<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurşen Uyar, Kazan Kültür sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/author/nursen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/author/nursen/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Dec 2022 20:36:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>Nurşen Uyar, Kazan Kültür sitesinin yazarı</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/author/nursen/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sanat Neden Dolandırır?</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sanat-neden-dolandirir/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sanat-neden-dolandirir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 22:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaşsanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatproblemleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=11155</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatta meydana gelen hırsızlık ve dolandırıcılığın nasıl “sanat” olarak nitelendirildiğini ve popülerliği güdümlediğini hep birlikte inceliyoruz. Bugün bu yazıyı gerçeğin</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sanat-neden-dolandirir/">Sanat Neden Dolandırır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sanatta meydana gelen hırsızlık ve dolandırıcılığın nasıl “sanat” olarak nitelendirildiğini ve popülerliği güdümlediğini hep birlikte inceliyoruz.</p>



<p><em>Bugün bu yazıyı gerçeğin arkasından dolanmayı tercih edenler için hazırlıyorum. Net olmayan kuşlar, ne kadar yüksekten uçabileceğini düşünür? Bastırmaya çalıştığım öfkemi, dağılan kendimi ve can sıkıntımı toplayıp ceplerime sıkıştırdım. Eteğimin uçlarını bohça gibi toplayıp içimde kalan bütün cümleleri yerleştirdim içine ve hayır, kendime yük etme derdinde değilim.</em></p>



<p>Bu cümleleri yazıyı ilk hazırladığım sıcak zamanlarda not almıştım. Ancak şu an ne bir yüküm var ne içimde kalan ne de söylemek istediğim bir söz. O gün kafamın içi pop art gibiydi. Her yerden birbirinden bağımsız kelimeler, duygular, durumlar, bakışlar, öfke ve daha bir sürü şey çıkıyordu. </p>



<p>Ucuz gazete küpürlerine eşlik eden yüksek maliyetli popüler dergi kesikleri gibiydi düşüncelerim. Böyle tam bir anlam çıkaracakken başka bir kolaj parçasının kafamı karıştırdığı ve her şeyin sıfırlandığı karmaşık anlar yığını. “<em>Hah şimdi</em> <em>anladım!”</em> &nbsp;derken hiçbir şey anlamadığımı fark ettiğim dakikalar…</p>



<p>Şimdiyse sıfırım. Tüm matematiğini yapmış, parantezleri dahil etmiş, çarpmış, bölmüş ve koca bir hiç elde etmiş durumdayım. Bütün duygularımın sağlamasını yaptım ve şu an zihnim oldukça rahat. Çöpümü temiz tutmayı başarabildiğim anlardayım ve kimsenin kendi pisliğini önüme atmasına izin vermiyorum.  </p>



<p>Nihayet kafamın içini underground olarak lanse edilen ancak underground olmanın yanından geçmeyen kolajlardan arındırdım. Şu an zihnimin nasıl olduğunu size <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Jens_Haaning" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jens Haaning</a> ile anlatabilirim. Haaning’in koca Danimarka’yı dolandırdığı tablolar gibiyim. Ben kendimi dolandırıyor muyum? İşte orası muallak.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sanatin-dolandiricilik-potansiyeli">Sanatın Dolandırıcılık Potansiyeli</h2>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/JensHaaning-1-1024x682.jpg" alt="Jens Haaning" class="wp-image-11392" width="840" height="559" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/JensHaaning-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/JensHaaning-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/JensHaaning-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/JensHaaning-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/JensHaaning-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/JensHaaning-1.jpg 1535w" sizes="(max-width: 840px) 100vw, 840px" /></figure>



<p><a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sanat</a>, sadece bir kelime olarak bile insanları dolandırmak için kullanılabilir ya da bu amacı güdebilir. Bunu nasıl mı sağlar? Sizin aracılığınızla. Size inanç verir, inancı almazsanız; popülerlik getirisi sunar. Sanat bir pazarlıktır ve temelde ticareti iyi bilmek gerekir. Bu sebep ile de tüm sanat merkezleri en iyi muhasebecilerle çalışmayı tercih eder.</p>



<p>Peki, siz neyi tercih ediyorsunuz? Bilinçli dolandırılmayı mı yoksa hala Alaaddin’in halısıyla seyahat etmeyi mi? Eğer halıyı alıp bir yandan da bilinciniz her şeyin farkındaysa bu sizin uzman olduğunuzu gösterir. En sevdiğim kandırılma biçimi, farkında olduğumun fark edilmediği kandırılma halidir. Bu durumlar için lügatime yeni eklenen cümlemse şu “<em>kuşum, neden arkadan dolaşıyorsun? Net olsana.”</em></p>



<p>Arkadan dolaşmalar ne yazık ki sadece simsarların içine işlemedi. Bireylerin, üretimlerin, ilişkilerin, kurumların yani her bir öznenin içine işlemiş durumda. Şimdi iki yüzlü davranmayalım, zamanında bizler de ikili ilişkilerimizde arkadan dolandık. Kaçtıklarımızı, korkularımızı, duygularımızı sakladık. Kırıklarımızı bata bata topladık da çelikten yapılmış gibi davrandık.</p>



<p>Bunu biz ikili ilişkilerimizde yapıyorken ya da yapmışken, neden bir sanat simsarı, sanatçı ya da sanat kurumu yapmasın? Soyut konulardan ve aslında içinde romantizm barındırdığını düşündüğümüz şeylerden bahsederken net olmak herkes için zor. Mesele bir sanat merkeziyse, orası için de zor olmalı. Unutulmaması gereken noktalardan biri de sanat merkezlerini/kurumlarını yönetenlerin de insan; simsarların da birey olduğu.</p>



<p>Haliyle herkes kendi bireyselliğinden yola çıkarak kurumsal yönetime geçiyor. Burada da kurum değil, birey olmak önem taşımaya başlıyor. E sürekli ikircikli davranan, arkadan dolanan, dolandıran, kendinden başkasını düşünmeyen bir insanın çıkıp da bir sanat merkezini “etik” ve “şeffaf” yönetmesinden bahsedilebilir mi? Yanıtı biliyorsunuz. Yanıtı, bu ülkede çok iyi biliyorsunuz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sanat-neden-dolandirir">Sanat Neden Dolandırır?</h2>



<p>Sanatın neden dolandırdığını sorgulamaya başlamak bile dolandırıcılık. <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Dune_(roman)" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dune</a>’yi okudunuz mu? Frank Herbert tarafından milyonlarca yıl önce yazılan ve milyonlarca yıl sonrasını anlatan, dünyanın en iyi serisi. Herbert kurduğu dünyada sürekli bir şeylerin iç içe olmasından bahsediyor. Bazen üstü kapalı bazen apaçık ama nasıl bahsederse bahsetsin her zaman Dune’nin bir gerçeği olduğunu anlıyorsunuz</p>



<p>Sanat için de aynı meseleden bahsetmek mümkün. <em>Sanat dolandırıcılığının içindeki dolandırıcılık, sanatın içindeki sanat, sanat üretiminin içindeki üretim…</em> Bunlar hep Herbert’in yarattığı dürtüsel bir farkındalık. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Edebiyat</a>ı, sanat olarak kabul ettiğimizde bir başyapıt belirleyeceksek bu kesinlikle Dune olmalı.</p>



<p>Sürekli kafanızı karıştırdığım kavramlar, anlatılar ve sörf etkisi yaratan cümlelerimin içindeki çok yönlülüğün de sebebi tam olarak bu konular. En basit haliyle şunu diyebilirim ki, her üretimin bir başka perspektifi mutlaka vardır. Önemli olan tek perspektife bağlı kalmadan, meseleyi bir bütün olarak ele almak.</p>



<p>Sanatın neden dolandırdığının içindeki ikircikli duruma geri döndüğümüz zaman ise şunu söyleyebilirim, neden dolandırmasın? Burada dolandırmak derken aslında kandırmaktan bahsetmeye devam ediyorum. Herbert ve Dune özelinde bahsettiğim girift olma durumunu size Mona Lisa’nın çalınmasıyla örneklendirebilirim. Hepimizin bildiği bir olay. Çoğu zaman hem müzenin hem de buradan çıkarı olan insanların yeniden ilgi görmeye başlaması için tekrar ve tekrar hortlatılan o güzide olay.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="819" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/ezgif.com-gif-maker-1024x819.jpg" alt="mona lisa louvre" class="wp-image-11387" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/ezgif.com-gif-maker-1024x819.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/ezgif.com-gif-maker-300x240.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/ezgif.com-gif-maker-768x614.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/ezgif.com-gif-maker-1536x1229.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/ezgif.com-gif-maker-2048x1638.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/ezgif.com-gif-maker-480x384.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Mona Lisa çalındıktan sonra yüzlerce insanın <strong>bomboş bir duvarı</strong> görmeye gitmesi, size ne düşündürüyor?</p>



<p>Giden insanlar ne göreceklerini düşünerek hareket etti çok merak ediyorum. Hadi yine burun kıvırmadan anlamaya ve anlatmaya çalışayım ama inanılmaz zorlanıyorum şu an. O dönemde yaşadığımı düşünüyorum, bir hırsızlık yaşanmış, arkadaşlarım gelmiş diyor ki hadi gidip bakalım. Yok olmuyor, bakın kurgusunu da yapamıyorum…</p>



<p>Bu konuda şu an tarafsızlığımı koruyamayacağım ama bazı kaynaklar önerebilirim. Bu konuyla ilgili bilgi edinmek istiyorsanız <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Darian_Leader" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Darian Leader</a>’in <em>Mona Lisa Kaçırıldı</em> adlı kitabını okuyabilirsiniz. Lisa’nın “sırrını” anlatan birçok farklı kaynak var. İzlerken/okurken sizden isteğim, yaşanılan bu hırsızlık hikayesinden nasıl -da beslenmesi gereken bir açlık varmış gibi- bahsettiklerine dikkat etmeniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sanatci-neden-dolandirir">Sanatçı Neden Dolandırır?</h2>



<p>Sanatçı dolandırır çünkü birçok sebebi vardır. Ama bütün sebeplerin altında yatan asıl düşünce dikkat çekmektir. Dikkat çekme isteği ise beslenmesi gereken bir ego hayvanına işaret eder. Peki, sanatçı nasıl dolandırır? Kurumların yaptığı gibi sizi kullanarak. Sanatçı sizi nasıl kullanır? Sizi güdümleyerek. Nasıl ve neden sorularına sıkılana kadar devam edebilirim fakat yol katetmek bizi başlangıca sürükler. Bu yüzden sorulara siz devam edin. Cevap bulamadığınız noktada destek isterseniz ben buralarda olacağım.</p>



<p>Tek bir eseri, birden çok kişiye satan ve eseri asla teslim etmeyen Inigo Philbrick’i duydunuz mu? 2020 yılının magazininde en çok konuşulan isimlerden biriydi Inigo. Tabii ki pazar magazininden bahsetmiyorum. Sanat piyasasının içindeki dedikodu ağına asla inanamazsınız. Eğer sanatçılar hakkında “bazı şeyler” öğrenmek istiyorsanız mutlaka bir fuara gitmelisiniz. Fuarlarda her zaman, her şeyin “daha fazlasını” öğrenebilirsiniz.</p>



<p>Philbrick’de piyasa içerisinde popülerliğin altına saklanarak, neredeyse 4 yıl boyunca birçok ismi ve kurumu dolandırdı. Bu dolandırıcılığı da şeffaf bir şekilde yaptı aslında ama sonuçta popüler bir ismin, birilerini gerçekten dolandırabileceğini kimse kabul etmez.</p>



<p>Sanatçı neden dolandırır? Çünkü ego hayvanını doyurmak ister. Bazıları bunu duygusal – psikolojik tatmin için yaparken bazıları da Philbrick gibi arka yollara sapar. Günün sonunda amaç ne olursa olsun sanki bu sanatçılar mastürbasyon yapsa tüm mesele çözülecekmiş gibi geliyor. Bunun için kısa-yol-sanatçılarına önerebileceğim bazı yöntemler ve oyuncaklar var. Ayrıca aynı yöntemleri maddi tatmin için de kullanabilecekken bizlerle oynamaları canımı sıkıyor.</p>



<p>Sanatsever olmayı en çok zorlaştıran etkenin sanatçılar olduğu noktada, biz dolandırılmaya devam ederiz gibi görünüyor. Bütün bunlar yaşanmadan önce Philbrick’in Instagram hesabına baksalar zaten dolandırıcı olduğunu anlarlarmış bu arada. Böyle şeyler beni çok güldürüyor. Sanat eleştirilerimi ayaküstü dedikodusuna dönüştürmesem profesyonel olmayı da başarırım aslında.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sanati-sudoku-gibi-cozumlemek">Sanatı Sudoku Gibi Çözümlemek</h2>



<p>Bütünü görmeye çalışmak yerine bazen detaya odaklanmak gerekebilir. Bunun ile ilgili çok sevdiğim bir yerde sürekli karşılaştığım bir söz var. Bir tablo üzerine underground, punk, anarşist, serseri artık her ne derseniz deyin kökü dadaya değen ve Ursula’ya ait:</p>



<p><em>“Bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür.” &nbsp;</em>sözünü hatırlıyorum. Tablo burada sonlanıyor ama <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/ursula-k-le-guin-bir-uzayli-kocakari-seckisi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ursula </a>devam ediyor: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>“Bir insan ne kadar zeki olursa olsun, nasıl göreceğini bilmediği bir şeyi göze alamaz.” </em>&nbsp;</p>
</blockquote>



<p>Örneklendirmek istediğim şey Inigo Philbrick’in insanları kandırarak milyon dolarlar kazanması değil. Mona Lisa’nın peşinden koşan ve hiçbir anlamı olmayan bir duvarı görmeye giden insan yığını da değil. Sanatı çözümlemeye başladığımızda bunun hiçbir zaman bitmeyen iplerle birbirine dolanacağını fark etmemiz gerekiyor. Her çözümleme beraberinde yeni soruları getirecek. Sorular cevaplar ile iç içe geçerken sanatın sadece resimden ibaret olmadığı da fark edilecek.</p>



<p>Yaratılan sır perdelerini aralamaya başlamak bunun ne kadar büyük ve aynı zamanda ne kadar küçük bir oyun olduğunu görmeyi de sağlayacak. Sanattaki kavram meselesinden <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/author/nursen" target="_blank" rel="noreferrer noopener">önceki yazılarımda</a> bahsetmiştim. Sanatın içerisinde “büyük” ve “küçük” gibi ölçülerin de sadece birimden ibaret olmadığını görmemiz gerekiyor.</p>



<p>Kaybolan şeyi görmeye gitmeyin. Kaybolan şeyi, “büyüklerin” sizi yönlendirdiği yerlerde aramayın. Dahil olduğumuz oyunları üst bakışla görmeye başladığımızda yani rakamları tabloda doğru yere yerleştirdiğimizde her zaman karşımıza küçük ve büyük Phillbrick’ler çıkacak. Leader’in bahsettiği sanatçı/suçlu meselesini irdeleyerek güdülenen merakı ve altındaki manipülasyonu rahatlıkla görebilirsiniz.</p>



<p>Sevgilerimle.</p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sanat-neden-dolandirir/">Sanat Neden Dolandırır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sanat-neden-dolandirir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanatta Kaynak Problemi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sanatta-kaynak-problemi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sanatta-kaynak-problemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2022 22:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaşsanatproblemleri]]></category>
		<category><![CDATA[sanattakaynak]]></category>
		<category><![CDATA[sanattakaynakproblemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=11864</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatta kaynak problemi hakkında konuştuğumuz yazımız sizlerle&#8230; Bu yazımızda sizlerle sanatın kaynaklarını inceliyoruz. Sanat adına hazırlanan kaynakların yeterli olup olmadığına,</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sanatta-kaynak-problemi/">Sanatta Kaynak Problemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sanatta kaynak problemi hakkında konuştuğumuz yazımız sizlerle&#8230;</p>



<p>Bu yazımızda sizlerle sanatın kaynaklarını inceliyoruz. Sanat adına hazırlanan kaynakların yeterli olup olmadığına, raflardaki sanat kitaplarının niceliği ve niteliğine ve mevcut duruma odaklanıyoruz. Böylelikle sanatta kaynak problemini derinlemesine inceliyoruz. </p>



<p><em>Başlamadan önce not: Sanatı konu alan tüm basılı içerikleri (sanat kitapları, sanat dergileri, sanat temelindeki araştırma ve tezleri vb.) anlatmak için bu yazıda <strong>kaynak </strong>kelimesini kullanacağım.</em></p>



<p>Sanat ile ilgili okuma yapmak istediğinizde nasıl bir yol izliyorsunuz? Çevrimiçi alışveriş, romantik sahaf turları, kitabevlerinde geçirilen sonsuz vakitlerden hangisi tercihiniz? Daha önce satın almadığım kaynaklara erişmeye çalışırken birçok sorunla karşılaşıyorum.  </p>



<p>Eminim ki bu sorunlar sadece benim karşıma çıkmıyor, siz de benzer durumlar yaşıyorsunuz. Hangi yöntemi tercih edersem edeyim absürt kısıtlamalar görüyorum. Sahaf turlarının artık romantik olmaması ve kitabevlerinde de kitaptan başka her şeyin olması gibi.</p>



<p>Özellikle spesifik kategoriler için satıcılar ile görüşüldüğünde daha da saçma şeyler yaşanıyor. Sanat kategorisi için hazırlanan kaynakların, “satmıyor” diye raflara yerleştirilmemesi gibi. Karşılaşılan her sorun bir sonraki soruna zemin hazırlıyor ve böylelikle kedi yumağına benzer problemler yaşamaya başlıyoruz. Literatür daralırken fiyatlar yükseliyor, fiyatlar yükselirken nicelik düşüyor. Bu yazıda sanat raflarındaki mevcut durumu sorgularken aslında söylemek istediğim şey, <em>yaratılan her bir sorunun farkında olduğumuz.</em></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sanatta-kaynak-ve-sanatta-kaynak-problemi-ne-demektir">Sanatta Kaynak ve Sanatta Kaynak Problemi Ne Demektir? </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="960" height="640" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak-problemi.jpg" alt="sanatta kaynak problemi" class="wp-image-11951" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak-problemi.jpg 960w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak-problemi-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak-problemi-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak-problemi-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak-problemi-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Sanatta kaynak problemine geçmeden önce, sık karşılaşılan bir karıştırmayı düzeltmek isterim. Sanat kaynaklarıyla, sanatın kaynağı aynı olmayan iki farklı meseledir. Sanatın kaynağı, sanat kaynaklarında yer alan bilgi, sorgu, merak, yanıt ve anlam arayışıdır. Sanatın zemininde neyin olduğunu sorgulamak, filozofların yorumlarını incelemek, sanat uzmanlarıyla görüşmek… Bunlar ve bunlara benzer tüm eylemler sanatın kaynağını anlamak için yapılmakta. Sanatın kaynağı her şey olabilmekte ve yanıt herkese göre değişebilmektedir.</p>



