<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edebiyat arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/tag/edebiyat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/edebiyat/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 10 Nov 2024 18:07:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>edebiyat arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/edebiyat/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Lovecraft: En İyi 5 Romanı</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/lovecraft/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/lovecraft/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2024 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[howardphillipslovecraft]]></category>
		<category><![CDATA[kitapönerisi]]></category>
		<category><![CDATA[lovecraft]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kazankultur.com/?p=18637</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lovecraft, adeta kozmik korkunun ustası... H.P. Lovecraft'ın en iyi 5 romanını bu yazıda keşfetmeye ne dersiniz? Cthulhu'nun Çağrısı'ndan Deliliğin Dağları'na kadar Lovecraft’ın dehşet dolu dünyasına adım atın.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/lovecraft/">Lovecraft: En İyi 5 Romanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Lovecraft, adeta kozmik korkunun ustası&#8230; H.P. Lovecraft&#8217;ın en iyi 5 romanını bu yazıda keşfetmeye ne dersiniz? <em><strong>Cthulhu&#8217;nun Çağrısı</strong></em>&#8216;ndan <strong><em>Deliliğin Dağları</em></strong>&#8216;na kadar Lovecraft’ın dehşet dolu dünyasına adım atın.</p>



<p>&#8220;Lovecraft, korku <a href="https://www.kazankultur.com/kitap-incelemesi/">edebiyatı</a> dünyasına yeni bir boyut kazandıran kozmik korkunun öncüsüdür&#8221; dersek yanılmayız. O, korkuyu bilinmeyenin derinliklerine taşır. Yaratıklarıyla ve kurguladığı evrenin insanların anlayışının çok ötesinde olduğunu vurgulayan karanlık anlatımıyla dikkat çeker. Bu içeriğimizde, Lovecraft’ın dehşet dolu dünyasına adım atmak isteyen okurlar için mutlaka okunması gereken 5 romanını incelemeye çalışacağız.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-howard-phillips-lovecraft-kimdir">Howard Phillips Lovecraft Kimdir?</h2>



<p>Lovecraft, 20. yüzyılın en etkili korku yazarlarından biri olarak kabul edilen Amerikalı bir yazardır. 1890 yılında doğan Lovecraft, yaşamı boyunca yazdığı eserlerle korku edebiyatında yeni bir dönemi başlatmıştır. Gelin görün ki, onun eserleri yaşadığı dönemde pek fazla ilgi görmemiştir.</p>



<p>Hayatı boyunca yoksulluk içinde yaşayan Lovecraft, 1937 yılında öldüğünde yalnızca küçük bir hayran kitlesine sahipti. Yine de ölümünden sonra yayımlanan eserleri ve geride bıraktığı miras, onun korku edebiyatının mihenk taşlarından biri haline gelmesine olanak sağladı diyebiliriz.</p>



<p>Peki, onu bu kadar özel kılan ne?</p>



<p>Lovecraft, klasik gotik korku unsurlarından uzaklaşıp bilinmeyen ve insanın kavrayamayacağı kadar büyük, yabancı güçlerin varlığına odaklanan bir anlatım tarzı geliştirdi. Bu nedenle eserleri, evrenin sırlarını bilme arzusunun getirdiği kaçınılmaz delilik olduğunu vurgular. Aynı zamanda insanlığın evrendeki yerini sorgulatır. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-lovecraft-in-edebi-dunyasi-kozmik-korkunun-dogusu">Lovecraft’ın Edebi Dünyası: Kozmik Korkunun Doğuşu</h2>



<p>Lovecraft’ın edebiyatı, geleneksel korku anlayışının ötesine geçerek <em>&#8220;kozmik korku&#8221;</em> kavramını doğurmuştur. Kozmik korku, insanların algılayamayacağı kadar büyük ve akıl almaz varlıkların evreni yönettiği fikrine dayanır. Bu varlıklar, Lovecraft’ın kurgusal evreninde <em>&#8220;Büyük Eski Tanrılar&#8221;</em> olarak yer alır. Dünyanın ötesinde, çok eski çağlarda var olmuş veya hala var olan kozmik varlıklardır. İnsanlar bu varlıklarla yüzleştiğinde, çoğunlukla akıl sağlıklarını kaybeder ya da deliliğe sürüklenirler.</p>



