andan itibaren kendi ülkesince kısıtlanan kadın için vatanı savunmak aynı derecede ivedi midir?</p>



<p>Sonuç olarak toplumun liderleri doğası gereği savaşa meyilli erklerden oluşurken, eğitim alamayan, konu hakkında sözü ve detaylı bilgisi olmayan kadın savaş konusunda ne kadar aktif bir değişim yaratabilir?</p>



<p>Bu yüzden bu bölümün sonunda Woolf vereceği &#8220;Üç Gine&#8221; den ilkini, eğitimli adamın kızlarının devam ettiği bir koleje bağışlamaya karar verir. Bağış yaptığı bu kolejden temennisi, eski moda eğitim sistemini bir kenara bırakarak; daha cesur, daha deneysel ve maceracı olmaları, barış yanlısı nesiller yetiştirmeleridir.</p>



<p>Bu sayede daha fazla kız çocuğu eğitim alacaktır. Maddi özgürlüğünü kazanan kadın savaş konusunda özgür iradesiyle karar verebilecektir. Bağımsızlığını kazanamayan, kendi görüşlerini savunamayan kadınlar babalarının, erkek kardeşlerinin ve eşlerinin kararlarının altına bilinçsizce imza atmaktan başka çareye sahip değildir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>‘’Kısacası, evlilik düşüncesi, ne söylediğini, ne düşündüğünü ve ne yaptığını etkiliyordu. Başka türlü nasıl olabilirdi ki? Bu kızlar için mevcut tek meslek evlilikti.&#8221;</em></p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bir-kucuk-zincirlerini-kirma-meselesi">Bir Küçük (?) Zincirlerini Kırma Meselesi</h2>



<p>Woolf’un savaşı önlemek için eğitimden sonra değindiği diğer bir konu, kadınların ekonomik bağımsızlıkları. Daha önceden söylediğimiz gibi Woolf bu konuya Kendine Ait Bir Oda kitabında oldukça detaylı bir şekilde değinmekte. Aslında kadının günlük hayattaki görünmezliği, en çok da bu sebepten. Kadının tek mesleği evlilik. Toplumun kadına biçtiği rol eş ve annelik ile sınırlı.</p>



<p>İşte bu önemli konu, Woolf’un savaşı önleme kapsamındaki ikinci önerisini oluşturur. Ne kadar çok kadın bir erkekten bağımsız gelire sahip olabilirse o denli özgür olacaktır. Ancak burada önemli bir detay söz konusu. Woolf mektubu boyunca çeşitli biyografilerden yararlanır. Bu bilgilere göre kadınlar için yıllık 250 pound yüksek bir başarı örneği olarak görünür. Fakat başarılı bir erkek yıllık 42.000 pound gelir elde edebilir. Bu aradaki uçurum kadının çalışma hayatına dahil olsa bile sorunlarının bitmediğinin kanıtıdır.</p>



<p>Bu yüzden de Woolf &#8220;Üç Gine&#8221; den ikincisini eğitimli adamların kızlarının iş sahibi olmasına yardımcı olan bir derneğe vereceğini belirtir. Böylece kadınlar önemli mevkilerde iş sahibi olabilecektir. Mektubu gönderen beyefendinin savaşı önleme konusundaki yardım çağrısına da özgür ve ön yargısız bir şekilde yardımcı olabileceklerdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-canavar-ingiltere-mi-almanya-mi">Canavar İngiltere mi Almanya mı?</h2>



<p>Woolf kitabın bu bölümünde önemli başka bir konuya da dikkat çeker. İngiltere, Nazi Almanyası’nı özgürlükleri kısıtlamaya çalışan bir diktatör, canavar olarak tanımlar. Ancak arka planda kendi sınırları içerisinde yaşayan kadınların özgürlüklerini kısıtlayarak büyük bir ironi oluşturur. Woolf kendini medeni bir Avrupa ülkesi olarak tanımlayan İngiltere’nin, aslında Almanya’dan çok da farklı olmadığını işaret eder.</p>



<p>Bu noktada İngiltere gazetelerinde savaş döneminde kadınların evde oturmalarını salık veren, devletin ve iş sahiplerinin öncelikli olarak erkeklere iş vermesi gerektiğini belirten yazıları örnek gösterir. Alman diktatör ise o sırada kendi ülkesinde ‘’Doğa erkeğe ailesinin ve ülkesinin himayesini emanet etmekle iyi yapmıştır. Kadının dünyası, ailesi, eşi, çocukları ve evidir.’’ cümlelerini kurmaktadır. Konuşan ağızlar başka da olsa canavarın özü iki ülkede de aynıdır.</p>



<p>Bu sebeple canavarı ilk olarak kendi ülkesinde yok etmek ister Woolf. Kadının iş hayatında daha aktif olması gerektiğini savunur. Sonuçta kadın geçimini sağlayarak, babasına veya eşine bağlı olmayacaktır. İş hayatında önemli pozisyonlarda, önemli kararların alımında rol alabilecek ve canavara karşı mücadele edebilecektir.</p>



<p>Woolf bağış yapacağı bu dernekler aracılığıyla meslek sahibi olan kadınların, meslek sahibi olmaya çalışan her kişiye kadın, erkek ayrım yapmaksızın yardımcı olmasını bekler. Ayrıca kadınların erkeklerin izlediği yoldan değil, kendine ait bir yol çizerek onların varamadığı bir yere varabileceğini söyler. Eğitimli adamların yarattığı dünya insanlığı savaşa ve ölüme sürüklemiştir. Profesyonel kadın ise erkeklerden farklı bir yol izleyerek ‘’yeni ve daha iyi bir dünya yaratabilir.’’. Bu sebeple çalışan kadın düşüncelerini para uğruna satmamalıdır da. Kendi doğrusunda ilerleyerek özgün olmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bir-kadin-olarak-benim-ulkem-tum-dunyadir">&#8221;Bir Kadın Olarak Benim Ülkem Tüm Dünyadır&#8221;</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/p06w99w1-1024x576.jpg" alt="Virginia Woolf" class="wp-image-8499" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/p06w99w1-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/p06w99w1-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/p06w99w1-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/p06w99w1-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/p06w99w1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Üçüncü bölüm diğer iki bölüme oranla daha yüksek perdeden eleştiri içeriyor diyebiliriz. Bu bölüm, mektubu yazan beyefendinin &nbsp;‘’kültürü ve entelektüel özgürlüğü savunmak için’’ dernek manifestosunu imzalama ve derneğe üye olma taleplerine verilen yanıtları içerir.</p>



<p>Woolf eğitimli adamların kızlarının, eğitimli adamlara, Arthur Eğitim Fonu ile en başından beri yardımda bulunduğunu hatırlatır. Kadınlar kendi eğitimleri için gerekli olan tüm parayı ailelerinin kararı doğrultusunda erkek kardeşlerinin eğitimi uğruna feda etmiştir. Ancak gelinen durum bunca zamandır toplanan paranın boşa harcandığını göstermektedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>’bir ofis kiralayıp, bir sekreter tutup, bir komite seçerek fon toplamaya başlamadan önce bu okulların ve üniversitelerinden başarısız olduğunu düşünmemiz gerekmez mi?’. </em>(Siz de bu mektubu yazan beyefendinin yerinde olmak istemezdiniz eminim)</p></blockquote>



<p>Woolf tüm bu eleştirilerine rağmen son ginesini bu beyefendiye verir. Ancak manifestoyu ve dernek üyeliğini reddeder. Kadınların ayrı bir topluluk olarak kendi yollarında ilerlemesi gerektiğini hatırlatır. Bu öneri de savaşı önlemek konusunda Woolf’un 3. ve son önerisidir.</p>



<p>Belki yan yana yürüyen iki topluluk olabilirler ancak kadınlar artık erkek önderliğinde yürümeyeceklerdir. Kadın doğası gereği farklıdır, bu yüzden yardımı da farklı olmalıdır. Kadınlar dışlanmıştır. Bu sebeple var olan düzenin eleştirilmesi gereken yanlarını görebilmektedirler. Tam anlamıyla dâhil olamadıkları eğitim sistemini eleştirerek, değiştirerek yeni medeni bir toplumun kurulmasını sağlayabilirler. İkinci sınıf bir konuma yerleştirildikleri dini eleştirerek, değiştirerek erk egemen ruhban sınıfının eşitlikçi olmasını sağlayabilirler.</p>



<p>Ancak erkekler ataerkil düzende ancak savaş gibi bir durumda baskı hissetmekte, yaşamları tehdit altında kalmaktadır. Onun haricinde gündelik yaşamın erkeklere verdiği olanaklar onlar için yeterli ve doyurucudur. Bu yüzden değişime gerek yoktur.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-uc-gine-elestirileri">Üç Gine Eleştirileri</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="630" height="629" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/1.3343548-image-597777898.jpg" alt="üç gine" class="wp-image-8512" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/1.3343548-image-597777898.jpg 630w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/1.3343548-image-597777898-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/1.3343548-image-597777898-150x150.jpg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/1.3343548-image-597777898-480x479.jpg 480w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" /></figure>