<p>Sanat kaynakları ise sanat için gereken tüm bilginin yazılı hale getirilmiş, basılmış, dağıtılmış, belirli kurallara göre hazırlanmış içeriklerden oluşur. Sanat yazıları, sanat kitapları, sanat dergileri, sanat ekseninde yapılan araştırmalar, raporlar ve tezler gibi ürünler; kaynağın türünü oluşturur.  </p>



<p>Sanat kaynakları düşündüğünüz kadar sıkıcı olmak zorunda da değil. Bir başka yazımda bahsettiğim T. Kittl ve Christian Saehrendt tarafından hazırlanan <em>Bunu Ben De Yaparım! </em>&nbsp;adlı kitap görüp görebileceğiniz en samimi anlatıma sahip olabilir. Kaynakların sıkıcı olması gerektiğini kim söyledi de sanat yazarları bunca zaman kafamıza bilgi atarcasına içerik ürettiler? Hep sorgulamışımdır.</p>



<p>Sanat yazarlarından bahsetmişken onların kim olduğuna da değinmek gerekiyor. Sanat yazarları, spesifik konular (sanat) ile ilgili içerik üreten kişilerdir. Çoğu sanat tarihçisinin baş ucu kitapları bu kişiler tarafından yazılmıştır. Farklı alanlarda, seviyelerde ve temellerde yazılan kaynaklar vardır. Her birinin insanlar tarafından hazırlandığı unutulmamalıdır. Altını çizdiğiniz tüm satırlar, sanat yazarlarına aittir.</p>



<p>Günümüzde sanat yazarlarının çalışma alanlarının genişlemesi, tanımın sınırlarının bulanıklaşması sebebi ile herkes sanat yazarı olabilmektedir. Bunu şöyle örneklendirebilirim; E. H. Gombrich bir baş ucu yazarıdır ve literatür ondan sorulmakta. Aynı şekilde -cinsiyetlerden bağımsız olarak-</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Alain Darbel</li>



<li>Anne D’Alleva</li>



<li>Arnold Hauser</li>



<li>Heinrich Wölfflin,</li>



<li>John Berger,</li>



<li>Larry Shiner,</li>



<li>Linda Nochlin,</li>



<li>Stephen Farthing,</li>



<li>Susie Hodge</li>
</ul>



<p>için bu alanın öncüleri olduklarını söylemekten çekinmeyiz. Mehmet Yılmaz, E. Osman Erden, Aylin Seçkin, Bedrettin Cömert, Ahu Antmen ve Ali Artun için de aynı durum geçerlidir. Hazırladıkları içeriklerin türü ne olur ise olsun literatüre önemli katkılarda bulunmuş birçok sanat yazarı bulunmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Her Kitap Sanat Kitabı Olabilir mi? </h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak.jpg" alt="sanatta kaynak" class="wp-image-11953" width="839" height="574" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak.jpg 612w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak-300x205.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/sanatta-kaynak-480x329.jpg 480w" sizes="(max-width: 839px) 100vw, 839px" /></figure>



<p>Adının içerisinde “sanat” kelimesi yer alan tüm kitapların, sanat kitabı olacağına dair bir görüş yayılmış durumda. Buna aşağıdaki başlıkta daha çok değineceğim ancak şunu söylemek gerekir ki sırf adında sanat geçtiği için bir baskının sanat kaynağı olarak kabul edilmesi tamamen yanlıştır.</p>



<p>Her kitap sanat kitabı olarak kabul edildiğinde literatürden söz etmek imkansız hale gelir. Bu durum ise mevcut koşulların daha çok kötüleşmesine sebep olur. Yazarın çalışması yayımlandıktan sonra kendisini çıplak hissetmesi normaldir. Ama yazarların nerede çıplak kaldığı da göz ardı edilmemelidir. Çoğu yazar ilk çıplaklığını çalışması yayımlanmadan önce yaşar. Tabii bunun olması için sarf edilen emeğin üst segmentlerde olması gerekir.</p>



<p>Alelade okumaların ardından hazırlanan çalışmalar beraberinde sadece kaynakçayı getirebilmektedir. Piyasada kaynakçası sayfalarca ama kendisi 3 gram olan çok kitap var. Aynı şekilde biyografi ya da otobiyografiye kitabın büyük bir oranını ayırmak, yazarın sanat geçmişinden kilolarca bahsetmek de basılan kağıdı, sanat kitabı yapmamaktadır. Bu sebep ile de her kitaptan sanat kitabı her yazardan da sanat yazarı olarak bahsedilemez. Ki aslında cümleleri her yan yana getirebilene de yazar denmez.</p>



<p>Sanat yazarlarından bahsetmişken eleştiri alanına da girmek gerekir. Sanat eleştirmenleri, sanat yazarları olarak çalışan kimselerdir. Eleştirileri birer irdeleme ve incelemedir. Dolayısı ile bilgi birikimi ve alandaki deneyim arttırılmadan eleştiri yapmak, yazıya dökmek ve okunmasını beklemek yanlıştır. Fakat bu demek değildir ki tüm sanat eleştirmenleri ve sanat yazarları orta yaş ve üzeri olacaktır. Alan ile ilgili bilgi ve deneyimi arttırmak için 40 yıllık kariyere gerek olmadığını her mantıklı insan bilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sanat-raflarinda-mevcut-durum-ne">Sanat Raflarında Mevcut Durum Ne? </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="640" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/10/books-1842306_960_720.jpg" alt="çağdaş sanat problemleri" class="wp-image-11955" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/books-1842306_960_720.jpg 960w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/books-1842306_960_720-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/books-1842306_960_720-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/books-1842306_960_720-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/10/books-1842306_960_720-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Sanat kategorisinde nasıl kitaplar olmasını beklersiniz? Yanıt oldukça basit; sanat kitapları. Bir sanat rafına yaklaştığımda rafların %70’inin sanat kaynağı olmadığını görüyorum. Bu ne saçmalık demeden önce birkaç kitabevi gezdim, rafları inceledim ve anlamaya çalıştım. Boş bir çaba olduğunun farkında olmama rağmen yine de aksini görebilecek miyim merak ettim.</p>



<p>Bu duruma tabii ki şaşırmıyorum. İncelediğim bazı kitabevleri, zincir mağazalar, belediyelere ait “kitaplıklar” ve kütüphanelerin çoğunluğu için de durum aynı. Sanat her konunun yatay keseni haline gelebilmekte. Böylelikle kendine pay çıkarabilmekte ve her unsuru ilham olarak alabilmektedir. Ancak sağlanan bu esneklik beraberinde büyük bir bariyeri de getiriyor.</p>



<p>Bazı kategorilerin sanat olmadığını daha da önemlisi olamayacağını kabul etmek gerekiyor. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kisisel-gelisim-icin-5-kitap-onerisi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kişisel gelişim</a> kitapları, adları ne olur ise olsun, sanat kategorisine dahil değillerdir. Motivasyon sanatı, çok kişisel büyüme sanatı, yüklerden arınma sanatı… Hayır, sadece adında sanat olduğu için de kategoriye dahil edilemezsiniz. Fanatik davranmak istemem. Fakat sanat raflarına asıl kaynakları yerleştirmedikleri sürece “satılmıyorlar” diye ağlamaya devam edeceklerdir.</p>



<p>Bunların yanı sıra, yukarıda da bahsettiğim zincirleme sorunlar (literatürün daralması, fiyatların yükselmesi ve nitelik kaybı) nihai olarak okurların uzaklaşmasına sebep oluyor. Kaynaklara erişim noktasında karşılaşılan dil bariyeri, kaliteli içerik üretilmemesi ve satın alım gücünün düşmesi de zincirin halklarını sağlamlaştırıyor.</p>



<p>Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda ise sanat raflarının, pazar yerine dönüştüğünü söylemek ne yazık ki zor değil. Raflarda durum kötüye giderken çevrim içi platformlar, e – dergiler ve bloglar yerini güçlendirmeye başladı. Basılı kopya (fiziksel, konvansiyonel baskı) için özellikle gençlere açılan alanın düşük olması ve hatta hiç olmaması, beni çevrim içi medyanın ağına çoktan düşürdü.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sanat Kaynakları Yeterli mi?</h2>



<p>Sanatta kaynak problemleri bağlamında, üretilen sanat kaynaklarının yeterli olup olmadığını doğrudan söyleyebilmek zordur. Ayrıca yanıt ne aradığımıza göre değişir.<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/the-chair-akademi-dunyasinda-kadin-olmak" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Akademi</a>yi desteklemesi adına kaynak arayışı olduğunda bu ihtiyacı özellikle tezler, akademik dergiler ve üniversite kütüphaneleri görece karşılayabilmektedir. Ama mesele akademiden bağımsız hareket etmek ise işte o zaman kaynak sıkıntısından söz etmek daha kolaydır.</p>



<p>Özellikle genç sanat yazarlarına, genç oldukları için alan yaratmayan ve üstelik mevcut alanları kapatan sistemden sıyrılamamak da sorunları arttırıyor. Dinozorların neslinin tükendiğini hatırlatmak isterim. Sırf alanda tecrübeli sanat yazarları olduklarını göstermek adına bazı isimler tarafından “gençlere yönelik sanat kitapları” hazırlanmaya başladığını görüyorum. En kibar haliyle <em>“nasıl yani?” </em>&nbsp;diye sormaktan da kendimi alıkoyamıyorum.</p>



<p>Gençler için modern sanat, gençler için sanat tarihi, gençler için, gençler için, gençler için… Saçmalamayın. Size göre yetişkinler için olan sanat bilgisinin tam olarak neresi gençlere “ağır” gelecekti de bilgileri hafifletip gençlere yönelik yaptınız? Hemen yanıt vereyim. Yazacak bir alanı kalmadığı ve şımarıklıklarından dolayı yeni konular bulamadıkları için tüm bilgileri gençlere göre diye hazırlamaya başladılar.</p>



<p>Bir yandan da yok sayılan sanatı ve yaratıcı endüstrileri geliştirme ve yayma özgürlüğünü çevrimiçi medyanın desteklediğini unutmamak gerek. Kendi alanımızda (gençler olarak açılmasını beklemeden kendimiz için inisiyatif alarak yarattığımız alanlarda), genç sanat yazarları ve üreticileri olarak sanal rafları, konvansiyonel yazarlardan daha nitelikli şekilde doldurduğumuzu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.</p>



<p>Sevgilerimle.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sanatta-kaynak-problemi/">Sanatta Kaynak Problemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sanatta-kaynak-problemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanatta Hak Meselesi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sanatta-hak-meselesi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sanatta-hak-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2022 21:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanattahakmeselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=9467</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatta hak meselesini masaya yatırıyoruz bu yazıda... Sizleri de "sanatta hak meselesi" hakkında beyin fırtınası yapmaya davet ediyoruz... Keyifli Okumalar!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sanatta-hak-meselesi/">Sanatta Hak Meselesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sanatta Hak Meselesi başlıklı yazım sizlerle. Kullanılmasına izin verilmeyen haklar, sanatçı kimliklerinin silinmesi karşısında en büyük tehdit. Bu yüzden yeni yazımda anayasal düzlemde sanatçıların maruz kaldığı sorunları ve ihlalleri inceliyorum.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">Sanatta Hak Meselesi &#8211; Yakın Bakış </h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.”</em> (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 64. Madde)</p></blockquote>



<p>Anayasada ne kadar güzel cümleler yer alıyor, farkındasınız değil mi? Kağıt üzerinde kelimeleri yan yana dizmenin, bulunduğumuz ülkede -kağıdın vasfı fark etmeksizin- bir anlamı yok. Yani bizim tarafımızla ilgili olanların yok. Karar alıcıları tatmin eden cümlelerden de zaten bahsetmeye gerek yok. </p>



<p>Sürekli mücadeleyle geçen günlerin ardı arkası kesilmezken kendimi -devletle- toksik bir ilişkinin içindeymiş gibi hissediyorum. Yakın arkadaşlarınızın “<em>Ayrıl artık, bu ilişki sana yaramıyor.” </em>dedikleri türden rezil bir ilişki söz konusu. Görüyorum da işte, ayrılamıyorum… Sizin ayrılamadığınız gibi. Ayrılmanız gereken tüm imkanlar elinizden alındığı için ayrılamamaktan bahsediyorum. Romantizmden değil. </p>



<p>Sanatta hak meselesi her zaman sorunlar yaratan bir mesele oldu. Meselenin kaynağı, hakkın kendisi değil anayasal düzlemde uygulamanın pasif kalması. Dolayısıyla sanatçının çıkıp değil detaylardan bahsetmesi, telif demesine dahi çoğu zaman izin verilmiyor.  </p>



<p>Tahmin edebileceğiniz gibi konu sadece para/sermaye de değil. Konu sanatçının kendi emeğini kendi adına üstlenebilmesi, üretebilmesi, yakasından düşülmesi. Sanatın ve Sanatçının Korunması Maddesi, anayasada şaka gibi kalan maddelerden sadece biri. </p>



<p>Sanatçının ilk satışta aldığı payın büyük bir sınırlamaya tabi tutulması, tekrar satışlarda hakkı olan payı alamaması gibi durumlar söz konusu. Tekrar satışlardan elde edilen gelirde sanatçıların alması gereken “hak” payları var. Bu paylar bilinmesine rağmen çoğu galeri/müze/aracı konu açıldığında ölüm sessizliğine gömülüyor. Sanatçının hakkını araması için biçilen süre ve yöntemlerinse sınırsız bir belirsizlik içermesi mahkemelere boş dilekçeler verilmesine neden oluyor. </p>



<p>Şimdi durum böyleyken, gelip de “<em>resmimde maviyi kullandım.</em> Ç<em>ünkü bu renk bana sonsuz huzuru anımsatıyor” </em>diye açıklama yapanları da izninizle şuradan iteliyorum. Konu renge hangi anlamın, biçime hangi özelliğin yüklendiği olmadı hiçbir zaman. Konu hep, haktı. Çoğu sanatçı da isim yapmak uğruna -özellikle- genç sanatçılara büyük bir dehliz bıraktı. Çık şimdi çıkabilirsen. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hak-ortusu-derinden-geliyor">Hak Örtüsü, Derinden Geliyor!   </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="561" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/justitia-2597016_960_720.jpg" alt="sanatta hak meselesi" class="wp-image-9471" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/justitia-2597016_960_720.jpg 960w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/justitia-2597016_960_720-300x175.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/justitia-2597016_960_720-768x449.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/justitia-2597016_960_720-480x281.jpg 480w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.”</em> <em>(Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 64. Madde)</em></p></blockquote>



<p>Anayasada ne kadar yalnız cümleler yer alıyor, farkındasınız değil mi? Tıpkı <em>Madde 58 </em>ile gençlerin sadece spor ve alkolden ibaretmiş gibi gösterilerek yalnızlaştırılmaları gibi. Aynı zamanda, tıpkı genç bireylerin (birey olan gençlerin, genç olan bireylerin, bireyler, genç = birey) yok sayılması, yurttaş olarak kabul edilmemesi gibi. Tıpkı, gençlerin kültürel ve sanatsal aktivitelerinin sürekli olarak yasaklara maruz kalması ve ona rağmen anayasada hala Madde 64’ün yer alması gibi. Vitrin. </p>



<p>Anayasayı (sunulan haklarımızı) indirip içerisinde “sanat” kelimesini aratırsanız 12 sonuç ile karşılaşacaksınız. Bu 12, sonucun 7’si Madde 64’e yedirilmiş. 3 Tanesi <em>esnaf ve sanatkarlar </em>maddesinde, kalan 2 tanesi ise birazdan değineceğim <em>Bilim ve Sanat Hürriyeti</em> maddesinde yer alıyor. </p>



<p>Anayasada “genç” kelimesini arattığınızda nicelik olarak daha vahim bir durum ile karşılaşıyoruz. Sadece 5 sonuç çıkıyor. Bu 5 sonucun 4’ü, <em>Madde 58</em>’in içinde bulunuyor. Gençlerin korunması, “onlar için” tedbir alınması gereken insanlarmış gibi verilen cümleler… Son genç kelimesi ise Geçici Madde 2’de yer alıyor. Ayrıca cümlede Diyanet İşleri de yer alıyor. Hadi bakalım, aman aman. </p>



<p>Fakat biliyoruz ki anayasada bu kelimeler isterler ise 5 katı kadar yer alsın. Mevcut düzende parantez olmaktan, yok sayılmaktan öteye gidilmeyecektir. Yani değişmesi gereken şey nicelik değil niteliktir. Hal böyleyken genç sanatçıların haklarından bahsetmek, görünürlükleri için çalışmak, yaratmaları için alan açmak daha zor oluyor. Sansürlenen resimler, iptal edilen sergiler, kataloglardan çıkarılan sanatçılar… Bunların hepsi pembe bulutların ardında kalan capcanlı örnekler. </p>



<p>İsim yapmış ve çok kazandırmış olan sanatçılar dünyanın her yerinde avukat ordularıyla korunuyor. Hak işlesin işlemesin, sanatçının korunması noktasında mesele yine sermayeye geliyor. Ciddiye alınmayan ve sürekli yıldırma politikaları ve ihlaller ile karşılaşanlar da genç sanatçılar oluyor. Bu bizi harekete geçmeye değil, harekette kalmaya itmeli. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Sanatçının Maddi Hakkını Alması  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="726" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-1024x726.jpg" alt="sanatta hak meselesi" class="wp-image-9469" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-1024x726.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-300x213.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-768x544.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-480x340.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi.jpg 1400w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.”</em> <em>(Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 64. Madde)</em></p></blockquote>



<p>Anayasadaki maddelerin bir karşılığı yok, farkındasınız değil mi? Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile çerçevelendirilen tüm haklar, aracıların sanatçılara yönelik hazırladıkları diğer sözleşmeler ile yok sayılıyor. Bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanat</a> galerisi tarafından, sanatçı için hazırlanan pay &amp; hak sözleşmesini gördünüz mü hiç? Ya da genç sanatçılara destek adı altında duyurulan karma sergi desteğinde, genç sanatçılardan fahiş fiyatlar istendiğini duydunuz mu? Aklınız karışmasın doğru anladınız. </p>



<p><a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/locus-solus-dilin-otesindeki-mekan" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sergi </a>desteğiyle bahsedilen faaliyet, genç sanatçıya tek bir eserini yerleştireceği duvar ya da kaide verilmesi. Bunun için de gencin görünürlüğüne destek diyerek yüksek fiyatlar ile kiralama yapılıyor. Bu kiralama sadece görünürlük sağlamak için. Eğer ki bu karma sergi kapsamında, genç sanatçının eseri satın alınır ise haklar sanatçıya değil. Galeriye/aracıya ait. Süslü kelimeler ile havalı şekillerde anlattıkları genç sanatçı karma destek çalışmalarının arkası bu şekilde. </p>