<p>Lovecraft’ın eserlerinde ana tema, insanın evrendeki yerinin anlamsızlığı ve bilinmeyenin dehşeti üzerine kuruludur. Bilim ve keşif, onun hikayelerinde sıklıkla trajik sonuçlar doğurur. Çünkü bilinmeyene yaklaştıkça insanın gerçeklerle başa çıkamayacağı vurgulanır.</p>



<p>Bu tema <strong>en iyi Lovecraft kitapları</strong> arasında yer alan <em>Cthulhu’nun Çağrısı</em> ve <em>Deliliğin Dağlarında</em> gibi eserlerinde sıkça işlenmektedir. Lovecraft, bu eserlerinde insanın varoluşu hakkında sorular sorarken kaçınılmaz korku duygusunu da yaratır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-cthulhu-nun-cagrisi-the-call-of-cthulhu">Cthulhu&#8217;nun Çağrısı (The Call of Cthulhu)</h2>



<p>Lovecraft’ın belki de en ünlü eseri olan <em>Cthulhu’nun Çağrısı</em>, kozmik korku türünün en iyi örneklerindendir. Bu kısa roman 1928 yılında yayımlanmıştır. Eser, Lovecraft’ın kurgu evrenindeki en tanınmış yaratık olan Cthulhu&#8217;nun ortaya çıkışını konu alır.</p>



<p>Hikâye, farklı bakış açılarından anlatılan bir dizi olayın birleşimiyle şekillenir. Bir arkeoloğun bulduğu tuhaf bir heykelcikten, denizde kaybolmuş gemi mürettebatının dehşet dolu keşiflerine kadar uzanan geniş anlatıya sahiptir.</p>



<p>Cthulhu, Lovecraft’ın yaratmış olduğu <em>Büyük Eski Tanrılar</em> arasında en korkutucu olanıdır. Denizlerin derinliklerinde R&#8217;lyeh adında bir şehirde uyuyan bu devasa varlık, insanların anlayamayacağı kadar eski ve güçlüdür.</p>



<p>Cthulhu, Lovecraft’ın yaratmış olduğu <em>Büyük Eski Tanrılar</em> arasında en korkutucu olanıdır. Denizlerin derinliklerinde R&#8217;lyeh adında bir şehirde uyuyan bu devasa varlık, insanların anlayamayacağı kadar eski ve güçlüdür.</p>



<p>Eserin işleyişi ve Cthulhu mitolojisinin temelleri, Lovecraft evrenini keşfetmek isteyenler için en iyi başlangıç noktalarından biri olabilir. <strong>Cthulhu’nun Çağrısı, </strong>Lovecraft’ın insanın evrendeki yerini sorgulama ve bilinmeyenle yüzleşmenin dehşetini hissettirme yeteneğini gözler önüne serer.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-deliligin-daglarinda-at-the-mountains-of-madness">Deliliğin Dağlarında (At the Mountains of Madness)</h2>



<p><em>Deliliğin Dağlarında</em>, Lovecraft’ın derinlemesine işlenmiş ve en uzun eserlerinden biri. Eser, ilk olarak 1936 yılında yayımlanmıştır. Bir grup bilim insanının Antarktika’ya düzenlediği keşif gezisinde yaşanan korkunç olayları konu alır.</p>



<p>Keşif sırasında buldukları eski kalıntılar ve dünya dışı varlıklar, onları yavaş yavaş deliliğe sürükler. Roman, insanın keşfetme arzusunun bir sınırı olduğunun altını çizer. Bu sınırı aştığında ise karşılaşacağı şeylerin korkunç sonuçlar doğurabileceğini gösterir.</p>