<p>Yazı boyunca Woolf’un kullanmış olduğu ‘‘eğitimli adamın kızları’’ ibaresine sadık kalmamız dikkatinizi çekmiş olabilir. Bunun sebebi terimin, kitaba yöneltilen olumsuz eleştirilerin en büyük kısmını oluşturması. Woolf Üç Gine kitabı ile kapsayıcı olmamakla eleştirildi. Eleştirmenlere göre kitabın bahsettiği konular yalnızca orta-üst sınıf ailelerin kızlarını ilgilendirmekte. Kadınların genel problemleri ise tabii ki bunlarla sınırlı değil.</p>



<p>İşte bu dönemin geneline ait dar feminist bakış açısı 2. Dalga feminizmin de doğuş sebebi. Birinci dalga feminizm, kadınların oy hakkını elde etmesini hedeflemekle yetindi. Ancak 2. Dalga feminizm kapsayıcılığı merkezine aldı.</p>



<p>Bu noktada kendisini geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz &#8220;Feminizm Herkes İçindir&#8221; kitabının yazarı <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Bell_hooks" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bell Hooks</a> 2. Dalganın önemli isimlerinden. Kendisi yaşamı boyunca feminizmin beyaz, orta sınıf, eğitimli kadınların hareketi olmadığını; sınıf ayrımcılığı, ırkçılık, milliyetçilik, militarizm, homofobi ve transfobi ile mücadele edilmediği müddetçe kadınlar arasında gerçek bir dayanışmayı sağlamanın mümkün olamayacağını savundu.</p>



<p>Kitap ayrıca Üç Gine ismi ile de oldukça olumsuz yorum aldı. Gine madeni paranın olmadığı bir dönemde yalnızca toplumun üst sınıfınca belirli işler için kullanılabilmekte. Aslında bir sosyal sınıf göstergesi. Woolf bu gineleri bağışlayarak toplumun üst sınıfının üst sınıfı ilgilendiren sorunlarına çözüm talep eder görünmekte.</p>



<p>Kitabın diline değinecek olursak, oldukça kinayeli ve saldırgan bir dil kullanılmış diyebiliriz. Woolf ayrıca kitap boyu sık sık cümleleri arasına dipnotlar ekler.  Bu dipnotlar neredeyse ayrı bir metin olabilecek kadar uzun ve yoğun. Bu sebeple bir dipnotu okuduktan sonra yazıya geri dönüldüğünde, okur kaldığı noktadaki konudan uzaklaşmış olabiliyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-son-soz">Son Söz</h2>



<p>Woolf, &#8220;Üç Gine&#8221; ile savaşın; erkeklerin şiddet, rekabet ve tahakküm normlarının bir ürünü olduğunu savunur. Bu normlar ise erkeklerin yaşamına eğitim ve meslekler aracılığıyla yerleştirilmiştir. Kadın ise bu yapılardan en başından beri dışlanması sebebiyle kendine farklı değerler geliştirebilmiştir.</p>



<p>Woolf, kadınların toplum üzerinde bir etkiye sahip olabilmesi için, kamusal alanda yer alınması gerektiğini belirtir. Ancak kadının kendine özgü farklılığını koruması, değişmesi gereken toplumsal tutumları benimsememesi gerektiğinin de altını çizer. Çünkü değişim ancak bu şart korunabilirse gerçekleşebilir.</p>



<p>Üç Gine, Woolf’un feminizmini ve pasifizmini anlamak için güzel bir kaynak. Bu sebeple bile ilgiyi ve okunmayı hak ettiğini düşünüyorum. Kendine Ait Bir Oda&#8217;yı okuduysanız onu temel alarak, Üç Gine ile bir adım ötesine geçebilirsiniz. Hele ki günümüz dünyasında bile ataerkil toplum yapılarının nasıl bir militarizme yol açtığı hepimiz için aşikarken, Woolf’un bu düzene dur diyebilecek önerileri bizler için bir yol haritası olabilir.</p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/uc-gine-golgede-kalmis-feminist-bir-okuma/">Üç Gine: Gölgede Kalmış Feminist Bir Okuma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/uc-gine-golgede-kalmis-feminist-bir-okuma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadının Adı Yok: Nobel Ödülleri</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kadinin-adi-yok-nobel-odulleri/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kadinin-adi-yok-nobel-odulleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Jul 2022 21:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[başarılıkadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[nobelödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[nobelödüllükadın]]></category>
		<category><![CDATA[nobelödüllükadınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=3679</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nobel Ödülleri dünyanın en prestijli ödül organizasyonlarından biri. Bu yazıda sizleri Nobel alan kadınlarla tanıştırıyoruz.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kadinin-adi-yok-nobel-odulleri/">Kadının Adı Yok: Nobel Ödülleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Nobel ödülleri her yıl düzenlenen törenlerle alanında başarılı kişilere, insanlığa yapmış olduğu katkılar sebebiyle verilmeye devam ediyor. Peki, bu başarılı kişilerin ne kadarı kadın hiç merak ettiniz mi? Sizce Nobel gibi oldukça saygın bir ödül organizasyonu hala cinsiyet ayrımcılığına göz yumuyor mudur?</p>



<p>Yazımızda hem bu soruları cevaplamaya çalışacağız hem de ödüllü kadınlardan bazılarına alan açacağız. O zaman önce biraz tarihten bahsedelim.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-dunden-bugune-nobel">Dünden Bugüne Nobel</h2>



<p>Her şey dinamitin mucidi olarak bilinen İsveçli kimyager &#8211; mühendis <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Alfred_Nobel" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Alfred Nobel</a> ile başladı. Nobel’in 1896 yılında vefatı ve ardında bıraktığı vasiyetnamesiyle. Vasiyetnameye göre mal varlığının %95’i ile Nobel adına bir dernek kurulacaktı. Bu dernek ise dünya genelinde fizik, kimya, fizyoloji ve tıp, barış ve edebiyat alanlarında önemli buluşlara imza atmış, yenilikler üretmiş kişilere ödül verebilmek için fon oluşturacaktı.</p>



<p>Hem yıkım gücü yüksek bir patlayıcının mucidi, hem de büyük bir silah fabrikası sahibi Nobel. Bu sebeplerle kendisinin savaş karşıtı olması ve barış alanında ödül vermek istemesi de ayrı bir ironi. Belki de tam da bu ironi sebebiyle vasiyetname açıklandığı dönemde, ülke genelinde tartışmalara ve şüphelere sebep oldu.</p>



<p>Ancak tüm bu tartışmaların 4. yılında dernek İsveç Hükümetince kuruldu. 1901 yılında ise ilk Nobel ödülleri verilmeye başlandı. O tarihten bu yana her sene Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta ödül törenleri düzenlenmekte. Barış Nobel ödülleri harici tüm ödüller Stockholm’de bizzat İsveç Kralı tarafından takdim edilmekte.</p>



<p>Barış ödülleri ise Oslo’da gerçekleştirilen tören ile sahiplerine teslim ediliyor. Bu ödülü ise Norveç Nobel Komitesi başkanı, Norveç Kralı ve Norveç kraliyet ailesinin huzurunda sunuluyor. İlk olarak beş alanda verilen ödüllere 1969 yılında ekonomi branşı da eklendi. Bu branş İsveç Merkez Bankasının 300. yıldönümü vesilesiyle yaptığı bağış sonucu dahil oldu. O yıldan beri ödüller toplam 6 ayrı kategoride sahiplerini bulmaya devam ediyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-rakamlarla-nobel">Rakamlarla Nobel</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/04/awarded-women-1901-2021-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-3684" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/awarded-women-1901-2021-1024x683.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/awarded-women-1901-2021-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/awarded-women-1901-2021-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/awarded-women-1901-2021-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/awarded-women-1901-2021-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/awarded-women-1901-2021-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/awarded-women-1901-2021.jpg 1590w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Tüm Ödüllü Kadınlar 1901-20201 © Nobel Prize Outreach. Ill. Niklas Elmehed</figcaption></figure>



<p>Nobel tarihi boyunca toplam 943 kişi ve 25 kuruluş bu prestijli ödüllere layık görüldü. 121 yıllık geçmişi olan Nobel ödüllerinin cinsiyet dağılımına bakacak olursak; ödül alan erkek sayısı 876, ödül almaya hak kazanan kadın sayısı ise sadece 58. Aradaki farkın ne kadar trajedik olduğunu belirtmeye gerek var mı bilemiyorum.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-odullu-bilim-kadinlari">Ödüllü Bilim Kadınları</h2>



<p>Nobelli ilk kadın hepimizin bildiği üzere 1903 yılında Nobel Fizik Ödülünü alan <strong><em>Marie Curie</em></strong>. Polonya doğumlu Curie bu ödülü hayatına mal olan radyasyon elementi üzerine yapmış olduğu bilimsel çalışmalar sayesinde aldı. 8 yıl sonra Kimya Nobelini de alarak, birden fazla ödül kazanan ilk bilim insanı, Nobel tarihindeki iki ödüllü tek kadın oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/andreaghez-1024x576.jpg" alt="" class="wp-image-7343" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/andreaghez-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/andreaghez-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/andreaghez-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/andreaghez-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/andreaghez.jpg 1380w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Andrea Ghez</figcaption></figure>