<p>Yardım/destek adı altında eserin temsil, mali, işleme, çoğaltma ve yayma haklarında da böylelikle sanatçıdan tereyağından kıl çeker gibi alınıyor. Doğrudan sanatçının belirlediği fiyatın ödemesini yapıp eseri satın alan aracı/galerilerden, pay odaklı olanlara kadar çoğunda durum böyle. Bu durum sadece Türkiye için değil birçok farklı ülke için de söz konusu. Örnekleri çok sık görülen galeri/oda kiralama ve eser satışı gibi unsurları iyileştirmek adına hak odaklı çalışmalar yapılsa da bunların sayısı oldukça yetersiz. </p>



<p>Bu sebep ile de sanatçı haklarının iyileştirilmesi, iyileştirilemiyorsa en gerçek haliyle kullanılmaya başlanması çok önemli. Ancak bu da söz konusu olmadığında geriye aktivizme sarılmak ve hareketi bırakmamaktan başka seçenek kalmıyor. Güç kazanırken her seferinde ateşi yeniden bulmadan, mevcut aktivist sanatçılarla iletişime geçilmesi ve destek mekanizması yaratılması da yine değerli unsurlardan biri. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Sanatta Hak Meselesi-Kültür Kısıtlamaları </h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.”</em> <em>(Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 64. Madde)</em></p></blockquote>



<p>Bu maddeyi her geçen gün, her an hatırlatmaktan vazgeçmememiz gerekiyor. Sanatçıların ve sanatın korunması gereken noktada karşılaşılan kısıtlamalar, özgürlüğün ömrünü kısaltıyor. Türkiye’de özgürlüğün dahi yaşlanması, dikkatli bakarsan çok şey görmemizi sağlar. Sanat ve kültür alanında yapılan kısıtlama ve müdahaleler, üretimin sadece sayısını değil kalitesini de düşürüyor. </p>



<p>Yanlı/yancı olarak nitelendirilen ya da sadece seçilmiş bir kitlenin kültür-sanat fonlarından yararlanması bu konuda önemli bir örnek. Sadece fon noktasında değil. Aynı zamanda alan açılması ve faaliyete geçilmesi gibi aşamalarda da yine aynı tarafcılıkla karşılaşılıyor. Bu durumlar ise üretimin tek bir düşünce/fikir odağında gerçekleşmesine neden oluyor. </p>



<p>Dolayısıyla özerk ve özgün kalması gereken asıl alan tekdüzeleşirken, yaratıcılık ve özgürlük gibi kavramlar da yaşlanmaya başlıyor. Müzik yasağının temel ve kabul edilebilir bir dayanağının olmaması da bu konunun en net ve güncel örneklerinden biri. Sanatçı hali hazırda temel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayamayacak bir duruma indirilirken, kalan her şey basitleştiriliyor. </p>



<p>Sanatçıların sadece temsil, üretme ve diğer haklarla kısıtlanmaması gerekiyor. Sosyal güvenlik haklarının da sürece dahil edilmesi önemli. Ancak hiçbiri gerçekleşmiyor. Hak ettikleri payı dahi alamıyorlarken sosyal güvenlik hakkına gelmemize daha çok yol var. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Aktivist Sanatçıların Desteklenmesi </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-1-1024x768.jpg" alt="sanatta hak meselesi" class="wp-image-9470" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-1-1024x768.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-1-300x225.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-1-768x576.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-1-480x360.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/sanatta-hak-meselesi-1.jpg 1399w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.”</em> <em>(Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 64. Madde)</em></p></blockquote>



<p>Madde 64’ü akılda tutmak sadece bugün değil yarın için de önemli. Aktivizmi; başkaldırı, ses çıkarma ve sorgulama gibi kelimelerle özetleyebilirim. Hak odağında hazırlanan sergiler, sözleşme düzenlemeleri ve tartışma alanlarının açılmasıyla devam etmeli. Öncelikle sorunun ne olduğunu aktarmak -ki bu noktada bilinçlendirme oluyor- ardından hareketi desteklemek de mümkün. Günümüzde birçok sektörel sorun için tartışma alanları açılmaya çalışılıyor. Günün sonunda bu tartışmaya katılan kişiler sadece, o ana dek bilinen tüm gerçekleri tekrarlamanın ötesine geçemiyor. </p>



<p>Sorunun çözümüne odaklanıldığında, alandaki kişi sayısının azalması ve süreçte en çok söz alanların, çözümde pasifleşmesi de bu yüzden. İşin içine girmek, köşede sorunun altını çizmekten ibaret olmamalı. Aktivist sanatçıların önemi özellikle bu perspektif ile birleştiğinde daha da anlam kazanıyor. Sadece köşeden bakmak değil, içine girmek, dahil olmak, üretmek ve desteklemek de aktivizmin parçası. </p>



<p>Dünyaca ün kazanmış aktivist sanatçıların yanı sıra yerelde çalışmalar yapan genç isimler de göz ardı edilmemeli. Sanatın her alanında olduğu gibi aktivizm ekseninde de sadece popülerliğe odaklanmamak gerek. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.”</em><strong> (</strong>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 27. Madde)</p></blockquote>



<p>Sevgilerimle.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sanatta-hak-meselesi/">Sanatta Hak Meselesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sanatta-hak-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern Sanat: Yetişkin mi, Çocuk mu?</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/modern-sanat-yetiskin-mi-cocuk-mu/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/modern-sanat-yetiskin-mi-cocuk-mu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2022 21:36:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[modernsanat]]></category>
		<category><![CDATA[modernsanatnedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=8860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern sanat hakkında konuştuğumuz yazımız sizlerle....</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/modern-sanat-yetiskin-mi-cocuk-mu/">Modern Sanat: Yetişkin mi, Çocuk mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Modern sanat üretiminin en sık sorulan sorularından biri “Modern sanat mı, çocuk mu?” sorusu. Birçok akademisyen, sanat tarihçisi ve sanatçı tarafından irdelenen bu konuyu bir de Kazan için kaynatalım. </p>



<p>Başlamadan önce küçük bir not: </p>



<p>Konu derin ve eğlenceli olmasına karşın yazının sonunda nasıl bir duyguya geçiş yapacağımızı pek kestiremiyorum. Bazen yazılarımın ruhsal sorunları varmış gibi hissetmeme de bu sebep oluyor. Dengeyi korumak adına keyifli bir şarkı açıp öyle okumaya başlamanızı tavsiye edebilirim. Hangi şarkıyı dinleyeceğine karar veremeyenler <strong>Hey, Soul Sister</strong>&#8216;in saksafon versiyonunu açabilir. Yer yer salaklaşacağımız yer yer “e ne oldu şimdi?” diye soracağımız bir yazı hazırladım. Merak etmeyin bu yazıdaki tüm hislerimiz ortak. “<em>Bunları bilseydim şimdi Picasso mu konuşulurdu?” </em>diyorsanız tüm ön yargılarınızı toplayın ve okumaya başlayın. </p>



<p>Bitmek bilmeyen seneler boyunca aldığım sanat tarihi eğitiminden sonra hala şu soruyu sorabiliyorum: “Buna da mı sanat diyoruz?” Bu soru dünya üzerinde sanat eğitimi alan, sanat ile ilgilenen her kim varsa onun şaşkınlığını içeriyor. En profesyonel kabul edilenden, en “eh işte”sine kadar herkesin burun kıvırarak seslendirdiği bir soru. Çoraplarımızın kaybolması gibi bir evrenselliği var. </p>



<p>Bu konu için yazılan birçok kaynak ve inceleme var. Eğer akademik bir kariyer planlamıyorsanız sıkıcı tez incelemelerinden kaçınmanızı öneririm. Sanatın kendisi gibi, sanatın sözcüsü olan kaynakların da birçoğu kasıntı olabiliyor. Bunu nasıl aşamadığımıza çoğu zaman şaşırıyorum. Neyse ki <strong>T.Kittl</strong>, <strong>Christian Saehrendt </strong>ve<strong> Susie Hodge</strong> gibi yazarlar var da keyifli okumalar yapabiliyoruz. </p>



<p>Bu konuyla ilgili sevdiğim şeylerden biri de bizle baya iyi dalga geçen çevrim içi testler. 10 soruda modern sanat eserine mi, yoksa çocuklar tarafından yapılan bir resme mi baktığımızı sorgulayan birçok test var. Ne kadar okumuş olursanız olun, kafanız o kadar karışıyor ki egonuz kısa sürede tuzla buz oluyor. Bu testleri çözemeyen akademisyenler ve küratörlerin olduğunu hemen hatırlatmak isterim. Louvre’de, MoMA’da Tate’de sanatın <em>büyük</em> isimleriyle çalışan sanat uzmanları kafa karışıklığı yaşıyorsa, biz çiçek gibiyiz demektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-modern-sanat-eserlerini-neden-cocuk-resimlerine-benzetip-duruyoruz">Modern Sanat Eserlerini Neden Çocuk Resimlerine Benzetip Duruyoruz?  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1024x682.jpg" alt="Modern Sanat" class="wp-image-8941" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Modern sanat eserlerini tümüyle anlamak için bazen çok araştırmak, hiç durmadan kütüphane arşınlamak ve bol kitap okumak gerekiyor. Koca sanat akımını (!) anlamak için yaşımızın onlarca katı araştırma yaparsak, bunun neresinden zevk alacağız? Girilen bu çabanın -genellikle- sonsuz bir döngüyü beraberinde getirmesi de cabası. Ki çoğu zaman modern sanatı anlamak, tek bir sanat eserini anlamaktan daha kolay oluyor. </p>



<p>Bazı sanatçılar itinayla sanatlarının anlaşılmaması için uğraşıyor. Kavramsal sanat dediğimiz akımsal temalar da buradan çıkıyor zaten. Herkes cevabı olmayan bulmacayı yaratmaya çalışıyor. Kavramsal sanatla ilgili bir çalışmaya denk geldiğimde orayı terk edesim geliyor. Üzerine ne kadar kafa patlatabilirim? Neden bu kadar zor olmak zorunda? Bir müzeye sadece günlük rutinimi kırmak için gitmiş olamaz mıyım? </p>



<p>Kavramsal sanat size şunu vaat ediyor: Müzeye gel, eseri gör, esere yaklaş. Sonra iki adım geri git. Şimdi bekle. Beklemeye devam et. Yana doğru yarım adım at ve biraz daha bekle. Hiçbir şey anlamadığın dakikalara hoş geldin. Bakarken akşam hangi yemeği yiyeceğine karar vermeye çalıştığın pozların bittiğinde, evine gidebilirsin. Sizin için tek dileğim yemeğe karar verebilmeniz. Çoğu zaman beni kavramlardan daha çok zorlayan tek şey akşam ne yiyeceğime karar vermek oluyor. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz. </p>



<p>Sanatınız soyut olduğunda herkes istediği tartışmayı ortaya atabiliyor. Bu da sanatın özerkliğinden kaynaklanan bir durum. İsterseniz dünyayı kurtaracağınızı düşündüğünüz bir tartışmanın içerisine girebilirsiniz. İsterseniz de tablodaki rengin hangi ton olduğunu tartışırken geçip giden 3 saate üzülebilirsiniz. </p>



<p>Bu kadar kapsamlı bir tartışma alanı yaratıldığı için haliyle “<em>kardeşim bunu ben 2 dakikada yapar, üstüne de para almam</em>” diye övünebiliyoruz. Konunun dönüp dolaşıp “modern sanat mı çocuk mu?” sorusuna gelme sebebi de bu. Bütün mesele ego. <em>Ben yaparım, daha iyisini yaparım, abi buna sanat diyorlar 3 saniyemi almaz…</em>Bugüne dek bu tartışmaya girip de eserin aynısını yapmaya cesaret eden az insan gördüm. Onlar da zaten konudan hiçbir şey anlamamış olanlardı. Haliyle karşılaştığımız sonuçlar da olabildiğince yanlıştı. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Bunları Biz de Yapabilirsek, Neden Bazılarımız Sanatçı Değil?  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1-1024x682.jpg" alt="Modern Sanat" class="wp-image-8942" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Geldik işin cıngıllı tarafına. Mutlaka sanat ile ilgili bir konuşma esnasında veya bir sergide gezerken “bunu ben de yaparım” diyenlere gelmişsinizdir. Burada meselenin, eserin yapılabilirlik seviyesi olmadığını anlamak önemli.</p>



<p>Çoğu zaman duygusal tatminler yaşamak için kendimizi yüce bir yere taşıyoruz. Hırslarımızı, beklentilerimizi ve hiçliklerimizi törpülemediğimiz müddetçe anlık ve dengesiz çıkışlarımızı da durduramıyoruz. Bu çıkışlarımız genellikle noksan bıraktığımız yerlerden ansızın beliriyor. Sanatın küçümsenmesi ve kabul edilmemesi de çoğu zaman bu temele dayanıyor. </p>



<p>Bu arada, konunun farklı perspektiflerinin olduğunu unutmamak önemli. İzleyici (unvanlardan bağımsız, kimliksiz, dümdüz birey) ve üretici (sanatçı, küratör, sanat uzmanları) birbirini istemeseler de destekliyorlar. Yatak odasını sergi salonuna taşıyan sanatçılardan alkol masasını sanat olarak yutturan küratörlere kadar her bir özne, izleyiciyi tetiklemek için var. </p>



<p>İzleyicinin tetiklenmesi ise çoğunlukla yukarıda verdiğim örnek cümleler ile ortaya çıkıyor. Akış ve içerikle ilgili bilgi verilmeden<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/locus-solus-dilin-otesindeki-mekan" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> sergi</a>ye davet edilen izleyici haliyle gördüğü eseri gözü kapalı yapabileceğini düşünüyor. Çoğu insanın bu şekilde düşünmesi ise sanat-ekonomi-pazarlama kelimeleriyle ilişkili. İzleyici olarak fark etmemiz gereken perspektiflerden belki de en önemlisi bu. </p>



<p>Sanatın romantizmi, sanat doğduğunda bitti. Üretim devam ettikçe ortaya çıkan dikey hiyerarşi, eşitsizlik ve hak ihlalleri hem sanatçıdan hem de izleyiciden çaldı. &#8220;Çaldı&#8221; diyorum çünkü sanatçı çok uzun zamandır ürettiği eserde özgür değil. İzleyiciyse esere bakıp ne düşüneceği ve ne hissedeceği konularında özerkliğini zaten yitirdi. </p>



<p>Durum böyle olunca sanatın ekonomik tarafı çiğ bir seviyeye düştü. Kavramsal sanat olarak bahsettiğimiz -ve hatta çoğu sanat akademisyenin de zorlandığı- konuların günümüzde bir değeri yok. Her an herhangi biri ortaya yepyeni bir kelime bırakabilir ve geriye çekilip kaosu seyredebilir. Kelimelere yüklenen anlamlar ve anlamlardan ortaya çıkan kelimelerin tamamen farklı iki kategori olduğunu bilmek gerekiyor. Kavramların üzerine yüklenen bu basitlik de günün sonunda milyonlarca para harcanan bantlı bir muza dönüşüyor. O bantlı muz anlamları yıkarken yeni bir şey başlatıyor. Biz de geride şunu düşünüyoruz, muzun kilosu 39,90 oldu. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Bunu Biz de Yapmalı mıyız?  </h2>



<p>Söyleyeceklerimizi söyledik, burnumuzu yeterince kıvırdık, gördüklerimizle eğlendik şimdi ne var sırada? Şimdi asıl sorulardan birine yönelmek gerekiyor sanırım. Çocuk işi dediğimiz ve gözümüzü kapatıp aynısını yapabileceğimize inandığımız eserleri gerçekten yapmalı mıyız? “Yapabilir miyiz” sorusu bu konunun öznesi olmayacak. Zaten yapabileceğimizin farkındayız.  </p>



<p>Yaptığınız işin sanat olduğuna insanları ikna etmek ve onay almak istiyorsanız sergilemeyi bilmeniz gerekir. Mesela Karel Appel’in çoğu çalışması hala bulanık anlamlara sahip Art Informel akımına dayanır.&nbsp; (1971) ve <em>The Elephant</em> (1950) eserleri anaokulundan fırlamış gibi görünür. Buna rağmen, Susan Hodge gibi isimler bu eserleri çocukların yapamayacağının altını çizer. Gerçekten yapamayacaklar mı, yoksa biz onu sanat olarak kabul etmeyecek miyiz?  </p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-3-1024x682.jpg" alt="karrel appel" class="wp-image-8945" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-3-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-3-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-3-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-3-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-3-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-3.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Bir başka örnek Jean Dubuffet. Yüksek ihtimalle Dubuffet’in eserlerinden birini, bir çocuk yapsaydı öğretmeni -endişeyle- ebeveynlerini arardı. <em>Personnageau Chapeau</em> (1962) ve <em>Site au Defunt</em> (1982) gibi işler üretmek ve bunun değerli olması inanılmaz bir kafa karışıklığı yaratıyor. Alkış tutma yanlısı pek değilim ama her an büyük bir coşkuyla karşılayabilir ve sonra üzerine kusabilirim.  </p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-4-1024x682.jpg" alt="Jean Dubuffe" class="wp-image-8947" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-4-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-4-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-4-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-4-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-4-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-4.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Son bir örnek daha. Richard Long’un enstalasyonlarına hiç denk geldiniz mi? Bunun için Long’a ait bir sergiye gitmenize gerek yok. İlk bakışta moloz yığını ve hatta mezarlık etkisi bırakan <em>George Granite Line </em>(1990) ve <em>Red Stone Circle </em>(1995) eserleri de büyük tartışmalara neden oldu. Verdiğim örneklerin hepsini tabii ki biz de yapabiliriz ama yapmalı mıyız?  </p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-5-1024x682.jpg" alt="modern sanat İnceleme" class="wp-image-8949" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-5-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-5-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-5-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-5-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-5-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/08/modern-sanat-5.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>İnşaattan çaldığınız taşları bir araya getirip kırmızı bir çizgi ile etrafını çizdikten sonra bunun sanat olduğunu söyleyebilirsiniz. Herhangi bir yerde deneyin işe yarayacağından eminim. &nbsp;Long gibi 200.000 dolara satamasanızda… </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-savunma-mekanizmasi">Savunma Mekanizması </h2>



<p>Ortaya çıkan iş “iyi” olarak kabul edilmediğinde ya da şöyle diyelim, izleyicide bir yanıt bulunamadığında aşina olduğumuz şeyle karşılaşıyoruz. Bahane üretimi. Bu konuda herkesten daha iyi olanlar kesinlikle yaratıcı endüstriler içerisinde yer alanlardır. Yaratıcı endüstrilerin hangi noktasında sorumluluk üstlenirseniz üstlenin işinizin bir parçası mutlaka pazarlama olacak. Pazarlamaysa beraberinde bahaneleri ya da yine kırmayalım, çerçeveleri getirecek. </p>



<p>Dikkat çekmek istediğiniz bir şey olduğunda bunu karmaşık değil basit tutmanız gerektiğini de eriştiğiniz sanatla öğreneceksiniz. Eriştiğiniz sanatı da siz değil, yaratıcı endüstri çalışanları belirleyecek. Bu sebeple tekrar tekrar “modern sanat mı, çocuk mu” sorusuyla karşılaşacağız. </p>