<p>Lovecraft, bu eserde bilinmeyenin korkutucu gücünü ve kozmik varlıkların insanlar üzerindeki yıkıcı etkilerini en yoğun haliyle işler. Konu, keşif gezisi sırasında Antarktika’da bulunan Eski Varlıklar’ın uygarlığının keşfiyle başlar. Bu varlıklar, Lovecraft’ın kozmik evreninin en eski ve en güçlü yaratıklarıdır. Roman boyunca, bilim insanları bu uygarlığın kalıntılarını inceler. Onlara dair daha fazla bilgi edindikçe, gerçeği öğrenmenin insan zihni üzerinde ne kadar yıkıcı olabileceği ortaya çıkar.</p>



<p><strong>Deliliğin Dağlarında</strong>, Lovecraft’ın insan aklının sınırlarını zorlayan ve bilinmeyeni keşfetmenin tehlikeleri üzerine kurulu derinlikli kurgusunu gözler önüne serer. Ayrıca Lovecraft’ın Antarktika’nın ıssızlığı ve doğasının soğuk dehşetini betimleme konusundaki yeteneği, eserin atmosferini daha da korkutucu kılar.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-dunwich-dehseti-the-dunwich-horror">Dunwich Dehşeti (The Dunwich Horror)</h2>



<p><em>Dunwich Dehşeti</em>, H.P. Lovecraft’ın kırsal Amerika’daki gizemli ve doğaüstü olayları konu alan ürkütücü eserlerinden bir diğeridir. 1929 yılında yayımlanan bu hikâye, Massachusetts eyaletindeki küçük ve izole bir kasaba olan Dunwich’te geçer.</p>



<p>Romanın merkezinde, garip ve tuhaf şekilde büyüyen Wilbur Whateley ile ailesinin gizemli sırları yer alır. Whateley ailesi, kadim ve yasaklı büyüleri kullanarak insanlığa zarar verecek varlığı serbest bırakmaya çalışır. Anlatıda, doğaüstü varlıkların gücü, eski tanrılar ve insanların bu güçler karşısındaki acizliği işlenmektedir.</p>



<p><em>Dunwich Dehşeti</em> hem kasvetli atmosferi hem de kasabanın uğursuz geçmişiyle okuyucuyu doprudan etkisi altına alır. Lovecraft’ın kullandığı kırsal mekanlar, karakterlerin çaresizliğiyle birleşerek gerilim dolu mekanlar yaratır.</p>



<p>Wilbur Whateley’nin annesi ve büyükbabası tarafından büyütülmesi ve kasabanın geri kalanının bu aileye karşı duyduğu korku, Lovecraft’ın tipik toplumsal dışlanmışlık ve yabancılaşma temalarını işlemektedir.</p>



<p>Bu eser, <strong>H.P. Lovecraft eserleri</strong> arasında korku ve gizem öğelerini en etkili şekilde kullanan hikâyelerden biridir. <em>Dunwich Dehşeti</em>, yazarın mitolojisini ve edebi dünyasına giriş yapmak isteyenler için en mantıklı okuma önerisidir..</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-innsmouth-uzerindeki-golge-the-shadow-over-innsmouth">Innsmouth Üzerindeki Gölge (The Shadow Over Innsmouth)</h2>



<p><em>Innsmouth Üzerindeki Gölge</em>, Lovecraft’ın oldukça tedirgin edici ve unutulmaz hikâyelerinden biri. 1936 yılında yayımlanan bu eser, izole bir balıkçı kasabasında geçen doğaüstü olayları konu alır.</p>



<p>Anlatı, genç bir adamın merakla Innsmouth kasabasına yaptığı yolculuğu ve karşılaştığı tuhaf yaratıkları konu alır. Kasaba sakinlerinin bir kısmı insana benzer. Onların denizle ve deniz tanrılarıyla olan garip ilişkileri, Lovecraft’ın hikâyesine korku ve mistisizm katmaktadır.</p>



<p>Kasabadaki insanlar, deniz yaratıklarıyla anlaşmalar yaparak güç kazanmıştır. Fakat zamanla fiziksel olarak da bu yaratıklara benzemeye başlamışlardır. Hikâyede, Lovecraft’ın <em>&#8220;Deep Ones&#8221;</em> olarak bilinen deniz yaratıkları önemli rol oynar. Bu varlıklar, insanlarla birleşerek yeni bir ırk yaratmış ve kasabanın iç yüzündeki dehşeti şekillendirmiştir.</p>