<p>Fizik ödüllerinin geçmişine bakacak olursak kadın popülasyonunun oldukça az olduğunu görürüz. Toplamda yalnız dört kadın bu yıllar içinde Fizik Nobel ödülünü kazanabildi. En son ödül 2020 yılında <strong><em><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Andrea_Ghez" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Andrea Ghez</a></em></strong>’in oldu. Amerikalı bir gökbilimci olan Ghez, Samanyolu galaksisinin merkezi ile ilgili çalışmalarıyla ödülü kazandı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="686" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Emmanuelle-Charpentier-ve-Jennifer-A.-Doudna-1024x686.jpg" alt="Emmanuelle Charpentier Jennifer A. Doudna " class="wp-image-7354" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Emmanuelle-Charpentier-ve-Jennifer-A.-Doudna-1024x686.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Emmanuelle-Charpentier-ve-Jennifer-A.-Doudna-300x201.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Emmanuelle-Charpentier-ve-Jennifer-A.-Doudna-768x515.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Emmanuelle-Charpentier-ve-Jennifer-A.-Doudna-1536x1030.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Emmanuelle-Charpentier-ve-Jennifer-A.-Doudna-2048x1373.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Emmanuelle-Charpentier-ve-Jennifer-A.-Doudna-480x322.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Jennifer_Doudna" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jennifer A. Doudna</a> &#8211; <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Emmanuelle_Charpentier" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emmanuelle Charpentier</a></figcaption></figure>



<p>Kimya branşındaki ödülleri inceleyecek olursak 179 erkek arasında sadece yedi kadınla karşılaşırız. Ödülün ilk kadın sahibi daha önceden belirttiğimiz gibi Marie Curie. Kimya Nobelini en son 2020 yılında <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Emmanuelle_Charpentier" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong><em>Emmanuelle Charpentier</em></strong> </a>ve <strong><em><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Jennifer_Doudna" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jennifer A. Doudna</a></em></strong> aldı. İki kadın ortak bir çalışmayla CRISPR gen düzenleme alanındaki çalışmalarla bu ödülü almaya hak kazandı. Charpentier Fransız profesör ve araştırmacı, Doudna ise Amerikalı bir biyokimyager. </p>



<p>Bilim alanındaki son branş olan Fizyoloji ve Tıp Nobellerinde de maalesef işlerin aynı ilerlediğini görüyoruz. Sadece on iki kadın bu ödüle sahip. Ödülü ilk olarak 1947 yılında <strong><em><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Gerty_Theresa_Cori" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gerty Theresa Cori</a></em></strong> kazandı. Prag doğumlu olan Cori, biyokimya profesörü olduğu yıl, glikojenin katalitik dönüşüm sürecini keşfiyle Nobel&#8217;e layık görüldü.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/TU-YOUYOU-1024x682.jpg" alt="" class="wp-image-7359" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/TU-YOUYOU-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/TU-YOUYOU-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/TU-YOUYOU-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/TU-YOUYOU-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/TU-YOUYOU-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/TU-YOUYOU.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Tu Youyou</figcaption></figure>



<p>Alandaki ödülü alan son kadın ise 2015 yılında <em><strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Tu_Youyou" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tu Youyou</a></strong></em>. Çinli bilim insanı Tu Youyou, sıtma parazitini engelleyen artemisinin maddesini keşfiyle milyonlarca insanın hayatta kalmasını sağladı.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-gormezden-gelinen-kadin">Görmezden Gelinen Kadın</h2>



<p>Edebiyat alanına geldiğimizde sayı diğer branşlara oranla yükselmekte. Listede toplam 16 Edebiyat ödüllü kadın var. Ancak erkeklerle kıyaslarsak bu sayı oldukça düşük kalıyor. Edebiyat kategorisinde Nobel ödüllü erkek sayısı tam tamına 96.</p>



<p>Ödülü alan ilk kadın yazar <strong><em><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Selma_Lagerl%C3%B6f" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Selma Ottilia Lovisa Lagerlöf</a></em></strong>. 1909 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazandı. İsveçli yazarın halk hikâyeleri ve efsanelerle beslediği yazıları oldukça ilgi gördü.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Louise-Gluck-1024x576.jpg" alt="Louise Glück" class="wp-image-7345" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Louise-Gluck-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Louise-Gluck-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Louise-Gluck-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Louise-Gluck-1536x864.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Louise-Gluck-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Louise-Gluck.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Louise Glück</figcaption></figure>



<p>Edebiyat Nobelini kazanan son kadın ise 2020 yılında <strong><em><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Louise_Gl%C3%BCck" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Louise Glück</a></em></strong> oldu. Kendisi Amerikalı şair ve deneme yazarı. Glück, jüri tarafından &#8220;sert bir güzellikle bireysel varoluşu evrensel kılan kusursuz şiirsel sesi&#8221; gerekçesiyle övgü aldı. Kendisinin Nobel haricinde bir çok ödülü bulunmakta. Bunlar, Pulitzer, Ulusal Beşeri Bilimler Madalyası, Ulusal Kitap, Ulusal Kitap Eleştirmenleri Birliği ve Bollingen Ödülü.</p>



<p>Nobel Edebiyat ödüllü bir diğer kadın gazeteci yazar Svetlana Aleksiyeviç&#8217;e dair detaylı yazımızı da <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/svetlana-aleksiyevic-duygularin-ve-ruhun-tarihi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">şuradan okuyabilirsiniz.</a></p>



<h4 class="wp-block-heading">Ve sırada kadınların en yoğun olduğu alan; Nobel Barış Ödülleri. </h4>



<p>Bu alandaki ödülü alan ilk kadın <strong><em><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Bertha_von_Suttner" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Barones Bertha von Suttner</a></em></strong>. Kendisi aynı zamanda Nobel ödüllü ikinci kadın olarak tarihe geçmiştir. Ödülünü 1905 yılında aldı. 19. yy.’ın en etkili kitaplarından biri olan <em>Lay Down Your Arms (Silahları Bırakın)</em> isimli savaş karşıtı kitabın yazarı. Eserleri ve diğer çalışmalarıyla döneminin erkek egemen barış kongrelerinde kendine güçlü bir konum sağlayabilmiştir. Barones Bertha von Suttner ile birlikte Barış Ödülleri’nde 90 erkeğe karşı 17 kadın yer almakta. Bu istatistikler de Nobel Barış Ödüllerini kadınların en yoğun görüldüğü branş yapmakta.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/mariaressa-1024x682.jpg" alt="Maria Ressa" class="wp-image-7347" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/mariaressa-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/mariaressa-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/mariaressa-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/mariaressa-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/mariaressa-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/mariaressa.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Maria Ressa</figcaption></figure>



<p>Bu branşdaki ödüllü son kadın ise <strong><em><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Maria_Ressa" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Maria Ressa</a></em></strong> ve ödülünü 2021 yılında aldı. Gerçekleşen son ödül töreninde yer alan tek kadındır kendisi. Filipinli-Amerikalı gazeteci ve yazar Ressa. Filipinlerde ifade özgürlüğü için gösterdiği çabadan dolayı bu ödüle hak kazandı. Komite başkanı ödülün verilme gerekçesi olarak, kendisinin ifade özgürlüğü için yaptığı çalışmaları, ülkesi Filipinler’de gücün kötüye kullanılmasına ve artan otoriter eğilimlere ışık tutmak için gösterdiği çabalarını gösterdi.</p>



<p>Son olarak Ekonomi ödülünü alan iki kadından bahsetmek istiyorum. Bu alanda 53 kez ödül verildi ve 89 kişi ödüle layık görüldü. Bu 89 kişinin ise yalnızca 2’si kadın. 2009 yılında Elinor Ostrom, 2019 yılında da Esther Duflo Ekonomi Nobelini kazandı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="634" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/elinor-ostrrom-1024x634.jpg" alt="elinor ostrom" class="wp-image-7349" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/elinor-ostrrom-1024x634.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/elinor-ostrrom-300x186.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/elinor-ostrrom-768x476.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/elinor-ostrrom-1536x951.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/elinor-ostrrom-480x297.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/elinor-ostrrom.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Elinor Ostrom</figcaption></figure>



<p><strong><em>Elinor Ostrom </em></strong>Amerikalı politika bilimci ve ekonomist. Küçük yerel topluluklardaki insanların ortak doğal kaynakları nasıl yönettikleri üzerine saha çalışmaları yürütüyor. Bu çalışma sayesinde kaynakların ortaklaşa kullanılmasıyla, bakımının nasıl yapılması gerektiğini gösterdi. Hem ekonomik hem de ekolojik olarak sürdürülebilir bir şekilde kaynakların nasıl kullanılacağına dair kuralların zamanla belirlenebileceğini kanıtladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/estherDuflo-1024x682.jpg" alt="esther duflo" class="wp-image-7357" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/estherDuflo-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/estherDuflo-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/estherDuflo-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/estherDuflo-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/estherDuflo-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/estherDuflo.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Esther Duflo</figcaption></figure>