<p>Yazımı bitirmeden önce konunun kapsamının 5 dünya kadar büyük olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu sebeple başta keyifli bir yazı diye belirttiğim konuyu belki de ciddi bitirmek durumunda kaldım. Ne yazık ki karşılaştığımız her şey gibi sanatta da -en azından bazen- temkinli davranmak gerekiyor. Fikre, kavrama ve soyutluğa verdiğiniz değere göre <strong>siz</strong> eriştiğiniz sanatı belirlemekte özgürsünüz. Herkesleştirmelerine izin vermeyin. </p>



<p>Sevgilerimle.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/modern-sanat-yetiskin-mi-cocuk-mu/">Modern Sanat: Yetişkin mi, Çocuk mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/modern-sanat-yetiskin-mi-cocuk-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sokak Sanatı: Ruhsatsız Güç</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sokak-sanati-ruhsatsiz-guc/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sokak-sanati-ruhsatsiz-guc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jul 2022 21:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[crackiswack]]></category>
		<category><![CDATA[onaranlarkulübü]]></category>
		<category><![CDATA[sokaksanatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=7840</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sokak Sanatı hakkındaki yazımız sizlerle. Bu yazımızda sokak sanatının gelişim sürecinden ve yerel yönetimlerin sokağa ne kadar değer verdiğinden bahsedeceğiz.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sokak-sanati-ruhsatsiz-guc/">Sokak Sanatı: Ruhsatsız Güç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sokak Sanatı hakkındaki yazımız sizlerle. Bu yazımızda sokak sanatının gelişim sürecinden ve yerel yönetimlerin sokağa ne kadar değer verdiğinden bahsedeceğiz. </p>



<p>Görsel sanatların belki de en provokatif, anarşist ve duruşu olan üretim alanlarından biri sokak sanatıdır. Yürüdüğünüz yolların anlamını değiştirmekle kalmayıp, mimari zevkten yoksun binalara da yeni bir görünüm kazandırırlar. Herhangi bir kaldırımda, duvarda veya çöp kutusunda direniş gösteren eserlerle karşılaşma ihtimaliniz özellikle genç nüfusun yüksek olduğu bölgelerde daha yüksek. Mekânlardan taşan sokak sanatında direniş kadar <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/george-grosz-weimar-almanyasinda-sanat-uretimi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanatçı</a> da önemsenmeli.</p>



<p>Mekânsızlığı teşvik eden yapısıyla birçok sergileme mekânını kışkırtmayı başaran sokak sanatı, piyasanın korkulu rüyalarından biri. Sadece müzeler ve sanat galerileri için değil çoğu zaman tüm yöneticiler (belediyeden cumhurbaşkanlığı seviyesine, oradan da apartman yöneticilerine kadar) için de tehdit oluşturuyor. </p>



<p>Özene bezene inşa edilen eşsiz apartmanlarda (!) karşılaştığımız &#8220;sanat eserleri”, mekânlarla kısıtlanan sergiler için inanılmaz bir alerji sebebi. Evlere, galerilere hatta hastane koridorlarına hapsedilen sanatın, sokağa taşması çoğu kişinin hala kabullenemediği bir konu. Bu yüzden de sokak sanatçıları, ressamları ve müzisyenleri sürekli kısıtlamalar ile karşılaşmaya devam ediyorlar.</p>



<p>Korku kültürünü yaratan erkek – beyaz – orta yaş hegemonya, ertesi gün güçlerini kullanamayacakları için korkuyorlar. Bildiğim kadarıyla sokak müzisyenlerinin enstrümanları, ressamların fırçaları ve aktivistlerin spreyleri için bulundurma ruhsatına müracaat gerekmiyor? 6136 ve 2521 sayılı kanunlarda şu ana kadar enstrümanlarla ilgili bir bilgiye denk gelen var mı? Sanmam.</p>



<p>Bir şeyden bu kadar korkmanın onu engelleme ve baskılama isteği yaratmasını az çok anlıyoruz artık. Ama hala anlamadığımız ya da anlamlandıramadığımız konular var. Mesela, resimlerin ve müziğin nasıl bir tehdit oluşturduğu, kimi öldürdüğü, kimi umutsuz bıraktığı… Onların takım elbiselerinin, imza kalemlerinin, özel arabalarının, yüksek katlardaki evlerinin verdiği zararı düşünüyorum. Bütün bu nesnelerin, enstrümanlardan daha çok can yaktığı bir dönemdeyken, sanatın nasıl zarar verebileceğini anlamlandıramıyorum.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sokak-festivalleri-ile-yikilan-duvarlar">Sokak Festivalleri ile Yıkılan Duvarlar </h2>



<p>Sokak festivallerinin yarattığı etki kuru gürültü değil. Çoğu zaman yerel yönetimlerin izni alındıktan sonra gerçekleştirilen bu festivaller, duvarları yıkmak için önemli araçlar. Festivallere dünya çapında baktığımızda iyileştirilmiş ve aslında ideal olan birçok örnek ile karşılaşmaktayız. Bu örneklerin bir gün burada da gerçekleşmesi mümkün mü diye soracak olursanız… Az kaldı sabredin derim.</p>



<p>Normal bir zamanda gerçekleştirildiğinde sonu gözaltı olacak etkinlikler, festival olarak yapıldığında araya kaynayabiliyor. Bir sanatçı tek başına alelade bir apartman duvarına resim yapsa -hayatının en iyi yapıtı olsa bile- yüksek ihtimalle para cezasıyla karşılaşacak. Para cezası en iyi ihtimal bu arada.</p>



<p>“Devletin egemenlik alametlerini alenen aşağılamak” gibi gerekçeler ile hapis cezası bile alınabilmekte. Bir yandan da unutmamak gerek; her şey her an “cumhurbaşkanına hakaret” olarak nitelendirilebilir. Kendinizi bir mahkeme salonunda -aklınızda bunun ne kadar saçma olduğunu düşünerek- yargılanırken bulabilirsiniz. Aman diyeyim, bireysel hareket etmeyin de örgütlenip sokak festivali yapın.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yerel Yönetimlerden Sokak Sanatına Destek  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/sokaksanati-1024x682.jpg" alt="" class="wp-image-8209" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/sokaksanati-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/sokaksanati-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/sokaksanati-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/sokaksanati-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/sokaksanati-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/sokaksanati.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hazır sokak festivallerine değinmişken belediyelerin sokak sanatına nasıl destek olduklarına da parantez açalım biraz. Öncelikle belediye demişken tüm belediyelerin bu kapsama girmediğini hatırlatmak isterim. Bu konu için niş örnekleri araştırdım ve Türkiye’de hala bir şeyler yapmaya çalışanları topladım.</p>



<p>Sokak sanatı konusunda Kadıköy Belediyesi örneklerin başında yer alıyor. Sanatçılar ve sanat platformlarıyla iş birliği yaparak Kadıköy sokaklarının daha renkli görünmesi için çalışıyor. Türkiye’de yaşayan sanatçılar kadar yurt dışındaki sokak sanatçılarına da yer veren programlarında şu ana kadar 16 duvarın boyandığı bilinmekte.  </p>



<p>Farklı projelerle sanatçıları desteklemeye devam eden Kadıköy, birçok belediye için de iyi örnek oluşturuyor. Tabii burada küçük bir es verip sürecin her zaman ideal olmadığını söylemek lazım. Bazen yurt dışındaki sanatçılara -popülarite sebebiyle- daha çok önem verilebiliyor. Bu durumsa yine yerelde üreten sanatçıların sorunlarının ve ihtiyaçlarının göz ardı edilmesiyle sonuçlanmakta. Alan yaratmanın değerinden çok gösterişine odaklanan örneklerle karşılaşmamız da ne yazık ki gün geçtikçe normalleşiyor.</p>



<p>Eskişehir Büyükşehir Belediyesi de iyi örneklerden biri. Pandeminin etkilerini kırmak için Ankara, İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri sokak müzisyenleri için iyileştirici çalışmalar yaptı. Fakat bu etkinin ne kadar verimli olduğu ise hala bir soru işareti. Ancak sanatçıların bir şekilde korunmaya devam etmesi iyi bir haber.  </p>



<p>EBB tarafından yapılan ve sanatı sokağa taşırdığı söylenen projelerden biri de istinat duvarı. İstinat duvarına asılan 30 farklı tablo ile alan, koca bir müzeye dönüştü. Bu çalışmanın devam edip etmediğiyle ilgili açıkçası bilgim yok. Konuyla ilgili araştırmalarım da sonuçsuz kaldı. Her ne olursa olsun bu durum mekânsızlığın bir mekâna dönüşebileceğini gösterdiği için hala önem taşıyor.</p>



<p>Bu örneklerin Ankara, İzmir, İstanbul İl Belediyeleri; Tepebaşı, Çankaya, Beşiktaş gibi İlçe Belediyeleriyle de genişletilmesi mümkün. Örneklerin arttırılması olumlu bir durum olsa da niteliğe ve sürdürülebilirliğe odaklanmaktan da vazgeçilmemesi gerekiyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Onaranlar Kulübü: Sanatın Tasarım Gücü  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-1-1024x682.jpg" alt="Onaranlar Kulübü" class="wp-image-8118" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Onaranlar Kulübü, sokak sanatı için yeni bir şeyler yapılabileceğini gösteren ve beni heyecanlandıran platformlardan biri. Herkesin gülümseyerek yaklaştığı ve temelinde örgütlenme olan Onaranlar Kulübü, son zamanların dikkat çeken isimlerinden. Sokağa yeni bir bakış getirmekle kalmayıp işlerinin insanlar tarafından benimsenmesi onlara olan ihtiyacı gösteriyor. Birçok kişi sokaklardaki işlerine “lütfen bu da çalınmasın!” diye buruk bir aidiyetle yaklaşıyor.</p>



<p>“Sokakların yeni kahramanları” gibi başlıklarla anlatılan Onaranlar Kulübü&#8217;nün etkisi umarım yakın zamanda da devam eder. İstanbul’un birçok sokağında her an karşınıza çıkabilecek estetik çalışmalar, birçok yönden diğer sanatçıları da teşvik ediyor.</p>



<p>Onaranlar Kulübü&#8217;nün 2015 yılından beri yapmaya çalıştığı değişim, farklı iş birlikleri ile varlığını korumaya devam ediyor. Onaranlar Kulübü&#8217;nün önemi sadece sokağa estetik dokunuş yapmak olarak sınırlandırılmamalı. Bu noktada, sanatı sokağa taşırmak için aldığı desteklere ve iş birliklerine de odaklanmak gerekiyor. Sabancı Vakfının Fark Yaratanlar Programı, Hope Alkazar ve belediyelerle düzenledikleri çalışmaların hepsi farklı perspektifler doğuruyor.</p>



<p>Kamu, sivil toplum ve özel sektör olarak ayrım yaptığımızda her birinin de sokağı desteklediği çalışmalardan biri olarak karşımıza Onaranlar Kulübü çıkıyor. Bu yüzden burada üreten, üretmek isteyen, uzaktan destekleyen herkes en az kurucular kadar önem taşıyor. Sokağın desteklenmesi, sokağın iyileştirilmesi ve en sade anlatım ile güzelleştirilmesiyle başlar. Bir sokağı iyileştirmek ise sadece çöpleri toplamaktan ibaret değildir. Sokağı müziğiyle, resmiyle, grafitisiyle bütün olarak ele almak ve estetik üretime devam etmek sokağı iyileştirmektir.</p>



<p>Bu sebeple Onaranlar Kulübü gibi platformlar ve bu platformlara sağlanan destekler şu an çok önemli. Sürdürülebilirlik odağında, geri ve ileri dönüşümle, sanattan ve estetikten vazgeçmeden üretim yapan herkesin desteklenmesi gerekiyor. Bu desteklerin ve üretimlerin bireysel ya da ortaklaşa olması fark etmeksizin desteklenmesi, geleceğimizi de etkileyecek.</p>



<p>Sınırların her gün daha kalın çizgilerle büyümesine karşı geliştirilen sanat hareketleri, mekânların da anlamını değiştiriyor. Mekânsız sanat üretiminin/sergilemesinin mümkün olması, “profesyonel sanat merkezlerinin” kurduğu hiyerarşiyi, ayrımcılığı ve benmerkezciliği yıkacak.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Bir Hentbol Sahasından Geliyor: “Crack is Wack”  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-2-1024x682.jpg" alt="Crack is Wack" class="wp-image-8119" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-2-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-2-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-2-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-2-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/Sokak-Sanati-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yerel üretim ve desteklerden biraz uzaklaşmak adına sokak sanatında önemli çalışmaları olan bir isimden bahsedeceğim. Bu isim ne yazık ki Banksy olmayacak. Keith Haring, New York’ta sokak sanatını farklı bir seviyeye taşımasıyla bilinen bir sanatçı. New York metrosuna yaptığı çalışmalarıyla kendinden söz ettirse de asıl <em>Crack is Wack</em> (1986) dikkatimi çekiyor.</p>



<p>Bir hentbol sahasına yaptığı çalışma, üretiminin hemen ardından Türkiye’den de tanık olduğumuz bir sansürle karşılaştı. Yerel yönetimler tarafından sansürlenen bu eserin “niyeti” anlaşılınca, Haring’den çalışmayı yeniden yapması istediler. Hükümet karşıtı olarak algılanan çalışmasında, “hükümetin çıkarlarına zarar vermeyeceği” anlaşılınca çalışma popüler bir hale geldi. Çalışmanın bir benzeri New York Modern Sanat Müzesi (MoMa) kataloğuna dahi kabul edildi.</p>



<p>Sokaktan başlayıp müzeye girmek -bu müzenin öncü markalardan birine dönüşen MoMa oluşu-unicorn görmek gibi. Mekânlardan sokağa taşmanın tam tersi bir patikayla karşılaştığımız örnekte, taşmanın da sınırları olabileceği gösteriliyor. Hala New York’un imzalarından biri olan <em>Crack is Wack</em>, şehrin farklı yerlerinde röprodüksiyonlarıyla yer alıyor.</p>



<p>Müzelerde sokağın mekâna sığdırılmaya çalışıldığı eserlerle çoğu zaman sınırlar korunmak isteniyor. Bazen de Jannis Kounellis gibi sanatçılar kapalı mekânda sokağı canlı canlı göstererek ironi yaratıyor. Sanatçının, kataloğa girse dahi satışı yapılamayacak <em>İsimsiz</em> (<em>12 At</em>) çalışması sınırları kimin belirlediğini sorgulatıyor.</p>



<p>Jannis Kounellis’in bu sergisinde mekânın, sanat merkezlerinin ve yaratılan sansürlerin ne anlama geldiğini bilmek önem taşımakta. Satılamayan yani mekânın banka hesabına herhangi bir para girişinin olmadığı işlerin desteklenmesi ne anlama gelir? Yönetimde kriz yaşandığını tahmin edebilsem de bu durumun yine onların cebi için nakde dönüştüğüne eminim.</p>



<p>Sokak sanatı da bu sergiyle benzer özellikler taşıyor. Satılamıyor ve bir anlamı oluyor. Yönetimler çoğu zaman eseri bulup sansürleyene ya da müziği kesene kadar istenenler çoktan söylenmiş oluyor. Sokak sanatını çoğu zaman köstebek oyununa benzetiyorum. </p>



<p>Köstebeğin kafasına vurulmadan o çoktan kendisine yeni bir yer bulmakta. Böylelikle de ortaya çıkmış oluyor. Üzerine ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın köstebek her seferinde çıkmak için kendisine yeni bir yer buluyor.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sokak-sanati-ruhsatsiz-guc/">Sokak Sanatı: Ruhsatsız Güç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sokak-sanati-ruhsatsiz-guc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fernando Botero ile Yaza Hazırlık Rehberi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/fernando-botero-ile-yaza-hazirlik-rehberi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/fernando-botero-ile-yaza-hazirlik-rehberi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jul 2022 21:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[ballerina]]></category>
		<category><![CDATA[fernandobotero]]></category>
		<category><![CDATA[fernandoboteroeserleri]]></category>
		<category><![CDATA[fernandoboterokimdir]]></category>
		<category><![CDATA[sanatinceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=7314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolombiyalı sanatçı Fernando Botero eşliğinde yaza hazırlık rehberi niteliği taşıyan yazımızı okumaya davetlisiniz! </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/fernando-botero-ile-yaza-hazirlik-rehberi/">Fernando Botero ile Yaza Hazırlık Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Fernando Botero öncülüğünde &#8220;yaza hazırlık rehberi&#8221; niteliği taşıyan yazım sizlerle.  </p>



<p>Bu yazımızda Fernando Botero öncülüğünde vücudumuzu plaja hazırlıyor, ödem atıyor, yeşil elma yağmuruna yakalanıp bolca dans ediyoruz.<br>Tatil planınızı çoktan yaptınız, alışverişe çıkıp eksikleri tamamladınız ve geriye sadece bavulu kapatmanız kaldı. Bavulunuz, siz, tatil için çektiğiniz kredi ve veremediğiniz o son 2,5 kilo ile artık yola çıkmaya hazırsınız. Her sene olduğu gibi bu yaz da size tatilde “ne yapmanız” ve “nasıl yapmanız” gerektiğine dair bir sürü içerik hazırlandı. Taa kış aylarından başlatılan,  </p>



<ul class="wp-block-list"><li>Vücudumuzu yaza hazırlıyoruz! </li><li>3 günde 57 kilo verdiren diyet!</li><li>Bu sene kumsala havlu değil baklavalarımızı seriyoruz!  </li></ul>



<p>temalı yazılar, plaj sezonu yaklaştıkça ivme kazanmaya başladı. Sosyal medya reklamlarında artık ev takımı, battaniye, bot görmüyoruz. İndirime giren tüm mayolar ve şortlar iki post arasında karşımıza çıkıyor. Bu sene tatile gidemeyeceğimi bilmeme rağmen, kendimi sürekli bikini bakarken buluyorum. Neyse ki telefonumun bataryasında problem var da şarjım ben neyi alacağıma karar veremeden bitiyor. Size, hiç haddim değilken, bu yaz -ideal düzende- ne yapmamamız gerektiğini hatırlatacağım. </p>



<ol class="wp-block-list"><li>O yakıcı bakışların, keyfimizi bozmasına izin vermeyeceğiz. </li></ol>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yaza-fit-bir-vucutla-girmek-icin-gerekenler">Yaza Fit Bir Vücutla Girmek için Gerekenler </h2>



<p>Sahilde pop müzik klibi gibi, serilmiş yatmayı ve denizden romantik komedi oyuncusu gibi çıkmayı herkes bir şekilde hayal etmek zorunda kalıyor. Deniz kenarında doğup büyümüş bir insan olarak size şunu söyleyebilirim: Kimse denizden çıkarken cool, fit ve seksi görünemez. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/normal-insanlar-sally-rooney-ve-y-kusagi-iliskileri" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Normal insanlar</a> kumlarda catwalk yaparak yürümezler. Ayakların sıcak kumda yanmaması için yapılan evrensel yürüyüş biçimini, tüm plajlarda görmek mümkün. Yine normal insanlar, denizden çıkarken gördüğünüz reklamlardaki gibi de olmazlar. Üstlerine yapışan mayoları, birbirine girmiş saçları ve dalmaktan kızarmış gözleriyle tatil yapan zombileri andırırlar. </p>