<p><em>Innsmouth Üzerindeki Gölge</em>, Lovecraft’ın mitolojisinin temel taşlarından biri olan derin deniz yaratıkları ve eski tanrılar temasını işler. Bu hikâye, Lovecraft’ın dilindeki belirsizlikle yaratılan gerilimi ustaca kullanmasıyla dikkat çeker. <strong>Korku edebiyatı önerileri</strong> arasında yer alan <em>Innsmouth Üzerindeki Gölge</em>, kuşkusuz Lovecraft’ın hayranları için mutlaka okunması gereken bir başyapıttır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-dagon">Dagon</h2>



<p><em>Dagon</em>, Lovecraft’ın kozmik korku türünü tanımlayan kısa ama oldukça etkili eserlerinden biridir. İlk olarak 1919’da yayımlanan hikâye, Lovecraft’ın yaratmış olduğu korku mitolojisinin erken dönem örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>



<p>Hikâye Birinci Dünya Savaşı sırasında geçer. Pasifik Okyanusu’nda mahsur kalan bir denizcinin yaşadığı akıl almaz olayları anlatır. Karakter, kaçtığı bir Alman savaş gemisinden sonra kendini okyanusun ortasında, keşfedilmemiş kara parçasında bulur. Burada devasa bir yaratığın varlığını keşfeder: <em>Dagon.</em></p>



<p>Denizcinin karşılaştığı bu yaratık, deniz tanrısı Dagon’un bir yansımasıdır. Bu açıdan da Lovecraft’ın denizle ve bilinmeyenle olan ilgisini yansıtır. Hikâye ilerledikçe, karakter hem fiziksel hem de zihinsel olarak parçalanmaya başlar.</p>



<p>Dagon’un varlığı, Lovecraft’ın kozmik korku anlayışının temelini oluşturur. Çünkü insanın evrendeki yetersizliği ve bilinmeyenle karşılaşmasının yarattığı dehşet vurgulanır. İşte, bu kısa ama yoğun hikaye, yazarın sonraki eserlerinde derinlemesine işleyeceği temaların habercisi olarak kabul edilir. Bu nedenle, <em>Dagon</em>, yazarın dünyasını keşfetmeye başlamak isteyen okurlar için ideal bir eserdir.</p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/lovecraft/">Lovecraft: En İyi 5 Romanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/lovecraft/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi : Nasıl Ölünür?</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-nasil-olunur/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-nasil-olunur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E. Nihan Acar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2023 08:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAP ÖNERİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[emile zola]]></category>
		<category><![CDATA[kitapönerisi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl ölünür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=16140</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölüm kavramını ekonomik sınıflar üzerinden ele alan Nasıl Ölünür adlı eser okumaya değer. Gelin birlikte haftanın kitap önerine kısaca göz atalım.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-nasil-olunur/">Kitap Önerisi : Nasıl Ölünür?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kitap önerisi köşemizin bu haftaki konuğu Emile Zola&#8217;nın Nasıl Ölünür adlı eseri sizlerle.</p>



<p>1883 senesinde yayınlandığı dönemde eser, Fransa&#8217;daki eşitsizlikleri ölüm kavramı üzerinden açıklıyor. Can Yayınlarının kısa klasikler serisinden çıkan <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat/oneri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kitap</a> küçük hacmine rağmen serideki diğer kitaplar gibi hayatlara derin dokunuşlar yapıyor.</p>



<p>Önce yazarı tanıyalım sonra kitabın içine mini bir yolculuk yapalım:</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yazar-hakkinda">Yazar Hakkında</h2>



<p>Kitap önerisi eserin sahibi <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%89mile_Zola" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emile Zola</a> 1840&#8217;da Fransa&#8217;da doğar. Babası Venedik göçmeni, annesi ise Fransız olan yazar yoksulluk içinde büyür. Babasını erken yaşta kaybeden Emile Zola&#8217;nın okul çağlarından beri edebiyata ilgisi vardır. </p>