<p>2019 Nobel Ekonomi ödüllü <strong><em>Esther Duflo</em></strong> ise Fransız bir ekonomist. Kendisi çağın en büyük sorunlarından biri olan küresel yoksulluğu hafifletmeye yönelik deneysel yaklaşımları için bu ödülü almaya hak kazandı. Duflo 1990&#8217;ların ortalarından bu yana, eğitim, çocuk sağlığı gibi konularda iyileşme kat edebilmek için saha deneylerini kullanmaya devam ediyor. Farklı alanlarda bir dizi müdahaleyi test ederek, çözümler bulmaya çabalamakta.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-nobelde-kadin">Nobelde Kadın</h2>



<p>Tüm bu istatistikler bize gösteriyor ki, kadınlar özellikle edebiyat ve barış ödüllerinde daha yoğun. Tabii bu rakamlara ne kadar yoğun diyebilirsek. Bu aslında çok da şaşırılacak bir durum olarak görülmemeli. Çünkü erkek egemen toplum kadının yazmasına her daim az da olsa izin verir. Kadınların üniversiteye alınmadığı dönemlerde bile en azından mektup da olsa bir şeyler yazması, bunları bastırması &#8220;hoş görülmüştür.&#8221; Kadın evinde oturarak yazabilir, dünya barışı için dernekler kurup bağış yemekleri düzenleyebilir.</p>



<p>Ancak bilim, patriarkal düzende kadının kesinlikle dahil olmaması gereken bir alandır. Ödüllerin 1901 yılında verilmeye başlandığını da göz önüne alacak olursak, kadının o dönemde bırakın bir keşif yapmasını henüz üniversitelere giremediğini görürüz. Örneğin ülkemizde kadınlar 1914 yılı itibariyle yüksek eğitim yapma hakkını kazanmıştır.</p>



<p>Dünya genelinde kadın o tarihlerde hala daha eğitim, siyaset ve ekonomi gibi alanlarda varlığını kanıtlamaya çabalamaktadır. Bu da kadının ilk yıllarda neden Nobel sahnesinde olmadığını gayet net açıklıyor aslında.</p>



<h4 class="wp-block-heading">2000li yıllara gelindiğinde varsayımlarımızla doğru orantılı olarak Nobel ödüllerindeki kadın sayısının arttığını görebiliyoruz. </h4>



<p>Hayatın tüm alanlarında önceki yıllara oranla <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın </a>artık daha görünür. Ancak yine de hak ettiği konumda değil. Günümüzde mücadelelerimiz dönüşüyor ancak bitmiyor. Kadının evdeki sorumlulukları azalmıyor, iş hayatındaki ayrımcılıklar son bulmuyor. Eşit işe eşit ücret alamayan kadın kariyer basamaklarını çıkarken erkeklere oranla daha büyük zorluklar çekiyor.</p>



<p>Hayata 1-0 geride başlaması ve erkek egemen bir düzende kendine bir yer açabilmesi oldukça güç olan kadının yine de pes etmemesi, başarılı işler çıkarması Nobel gibi önemli bir ödül töreni tarafınca daha çok takdir edilmeyi hak etmekte. Ödüllü kadın ve erkekler arasındaki uçurum yıllar geçtikçe bebek adımları ile kapatılmaya çalışılıyor.</p>



<p>En son düzenlenen Nobel töreninde ödüllü tek kadın olması Nobel komitesinin cinsiyet ayrımcılığını dikkate değer bir konu olarak görmediğini düşündürüyor bizlere. Kurul her ne kadar her sene bu konuda eleştirilere maruz kalsa da çizgisini bozmuyor! İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nin daha kapsayıcı olma sözünü bu sene de tutmadığını görüyoruz.</p>



<p>Bahsi geçen kadınlar ve yazıda yer veremediğimiz diğer Nobelli kadınların hepsi alanında çığır açan işlere imza atmıştır. Peki yalnızca bu bir avuç kadın mı üretip, keşifler yapabilmiştir? Alanında uzman diğer tüm kadınların çalışmaları sırf Nobel tarafından ödüllendirilmediği, görmezden gelindiği için daha mı az önemlidir? Nobel her ne kadar oldukça prestijli bir ödül olarak görülse de, tarihte başarılı çokça kadın yok sayılıyor. Kadınların hak ettikleri ölçüde ödüllendirildikleri, teşvik edildikleri, özgür bırakıldıkları günlerin yakın olması temennisiyle.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kadinin-adi-yok-nobel-odulleri/">Kadının Adı Yok: Nobel Ödülleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kadinin-adi-yok-nobel-odulleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ursula K. Le Guin: Bir Uzaylı Kocakarı Seçkisi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/ursula-k-le-guin-bir-uzayli-kocakari-seckisi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/ursula-k-le-guin-bir-uzayli-kocakari-seckisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2022 21:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Liste]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[karanlığınsoleli]]></category>
		<category><![CDATA[lavinia]]></category>
		<category><![CDATA[mülksüzler]]></category>
		<category><![CDATA[rüyanınöteyakası]]></category>
		<category><![CDATA[ursulaleguin]]></category>
		<category><![CDATA[yerdeniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=3845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ursula K. Le Guin'i duymayan yoktur sanıyoruz ki. Bilim kurgunun kraliçesi olarak nitelendirebileceğimiz yazarın eserlerinden okurlarımız için bir seçki hazırladık. Bu seçkiyi seveceksiniz!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ursula-k-le-guin-bir-uzayli-kocakari-seckisi/">Ursula K. Le Guin: Bir Uzaylı Kocakarı Seçkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ursula K. Le Guin kuşkusuz ki &#8220;bilim kurgu&#8221; denilince akla ilk gelen yazarlardan biri. Kendisi her ne kadar sadece &#8220;Amerikalı bir yazar&#8221; olarak anılmak istese de, külliyatı içerisinde bilim kurgu ve fantezi eserlerinin yoğunluğu oldukça göze çarpar. Le Guin aynı zamanda Neil Gaiman gibi başarılı bilim kurgu yazarlarının da <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/ilham-veren-kadinlar-ve-hikayeleri" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ilham kaynağı</a>dır.</p>



<p>Hugo ve Nebula gibi önemli bilimkurgu ödüllerini kazanan ilk kadın yazardır Le Guin. Eserlerinde Taoizm, feminizm, kültürel antropoloji ve ünlü psikanalist Carl Gustav Jung’ın büyük etkisi olduğu gözlemlenebilir. 2018 yılında kaybettiğimiz yazarın kariyeri boyunca yayınlanan yirmi romanı ve yüzden fazla kısa öyküsü var. Bunların yanı sıra, şiir, eleştiri, çocuk ve <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/saticinin-olumu-modern-insanin-olumu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tiyatro</a> alanlarında da yayınları mevcut.</p>



<p>İşte bu yazımızda da yazarın tüm eserleri içerisinde en özgün, okur tarafından en çok ilgi gören beş eserine değineceğiz. Yalnız şimdiden uyarmış olalım, yazının içerisinde bazı ufak tefek sürprizbozanlar mevcut. Hazırsanız, hep beraber Le Guin evrenine giriş yapabiliriz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ruyanin-ote-yakasi-hayal-mi-kabus-mu">Rüyanın Öte Yakası: Hayal Mi Kabus Mu?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/deneme-1024x682.png" alt="" class="wp-image-6567" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/deneme-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/deneme-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/deneme-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/deneme-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/deneme-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/deneme.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>İllüstrasyon Essy May</figcaption></figure>



<p>Kitabımızın ana karakteri Orr belki de herkesin hayali olabilecek türden bir yeteneğe sahip. Gördüğü rüyalar gerçeğe dönüşmekte. Ancak bu yetenek Orr’un hayatını kâbusa çevirir. Rüyalarını kesinlikle kontrol edememektedir ve her uyandığında kendisini farklı bir gerçekliğin içinde bulmaktadır. Bu sebeple rüya görmemek adına ağır uyku ilaçları içer. Bu ilaçlar devlet tarafından kontrol altında olup belirli miktarlarda ve yalnızca &#8220;Ecza Kartları&#8221; ile verilmektedir. İlaç istihkakının üzerine çıkan Orr yasa dışı yöntemlere başvurur. Kartlarını satan kişiler aracılığıyla ilaçları temin etmeye devam eder.&nbsp; Ancak günün birinde yakalanır ve hikâyemiz de tam bu noktadan sonra başlar.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Devlet ilaç suiistimali yapan kişileri Gönüllü Terapi Tedavisi uygulamasına yönlendirmektedir. </h4>



<p>Orr da bu terapiler için devletin yönlendirmiş olduğu uyku uzmanı Dr. Haber’in ofisine gider. Orada yaşadıklarını paylaşmak konusunda ne kadar tereddüt etse de Dr. Haber’in bir çözüm bulabileceği umuduyla rüyalarının şimdiyi ve geçmişi değiştirdiği anılarını paylaşır. İlk etapta Orr’un söylediklerini ciddiye almayan doktor, Orr’un üzerinde kendi geliştirmiş olduğu bir uyku cihazını denemek ister. Bu cihaz ile Orr sonucu kimseyi etkilemeyecek, basit rüyalar görebilecektir.  Aynı zamanda ilaçlara da ihtiyaç duymadan hayatını sürdürebilecektir.</p>