<p>Çocukluğumun çoğu anısı yerli ve yabancı zombilerin, Antalya sahilindeki görüntülerinden oluşuyor. Emin olun, hiçbirinin sürekli itildiğimiz reklamlarla ve hedeflememiz gerektiği söylenen bedenlerle alakası yoktu. Bu yüzden yaza fit bir vücutla girmek için gerekenler 3 günlük diyetler, zayıflama hapları, sıkılaştırıcı teknolojik aletler değil. </p>



<p>Plaj girişlerinde içeriye sadece fit olanları kabul eden memurlar görmedim bugüne dek. Bir de unutmayalım ki, hala hiçbir ülkenin Yaz ve Plaj Bakanlığı yok. Size bir haberim daha var, Poseidon ve Amphitrite şu ana dek hiç kimseyi bedeni yüzünden denizden atmadı. Deniz tanrıçası ve tanrısının diplerden çıkıp da “2,5 kilo fazlan var. Diyet yap ve seneye tekrar dene!” dediğini düşünsenize. Siz plajda geri geri gitmeye başlamışken Poseidon’un arkasından bir yazı çıkıyor: “XFit. Sizi plaja hazırlayan en iyi spor salonu, indirimli üyelik için hemen iletişime geçin!”</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yaza Fit Bir Vücutla Girmek için Gerçekten Gerekenler  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1-1024x682.jpg" alt="fernando botero" class="wp-image-7573" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<ul class="wp-block-list"><li>Bedeniniz </li><li>Deniz kıyafetleriniz (eğer çıplak girilen bir plajda değilseniz sırf tutuklanmamak için).  </li></ul>



<p>Bu sene birbirimize söz verelim ve havluları göbeğimize değil kumlara sermeyi deneyelim. Tam olarak <em>Bather on the Beach</em>’te resmedildiği gibi. Fernando Botero’nun 2001 yılına tarihlenen bu resminde muhteşem bir kadın var. Tüm gün yüzmüşsünüz, sonra kendinizi şezlonga atıp siesta yapmaya başlamışsınız. İşte o anın huzuruyla karşılaşıyoruz. Botero’nun bu resminin sesi ve esintisi olduğuna yemin edebilirim. Kıyıya vuran denizin sesi, yaprakların birbirine çarpması ve hafif rüzgarın yarattığı esinti. Böylelikle hepsi <em>Bather on the Beach</em>’te yer alıyor.  </p>



<p>Bir dönem sürekli her yerde karşılaştığımız beden olumlama, bir hashtag’den öteye çok gidemese de hala beden özgürlüğü hakkındaki çalışmalar devam ediyor. Fernando Botero da kendi dilini yaratırken renklerden, sınırlardan, kurallardan ve hashtag’lerden taşıyor. Yarattığı esprili dil o kadar kaliteli ki beni hala güldürüyor. </p>



<p>Şişman figürler resmederken amacının tuvalde daha çok renk kullanabilmek olduğunu esprili bir dille anlatıyor. Figürleri genişletirken kendisine alan yarattığının her seferinde altını çizen Fernando Botero, hala en değerli şeyden vazgeçmiş değil. Yakıcı bakışların keyfini bozmasına asla izin vermiyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Fernando Botero’yla Plaj Pozisyonları </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1024x682.jpg" alt="Fernando Botero" class="wp-image-7569" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Fernando Botero’nun tombul heykelleri Kolombiya’nın birçok yerinde sergilenmeye devam ediyor. Woman Lying on Her Stomach pozisyonunda uzanırken denizde yüzen insanları seyredebilirsiniz. Etekli mayolardan giymişseniz ve denizden çıkarken üzerinize yapışmasını istemiyorsanız, Botero’nun 2007’de yaptığı <em>Ballerina</em> gibi durabilirsiniz. Sıcak kumlarda hızlı hızlı terliklerinize gidiyorsanız, 2016 <em>Ballerina</em>’sının pozisyonunu koruyabilirsiniz. </p>



<p>Bir yandan güneşlenip bir yandan arkadaşınız ile sohbet etmek istiyorsanız <em>Woman Laying on her Side</em> tam size göre. Tatili yalnız geçirmeyenlere ise <em>Los Amantes</em>’i öneriyorum. Havluyu üstüne değil yanına alanların sahilin Femme’sine dönüşmesi mümkün.  </p>



<p>Botero’nun 1986’da hazırladığı <em>Woman with a Cigarette </em>ise gün batımı zamanı uzun uzun manzaranın keyfini çıkaranlar için. Hayatın sorgulandığı, yeni kararların alındığı o küçük tatil anlarını <em>Woman with a Cigarette</em> çok tatlı bir şekilde yansıtıyor. </p>



<p>Eski bir şişman olarak, o zamanlarda kendime “Fernando Botero tarafından resmedilmiş gibiyim.” derdim. Eğer Botero’nun heykellerinden biri olsaydım o da kesinlikle <em>Woman in Bed </em>olurdu. Bu hayatta sahip olduğum en iyi yetenek dümdüz durmak olabilir. Zamanı durarak geçirebilmenin lüksü beni mutlu eden şeyler listesinde. Çoğumuzun tatile çıkma sebebi gibi. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Botero Dilinin Yayılması  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-2-1024x682.jpg" alt="fernando botero " class="wp-image-7577" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-2-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-2-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-2-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-2-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/fernando-botero-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Fernando Botero’nun yarattığı dili farklı sanatçıların da konuştuğunu görmek mümkün. Bazen çizgisel bütünlük bazen sadece aforizma özelinde benzerlikler ortaya çıksa da çeşitliliğin artması dikkat çekici. Her şeyi kısıtlayan güçlerle uğraşırken sanatçıların bedeni özgür bırakmak için uğraşmaları hala önemli bir konu. </p>



<p>Son birkaç senedir bazı alanların daraldığını duyuyorum. Örneğin; sivil toplumun daralması, sanat piyasasının daralması, üretim alanlarının daralması… Bütün bunlar farklı kısıtlamalar için yaratılan alanı genişletiyor. Çoğu zaman da tüm bunlardan etkilenen unsur bedenlerimiz oluyor. İyi şeyler gittikçe niş bir duruma gelirken en azından bedenlerimizi bu konudan ayrı tutsunlar istiyoruz. </p>



<p>Giyim markalarının büyük beden üretmemesi, spor kulüplerinin reklamlardan ibaret olması ve sürekli verilen ıspanaklı tarçınlı detoks tarifleri… Bunlarla  çok uzun süre daha karşılaşacak gibiyiz. Bu etkenler açıyı biraz daha genişlettiğiniz zaman birbiriyle bağlantılı hale geliyor. Bu nedenle, piyasanın empoze etmeye çalıştığı kültürlere (diyet kültürü gibi) karşı sırtımı sanata yaslayabilmek istiyorum. Bu noktada da karşıma farklı perspektifler sunan ve genelin dışına taşan sanatçılar çıkıyor. Botero’nun üretimleri ile benzer yoldan gitmeyi tercih edenlerin adını mutlaka öğrenmeliyiz. </p>



<p>Tatil perspektifinizi genişletmek isterseniz Lowell Herrero ile de tanışmalısınız. 2014’e tarihlenen <em>Surfs Up</em>’un yanı sıra <em>Judy and Marge</em> de oldukça eğlenceli bir anlatıma sahip. Fabrikada üretilmediğimizi fark etmenizi sağlayacak olan sanatçılardan biri de Alberto Godoy. <em>The Vacations</em> tablosunda, sahilde oturan çifti görürken yine bir rahatlama hissediyoruz. Godoy, <em>The Crucifixion</em> resmiyle İsa’nın bile idealize edilen beden algısına uymadığını gösteriyor. </p>



<p>Botero&#8217;yla benzer biçemleri paylaşan bu <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/gulsun-karamustafa-arabesk-yarabbi-sen-bilirsin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanatçı</a>lardan biri de Ali Elmacı. Bedenler için yaratılan klişeleri, deformasyonlar ile yanıtlayan değerli sanatçılardan. 10 Aralık 2021’den beri Odunpazarı Modern Sanat Müzesinde sergilenen “Maziye Bakma Mevzu Derin” karmasında kendisi yer alıyor. Eylül ayına kadar açık olacak sergiye, sanatçı Onu Öldür Beni Güldür tablosu ile katılmakta. Herkesin her yerde olabileceğini anlamak için önemli çalışmalardan biri. Etrafımıza bakmadığımız müddetçe farklılıkları anlamlandırmamız daha zor olacaktır. Bu yüzden etrafa bakarken çeşitliliği görmek hepimiz için çok değerli. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Kendimizi Hatırlamak </h2>



<p>Botero’nun bütün kadınlarına aşığım. Senelerce içsel değil, dışsal sebeplerden dolayı küstüğüm bütün kıyafetler, kaçırdığım bütün deneyimler, gücümü kıran insanlardan sonra Botero güzel bir meditasyon etkisi bırakıyor. Çoğu zaman farkında bile olmadan normlarımızı insanların üstüne fırlatıyoruz. İyi, kötü, güzel, nitelikli, neden, niçin ayrımları yapmadan çantamızdan taşırdığımız normlarımızı toplamak zorunda kalanlar var. Zorunda olduklarından da değil, zorundaymış gibi hissettirildiklerinden. </p>



<p>Fernando Botero-her ne kadar öyle görünse de- üretime ilk başladığında toplumsal normları, beden algısını, moda sektörünü yıkmaya çalışmadı. Kendisi için harekete geçerken zamanla eserleri normların karşısında durdu. Her zaman Sokrates olmaya, Konfüçyüs gibi düşünmeye gerek yok. Ne kadar planlarsak planlayalım yaptığımız her hamlenin nasıl bir sonuç yaratacağını net olarak bilmemiz imkansız. Bu yüzden harekete geçerken odağı kendimize çevirmemiz bir suç değil. Botero’da buradan hareketle önce kendisine iyi geleni keşfetti. Ardından sadece yaşadığı yerde değil kilometrelerce uzaktaki sanatçılar üzerinde de etkisi hissedildi. Kültürü, çevresi, düşünce biçimi, eserleri her biri bizde hala iz bırakmaya devam ediyor. </p>



<p>Denize giren, sahilde güneşlenen, havayı hisseden ve manzarayı gören biziz. Yanımızda kim olursa olsun, ne kadar kalabalık yerlerde vakit geçirirsek geçirelim döneceğimiz yer yine kendimiziz. Deneyimler ve anlar paylaşılabilir olsa da hislerimizi birebir paylaşabilmemiz neredeyse imkansız. Bu yüzden tatile çıkmadan önce kısa sürede sizi tatile hazırlayacağını söyleyen tüm kopyala yapıştır diyetlerden uzak durmalısınız, durmalıyız. </p>



<p>Bu diyetler sadece fiziksel değil, fikirsel olanları da içeriyor. Alanların daraldığı bugünlerde, isteniyor ki fikirlerimiz de daralsın. Dışarıdan gelen baskılar yeni diyetleri ortaya çıkarıyor. Yaşarken Botero olmak hepimizin gerçekleştirebileceği bir şey. Bu yüzden mesele aslında tatil değil, plajda sergileyeceğiniz vücutlarınız değil. Haliyle uzak durulması gereken tek diyet de üç beyaz değil. Bu yazı, yapmak isteyip ertelediğiniz bir değişime ayırın. Hiç dinlemediğiniz bir sanatçıyı dinlemek kadar kısa sürecek bir şey de olabilir. Bundan birkaç sene sonra, şu an “diğerleri” yüzünden yapamadıklarımızla yaşamanın ağırlığını tatmamak için değişim için kendimize alan yaratmalıyız. </p>



<p>Sevgilerimle.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/fernando-botero-ile-yaza-hazirlik-rehberi/">Fernando Botero ile Yaza Hazırlık Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/fernando-botero-ile-yaza-hazirlik-rehberi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanatta Ev İmgesi: Akşamları Eve Kaç Kişi Dönüyoruz?</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sanatta-ev-imgesi-aksamlari-eve-kac-kisi-donuyoruz/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sanatta-ev-imgesi-aksamlari-eve-kac-kisi-donuyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2022 21:24:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[evimgesi]]></category>
		<category><![CDATA[jansteen]]></category>
		<category><![CDATA[janwermeer]]></category>
		<category><![CDATA[sanatinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[sanattaevimgesi]]></category>
		<category><![CDATA[vangogh]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=6918</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatta ev imgesine göz atamaya ne dersiniz? Birbirinden farklı sanatçılarda ev imgesinin kullanımını incelediğimiz yazımız sizlerle.  </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sanatta-ev-imgesi-aksamlari-eve-kac-kisi-donuyoruz/">Sanatta Ev İmgesi: Akşamları Eve Kaç Kişi Dönüyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Sanatta ev imgesi&#8221; hakkındaki incelememiz sizlerle.  </p>



<p>Jan Vermeer, Jan Steen ve Van Gogh gibi isimlerin günlük yaşamda ev kavramını nasıl ele aldıklarını inceleyeceğiz. Bir yandan da günümüzde neden ev içini ve günlük yaşamı gösteren resimler yapılmıyor diye sorgulayacağımız incelememiz sizlerle. </p>



<p>Eve kaç kişi dönüyorsunuz? Ben evden ne zaman çıksam dönüşüm çok kalabalık oluyor. Yanımda o kadar soru, sorgu, bunaltı, hayal kırıklığı var ki bazen sıkışmaktan hareket edemiyorum. Doldukça dolan metrobüs gibiyim. Geçmişten gelenler yetmiyor gibi yenilere de yer bulmak gerekiyor. Neyse ki bazen bir şeyleri çözebiliyorum da birkaç durak sonra bazı duygularım iniyor, içerisi rahatlıyor. </p>



<p>Ama bazı duygular 65 yaş faydalanıcısı gibi hiç inmiyor, gidesi yok. İstiyor ki, her yere benimle gelsin, evine kadar bırakayım. Kısa mesafede bile içimde aynı duygular, aynı yaşlılık, aynı yorgunluk. </p>



<p>Eve dönerken kalabalık olmamın sebebi de haliyle fiziksel olmuyor. Son dönemde yaşadığım o kadar çok hayal kırıklığı var ki…Hepsini sürekli yanımda taşıdığım için kendimi yalnız bile hissedemiyorum. Dolayısıyla ne evden yalnız çıkabiliyorum ne de yalnız dönebiliyorum. </p>



<p>Tam böyle ev kavramına yoğunlaşmışken plastik <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat-terapisi-renklere-burunmus-kelimeler" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanat</a>lar bu konuda ne düşünüyor diye araştırmaya başladım. Günün sonunda yol devam ediyor ve hepimizin payına bir şeyler düşüyor. Benim payıma da sanatta ev imgesi düştü. Payımıza düşenleri -bazen- seçebilme şansımız olmasına tutunarak size sanatta ev imgesinden bahsedeceğim.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sanatta-ev-imgesi-jan-vermeer-in-evde-ureten-kadinlari">Sanatta Ev İmgesi: Jan Vermeer’in Evde Üreten Kadınları  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-1024x682.jpg" alt="sanatta ev imgesi" class="wp-image-6921" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Asıl adıyla Johannes Vermeer. Yaşadığı ve ürettiği süre boyunca kadınları diğer sanatçılara göre daha farklı resmetmesiyle öne çıkan bir sanatçı. Son zamanlarda cinsiyet çalışmalarının yoğun bir şekilde arttığını görüyoruz. Buna paralel olarak alanda bilgi ve kaynak üretimi de artış gösteriyor (Bu gelişmeler çoğu zaman öfkeyle hazırlanan ve ulaştığı kitleyi de öfkelendiren içeriklere sahip olsa da). Sanatta neden kadınlara yer verilmediği ve görünür olmalarının nasıl sağlanacağı uzun zamandır benim de gündemim de yer alıyor. </p>



<p>Müzelere giren <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/maud-lewis-ezberleri-bozan-kadin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanatçı kadın</a>ların ve yaratıcı kültür endüstrisinde “yönetim” sınıfında bulunan kadın sayılarının düşüklüğü beraberinde birçok sorunu getiriyor. Patriarkal düzen altında devam ettirilen sanat üretiminde sürekli parlatılan bazı düşünceler var. “Kadınların müzelere sadece resimde çıplak bir figürü olarak girilebilmesi” de en güçlü eleştirilerden biri. Bu eleştirilere bir de ev kavramını eklediğimiz zaman sorunun ölçeği genişliyor. Özellikle oryantalist çalışmaların kadınları çoğunlukla ev işi yaparken resmetmesi üzerine eleştiriler artıyor. </p>



<p>Bu sorunlar hararetle tartışılmaya devam ederken, çıplak olmamasına rağmen müzelere girmeyi başarmış Vermeer kadınlarından bahsedeceğim. Evde dururken eve, dışarda vakit geçirirken de dışarıya hemen alışabilen biri olarak evde üretirken zorlanıyorum. Vermeer’in çalışmalarını incelediğimde ise kadınların -evde- sürekli bir şeyler üretirken resmedildiğini fark ettim. (Hemen çok umutlanmayalım. Çünkü Vermeer’in tablolarına baktığınızda mutlaka ona “atfedilen sorumlulukları” yerine getiren kadınlarla da karşılaşacaksınız.)</p>



<p>Vermeer’in ev ortamında resmedildiği düşünülen resimleri, kadınların evde nasıl vakit geçirdiğini sorgulatıyor. (Örneğin, <em>Young Woman Seated at a Virginal </em>ve <em>Lady Seated at a Virginal </em>tabloları.) <em>The Concert</em> adlı tablosunda da müzik üretimini kadın figürünü de kullanarak resmetmeye devam ediyor. Mektup okuyan kadınları ve mektup yazan kadınları resmetmesiyse dönemin okuryazarlık seviyesi hakkında güçlü bilgiler veriyor. Sınıfsal ayrım gözetmeksizin incelediğimde kadınların ev içi yaşamlarının sadece zorunluluklarını gerçekleştirmesiyle sınırlandırılmaması çok değerli. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kadın</a>ların bir şekilde müzikle bir arada verilmesi de oldukça beğendiğim bir konu.<em> The Guitar Player</em>, <em>Woman with a Luter</em> adlı resimler de yine ev–kadın–müzik üçleminde hazırlanmış.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sanatta Ev İmgesi: Van Gogh Evleri  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-4-1024x682.jpg" alt="sanatta ev imgesi" class="wp-image-6923" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-4-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-4-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-4-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-4-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-4-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/sanatta-ev-imgesi-4.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Evin içinden çok dışını resmeden Van Gogh’un ne anlatmak istediğini anlamak için tüm tablolara bakmak gerekir. Puzzle parçaları birleştirir gibi hareket edilmesi gereken bir sanatçı. Örneğin, 1884 yılında <em>Patates Eken Köylüler</em>&#8216;i yapıyor. Ardından 1885’te <em>Patates Sepeti</em>’ni bir masa etrafından toplanmış insanları gösteren <em>Patates Yiyenler </em>tablosu takip ediyor. Sonra yarattığı bu bağlamı sıfırlamak istercesine 1889’da <em>Patatesli Natürmort</em> adlı resmi yapıyor. Böylelikle başladığımız yere geri dönüyoruz. Üretildi ve tüketildi. Şimdi her adım tekrar izlenecek. </p>