<p>Drama, şiir ve tiyatro ile başlayan sanat hayatında sıkı bir okur olarak bol bol kitap okuması ile bilinir. Sonrasında romancı, oyun yazarı ve gazetecilik gibi meslekleri yapar. Yeterliliğini veremediği için öğrenimi yarıda kalan Emile Zola, sonrasında memuriyete girer. Bir yandan masa başı işte çalışır, bir yandan da gazetelere sanat ve edebiyat eleştirileri yazar. (Tıpkı benim yaptığım gibi. Emile Zola&#8217;nın izinden gidiyorum.)</p>



<p>Natüralizm akımında eserler verir. Doğayı detayları ile yansıtmayı amaçlayan bu akımda doğal dünya temele alınır. Onu üne kavuşturan eserleri: <em>Nana</em>, <em>Germinal </em>ve <em>Meyhane </em>romanları olur.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kitap Hakkında</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="500" height="500" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/04/10323314769970.jpg" alt="kitapönerisi" class="wp-image-16879" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/04/10323314769970.jpg 500w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/04/10323314769970-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/04/10323314769970-150x150.jpg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/04/10323314769970-480x480.jpg 480w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<p>1883 senesinde basılan kitap önerisi kısa kısa beş adet öyküden oluşuyor. Bu öykülerin sonu ölümle bitse de okuyucuya kalan bambaşka ölüm sonrası tasvirler oluyor. Bu tasvirler toplumdaki tabakalaşmanın üzerinden çiziliyor. </p>



<p>Her tabakanın deneyimlediği ölümün farklı yansımaları zihinlerde dev soru işaretleri bırakıyor. Bu toplumsal tabakalar şu şekilde sıralanıyor: Aristokrat, burjuva, esnaf, köylü ve işçi. Kitabı okuyunca bu sınıfların ölümün değerini ve tanımını değiştirmelerine tanık oluyoruz.</p>



<p>Örneğin kitap önerisi içindeki birinci hikayede bir kontun ölümünün iki yüzlü evliliğine yansımasını okuyoruz. Ölümün memnun ettiği bu hikayede para ile değişen ahlakı ve değerleri önümüze alıyoruz. Böylece aristokratların ölümün karşılama şekline dahil oluyoruz.</p>



<p>İkinci hikayede ise ölecek olan annelerinin bırakacağı parayı bekleyen oğullarının ölümü karşılamasına tanık oluyoruz. Burjuvazinin gene para temelli bir ölümü karşılama hadisesine dokunuyoruz. Annelerinin ölümün refahlık getireceğini düşünen evlatların para hırsı gerçekten okunmaya değer.</p>



<p>Üçüncü hikayede esnaf çiftin ölümü karşılamadaki çaresizliğini okuyoruz. Daha samimi bir çift ilişkisi var bu hikayede. Fakat temel konu gene ekonomik. Ölen karısının yanında olmakla ciro kaybetmek arasında kalan esnafın gelgitleri konu ediliyor.</p>



<p>Dördüncü hikayede ise işçi ailenin çocuklarını kaybetmesi konusu işleniyor. Ne acıdır ki çocuğun ölümü evden bir boğaz daha eksiltecek ve anne baba buna neredeyse memnun kalacaktır. Ölümün yıkıcı etkisi bu sefer yapıcı ekonomi olarak eve dönecektir.</p>



<p>Son hikayede ise çiftçi bir ailenin ölümü karşılama pratiğine bakılıyor. Evde ölmekte olan aile bireyine karşın tarladaki hasadı bitirmek gerekir. Çünkü ürünlerin akıbeti ailenin ekonomisini etkileyecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Son Olarak</h2>