<p>İlk başta çok masumane bir niyet taşıyan bu bilimsel çalışma, Dr. Haber’in Orr’un rüyalarının gerçekleştiğini görmesiyle insani tutku ve hırsların etkisi altında kalarak bambaşka bir hal almaya başlar. Haber her seferinde Orr’a dünyayı değiştirip, kendi konumunu güçlendirecek rüyalar görmesini telkin eder. Cihaza bağlı halde uyuyan Orr istemeden de olsa Dr. Haber’in arzularına hizmet eder. Deneyi sonlandırmak isteyen Orr Haber’in kendisini akıl hastanesine kapatmasından korkmaktadır.</p>



<p>Her seans sonrası kariyerinde daha yüksek bir pozisyona gelerek mevki sahibi olan Dr. Haber dünyadaki sorunları (kıtlık, savaş, hastalık vb.) bir türlü tam istediği gibi çözememektedir. Orr’un zihni kendisine iletilen komutların belli bir kısmını gerçekleştirirken diğer bir kısmını bozabilmektedir. Hatta iş o noktaya gelir ki, Haber dünya barışını sağlamak isterken uzaylıların istilasına neden olur. Çünkü Orr’un zihnine göre insanlar birbiriyle savaşmayı ancak daha büyük bir düşman karşısında birleşme zorunluluğu doğduğunda durdurur.</p>



<p>Her sayfası yaratıcı ve zekice kurgulanmış bir bilim kurgu romanı olan <em>Rüyanın Öte Yakası</em>&#8216;nı Ursula K. Le Guin 1971 yılında yazdı. Türkçeye ise 2011 yılında çevrildi. Eser yayınlandığının ertesi yılı Locus En İyi Roman Ödülü&#8217;nü kazandı. Ayrıca eserin televizyon ve sinemaya uyarlamaları da mevcut.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-lavinia-ataerkil-mitoslarin-sessiz-kadinlari">Lavinia: Ataerkil Mitosların Sessiz Kadınları</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/leguin3-1024x683.jpg" alt="Ursula K. Le Guin" class="wp-image-6577" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/leguin3-1024x683.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/leguin3-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/leguin3-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/leguin3-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/leguin3-2048x1365.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/leguin3-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/leguin3-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Ursula K. Le Guin</figcaption></figure>



<p><em>Lavinia</em>&#8216;yı, Le Guin’in feminist bakış açısının en naif örneklerinden biri olarak görebiliriz. 2008’de kaleme alınan eser Locus ödülüne sahiptir. Kitap Romalı şair olan Publius Vergilius Maro’nun yazmış olduğu Roma İmparatorluğu Destanı’nın kahramanı Aeneas’ın hikâyesinden ilhamla yazılmıştır.</p>



<p>Lavinia, Aeneas’ın son karısıdır ve destanda kendisi sadece ismen geçer. Ancak kitabımızda Lavinia kurgulanan bir karakter olduğunun ve destanda hak ettiği değeri görmediğinin farkındadır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>‘‘Bana o (şair) can verdi, beni kendime getiren, böylece hayatımı ve kendimi her çeşit duyguyla, yazdıkça güçlü bir şekilde hissettiğim duygularımla (hatırladığım olaylar yalnızca onları yazarken veya o yazarken varlık kazanıyor da ondan belki de) capcanlı hatırlamamı sağlayan o oldu. Ama o bunları yazmadı, çünkü beni ancak ölürken tanıdı. Bunda onun suçu yok.’’</em></p></blockquote>



<p>Lavinia destanda her ne kadar ihmal edilmiş olsa da Ursula ona bir ses, hayat, gelecek verir. Virgilius’un yarım bıraktıklarını, anlatmadıklarını onun gözünden anlatır.</p>



<p>Lavinia, Latium kralının kızıdır. Babasının hiç oğlu olmadığı için, bir oğlan evlat gibi görülmüş ve özgür büyümüştür. Evlenme yaşı geldiğinde babasının kehaneti sonucu taliplerinin tekliflerini reddeder. Böylece bir yabancı olan Aeneas’ın gelişini bekler. Bir kurgu karakter olduğunun farkında olan Lavinia evleneceği adamın kim olduğunu da çok önceden şair Vergilius ile yaptığı konuşmalardan bilmektedir. Asıl şair Lavinia’yı ve Aeneas’in ölümü sonrası yaşanacakları bilememektedir. O, yazdığı destanında Lavinia’yı görmezden gelmiştir. Destanın eril kahramanı olan güçlü, yenilmez, cesur Aeneas’ın çevresindeki kadınlar küçük ayrıntılardan ibarettir şair için.</p>



<p>Lavinia Aeneas’ın ölümünü de önceden şairden öğrenir. Onunla yaşayacağı yılların kısıtlı oluşunu bilerek geçirmiştir evliliğini. Aeneas’ın önceden bilinen ölümü gerçekleşse de biz Lavinia’nın hayat hikâyesini okumaya devam ederiz. Çünkü bizim asıl kahramanımız O’dur, Aeneas değil.</p>



<p>Kitap aynı zamanda Ursula K. Le Guin’in yayınlanan son romanıdır. Yazar hayatının son zamanlarında sadece deneme, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/gelisecek-siir" target="_blank" rel="noreferrer noopener">şiir</a> ve bazı çeviriler ile ilgilenmiştir. Eser bu açıdan da oldukça büyük bir önem taşımaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-mulksuzler-gercek-yolculuk-geri-donustur">Mülksüzler: Gerçek Yolculuk Geri Dönüştür</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="751" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/mulksuzler-1024x751.jpg" alt="Mülksüzler" class="wp-image-6579" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/mulksuzler-1024x751.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/mulksuzler-300x220.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/mulksuzler-768x563.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/mulksuzler-480x352.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/mulksuzler.jpg 1500w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>İllüstrasyon&nbsp;David Lupton<em>&nbsp;</em></figcaption></figure>



<p>Yazarın en çok ses getiren kitaplarından biri kuşkusuz ki <em>Mülksüzler</em>. Orijinal adı <em>The Dispossessed</em> olan kitap 1974 yılında yazıldı. 1975 yılında ise bilim kurgu dünyasının en prestijli iki ödülü ile taçlandırıldı. Bu ödüllerden biri olan <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Nebula_%C3%96d%C3%BCl%C3%BC#:~:text=Nebula%20%C3%96d%C3%BCl%C3%BC%20(Nebula%20Award)%2C,%C5%9Feklindeki%20%C3%B6d%C3%BClle%20birlikte%20para%20verilmez." target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nebula</a>, çoğunluğu Amerikan muhafızlarından oluşan SFWA derneği tarafından verilmekte. Dernek anarşist, sosyalist ve feminist olan Le Guin’e ödülü vermek istemese de, kitabın yayınlandığı yıl bir klasik haline gelmesiyle ödül hak ettiği yeri bulur. Kazandığı diğer bir önemli ödül ise Dünya Bilim Kurgu Derneği tarafından verilen <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Hugo_%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hugo Ödülü</a>. İki ödül de bilimkurgu dünyasının Oscarları olarak bilinmekte. Ursula K. Le Guin yazın hayatı boyunca bu iki ödülü de birçok kere kazandı.</p>



<p>Kitabın ismi ile ilgili Metis Yayınları&#8217;nda fantezi ve bilimkurgu editörü yazar Bülent Somay şöyle bir açıklama yapar:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>‘’The Dispossessed, İngilizce bir dizi anlamı bir arada barındırıyor ve ne romanın Türkçesine verdiğimiz Mülksüzler adı, ne de akla gelebilecek bir dizi başka ad bu anlam zenginliğini karşılayabiliyor. Öncelikle The Dispossessed, Dostoyevski’nin İngilizceye The Possessed adıyla çevrilen romanına bir cevap. Bu romanın Türkçe adı Ecinniler….LeGuin, romanının adını Dostoyevski’nin romanının tam zıddı koymuş. Herhalde şunu demeye çalışıyor: Anarşistler öyle ‘ruhu cinler tarafından ele geçirilmiş’ şeytansı yaratıklar değildir, onlar sahipsizdir, ne şeytan, ne de insan onlara sahip olamaz. The Dispossessed aynı zamanda ‘mülksüzler’ demek, ki bu LeGuin’in tasvir ettiği anarşist toplumun en önemli özelliğini oluşturuyor.’’</em></p></blockquote>



<h4 class="wp-block-heading">Kitap Anarres ve Urras isimli birbirinin etrafında dönen, hangisinin gezegen hangisinin ay olduğu belli olmayan ikiz dünyalarda yaşayan insanları anlatıyor. </h4>



<p>İki gezegen birbirlerinin tamamen zıttı. Anarres gezegeninde mülkiyet kavramı yok, kimse bir nesneye, metaya sahip değil. Bu sahiplik kavramının bir sonucu olarak insanların da sahibi yok. Doğan çocuklar bile anne babanın değil topluluğun çocukları. Gezegende inanılmaz bir kuraklık, kıtlık hakim. Hava koşulları oldukça çetin.</p>