<p>Sanatçının ev içi yaşama sık değinmemesi içsel kaçışından kaynaklanıyor olabilir. Renklerine göre ayırdığı evlerden en çok<em> Sarı Ev </em>dikkatimi çekiyor. 1888’e tarihlenen<em> Sarı Ev</em>’in, bugün benim ve çevremdeki birçok kişi için de anlamının önemli olduğunu düşünüyorum. Belki de bir sokakta öylesine denk gelip resmettiği iki katlı sarı evin, bugün karşıma çıkması beni sevindiren tesadüflerden.</p>



<p>Van Gogh’un evlerin içine girmekten imtina ederken yatak odasını birçok kez resmetmesi dikkatinizi çekti mi? Kaçtığı ve sığındığı yerin aynı olduğunu anlatmak istiyor sanki. Bu durum bana biraz eve verdiğimiz değeri de sorgulatıyor. Büyük evlerde oturuyor, tek başımıza yaşıyoruz. Bir odadan diğer odaya gidişimizin zaman aldığı evlerin sadece tek bir yerinde vakit geçiriyoruz. Evin diğer odaları öylece duruyor, önünden geçiliyor ve bazen kapıları dahi açılmıyor.</p>



<p>Büyük evlerde kendi hanedanımızı kurarken özgür olduğumuza da inandırıyoruz kendimizi. Ama birçoğumuz Van Gogh gibiyiz. Evin sadece dışını ve bir de yatak odasını tanıyoruz. Diğer odaları betimlemeye çalışsak belki de beceremeyeceğiz.</p>



<p>Van Gogh’un yağlı boyalarla hazırladığı yatak odasının benzerleri performans sanatında da nesneler ile karşımıza çıkıyor. Tracey Emin’in 1998 yılında ürettiği <em>Yatağım</em> eseri de benzer bir ilgi uyandırıyor. Birçok performans sanatçısının yatak odasını seyirciye açmasıyla da ev ve mahremiyet kavramları öne çıkarılmaya çalışılıyor. Ne zaman başladığı fark etmeksizin yüzyıllardır sorulan bir kıymetli soru daha:</p>



<p class="has-text-align-center"><em>Bu mahremiyet, her zaman gizemini korumalı mı, yoksa yatak odamızı istediğimiz insana açabilir miyiz?</em></p>



<h2 class="wp-block-heading">Sanatta Ev İmgesi: Jan Steen’in Kalabalık Evleri   </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/Sanatta-Ev-Imgesi-1-1024x682.jpg" alt="Sanatta Ev İmgesi" class="wp-image-6995" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Sanatta-Ev-Imgesi-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Sanatta-Ev-Imgesi-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Sanatta-Ev-Imgesi-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Sanatta-Ev-Imgesi-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Sanatta-Ev-Imgesi-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Sanatta-Ev-Imgesi-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Her bir sanatçı, kendi yarattığı anlamlar ile farklı sorular getiriyor önümüze. Jan Steen; Van Gogh, Tracey Emin ve Johanness Vermeer’e göre daha mutlu eserler üretmiş. Vermeer’in kadınlara yoğunlaşan ev gösterisinden ve Gogh’un yalnızlığa iten betimlemelerinden sonra Steen, kalabalık sofralarla karşılıyor bizi. Daha canlı renkler görüyoruz, daha çok üretime şahit oluyoruz. Farklı ekonomik sınıflardan, cinsiyetlerden, kültürlerden ve yaşlardan insan figürlerini görüyoruz bu sefer.</p>



<p>Altın Çağ’da yaşamasının etkisi mi? Yoksa mizaha daha çok ağırlık vermesi mi resimlerini mutlu yapıyor emin değilim. <em>La Toilette</em> eserleriyle günlük hayatın en normal anını resmeden Steen, bir kadını çoraplarını çıkarırken gösteriyor. Bacaklarda toplanan ödemin izlerine kadar görebiliyoruz hem de. Derli toplu evler, kraliyet sofraları, mesafeli soğuk duvarlar yok bu sefer.  </p>



<p>Dağınık evler, yerlere saçılmış ayakkabılar, devrilmiş sandalyeler ile en doğalı vermeye çalışıyor Steen. Altın Çağ’ın salaşlığını takip eden “saygın ortamını” net bir şekilde inceleme fırsatı doğuyor böylelikle. Üstelik meyve soyup birbirine uzatan insanlar bile var. Tıpkı büyürken annemizin o hepinizin bildiği elmayı bıçağın ucuyla uzatması gibi bir olağanlık hakim tablolara.</p>



<p>Vermeer’de olduğu gibi bizi yine bir sürü enstrüman karşılıyor resimlerde. Biz bol bol öğreniyoruz, çalıyoruz, söylüyoruz diyor resmen sanatçı. Müziğin her resimde var olması, evlerin daha neşeli bir görünüme kavuşmasını da sağlıyor bir yandan. Evde kart oynayan insanlar, yere uzanmış köpek figürü, hafif bir rüzgarın içeri dolduğunu gösteren pencereler… Jan Steen’in resimleri sanki dışarıdan izlediğim eserler değilmiş de zaten o evlerin içindeymişim gibi hissettiriyor. </p>



<p>Bazen bir eve ait olmak hepimiz için önemli olabiliyor. Bir kalabalığa, bir gruba, bir eve, bir telaşa… Evlere dair en sevdiğim ve özlediğim şey akşamları mutfak masasında otururken evdekilerle sohbet etmek. Davlumbazın loş ışığında sabaha kadar edilen sohbetlerin samimiliğini Steen’in tablolarında yakalıyorum. Ev imgesi de şimdi istediğim anlama kavuşuyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Şimdinin Günlük Yaşam Resimleri </h2>



<p>Günümüzde, günlük yaşam ile ilgilenen resimler yok. Bugün için bir sanatçı günlük yaşamı resmetmek istese, yüksek ihtimalle o resimde farklı unsurlar yer alır. Sloganlar, isyanlar ve çer çöp… Sanat gün geçtikçe daha eleştirel bir dil kazanırken bireysel üretimler anlamını yitirmeye başlıyor. Ses çıkarılacak o kadar konu var ki, artık üretilen çoğu eserde de yazılar yer alıyor. Sokaklara taşan, daha hızlı tüketilen ve Instagram gönderisi olarak karşımıza çıkan eserler kafamı karıştırıyor. Hangisi daha değerli ya da birisi değerli olmak zorunda mı bilmiyorum.</p>



<p>Şimdilerde hiçbirimiz evimizde değilken aynı üretimi beklemek de zor. Herkesin evde olduğu pandemi sürecinde bile yapılan hiçbir resmin içinde ev yoktu. Kavramların anlamını yitirmesi ve bireysel yaşamın ağır basması da artık neden ev imgesiyle karşılaşmadığımızı yanıtlıyor. Artık kimse iki oda, bir salon resimler yapmak istemiyor çünkü kimseye bu fikir yetmiyor. </p>



<p>En başta da bahsettiğim gibi içimiz zaten o kadar kalabalık ki… Ulaşmak istediğimiz, mutfakta süt boşaltan kadın resmi olmuyor haliyle. İçinde ya da dışında, 130 ya da 45 metrekare, bahçeli ya da apartman dairesi… Hiçbiri fark etmiyor. Çünkü mesele zaten bunlar değil. Ne değilsek o ve neyin içinde değilsek bir süre sonra onun dışında olmak istiyoruz. </p>



<p>Bu yüzden evler artık çoğu kişiye bir anlam ifade etmiyor. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sanat</a> da buradan dönüşüm geçirmeye devam ediyor. Evlerde yapılabilecek her şey yapıldığı, yaşanabilecek çoğu şey yaşandığı düşünülüyor. Artık performans sanatında bile yatak görmüyoruz. Bugünden çok sonra, özlem duymaya başladığımız da resmedilecek ilk konu yine evler olacaktır. Ama şu an için sanıyorum ki merak edilen bir şey kalmadı.</p>



<p>Sevgilerimle.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sanatta-ev-imgesi-aksamlari-eve-kac-kisi-donuyoruz/">Sanatta Ev İmgesi: Akşamları Eve Kaç Kişi Dönüyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sanatta-ev-imgesi-aksamlari-eve-kac-kisi-donuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egon Schiele: Türkler için Sanatsal Aktivizm Rehberi!</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/egon-schiele-turkler-icin-sanatsal-aktivizm-rehberi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/egon-schiele-turkler-icin-sanatsal-aktivizm-rehberi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jun 2022 21:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[egonschiele]]></category>
		<category><![CDATA[egonschielekimdir]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçıinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[sanatinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsalaktivizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=6301</guid>

					<description><![CDATA[<p>Egon Schiele eşliğinde sanatsal aktivizm rehberi içeren yazımızı okumaya davetlisiniz. İddia ediyoruz ki bu yazı sizi çok güldürecek!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/egon-schiele-turkler-icin-sanatsal-aktivizm-rehberi/">Egon Schiele: Türkler için Sanatsal Aktivizm Rehberi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Egon Schiele hakkında detaylı ve oldukça keyif alacağınızı düşündüğümüz bir inceleme sizleri bekliyor!</p>



<p>E.Schiele’yi incelediğim bu yazıda bilgi eksikliğine, sanatın hangi para birimine ait olduğuna ve sınıflara giriyoruz. Egon Schiele’yi öpmeden ayrılmayacağımız bu yazı ile size biraz içimi dökeceğim. </p>



<p><strong>Uyarı</strong>: İlk bölüm yazarın hayal kırıklığını içermektedir. </p>



<p>Egon Schiele hakkında yazmaya karar verdiğimde çok heyecanlıydım. Bilmediğim şeyler ile karşılaşacağımı, kaybolmuş bilgileri hatırlayacağımı düşünüyordum…Gerçekler hiç düşündüğüm gibi olmadı. Günlerce hakkında yazılan her yazıyı okudum, videoyu izledim ve podcast’i dinledim. Bütün bunların sonucunda elimde ne var? Kocaman bir kopya. </p>



<p>Her kaynak aynı bilgileri önümüze sermeye çalışmış. Üzerine düşünülmeden, üç beş cümle değiştirerek hazırlanmış yazılar ile karşılaşmak ciddi anlamda moralimi bozmaya yetti. Lisede hazırladığımız kitap özeti ödevleri gibiydi karşılaştığım sonuç. Herkes birbirinden almış ve bazıları adını değiştirmeyi bile unutmuş. Sanatçıya ne büyük hakaret! </p>



<p>Bilgi üretimi konusunda bu kadar eksik kalmamız hiç hoşuma gitmiyor. Alelade konular hakkında onlarca yazı ile karşılaşırken nasıl oluyor da önemli konuları her seferinde gözden kaçırabiliyoruz? Sürekli bir formülle, bir matematik ile hareket etmek cidden yormuyor mu? Kalıplara sığmıyoruz derken kalıpları belki de kendimizden daha büyük yapıyoruzdur. Sığmıyoruz ama hala bir kalıbın içerisindeyiz. Hala bir şeylere erişemiyoruz, üretemiyoruz, sınırları kaldıramıyoruz. En kötüsü ise bütün bunlara rağmen çıkıp üretme şansımız olduğunda, bu meselelerden hiç yakınmamışız gibi davranıp hemen geri adım atıyoruz. </p>



<p>Egon Schiele kimdir? 1890’da Avusturya’da doğmuş bir ressamdır. Egon Schiele kaç yaşında ölmüştür? 28 yaşında. Egon Schiele hangi sanat akımında üretmiştir? <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C4%B1%C5%9Favurumculuk" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dışavurumculuk</a>. Aaaaaah! Kocaman bir çığlık atarak bilgisayarımı kapattım. Sürekli hap bilgilerle ve aradığımız asıl bilginin en yavan haliyle karşılaşmamızın iki nedeni var: </p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Tüketim alışkanlıklarımız</li><li>Eğitim sistemimiz    </li></ol>



<p>Kendimizi sürekli sınava hazırlarmışçasına yaşıyoruz. En önemli yerlerin altını; çok daha önemli olan konuların ise üstünü fosforlu kalemler ile çiziyoruz. Sonra da buna öğrenmek -ve hatta daha da mahvederek- üretmek diyoruz. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hayir-orta-yas-degil"><strong>Hayır, Orta Yaş Değil!</strong> </h2>



<p>Hazır hayal kırıklığıyla başlamışken biraz daha bu sularda yüzeyim. Egon Schiele, beden bozumunu en başarılı şekilde gerçekleştiren sanatçılardan biri. Titreyen eller ile çizilmiş gibi duran vücut hatları, öylesine yan yana getirilmiş gibi duran renkleri ve anlaşılmak istenen bakışları ile kendi yolunu çizen bir sanatçı. </p>



<p>Egon Schiele hakkında bir arkadaşımla sohbet ederken sanatçının 28 yaşında hayatını kaybettiğini söylediğimde ilk tepkisi şaşırmak oldu. O kadar çok çalışması var ki birçok insan Egon’un 60’lı yaşlarda ölmüş olabileceğine inanıyor. Çocuk yaşlarda üretime başlaması ve her zaman üretim yapabilecek alanı kendisine yaratması, eser sayısının artmasını sağlayan önemli iki etken. Bu da bize genç yaşta üreten ve değer kazanan sanatçıların, piyasadaki konumu ile ilgili konuşabilmemiz için yeterli alanı sağlıyor. </p>



<p>Piyasanın dinozorlara kaldığı bu dönemde, sanatın yaşça büyük olan insanlara ait olduğu inancını, gökten ilk kim indirdi? Müzelerin sadece “kıdemli” sanatçılara ait olduğu ve gençlerin içeriye sadece “izleyici” olarak girebileceğine kim karar verdi? Daha da önemlisi biz bu orta yaş dinine nasıl körü körüne inandık? </p>



<p>Egon Schiele’yi bir sanatçı olarak görebiliriz ama bazı gerçekleri kabul etme şartıyla. Egon’un hayatını irdelendiğimde çok başka bakış açıları sunduğu için kendisini sadece resim yapan öylesine biri gibi ele alamayacağım. Genç yaşta üretim yapması ve kendi döneminde birçok sanatçının erişemeyeceği noktalara yükselmesi bize çok şey anlatıyor. Günümüzde sürekli tartıştığımız, gencin bir gelecek olmaması gencin şu an var olması meselesini hatırlatıyor Egon’un kariyeri. </p>



<p>Genç ve gençlik meselesi için uygun tartışma ortamını hazırlarken, sınıf ayrımı konusuna da değinilebiliyor. Sanatın kim için olduğu ve hangi para birimiyle üretildiğine de Egon Schiele incelemesi yaparak girmek mümkün. Bir diğer tartışma konusuysa sanatçının bazen ensest ilişkilerle bazense tacizle suçlanması. Bu suçlamaların düşürülmesi ya da geçerliliğini koruması ayrı bir gündem. Ama taciz ile suçlanan bir insanın üretimine en popüler yerden devam etmesine izin verilmesi de ayrı bir konu. Ahlaki sınırları belirsiz bir noktaya getiren Schiele kafaları feci şekilde karıştırıyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sanatta Sınır Bozumu</strong> </h2>



<p>Tartışmak istediğim bazı konular var. Bunlardan biri de sanatçının karakterinin, eseri üzerinde ne kadar söz hakkı olduğu. Egon Schiele etik meselesini tartışmaya açıyor ve yeniden insanların ahlakın ne olduğunu tartışmasını istiyor. Ya da Egon’un böyle bir şey umrunda değil ve ben sizi bu havuza itiyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi; Egon Schiele’yi tablo yapan, dışavurum temelli resim üreten biri olarak ele almamız bazı şeyleri gözden kaçırmamıza neden olur. </p>



<p>Kendisini anlamak istiyorsanız yapmanız gereken çok bir şey yok. Bu nedenle formülü bilmeniz yeterli ve bu çoğu sanatçı için geçerli. Bir akım dahilinde üretim yapan sanatçıları yorumlamak için akımı tanımak lazım. Akım hakkında bilgi edindiğinizdeyse üzerine eserin üretildiği döneme dair birkaç yorum ekleyerek havalı görünebilirsiniz. Her şeyin formüle döküldüğü bir çağda, sanatı anlamak da artık zor olmamalı. Bu söylediğim açıkça formüle edilebilen eserler için geçerli. Aynı şeyi soyut çalışmalar için söylemem imkansız ama biraz zaman verirseniz onun da tekniğini açıklarım. Sanatçıların iç yüzünü ortaya çıkarmak istemem. Fakat arkadaşlar, çoğu üretim o kadar da romantik ortamda gerçekleşmiyor. Bu sırlar ile dolu, gizemli, bilinmez sanat üretim metaforunu desteklerken kimlerin ceplerini doldurduğunuzu bir bilseniz… </p>



<p>Belki de artık bilmelisiniz. Sanatın kime hizmet ettiğini ve kimin cebinin dolduğunu öğrendiğinizde romantize edilen çalışmaların birer hiç olduğunu fark edeceksiniz. Kalp kırmayı ya da akademiyi savunan insanları karşıma almayı istemem ama dünyanın sırrını elinde tutuyormuş gibi davranmaktan vazgeçmesi gereken üreticiler, müzeler ve yöneticiler var. </p>



<p>Burada biraz hız kesip tekrar Egon Schiele’ye döneceğim ve sanatın akıl almaz (!) üretim halini deşmeye diğer yazılarımda da devam edeceğim. Şu ana kadar birçok meseleden bahsettim. Bunların en önemlisi genç temsili etrafında ekonomiye, eğitime ve deneyime aynı anda değinebilmemiz. Egon Schiele dışavurum zemininde yüzlerce eser üretirken en iyi hamlesini karşımıza kavramları çıkararak yapıyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Egon Schiele’den Aktivizm Tarifi!</strong>    </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/Egon-Schiele-1-1024x682.jpg" alt="Egon Schiele" class="wp-image-6374" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Egon-Schiele-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Egon-Schiele-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Egon-Schiele-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Egon-Schiele-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Egon-Schiele-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Egon-Schiele-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Young Mother &#8211; The Family</figcaption></figure>