<p>Toplumdaki her kesimden insanı etkileyen ölüm kavramını ekonomik sınıflandırma bazında inceleyen yazarın sade dili kitabı okumayı kolaylaştırıyor. Can kısa klasikler serisinin hızlı tüketime uygun ama derin konuları kapsayan bu kitabını sosyolojik ve psikolojik okuma yapmak isteyen herkese tavsiye ederiz.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-nasil-olunur/">Kitap Önerisi : Nasıl Ölünür?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kitap-onerisi-nasil-olunur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biri Hiçbiri Binlercesi: Aynada Görünen Kim?</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/biri-hicbiri-binlercesi-aynada-gorunen-kim/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/biri-hicbiri-binlercesi-aynada-gorunen-kim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Ziya Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Sep 2022 21:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[kitapinceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=9777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biri, Hiçbiri, Binlercesi incelememiz sizlerle... Peki, sen biri misin, binlercesi misin, yoksa hiçbiri misin?</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/biri-hicbiri-binlercesi-aynada-gorunen-kim/">Biri Hiçbiri Binlercesi: Aynada Görünen Kim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Biri Hiçbiri Binlercesi</em> hakkında detaylı bir inceleme sizleri bekliyor. &#8220;Benlik&#8221; üzerine yazılmış kurgular arasında önde gelenlerden <em>Biri, Hiçbiri, Binlercesi</em> eserini ve Luigi Pirandello’nun kalemini sizler için inceledik. Haydi toplumsal insan, bu göz atış senin için! Sen, biri misin, binlercesi misin, yoksa hiçbiri misin?</p>



<p>Bir soruyla başladı her şey, kitabın ana kahramanı Vitangelo Moscarda için. Aynanın karşısına geçmiş kendi yansımasına bakarken, karısının bir ifadesi onda bir şeyleri tetiklemiş:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p> ‘‘Sanki burnunun yamukluğuna bakıyorsun gibi geldi bana.’’</p><cite> Biri, Hiçbiri, Binlercesi, s. 9.</cite></blockquote>



<p>Halbuki Moscarda, o güne kadar burnunun yamukluğunun farkında bile değildi. Pek alımlı bir burnu olmasa da yine de o uzvu ile barışıktı. Yaşanan bu olay ile sanki algısı değişti, aslında yeni bir perspektifle yüzleşmiş oldu diyebiliriz. Önce diğer uzuv ve parçalarını inceledi, gözlerinin üstündeki kaşlarının harflerin üzerine konan şapka gibi olduğunu, bacaklarının yay gibi olduğunu ve hatta istenilirse ok bile atılabileceğini fark etti. Peki, bütün bunları fark edince ne oldu? </p>



<p>Sadece maddi benlik performansıyla alakalı bir durumun ötesinde, bütün benlik yapısını kapsayacak düşünceler içerisinde buldu kendisini. Yavaş yavaş&#8230; Bu zamana kadar kendisi için farklı, eşi için farklı bir Moscarda olduğunun farkına vardı.  </p>



<p>Bu başlangıç noktası ile, yani bu tetikleme ile, sorgulama macerasına başladı. Bir defa başlayınca da aile ilişkilerinden dostlarına, iş hayatından çevreye değin geniş bir irdeleme içerisinde buldu kendisini. Nitekim, bir insan olan karısı kendisini bu şekilde farklı görüyorsa şayet, neden başka insanlar da farklı görmesinlerdi kendisini?  </p>



<p>Binlerce insanın algısında binlerce Moscarda&#8230; Bu algıların hiçbiri olmayan Moscarda&#8230; Peki, nasıl bir yolculuktu bu benlik diyarındaki? Gelin, hep beraber bakınalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hayat-bir-sahne-midir">Hayat Bir Sahne Midir?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/chaplin-1-1024x682.jpg" alt="biri, hiçbiri, binlercesi" class="wp-image-9803" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/chaplin-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/chaplin-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/chaplin-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/chaplin-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/chaplin-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/chaplin-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hem sosyolog, hem de sosyal psikolog olan <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Erving_Goffman" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Erving Goffman</a>’ın bu konuda önemli bir kuramı mevcut. Hayatı dramaturjik olarak ele alan bu modellemesinde, bir tiyatro sahnesi çerçevesi sunar. Zira toplumsal alandaki insanın sosyal etkileşimine içkin unsurun, bilinçli ya da bilinçsiz olarak başkalarının bizi algılama biçimlerini yönlendirmeye dair istenç olduğunu belirtir.  </p>