<p>Diğer gezegen Urras ise tam tersi büyük bir verimlilik içerisinde. Ancak yerleşik bir kast sistemi ve sömürü var. Anarres ne kadar anarşist ise Urras o kadar arşist. Yani devletçi, hiyerarşik. Aynı zamanda Urras eski dünya. Yani çok eskilerde Urras’da yaşayan bir grup insan Anarres gezegenine giderek orda bir komün kuruyor. Göz sonrası da Urras’daki mülkiyet kavramını geride bırakıyor.</p>



<p>Romanımız Anarres’de yaşayan Shevek’in Urras gezegenine gidişi ile başlıyor. Shevek Urras’a giden ilk Anarres’li. Bu sebeple toplum onu bir hain olarak görüyor. Ancak Shevek’in amacı insanlık yararına olacak buluşunun hak ettiği değeri görmesi ve hayata geçirilebilmesi. Anarres’de her ne kadar hükümetler, yasalar olmasa da kamuoyu desteği ile rakip gördükleri kişilerin üzerinde iktidar kurabilen insanlar var. Bu sebeple Shevek bu insanların kendini görmezden gelmesi sebebiyle Urras ile iletişime geçer. Atalarının göçüp geldiği eski dünyaya doğru yola çıkar ve maceramız böylece başlamış olur</p>



<p>Roman bize gösteriyor ki mükemmel diye bir toplum, sistem yok. Sadık ilkeler ile kurulmuş bir yeni dünyanın bile eksiklikleri, hataları olabiliyor. Aynı zamanda ardına bakmadan terk edilen bir dünyanın da sevilebilir yanları her zaman bulunabiliyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-karanligin-sol-eli-androjen-bir-irkin-kurdurdugu-hayaller">Karanlığın Sol Eli: Androjen Bir Irkın Kurdurduğu Hayaller</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="773" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/karanligin-sol-eli-1024x773.jpg" alt="Karanlığın Sol Eli" class="wp-image-6581" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/karanligin-sol-eli-1024x773.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/karanligin-sol-eli-300x226.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/karanligin-sol-eli-768x579.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/karanligin-sol-eli-1536x1159.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/karanligin-sol-eli-480x362.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/karanligin-sol-eli.jpg 1878w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>İllüstrasyon&nbsp;David Lupton</figcaption></figure>



<p>1969 yılında yayınlanan kitap Hainli döngüsünün 4. Kitabı. Eser birinci yılında daha önceden bahsettiğimiz bilimkurgu Oscarları olarak anılan Nebula ve Hugo ödüllerini kazandı. Daha sonra 1975&#8217;te Locus dergisince yapılan bir ankette <em>Dune ve Childhood&#8217;s End</em> (Çocukluğun Sonu) kitaplarından sonraki en iyi üçüncü roman seçilmişti.</p>



<p>Hikâyemiz gezegenler konfederasyonu Ekumen tarafından gönderilen elçi Genli Ai’nin, konfederasyona katılımını sağlamak amacıyla geldiği Gethen gezegeninde yaşadıklarını anlatmakta.</p>



<p>Gezegenin en büyük özelliği insanlarının çift cinsiyetli oluşu. İnsanlar yılın belli döneminde o anki hormonal yoğunluklarına göre kadın veya erkek olmakta. Cinsel niteliklerin edinildiği bu dönem Kemmer olarak adlandırılmakta. Kişiler her seferinde farklı bir cinsiyete bürünebildikleri için bir çocuğun annesi olan kişi bir sonraki seferde başka bir çocuğun babası konumunda olabiliyor. Baskın bir cinsel kimliğin olmayışı sebebiyle Gethen’de kadın veya erkek olmak kişiye her hangi bir güç, statü, öncelik sağlamıyor. Sabit cinsiyetin olmayışından yola çıkarak Ursula K. Le Guin Gethen’i savaşsız bir ülke olarak tasvir eder.</p>



<p>Gezegenin bir diğer özelliği ise iklimi. En sıcak döneminde bile yarı-kutup iklim koşulları hakim. Gezegen bu sebeple Hain evreninde Kış olarak anılmaktadır. Genli Ai ilk olarak gezegendeki iki büyük ülkeden biri olan Karhide’ye anlaşmayı sunar. Ancak buradan olumlu yanıt alamadığı için diğer bir ülke olan Orgoreyn’e geçer. Tüm bu süreç içerisinde bir erkek olan Genli Ai, cinsiyetsiz olan bu gezegendeki insanların öncelikleri, değerleri karşısında zorluklar yaşamakta ve insanları anlamakta zorluklar çekmektedir.</p>



<p>Eseri yalnızca bilimkurgu alanında değerlendirmek doğru olmayacaktır. Aynı zamanda önemli bir feminist roman olarak da görebiliriz. Ursula K. Le Guin kitap boyunca bizleri; cinsiyet ayrımcılığı olmasa, hatta doğduğumuz an üzerimize yapışan cinsel rollerimizden muaf olsak nasıl bir hayatımız olurdu diye hayaller kurmaya teşvik ediyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yerdeniz-serisi-bir-mum-yakan-bir-golge-yaratir">Yerdeniz Serisi: &#8221;Bir Mum Yakan Bir Gölge Yaratır&#8221;</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="512" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/talesfromtheearthsea-1024x512.jpg" alt="Tales From The Earthsea" class="wp-image-6569" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/talesfromtheearthsea-1024x512.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/talesfromtheearthsea-300x150.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/talesfromtheearthsea-768x384.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/talesfromtheearthsea-480x240.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/talesfromtheearthsea.jpg 1400w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Tales From The Earthsea</figcaption></figure>



<p>Ve son olarak bahsedeceğimiz eser Ursula K. Le Guin’in 1968 yılında yayınlanan fantastik edebiyat dalında yazılmış olan <em>Yerdeniz</em> serisi.</p>



<p>Seri ilk olarak <em>Yerdeniz Büyücüsü (1968)</em>, <em>Atuan Mezarları (1971), En Uzak Sahil(1972)</em> adlı üç kitaptan oluşuyor. Kitaplar sırasıyla büyüme, cinsellik ve ölüm temalarını işlemekte. Daha sonra seriye <em>Tehanu (1990)</em> ve <em>Öteki Rüzgar(2001)</em> kitapları eklendi. Yıllar sonra Yerdeniz evreninde anlatılacak daha çok şeyin olduğunu düşünen Le Guin. Böylece seriye <em>Yerdeniz Öyküleri (2001)</em> adlı kitabını da dahil ederek seriyi 6 kitaba çıkardı.</p>



<p>Tüm bu kitaplar aynı zamanda <em>Yerdeniz Döngüsü</em> olarak da anılmakta. Serinin içerisinde <em>Tehanu</em>, Nebula ve Locus ödüllerini kazanırken, diğer kitapların da birçok ödülü bulunmakta. Seriden esinlenilerek çekilmiş &#8220;Earthsea&#8221; adlı bir film ve &#8220;Tales from Earthsea&#8221; adlı bir de anime var.</p>



<p>Serimiz, Büyücü Ged’in küçükken yaşamış olduğu uğursuz bir olaydan dolayı Roke adasındaki büyücüler okuluna gitmesi ile başlıyor. Seriyi değerli kılan, yaşanan maceralar, konular, karakter ile sınırlı değil. Yerdeniz evreni her detayı ile başlı başına bir ustalık eseri. Evrenin coğrafyası ve tarihi Ursula K. Le Guin tarafından oldukça detaylı ve özenli bir şekilde kurgulanmış.</p>



<p>Yerdeniz dünyası etrafı okyanuslarla çevrili binlerce adadan oluşmakta. Tüm adalar keşfedilmemiş ve haritalandırılamamış, bu sebeple başka yerleşim alanlarının varlığı meçhul. &#8220;Batının ötesinde&#8221; &nbsp;ejderhaların hüküm sürdüğü topraklar olduğu rivayet ediliyor. Büyü yaşamın merkezinde ve büyücüler toplum içerisinde birden çok iş alanında çalışmakta. Büyü doğuştan gelen bir yetenek olmakla birlikte, eğitim ile geliştirilebilir.</p>