<p>Size bazı sorgu, tartışma ve kaçış kapıları bırakacağım. Günümüzde hala inanılmaz bir şekilde tartışma konusu olan annelik – emzirme – meme ve seks dörtlüsü muazzam kavramları içeriyor. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/category/kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kadın</a>ın her yerde emzirmemesini söyleyen yozlaşmış zihinler üstüne bir tartışma yürütmek istediğinizde Egon’un 1918 yılında hazırladığı <em>The Family</em> tablosunu ya da 1914 tarihli <em>Young Mother</em>’ı kullanın. Tabloyu hangi kitleye karşı kullanacağınıza dikkat edin. Doğrudan geri döndürülemez şekilde yozlaşmış biri ile iletişime geçerseniz önerebileceğim tek şey tabloyu kişinin üstüne atıp kaçmanız. O zaten kendini bir karadeliğe bırakacak ve ardından siz bir şey demeden kendini yok edecektir.  </p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="689" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/Two-girls-lying-entwined-1915-1024x689.jpg" alt="Egon Schiele" class="wp-image-6366" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Two-girls-lying-entwined-1915-1024x689.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Two-girls-lying-entwined-1915-300x202.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Two-girls-lying-entwined-1915-768x516.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Two-girls-lying-entwined-1915-1536x1033.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Two-girls-lying-entwined-1915-480x323.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Two-girls-lying-entwined-1915.jpg 1835w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Two Girls Lying Entwined</figcaption></figure>



<p>LGBTİ+ bireylere ve örgütlenmelere karşı bir tartışmaya girmek istediğinizde Egon Schiele’nin 1915 tarihli <em>Two Girls Lying Entwined </em>resmini kullanabilirsiniz. “Ne demek kadınlar, kadınlarla, cinsel, birlikteliğe, nasıl, yani…”Karşınızdakine fırlatabileceğiniz muazzam bir eser daha.  </p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="603" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/egon-schiele-the-embrace-1024x603.jpg" alt="egon schiele" class="wp-image-6378" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/egon-schiele-the-embrace-1024x603.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/egon-schiele-the-embrace-300x177.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/egon-schiele-the-embrace-768x452.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/egon-schiele-the-embrace-1536x905.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/egon-schiele-the-embrace-2048x1206.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/egon-schiele-the-embrace-480x283.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption> The Embrace</figcaption></figure>



<p>Sokakta sarılan, öpüşen, sevgisini birbirine gösterme cesareti gösterenlere laf atanlar ile mı karşılaştınız? Egon Schiele burada da imdadınıza yetişiyor! 1917 tarihli<em> The Embrace</em> ile yozlaşmış zihnin hedefini kolayca şaşırtabilirsiniz. O ne olduğunu bile anlamadığı <em>The Embrace</em>’ye yönelirken siz arkada öpüşmeye devam edebileceksiniz.  </p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/nude-with-red-garters-egon-659x1024.jpg" alt="nude with red garters egon" class="wp-image-6368" width="839" height="1304" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/nude-with-red-garters-egon-659x1024.jpg 659w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/nude-with-red-garters-egon-193x300.jpg 193w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/nude-with-red-garters-egon-768x1193.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/nude-with-red-garters-egon-989x1536.jpg 989w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/nude-with-red-garters-egon-1318x2048.jpg 1318w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/nude-with-red-garters-egon-480x746.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/nude-with-red-garters-egon-scaled.jpg 1648w" sizes="(max-width: 839px) 100vw, 839px" /><figcaption>Nudewith Red Garters</figcaption></figure>



<p>Kadın bedeninden korkanlara <em>Nudewith Red Garters</em>; G noktasını bulmakta zorlanan misyonerlere <em>Black Haired Girl with High Skirt</em>; eğlenen kadınları görünce yadsıyanlara<em> Three Girls</em>; saf ilişkilere kafa tutanlara <em>Friendship</em>; erkeklerin her zaman güçlü görünmesi gerektiğine inanlara <em>Man Bencind Down Deeply</em>’i tavsiye ediyorum. </p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sanata Yeni Sorumluluklar Yüklemek</strong> </h2>



<p>Egon Schiele nereden bilebilirdi ki tablolarının Türkiye’de yeni anlamlar kazanacağını ve savunuculuk için kullanılabileceğini? Tüm yazı boyunca size garip bir yol haritası çıkardım. Kafanız kavramlar arası bağı kurmaya çalışırken karışmış olabilir. Ekonomiden bahsederken ensest ilişkilerden nasıl bahsettiğimi ya da üretim merkezlerini eleştirirken aktivizme nasıl geldiğimizi anlamamış olabilirsiniz. Yaşarken de tüm kavramların nasıl ortak bir paydada birleştiğini anlamamız çoğu zaman gerçekten zor oluyor. </p>



<p>Yeni bakış açıları kazandırırken biraz eğlenebilmenizi sağladıysam çok sevineceğim. Bir üst başlığı yazarken ben biraz eğlendim. İnsanın kendi esprisine gülmesi gibi bir durumdu… İzahı zor! Söylemek istediğim şey aslında çok basit. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/author/nursen/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Diğer yazılar</a>da da bolca değindiğim gibi görmek bize kalmış bir mesele. Egon Schiele üretim yaparken 110 yıl sonra Türkiye’de bu şekilde yorumlanacağını bilemezdi. Aktivizm, harekete geçmenin habercisi olduğu kadar harekette kalmanın da önemini belirtir. Harekette kalmayı ve ivme kazanmayı geleneksel yöntemler ile yapamıyorsak kendimize yeni bakış açıları kazandırabiliriz. </p>



<p>Egon için yazmaya başladığımda çok mutsuz olacağımı düşünmüştüm. Hayal kırıklığı ile başlayan araştırma sürecimin Türkler için sanatsal aktivizm rehberine dönüşeceği hiç aklıma gelmemişti. Egon Schiele!!! (Kendimi tutamayıp aniden attığım bir çığlık gibi düşünün bunu). </p>



<p>Yazdığım her sanatçı ile oturup konuşamamak ve Egon Schiele’nin hayatının tek bir çeyrekten ibaret olması beni üzüyor. Bütün saçma fikirlerimi üstlerine boca etmek istiyorum. Bildiğimiz kadarıyla da tarihte bir yolculuğa çıkamayacağım için burada size yazmaya devam edeceğim. Yazının bu kısmını da okuduktan -ya da 2 dakika Twitter gündemi, 5 dakika kadar da ana haberleri izledikten- hemen sonra Egon Schiele tablolarını açın. Eminim sanatsal aktivizme sizin de eklemeleriniz olacaktır. </p>



<p>Sevgilerimle. </p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><br></h4>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/egon-schiele-turkler-icin-sanatsal-aktivizm-rehberi/">Egon Schiele: Türkler için Sanatsal Aktivizm Rehberi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/egon-schiele-turkler-icin-sanatsal-aktivizm-rehberi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>George Grosz: Weimar Almanyası’nda Sanat Üretimi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/george-grosz-weimar-almanyasinda-sanat-uretimi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/george-grosz-weimar-almanyasinda-sanat-uretimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2022 06:35:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[georgegrosz]]></category>
		<category><![CDATA[metropolis]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[weimaralmanyası]]></category>
		<category><![CDATA[yeninesnelcilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=5827</guid>

					<description><![CDATA[<p>Weimer Almanyası nedir? George Grosz kimdir? Soruların cevabı için yazımıza davetlisiniz!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/george-grosz-weimar-almanyasinda-sanat-uretimi/">George Grosz: Weimar Almanyası’nda Sanat Üretimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>George Grosz, Alman asıllı Amerikalı ressam. Kendisi 1920&#8217;li yıllarda Berlin&#8217;deki yaşamı resmettiği eserler ile bilinmekte. Weimar Almanyası’nda sanatçının nasıl var olduğunu George Grosz üzerinden incelediğimiz yazımız sizlerle. </p>



<p>Weimar Almanyası olarak bildiğimiz dönemi anlamak için öncelikle Birinci Dünya Savaşı’na bakmak gerekir. Birinci Dünya Savaşı’nın bitişini takip eden 1918 yılında yeni bir dönem başladı. Ancak bu dönemin etkisini ilk bakışta anlamak güç oldu. Böyle olsa da barışçıl protestoların artması ve düzenlenen yeni anayasayla yeni dönem resmi olarak kabul edildi.  </p>



<p>Bu gelişme ile iktidarını güçlendiren Weimar Cumhuriyeti, görülebilecek en demokratik anayasayı hazırladı. Anayasanın geçerliliği olacağını varsaydığımızda ileri görüşlü, yenilikçi ve eşitlikçi bir Almanya ile karşılaşmamız gerekiyordu. Ancak çoğu uygulamasının sadece anayasada kalması ile Weimar Cumhuriyeti iktidarda kısa bir süre kaldı. </p>



<p>Weimar’ın iktidarda kısa bir süre kalması ise kimsenin şaşırmadığı bir sonuç oldu. Bu süre boyunca kadınlara verilen seçme haklarını, herkesin kanun karşısında eşit olması izlemişti. Hak çerçevesini iyi bir şekilde çizmeyi başaran anayasa  bazı noktalarda önemli adımların izlenmesi için uygun zemin hazırladı. Bunlar; seçme ve seçilme hakkı, eşitlik hakkı, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve özgürlüğü gibi. Ancak hedeflerin gerçekleştirilememesi, halk arasında sınıfsal ayrımların sert bir şekilde başlaması ve yönetimde cumhuriyetin tercih edilmemesi gibi sebepler; Weimar Cumhuriyeti’nin ömrünü kısalttı. Tarihin her döneminde görünen, farklı ideolojilerin birbirini ite kaka iktidarı ele alma çabası demokrasiye ket vuran önemli bir sebep oldu. </p>



<p>1919 – 1933 yıllarında yönetimde kalan Weimar Cumhuriyeti farklı kutuplarla uğraşırken anayasasını da hayata geçirememiş oldu. Bu kutuplar arasında din insanları, iş insanları, kolluk kuvvetleri ve yancı medya mensupları yer alıyordu. Birbirini destekleyen bu dört kutup, cumhuriyetin kendi çıkarları ile uyuşmamasından son derece rahatsızdı. Baskılara dayanamayan ve iç işlerinde birçok problem ile mücadele etmek zorunda kalan yönetimin hareketliliği kısıtlandı. Ayrıca ekonomik sorunlar da listeye eklendi. Böylece Weimar Cumhuriyeti’nin iktidarda daha fazla kalması iyice zorlaştı. Tüm siyasi çatışmaların arasında sanatın ilerleyişi ise önemli derecede istikrar gerektirmiştir. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-weimar-almanyasi-sanat-hareketleri">Weimar Almanyası Sanat Hareketleri </h2>



<p>Weimar Almanyası ya da Weimar Cumhuriyeti olarak da bilinen bu dönemde iki önemli sanat hareketi gerçekleşti. Bu hareketlerden biri Bauhaus ve De Stijl. Diğeri ise kendi direnişini yaratan alaycı, fütürist ve yer yer dadaist olan Yeni Nesnelcilik. Bu yazıda Bauhaus’a ve De Stijl’e değinmeden direkt Yeni Nesnelcilik akımından bahsedeceğim. Yeni Nesnelcilik akımının önemli ve belki en ünlü isimlerinden George Grosz ise odak noktamız olacak. </p>



<p>Bazen bir dönem hakkında bilgi vermek için kullanılabilecek en iyi malzeme sanat eserleri olabiliyor. Toplumsal olaylardan yola çıkılarak üretilen eserler tarih izlemesi anlamında iyi birer yol gösterici. Uzun uzun yazılar, raporlar, araştırmalar yerine tek bir eser dönemin birçok unsurunu tek seferde anlatabiliyor. Tarihi kaynak oluşturmanın birçok yolu olduğunu düşünürsek dolaylı kaynaklar arasına mutlaka sanat eserlerini de eklemeliyiz. Bu görüşü destekleyebilecek Yeni Nesnelcilik akımı bize kendi diliyle bir şeyleri anlatmayı başardı. </p>



<p>Romantize edilen sanat akımlarına karşı bir toplumsal eleştiri yapmak için ortaya çıkarılan Yeni Nesnelcilik, içerisinde önemli sanatçılara yer veriyor. George Grosz’un yanı sıra; Otto Dix, M. Beckmann, Rudolf Schlichter ve Jeanne Mamnen gibi isimlerin bulunduğu akım mizahı kullanmaktan da vazgeçmiyor. Bu harekette, resimlerde uygulanan bozulmalar, “uygunsuz” renklendirmeler ve karikatür çizgileri ile sık sık karşılaşılıyor. Resmedilen figürlerin eğer duruşları bir anlam ifade etmiyorsa bakışlarına, bakışlarında anlam bulunamıyorsa simgelerine odaklanmak gerekiyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-mizahin-gorsel-hali-yeni-nesnelcilik">Mizahın Görsel Hali, Yeni Nesnelcilik </h2>



<p>Mizah, en sert konuların dahi rahatlıkla eleştirilebilmesini sağlayan önemli bir unsur. Herkes için farklı anlamları ve yöntemleri olan mizahın anlatım tarzları da sürekli değişiyor. Bu değişimde sabit kalan ve edebiyattan resme kadar birçok unsuru etkileyen ana öge ise karikatür. Sanat disiplinleri arasında bulunan karikatür özellikle görsel üretim noktasında herkes için farklı değerlere sahiptir. </p>



<p>Kara mizah sınırlarında gezen biri olarak karikatürden doğan yeni hareketlere bazen daha romantik yaklaşabiliyorum. Bu noktada da sanatın birçok alanında üretim yapan değerli isimlerin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Özellikle, WeimarAlmanyası, Nazi Partisi ve Birinci Dünya Savaşı’na rağmen üretimine devam eden George Grosz. Kendi iradesiyle gönüllü olarak katıldığı savaştan sanat üretme çabası ile ayrılan biri Grosz. Maruz kaldığı toplumsal kaosun izlerini silemeden kişisel kaosunu yaratarak üretmeyi tercih ediyor. </p>



<p>Birçok sergide ve sanat hareketinin içerisinde yer alan sanatçı, hayatını kaybetmeden önce toplumsal eleştiriler ile öne çıktı. Savaşın ardından önce adını İngiliz ismine çevirmesi (asıl adı Georg) ve ardından farklı ülkelere giderek üretimini evrenselleştirmesi kaosunun kalitesini yükseltti. Sanatçı, yeni nesnelcilik için üretim yaparken bir yandan dadaist ve fütürist kimliklerini de bırakmamayı tercih etti. Zürih ve Berlin’i önemli ölçüde kapsayan çalışmalarında izleyiciye, ciltlerce anlatabileceği gerçekleri boyaları kullanarak aktarmayı seçti. </p>



<p>Kullandığı dili çok yönlü bir hale getirmesi de dadaizmi bırakmaması ile gerçekleşti. Mizahı, eleştiriyi ve zaman bağlamını net bir şekilde kurabilmesi de hiçbir izleyici de soru işaretinin oluşmasına neden olmuyor. Var olduğu dönemde bilinirliği artan nadir isimlerden biri olması da eserlerinde ne anlatmak istediğini günümüze ulaştıran önemli bir etken. Sadece resmetmesiyle değil. Konuşması, paylaşması ve dayanışmasıyla da öne çıkan toplumsal ve bireysel bir sanatçı Grosz. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-germany-a-winter-s-tale">Germany a Winter’s Tale  </h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/George-Grosz-1-1024x682.jpg" alt="George Grosz" class="wp-image-5876" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/George-Grosz-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/George-Grosz-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/George-Grosz-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/George-Grosz-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/George-Grosz-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/George-Grosz-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>George Grosz &#8211; Germany a Winter&#8217;s Tale</figcaption></figure>



<p>George Grosz’un Berlin’in de karşımıza çıkan yeni kimlikler var. Yazının başlarında bahsettiğim; aristokrat sınıf, siyasetçiler, askerler listesine eklenen bu yeni betimlemelerin arasında seks işçileri tepeden bir giriş yapıyor. Yüksek sınıfın ve eril dünyanın masa başında, tüm özneleri yok sayarak aldıkları yeni kuralları hatırlatıyor Germany a Winter’s Tale. Sınırsız para, güç ve iktidarı elde ettiğinizde asla ulaşamayacağız şey nedir? </p>



<p>Biraz da bu sorular üzerinden yola çıkan Grosz, çalışmalarında bambaşka dünyaları gösteriyor-muş gibi yapıyor. Her şeyin bol olduğu, her gücün elde edildiği, istenilen her şeyin yapıldığı meclis odalarından çıkıp geliyor Grosz. Yaldızlarla süslü duvarların arasında görülmeyeceğini düşünen yüksek şûraların içinin ne kadar pis olduğunu gösteriyor. Halka yasaklanan her bir unsurun içeride devam ettiği, kıtlığın bir gövde gösterisine dönüştüğü anları anlatıyor. Herkes tarafından bilinen ama seslendirilmeyen gerçekleri ustalıkla tablolarına aktarıyor. </p>



<p>Germany A Winter’s Tale’ye ince ince yaklaşıldığında ayrıntıları fark etmek günlerce sürebilir. Toplumsal kaosu; birbirine sıkışan simge ve figürler ile anlatan Grosz bu noktada Otto Dix ile benzer bir “ilk bakışa” sahip. Resmin hangi tarafına baksanız sıkıştırılmış bir yazı, sembol, insan, hayvan ya da yapı ile karşılaşıyorsunuz. Yıkımı anlatırken karmaşanın getirdiği yorgunluğu da izleyici ile buluşturabilmesi muazzam bir yetenek. Perspektif temelinde incelendiğinde dahi resme adım adım yaklaşmaya gerek kalmadan ana metni çözebiliyoruz. Grozs burada adeta roman okur gibi sayfa sayfa çevrilmesi gereken resimleriyle kendisine zaman yaratmamızı istiyor. </p>



<p>Detaylarda boğulmaya başladığımızda koca bir tarihin iplerini de elimize almayı başarabiliyoruz. Resimlerine yerleştirdiği her bir imge, bir sonrakine göz kırpıyor. George Groz’un anlatmak istedikleri hiç bitmeyecekmiş hissediyorum bu tablosuna bakarken. Belki o da bunu yaratmak istiyor. İstatistiksel veriler ile anlatılamayacak kadar derin olan politik ve ekonomik mücadeleden bahsediyor sonuçta. Bu kavramlara eklenen eril düzen ve dışa kendini kapatan dini de hatırladığımda, Grosz’un resimlerini neden yavaş bitirdiğimi anlıyorum. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-metropolis-yorumlari">Metropolis Yorumları  </h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="1024" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/grosz-george-metropolis-1916-1022x1024.jpg" alt="George Grosz" class="wp-image-5877" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/grosz-george-metropolis-1916-1022x1024.jpg 1022w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/grosz-george-metropolis-1916-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/grosz-george-metropolis-1916-150x150.jpg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/grosz-george-metropolis-1916-768x769.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/grosz-george-metropolis-1916-1533x1536.jpg 1533w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/grosz-george-metropolis-1916-2044x2048.jpg 2044w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/grosz-george-metropolis-1916-480x481.jpg 480w" sizes="(max-width: 1022px) 100vw, 1022px" /><figcaption><strong>George Grosz &#8211; Metropolis</strong></figcaption></figure>