<p><em>Yerdeniz</em> evreninde isimler değerlidir. Gerçek isimler paylaşılmaz, herkesin bir lakabı vardır. Büyücüler gerçek adını bildiği kişiler üzerinde hakimiyet kurabilir. Ursula K. Le Guin bize Taocu felsefe ile &#8220;iyi&#8221; ve &#8220;kötü&#8221; büyücülük kavramları ile bir mesaj vermekte. İyi olan dünyayla uyum içinde olmaya çalışırken, kötü olan dengeyi bozup felaket getirebilir. Serinin hepimizin sevdiği popüler fantezi eserlerinden daha eski olduğu düşünülünce, Le Guin’in hayal gücü karşısında saygıyla eğilmekten başka yapılacak pek bir şey yok.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ursula-k-le-guin-bir-uzayli-kocakari-seckisi/">Ursula K. Le Guin: Bir Uzaylı Kocakarı Seçkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/ursula-k-le-guin-bir-uzayli-kocakari-seckisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Latin Amerika Edebiyatı&#8217;nın En Çok Konuşulan 5 Yazarı</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/latin-amerika-edebiyatinin-en-cok-konusulan-5-yazari/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/latin-amerika-edebiyatinin-en-cok-konusulan-5-yazari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 May 2022 21:44:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Liste]]></category>
		<category><![CDATA[alejandrozambra]]></category>
		<category><![CDATA[büyülügerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[doloresreyes]]></category>
		<category><![CDATA[guadalupenettel]]></category>
		<category><![CDATA[latinamerika]]></category>
		<category><![CDATA[latinamerikaedebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[ricardoromero]]></category>
		<category><![CDATA[samantaschweblin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=3686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Latin Amerika Edebiyatına ilgili misiniz? Eğer yanıtınız "evet" ise sizleri kıta edebiyatının çağdaş yazarlarıyla buluşturuyoruz. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/latin-amerika-edebiyatinin-en-cok-konusulan-5-yazari/">Latin Amerika Edebiyatı&#8217;nın En Çok Konuşulan 5 Yazarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Latin Amerika Edebiyatı&#8221; denilince, akla ilk gelen şüphesiz ki büyülü gerçekçilik akımı. Akım her ne kadar kıta edebiyatına içkin görünse de, farklı ülke yazarları da bu türe ait eserler üretmekte. Buna rağmen İspanyolca ve Portekizce yazılan büyülü gerçekçi eserlerin her zaman okura farklı bir tat verdiği de ayrı bir gerçek.</p>



<p>Akımı bir cümle ile açıklamak istersek, Kübalı yazar Alejo Carpentier der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Büyülü gerçekçilik, gerçeğin şeklini bozar ama yazar gerçekçilikten ayrılmaz.</em></p></blockquote>



<p>Latin Amerika yazarlarının çoğunun bu akımı tercih sebebi de aslında bu tanımın içinde gizli. Kıtanın politik durumu sebebiyle; diktatör rejimlerin baskısı altında ezilen toplum eleştirilerini gizlemek zorunda kalır. Kişi düşüncelerini ancak mantık dışı gibi görünen olaylar içerisine saklayarak söyler. Bu sebeple kıtanın yazarları için büyülü gerçekçilik biçilmiş bir kaftan gibi görünüyor.</p>



<p>Ancak yaşayan çağdaş yazarlar Latin Amerika’nın sadece büyülü gerçekçilikten ibaret olmadığını kanıtlamak ister. Böylece biraz da üzerlerine yapışan bu gömlekten sıyrılmaya çabalarlar. Bu konuda da oldukça başarılı olan birçok yazar farklı eserlere imza atmıştır. Biz de bu yazımızda son dönemlerde adından sıkça bahsettiren genç kuşak Latin Amerikalı yazarlardan bahsedeceğiz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-guadalupe-nettel">Guadalupe Nettel</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/04/guadalupe_nettel-1024x576.jpg" alt="Latin Amerika Edebiyatı" class="wp-image-3703" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/guadalupe_nettel-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/guadalupe_nettel-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/guadalupe_nettel-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/guadalupe_nettel-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/guadalupe_nettel.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Latin Amerika Edebiyatı &#8211; Guadalupe Nettel</figcaption></figure>



<p>1973 doğumlu Meksikalı yazar Guadalupe Nettel listemizin ilk yazarı. Nettel&#8217;in hikaye, roman ve deneme türlerinde yayınlanan toplam 11 adet eseri var. Yazar henüz 17 yaşındayken UNAM edebiyat departmanı tarafından düzenlenen Punto de Partida ödülünü aldı. Böylece edebiyat dünyasına resmi olarak adım attı. Eserleri 17 dile çevrilen ve birçok ödülü olan Guadalupe, aynı zamanda Meksika’nın en köklü kültür dergisi olan <em>Revista de la Universidad de México&#8217;nun</em> da editörlüğünü yapmakta.</p>



<p>Zor bir çocukluk geçiren Nettel, küçük yaşlarından beri katarakt dâhil birçok göz problemiyle mücadele ederken aynı zamanda akran zorbalığı görür. Tüm bunlar yazarın kendine kitaplarla çevrili güvenli bir alan oluşturmasını sağlar. Yazarlığa giden yolda, bu yoğun okuma yıllarının etkisi oldukça fazla.</p>



<p>Guadalupe Nettel’in ilk eseri bir öykü kitabı olan ve 1993 yılında yayınlanan<em> Juegos de Artificios. </em>2007&#8217;de, 39 yaşın altındaki en umut verici Latin Amerikalı yazarların listesi Bogota39’da yer alarak dikkatleri üzerine çeker. Bu esnada henüz sadece bir romanı ve öykü kitabı vardır.&nbsp;Ertesi yıl yazdığı <em>Pétalos y Otras Historias Incómodas</em>&#8216;ın İngilizceye çevrilmesiyle yazarımız artık dünya edebiyatına da adım atar. Yayınlandığı tüm ülkelerde okurlar tarafından oldukça ilgi gören kitabın İngilizce adı <em>Bezoar: And Other Unsettling Stories</em>.</p>



<p>Yazarın en beğenilen eserlerinden olan ve dilimize kazandırılan tek kitabı ise <em>El cuerpo en que nací</em>. Eser 2021 yılında Nebula Kitap tarafından <em>İçinde Doğduğum Beden</em> adıyla raflarda yerini aldı. Guadalupe bu eserinde çocukluğundan ilhamla yola çıkar. Kitapta gözünde bir problemle dünyaya gelen kız çocuğu yıllar sonra psikanalist koltuğuna oturur. Bu seanslar esnasındaysa yaşamını etkileyen sağlık sorunlarını, anne ve babasının açık evliliğini, militan öğretmenlerini, özgür cinselliğin hayatı üzerindeki etkilerini anlatır.</p>



<p>Bu romanıyla, <em>&#8220;hayatta aldığımız yaraların gizlice, geri dönülemez bir şekilde, hem görünmeyen hem de açık bir şekilde içimizde nasıl tezahür ettiğini keşfeder.&#8221;</em> Nettel&#8217;in Nebula yayınlarının başarılı bir keşfi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca diğer eserlerinin de en yakın zamanda dilimize kazandırılmasını temenni ediyorum.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-alejandro-zambra">Alejandro Zambra</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/04/alejandro_zambra-1024x576.jpg" alt="latin amerika edebiyatı" class="wp-image-3704" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/alejandro_zambra-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/alejandro_zambra-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/alejandro_zambra-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/alejandro_zambra-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/alejandro_zambra.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Latin Amerika Edebiyatı &#8211; Alejandro Zambra</figcaption></figure>



<p>Sırada eserleri dilimize en çok kazandırılan Latin Amerikalı yazar Alejandro Andrés Zambra Infantas var. Kendisi Şilili şair, öykü yazarı ve romancı. Şiir kitapları hariç yazarın tüm eserleri Notos Kitap tarafından dilimize kazandırıldı. Eserleri Çiğdem Öztürk İspanyolca aslından Türkçe’ye çevirdi. Kitaplar sırasıyla; <em>Bonzai (2006), Ağaçların Özel Hayatı (2006), Eve Dönmenin Yolları (2010), Belgelerim (2014), Soru Kitapçığı (2014), Serbest Kürsü (2019), Okumamak (2022).</em></p>



<p>1975 doğumlu yazar 2007 yılında Bogota39 listesinde yer aldı. O dönemden bu yana da oldukça büyük bir ilgiyle okurlar tarafından takip edilmekte. Zambra, yazarlık kariyerinin başlangıcını şöyle anlatır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Yazar olmayı seçmezdim. Aslında bunu hiç seçmedim, sadece başka şeylerde inkar edilemez derecede daha kötüydüm.”</em></p></blockquote>



<p>Eserlerindeki en dikkat çekici ortak nokta anlatıcının bir yazar adayı oluşu ve yazarlık hakkında yazması. Olaylar genellikle bu yazarlık mesleğinin etrafında veya yanı başında ilerler. Zambra aynı zamanda oldukça gerçekçi konular hakkında yazar. Bu özelliğiyle büyülü gerçekçiliğe taban tabana zıt bir yazım üslubu benimser.</p>



<p>Zambra&#8217;nın eserlerinde, hepimizin günlük hayatta yaşadığı sıradan olaylar anlatılır. Yazar bu denli gündelik olaylardan büyük bir edebiyat devşirir. Eserlerini bu kadar beğenilir kılan da cümlelerinin sadeliğinden aldığımız bu edebi lezzet diyebiliriz.</p>