<p>George Grosz, 1917’de ilk <em>Metropolis</em>’i tamamladı ve bundan 10 yıl sonra Otto Dix, yeni <em>Metropolis</em>’i hazırladı. Sadece malzeme ve teknik unsurları ve renk kodları ile ayrılan resimler, temelde aynı fikri anlatıyor. George Grosz’un kırmızıda kaybolduğu <em>Metropolis</em>’inin ardından Dix’in <em>Metropolis</em>’i daha soft renklere sahip olduğu için pozitif bir konuyu anlatmış gibi algılanabilir. Ancak her iki sanatçı da benzer eleştiriler ile resimlerini hazırlıyorlar.  </p>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="441" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/otto-dix-metropolis-1-1024x441.jpg" alt="George Grosz" class="wp-image-5878" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/otto-dix-metropolis-1-1024x441.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/otto-dix-metropolis-1-300x129.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/otto-dix-metropolis-1-768x331.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/otto-dix-metropolis-1-1536x661.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/otto-dix-metropolis-1-2048x882.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/otto-dix-metropolis-1-480x207.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption><strong>Otto Dix &#8211; Metropolis</strong></figcaption></figure>



<p>Şehrin yoğunluğunu değil de cehennemi ya da bir yangın yerini betimlemiş gibi algılanıyor ilk bakışta. Her iki benzetmenin de birbiri ile olan uyumu düşünüldüğünde insanların tabloya bakarak yangın ve cehennem kelimelerini kullanmaları hiç şaşırtıcı değil. Dünyanın çirkin olduğunu düşünen George Grosz’un romantik resimler çizmesi en azından yaşantısının o döneminde düşünülemez bir şeydi. Sanırım bu yüzden dünyanın sadece çirkin değil aynı zamanda hasta ve yalancı olduğunu hem sözleri hem de resimleri ile anlatmaktan bıkmıyor. </p>



<p>Modern toplumların -özellikle savaş sonrası Berlin’in- tüm çirkinliklere sınırsızca yer verdiğini maskeler ile anlatmayı tercih etmesi de öz yorgunluğundan geliyor. Grosz, modern Berlin’in yaşadığı buhranı gece hayatı ile paralize etme çabasına neredeyse her tablosunda değinmekte. Bu haliyle resimlerinde yaşayan insanları değil ölüleri resmediyormuş gibi hissettirmesi de oldukça doğal. </p>



<p>İnsanların eğleniyorlar mı yoksa savaşıyorlar mı anlaşılmadığı tablolar bana hep bugün yaşadıklarımızı hatırlatır. İstanbul’un herhangi bir sokağında yürümek de herhangi bir konsere gidip eğlenmeye çalışmak da aynı kaosu yaratıyor. Berlin’in savaş sonrası yaşadığı anksiyetenin günümüzde bizim için de geçerli olduğunu fark ediyorum sürekli. Grosz kadar tehlikeli sularda yüzmeden ve yaşama hevesimi kaybetmeden yoluma devam etmeye çalışıyorum. Ancak biliyorum ki, bu sadece benim için değil, herkes için zor. İster George Grosz’un <em>Metropolis</em>’ini ister Dix’in <em>Metropolisi</em>’ni seçin. Her iki resim de Grosz’un sözünü anlatıyor: </p>



<p>“<em>Bu dünya çirkin, hasta ve yalancı.”</em>  </p>



<p>Sevgilerimle.</p>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>Erden, E. O. (2020). <em>Modern Sanatın Kısa Tarihi. </em>Hayalperest Yayınevi.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/george-grosz-weimar-almanyasinda-sanat-uretimi/">George Grosz: Weimar Almanyası’nda Sanat Üretimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/george-grosz-weimar-almanyasinda-sanat-uretimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arshile Gorky: Müziğin Resim Hali</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/arshile-gorky-muzigin-resim-hali/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/arshile-gorky-muzigin-resim-hali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurşen Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 May 2022 21:04:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Arshilegorky]]></category>
		<category><![CDATA[pullukveşarkı]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsanatinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[theploughandthesong]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arshile Gorky, soyut dışavurum akımının kurucuları arasında yer alan önemli bir isim. Müzik resmedilebilir mi, gelin kendisinden öğrenelim!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/arshile-gorky-muzigin-resim-hali/">Arshile Gorky: Müziğin Resim Hali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Arshile Gorky, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Soyut_d%C4%B1%C5%9Favurumculuk" target="_blank" rel="noreferrer noopener">soyut dışavurum</a> akımının kurucuları arasında yer alan önemli bir isim. Öyle ki eserlerinde anlatmak istediği şeyleri ya ilk bakışta anlamak ya da üzerine yıllarca konuşmak gerekiyor. Arshile Gorky’e ait olan <em>Pulluk ve Şarkı</em> (<em>The Plough and The Song</em>) adlı resmi de tam olarak böyle. Ya ilk bakışta anlayacağız ya da üzerinde uzun süre sevişeceğiz; karar bizim.</p>



<h2 class="wp-block-heading">“Yaratırsın, Yaşarsın.”</h2>



<p>Birbirini takip eden gecelerimden birinde, müdavimi olduğum barda duydum bu sözü. Herkes içerde eğlenirken dışarıda dört kişi vardı dertleşen iki yakın arkadaş, güvenlik ve ben. Kadınlardan biri, bir süre sessiz kaldıktan sonra arkadaşına döndü. Hafif buruk bir sesle -üstüne uzun süre düşüneceğim- iki kelimeyi yan yana getirdi: “Yaratırsın, yaşarsın.”</p>



<p>Her şey için ve her an kullanılabilecek olan bu iki kelime ile birleştirebildiğim tek bir eser var; Arshile Gorky’nin 1947 yılında tamamladığı <em>The Plough and The Song</em>. Türkçeye<em> Pulluk ve Şarkı </em>olarak çevrilen bu resme ne zaman baksam keyifleniyorum. Renklerin nahifliği ve çizgilerin uyumu bana hep müziği hatırlatıyor. Ardından kendimden geçene kadar dans etme isteği ile doluyorum. En keyifsiz anlarda dahi yataktan çıkabilmemi sağlayan iki unsurun birleşimi olan <em>The Plough and The Song</em>, isteyene çok şey anlatan bir resim.</p>



<p>Resmin içinde olanı görmek için bilmeye gerek olduğunu düşünmüyorum. Arshile Gorky, yapılması en zor olan şeyi başararak, izleyicisinin akışta kaybolmasını sağlıyor. Akışta kaybolmak bazen hepimizin tercihi olsa da bazen hepimiz bir şekilde kaybolmak zorunda kalıyoruz. Yüz yıllardır süre gelen kalma ve kaybolma arasındaki ilişkinin tezatlığı artık sadece sanatçılara ait değil. Her birimiz kalmayı da kaybolmayı da tercih edebiliyoruz. Kaldığımız yerlerde yok oluyor, kaybolduğumuz yerlerde iz bırakıyoruz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-arshile-gorky-ile-muzigi-nasil-cizersin">Arshile Gorky ile Müziği Nasıl Çizersin?</h2>



<p>Biraz üstüne düşünebilmeniz için zaman bırakıyorum buraya ve ardından kendi yanıtımı ekliyorum.</p>



<p>Müziği çizemezsiniz ama müziğin hissini renkleri kullanarak anlatabilirsiniz. Arshile Gorky’de bu yoldan yürüyor ve müziğin hissini resmediyor. Sadece renkleri ve imgeleri kullandığını düşünürsek, kapı yine izleyicinin zihnine açılıyor. Burada müziği nasıl anladığımıza geliyoruz. Tekrara alıp ardı arkası kesilmeden dinlediğiniz şarkıları düşünün. Nerede duyarsanız duyun sizi keyifle dansa davet eden melodilere odaklanın. Ne hissediyorsunuz?</p>



<p>Hissettiğinize benzer duygularımı tutarken bir yandan da göz ucuyla <em>The Plough and The Song</em>’u izliyorum. Bana o kadar çok anlatıyor ki aynı şeyleri siz de duyun istiyorum. Keyif ile seyrettiğim Arshile Gorky tabloları her zaman sürprizler ile dolu.</p>



<p>Resme bakarken dans ettiğim geceleri anımsıyorum. Önce dans ettiğim özneler geliyor aklıma. Tanımadığım insanlarla, arkadaşlarımla, sevgililerimle ve kendimle nasıl durmadan dans edebildiğimi hatırlıyorum. Sonra da dans ettiğim yerler yavaş yavaş oldukları yerden çıkmaya başlıyor. İlk kez gittiğim ülkeler, müdavimi olduğum barlar, ter kokan hobo partileri, ayakta durmakta zorlandığım müzik festivalleri, sokak araları, evler ve daha bir sürü yer. Müziğe kendimizi kaptırırken, ritmin kendisine dönüşerek silikleşen bedenlerimiz ve işte karşınızda <em>The Plough and The Song</em>!</p>



<h2 class="wp-block-heading">İnsanlar Dans Ederken Ne Düşünür?</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/arshile-gorky-1024x780.jpg" alt="Arshile Gorky" class="wp-image-4275" width="840" height="639" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/arshile-gorky-1024x780.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/arshile-gorky-300x228.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/arshile-gorky-768x585.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/arshile-gorky-480x365.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/arshile-gorky.jpg 1500w" sizes="(max-width: 840px) 100vw, 840px" /><figcaption>Arshile Gorky</figcaption></figure>



<p>Zihnime üşüşen karanlıklardan dans ederek uzaklaşmayı alışkanlık haline getirdim. Sahne ışıkları altında bir kaybolup bir beliren o bedenler kimi zaman beni derin yalnızlıklara itiyor. Aklıma ansızın gelen soruları yanıtlamaya çalışırken ritim kaçırmaktan korktuğum bile oluyor. Kalabalıkta dans ederken gerçekten “çok muyuz?” merak ediyorum. Tanıyalım veya tanımayalım fark etmeksizin birlikte eğlendiğimiz insanlar, sahne ışıklarının altında dans ederken ne düşünüyorlar?</p>



<p>Hep birlikte mi eğleniyoruz yoksa müzik ile yalnızlığımızı mı gizliyoruz? Bakın yine başladım. Sorular ile kaybolurken müziğin kötü sesleri yok etmesine odaklanıyorum. Tak! Yeni soru: İyi müzik, kötü sesleri yok ederken; iyi resim nasıl oluyor da her şeyi alenen ortaya çıkarabiliyor? Ben dans ederken bunları sorguluyorum. Geçtiğimiz günlerde, arkadaşlarımla acı nedir tatmamışız gibi dans ederken aklımdan geçen düşünceyle göz göze geldim; mutfak alışverişi! </p>



<p>Arshile Gorky’e bunları anlatsam ve sonra <em>The Plough and The Song</em>’u yeniden çizmesini istesem&#8230; Bana yine aynı resmi çizmesini beklerdim; herhangi bir ayrıntıyı değiştirmeden, tek bir çizgi dahi silmeden. Tam olarak aynı resmi önüme koyduğunu düşünün. İşte size anlatmak istediğim şey bu. Kırmızının sarıya sarılması, siyahın yeşille bütünleşmesi, çizgileri vurdumduymazlığı ve her şeyden biraz var olması. Gorky’nin büyük bir titizlikle yarattığı ton sür ton zemini, kullandığı baskın renklerle bozması dikkatimi çekiyor. Ama biz bozulduğunu dahi anlamıyoruz. Bu betimleme, Arshile Gorky’nin resme getirdiği formülün ta kendisidir.</p>



<p>Planlı bozulmaları takip eden sistematik çizgiler, Arshile Gorky’nin yaşamının aynası gibi. Resimlerindeki bozulmalar Osmanlı ve Amerika arasındaki zorunlu göçlerine benziyor. Sürekli bozulan düzeni, karmaşaların içinde kalması ve tüm bunlar ile mücadele ederken sakin yapısını koruyabilmesi de sanatçının çözülemeyen özelliklerinden biri. Hayatıyla ilgili belli belirsiz sızan bilgiler kadar net resimleri var Arshile Gorky’nin. Anlatmak istediklerini duyabilmek için resimlerindeki çizgileri takip etmek gerekiyor. Tablolarına dikkatle bakıldığında Ruslar, Ermeniler, Amerikalılar, Almanlar ve daha birçok kültüre dair detaylarla karşılaşılıyor. Arshile Gorky’i anlamak için bilgiye değil zamana ihtiyaç duyuyor insan.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-the-plough-and-the-song">The Plough and The Song </h2>



<p><em>The Plough and The Song</em>, farklı renkler ile karşılaşılabilen bir resim. Esere dair temel sorgulamalar başladığında farklı varyasyonları ile karşılaşmamak elde değil. Fonun mavi ve tüm detayların belli olduğu bir betimleme, fonun sarı ve hiçbir şeyin belli olmadığı başka bir görüntü. Arshile Gorky’nin bir bilmece yaratır gibi hazırladığı tabloları en duru hali ile bile kafa karıştırmayı başarıyor. Belki de bu yüzden sadece Arshile Gorky’nin hüzünlü yaşamı hakkında uzun uzun yazılara rastlıyor ve eserleri hakkında derin açıklamalar bulamıyoruz.</p>



<p>Yani yine kendimiz ile baş başayız. Kolları sıvayıp bulamadığımız açıklamaları kendi kelimelerimizi kullanarak hazırlamamız gerekiyor. Üstelik bunun için terminolojiyi bilmeye gerek bile yok. Kimileri eseri yorumlarken, eserin cinsellik seviyesinin yüksek olduğunu belirtmiş. Kimileri ise dağınık bir odanın resmedildiğini düşünüyor. Arshile Gorky’nin yaşadığı kırsalları resmettiğini iddia edenler bile var. Çeşitliliği görüyor musunuz?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="681" data-id="4273" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/Matisse-Dans-1024x681.jpg" alt="" class="wp-image-4273" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Matisse-Dans-1024x681.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Matisse-Dans-300x199.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Matisse-Dans-768x511.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Matisse-Dans-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Matisse-Dans-480x319.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Matisse-Dans.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Dans 1, Henri Matisse</figcaption></figure>
</figure>



<p>Resmi anlamaya çalışırken sunulan bu geniş yelpaze Arshile Gorky’nin esnekliğinden mi kaynaklanıyor yoksa izleyicinin yorumlama gücünden mi, düşünmeden edemiyorum. Bana hala “dans” gibi gelen bu tablo anlattıklarından ziyade gizledikleri ile favorim oluyor. Kübizme bile dahil edebileceğimiz <em>The Plough </em>and The Song, bana müziği resmeden diğer sanatçıları hatırlatıyor. <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Jean_Metzinger" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jean Metzinger</a>’e ait <em>Kafedeki Dansçı</em>, Rene Magritte’nin <em>Tehdikat Suikast</em> tablosu ve <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Henri_Matisse" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Henri Matisse</a>’nin “Dans 1” adlı eseri. Bunların yanına <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Otto_Dix" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Otto Dix</a>’in Metropol’ünü eklemeden geçemeyeceğim. Tüm bu eserleri -ya da istediğiniz herhangi bir eseri- incelerken içinizde çalmaya başlayan melodiyi umarım hiçbir zaman kaybetmezsiniz.</p>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/Otto-Dix-Metropolis-1024x441.jpg" alt="Arshile Gorky" class="wp-image-4272" width="840" height="361" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Otto-Dix-Metropolis-1024x441.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Otto-Dix-Metropolis-300x129.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Otto-Dix-Metropolis-768x331.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Otto-Dix-Metropolis-1536x661.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Otto-Dix-Metropolis-2048x882.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Otto-Dix-Metropolis-480x207.jpg 480w" sizes="(max-width: 840px) 100vw, 840px" /><figcaption>Metropolis, Otto Dix</figcaption></figure>



<p>Sanatın üretim alanlarının birbirine bu denli yakın olması inanılmaz bir güç. Sesin görüntüye, görüntünün hisse ve hepsinin birer ritme dönüşebilmesi belki de insanlık olarak sürdürebildiğimiz yegane özelliklerden biri. Bu özelliği sürdürmek için ise usta bir ressam ya da iyi bir müzisyen olmaya da gerek yok. Birbirini tamamlayan ana ögeleri fark etmek, eşleştirmek ve hissetmek hepimizin yapabileceği şeyler.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ritimde-isiklarin-kapanma-ani-ve-the-plough-and-the-song">Ritimde Işıkların Kapanma Anı ve The Plough and The Song </h2>



<p>Ritimde ışıkların kapanma anı özellikle sahne tasarımında önemsediğim bir konu. Bir konsere gittiğiniz zaman orada sadece ses mi vardır? Sahnede size müziğin en iyi halini iletmeye çalışan müzisyenlerin birer performans sanatçısı olduğunu fark ettiniz mi hiç? Gideceğiniz bir sonraki konserde, müziğe kendinizi bırakırken sahneden gözlerinizi ayırmayın. Bir konserde, ritme sadece dinleyiciler ve müzisyenler değil ışıklar ve renkler de eşlik eder. Sese uyum sağlayan ışık dağılımı ile sanatçıların görüntüsü üzerinde olduğu kadar dinleyicilerin hisleri üzerinde de etkilidir.</p>



<p>Müzik dinlerken heyecanlandığınız o anlarda, size eşlik eden sadece oradaki insanlar mı oluyor? İçinizdekinin dışarısı ile buluşması, gördüklerinizin ve duyduklarınızın ise içinize dolması döngüsel bir beslenme düzenidir. Kulaklarınızı ne kadar iyi müzikler ile, bedeninizi ne kadar keyifli danslar ile ve gözlerinizi ne kadar iyi resimler ile donatırsanız; ruhunuzun sağlığı da o kadar fit olacaktır.</p>



<p>Kendimize yatırım yaparken çekinmeden hareket etmemiz gereken bazı meseleler var. Bunlardan en önemlisiyse bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermek. Nasıl ki bedenlerimizi nasıl daha “fit” hale getirmek için sporlar yapıyor ve bitmeyen diyet döngülerine giriyorsak buna benzer bir özeni ruhumuz için de uygulayabiliriz.</p>



<p>Bunu derken gidin ve hemen bir kişisel gelişim kitabı alın demek istemiyorum. Açın ve Arshile Gorky’nin tablolarını inceleyin, yapabiliyorken eğlenin, dans etmekten utanmayın. En önemlisiyse sanattan beslenmekten hiç bıkmayın. Size kilo aldırmayacak, en sevdiğiniz pantolona girmenizi engellemeyecek ve merdiven çıkarken nefes nefese kalmanıza neden olmayacak bir beslenme programıdır sanat. En sevdiğiniz şarkıya her zaman ulaşamayabilirsiniz hatta dinlediğiniz müzisyeni ilk kez duyuyor bile olabilirsiniz. Unutmayın, sanatta her zaman bilmek gerekmez. Ritimde ışıkların kapanma anına odaklanın ve her ritme sanki ilk ve son kez eşlik ediyormuş gibi dans edin. Bunu yaparken <em>The Plough and The Song</em>’daki gibi ritimde kaybolmayı da unutmayın.</p>



<p>Sevgilerimle,</p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/arshile-gorky-muzigin-resim-hali/">Arshile Gorky: Müziğin Resim Hali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/arshile-gorky-muzigin-resim-hali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