<p>Zambra&#8217;nın kısa öyküleri ve makaleleri <em>The New Yorker, The Paris Review, McSweeney&#8217;s Quarterly Concern, Babelia </em>ve <em>Quimera </em>gibi dergilerde de yer aldı. 10 yıl kadar Santiago&#8217;daki Diego Portales Üniversitesi Edebiyat Okulu&#8217;nda profesörlük yaptı. Yazar aynı zamanda gazete ve dergiler için edebiyat eleştirileri de kaleme aldı. Her ne kadar öykü ve romanları ile dikkatleri üzerine çekse de kendisi edebiyat hayatına şiirleri ile adım attı. Bu sebeple Notos Kitaptan şiir kitaplarının da çevirilerini büyük bir merakla beklediğimizi buradan iletmiş olalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-samanta-schweblin">Samanta Schweblin</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="524" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/04/samanta_schweblin-1024x524.png" alt="latin amerika edebiyatı" class="wp-image-3705" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/samanta_schweblin-1024x524.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/samanta_schweblin-300x153.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/samanta_schweblin-768x393.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/samanta_schweblin-480x245.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/samanta_schweblin.png 1412w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Latin Amerika Edebiyatı &#8211; Samanta Schweblin</figcaption></figure>



<p>Samanta Schweblin, dünya çapında sayısız önemli ödülün sahibi. Eserleri şuana kadar otuzdan fazla dile çevrilerek okuyucularla buluştu. Dünya genelinde oldukça ilgiyle okunan Arjantinli yazarın toplamda iki roman ve üç öykü kitabı var. Bunun yanı sıra <em>The New Yorker, Granta, Harper&#8217;s Magazine</em> ve <em>McSweeney&#8217;s </em>gibi önemli dergilerde öyküleri yayınlandı. 1978 doğumlu yazarın ilk öykü kitabı 2002 yılında çıktı. Schweblin o tarihten bu yana kendine özgü tarzıyla adından övgüyle bahsettirmekte.</p>



<p>İlk romanı <em>Distancia de Rescate</em> ise 2014 yılında okurlarla buluştu. Kitabın İngilizce adı <em>Fever Dream</em>. Yazar bu kitabıyla İspanya’nın önemli ödüllerinden biri olan <em>Tigre Juan Ödülü&#8217;nü</em> kazandı. Aynı zamanda 2017 yılında Man Booker Uluslararası Ödülü finalistleri arasına girdi. Kitap ABD&#8217;de 2018 yılının en iyi kitabı seçildi.</p>



<p><em>Fever Dream</em> Schweblin’in ülkemizde yayınlanan ilk romanı. 2021 yılında <em>Kurtarma Mesafesi</em> ismiyle dilimize kazandırıldı ve oldukça ilgiyle karşılandı. Can Yayınları tarafından basılan kitabı İspanyolca aslından Emrah İmre çevirdi.</p>



<p>Roman oldukça detaylı sahneleri ile adeta okuyucuyu hikayenin içine çekip oraya hapsetmekte. Yazarın Buenos Aires Üniversitesi&#8217;nde Ses ve Görüntü Tasarımı eğitimi almış olduğunu da belirtelim. Böylece kitabın nasıl bu kadar sinematografik olduğunu anlamış oluyoruz. Schweblin kitap boyunca okuyucunun tüylerini diken diken ediyor. </p>



<p>Roman ayrıca 2021 yılında Netflix tarafından filme uyarlandı. Filmin yönetmeni Claudia Llosa. Senaryo ise Llosa ile Schweblin&#8217;in iş birliği. Kitabı okuduktan sonra filmini de izlemenizi öneririm. Ancak kitabın daha etkileyici olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.</p>



<p>Can Yayınları Schweblin’in 2008 yılı yayımlı <em>Pájaros en la boca </em>isimli öykü kitabını da dilimize kazandırdı. Eser, <em>Ağızdaki Kuşlar</em> adıyla okurlarla buluştu. Öyküleri Arjantin ve Güney Amerika’da <em>Fondo Nacional de Las Artes, Haroldo Conti, Casa de las Américas</em> gibi ödüllere layık görülen yazarın öykülerinde de romanlarındaki tekinsizlik duygusu hüküm sürmekte. Bu tekinsizlik duygusunun sizi bir Schweblin fanı yapabileceğini söylemekten ayrıca mutluluk duyarım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ricardo-romero">Ricardo Romero</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/04/ricardo_romero-1024x683.jpg" alt="latin amerika edebiyatı" class="wp-image-3706" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/ricardo_romero-1024x683.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/ricardo_romero-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/ricardo_romero-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/ricardo_romero-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/ricardo_romero-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/ricardo_romero.jpg 1500w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Latin Amerika Edebiyatı &#8211;  Ricardo Romero</figcaption></figure>



<p>Lemis yayınlarının, <em>Başkanın Odası </em>başlığı ile yayınlamış olduğu eseriyle, hayatımıza yeni giriş yapan bir diğer Latin Amerika yazarımız 1976 doğumlu Ricardo Romero. Arjantinli yazar aynı zamanda edebiyat dergilerinde editörlük de yapmakta.</p>



<p>Romero&#8217;nun ilk romanı <em>Ninguna Parte</em> 2003 yılında yayınlandı. Yazar daha sonra bir üçleme yazdı. Bu üçleme yazarın İspanyolca dilinde yazmış olduğu son eserler oldu. Üçleme sırasıyla şu şekildedir:</p>



<p><em>El síndrome de Rasputín (2008), Los bailarines del fin del mundo (2009), El spleen de los muertos (2012)</em></p>



<p>Yazar daha sonra İngilizce dilinde kitaplar yazıp yayınlamaya başladı. Bunlardan ilki olan <em>The President&#8217;s Room</em> 2015 yılında edebiyat severler ile buluştu. Kitap yayınlandığı dönemde dünya genelinde oldukça beğenildi ve olumlu yorumlar aldı. 2021&#8217;de yayınlanan <em>Big Rip</em> adlı kitabı ise yeni tuhaf akımının bir örneği olarak gösterilmekte. Yazarın çalışmaları ayrıca İngilizce, Fransızca, Portekizce ve İtalyanca çevirileriyle okuyucularla buluşuyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-dolores-reyes">Dolores Reyes</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large wp-duotone-000000-ffffff-1"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="685" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/04/dolores_reyes-1024x685.jpg" alt="latin amerika edebiyatı" class="wp-image-3709" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/dolores_reyes-1024x685.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/dolores_reyes-300x201.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/dolores_reyes-768x514.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/dolores_reyes-480x321.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/04/dolores_reyes.jpg 1360w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Latin Amerika Edebiyatı &#8211; Dolores Reyes</figcaption></figure>



<p>1978 Buenos Aires doğumlu olan Dolores Reyes, yayınlamış olduğu tek kitabıyla listemize hızlı bir giriş yaptı. Doğduğu şehirde klasik edebiyat eğitimi alan yazar, aslen öğretmenlik yapmakta.</p>



<p>Feminist bir aktivist olan yazarın yayımlanan ilk öykü kitabı <em>Eartheater</em>. Yazar eserini, kadın cinayetlerinin ergen kurbanları <em>Melina Romero</em> ve <em>Araceli</em> <em>Ramos</em>&#8216;un anısına ithaf eder. 2020 yılında yayınlanan eser Arjantin’de büyük tepkilere yol açarak, uzun süre gündem konusu olur.</p>



<p>Yayınlandığı yılın hemen ertesinde <em>Eartheater</em>, Can Yayınları tarafından <em>Toprakyiyen</em> adı altında ülkemizde okuyucuları ile buluştu. Kitabı İspanyolca aslından çeviren Saliha Nilüfer. Listemizdeki diğer yazarlara göre Dolores Reyes, büyülü gerçekçilik akımından çok da uzaklaşamamış. Bu yüzden bir ilk kitap olan <em>Toprakyiyen’</em>de <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/2022/05/28/25-agustos-1983-ve-diger-oykuler-borges-ve-buyulu-gerceklik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Borges </a>ve Cortazar’dan esintiler de bulabilirsiniz. Çağdaş yazarlar her ne kadar büyülü gerçekçilikten uzak kalmaya çabalasa da, erkek egemen toplumda kadın yazarlar maalesef hala bu akımın sağladığı özgürlükten haklı olarak faydalanmak isteyebilmekte.</p>



<p>Can Yayınları tarafından hazırlanan kitap tanıtımı ise şu şekilde:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Her köşesinden adaletsizlik fışkıran Buenos Aires varoşlarında yaşayan isimsiz kız, dürtülerine uyarak toprak yemeye başlayınca doğaüstü bir yeteneği ortaya çıkar: Toprakla temas edenlere dair gaipten görüntüler görebilmektedir. Kaybettiklerinin izini bulmak isteyen insanlar bahçesine toprak dolu şişeler bırakmaya başlar. Artık Toprakyiyen diye anılacak kız toprağın gizlediği ürpertici sırları çözerken bir yandan da kendi kaderini çizmeye çalışacaktır.</em></p><p><em>Toprakyiyen’de Dolores Reyes kadın ve çocukların dibe itildiği, şiddetle şekillenen eril dünyanın karanlığına büyülü bir ışık tutuyor.</em></p></blockquote>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/latin-amerika-edebiyatinin-en-cok-konusulan-5-yazari/">Latin Amerika Edebiyatı&#8217;nın En Çok Konuşulan 5 Yazarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/latin-amerika-edebiyatinin-en-cok-konusulan-5-yazari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