<p>Bu sebeple de tıpkı bir sahne gibi, performansımızı dekoru, kostümleri ve yeteneği geliştirerek yönlendireceğimizi belirtir. Bizler, arzuladığımız statülere dair rolleri bilir, tasarlar ve bunlara göre eylemlerimizi gerçekleştiririz. Ona göre kişiliğimiz, yaşamımızda oynadığımız bu çeşitli rollerin toplamıyla meydana gelir.  </p>



<p>Elbette performansımızı, kamusal alan ve içsel alan olarak iki bağlamda inceleyebiliriz. Ve bizim performanslarımız da kamusal alana, toplum önünde olana yönelik şekillenir. İçsel olan ise, sahne arkası olarak nitelendirebileceğimiz benliktir. </p>



<p>Nitekim Goffman bunu üç kavram ile sınıflandırır: Sosyal, Maddi ve Ruhsal Benlik. Sosyal benliğimiz, sahnede topluma karşı sergilediğimiz performansımız, maddi benliğimiz bize ait uzantıların (ekonomik durum, kıyafet, saç şekli, kelime kullanımları ve benzeri) oluşturdukları algı, ruhsal benliğimiz ise kendi içimizdeki değerlendirmelerle yaptığımız benlik konumlandırmasıdır. Bu üçünde de ortak olan ve kritik öneme sahip nokta ise, benlik algımızın insanların bizim hakkımızda ne düşündüğüne göre şekilleniyor oluşudur. </p>



<p>Peki, bütün bunların<em> Biri, Hiçbiri, Binlercesi </em>ile alakası nedir?  </p>



<p>Öncelikle bilinmelidir ki Goffman benlik algısının yönünü daha ziyade bireyden topluma bir vektör ile açıklarken, Pirandello toplumun belirlenimciliğine daha çok vurgu yapmaktadır. Aslında kitabı ilginç kılan yön budur.  </p>



<p><em>Biri, Hiçbiri, Binlercesi</em>, toplumsal belirlenim içerisindeki bireyin ruhsal benliğini irdeler. Toplum önündeki performanstan önce, bireyin kendisiyle olan benlik muhasebesini ön plana çıkarır. Haliyle ana kahramanımız Moscarda da, çevresindeki insanların kendisine dair algılarındaki farklılık ve istençleri keşfettikçe, bu algıları dönüştürmek amacıyla belli bir optimallik çerçevesinde performans sergilemek yerine kendi içerisinde derin bir arayışa saplanır.  </p>



<p>Acaba aynada gördüğü kendisi midir? Belli bir anda durup kendisini irdelediğindeki mevcudiyeti onun mutlak hali midir? Yoksa sürekli dönüşen bir karakteri mi vardır? Kişilik de bir akışa mı tabidir?</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-korku">Korku</h2>



<p>Öncelikle, hepimizde benlik algısının mevcut olduğu ve bu benlik algısının toplum ile şekillendiği noktasında hemfikiriz. Yani Moscarda’nın içine düştüğü duruma yabancı değiliz. Lakin burada ilginç bir durum var. Şu soruyu sormak istiyorum size: Bir kitap sizi nasıl çok etkiler?  </p>



<p>Sanırım bayağı da olsa bunu iki başlık altında sunabiliriz: Sunduğu fikir ve hissettirdiği duygu ile. Her ne kadar kurgu kitaplarda da belli bir fikir sunumu olsa da, genel görüş yazarın parmak sallayarak uyarırmış gibi didaktik bir söylem içerisinde olmasının kurgu kitapların özüne aykırı olduğu yönündedir. Bu tür söylemler daha ziyade kuramsal kitaplarda ya da daha genel bir ifadeyle düşünce kitaplarında mevcuttur. </p>



<p>Kurgu türünde olan<em> Biri, Hiçbiri, Binlercesi </em>eserinde de fikirsel bir alt metin mevcut ve kuvvetli de; hem de sırıtmıyor, gayet iyi yedirilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Lakin bu kitabı etkili yapan unsurun, hissettirdiği duygular ile alakalı olduğunu belirtmek isterim.  </p>



<p>Başlık dikkatinizi çekti mi?  </p>



<p>Korku!  </p>



<p>Ben bu kitabı okurken korktum. Neden mi? Paragrafın başında belirttiğim cümleyi hatırlıyor musunuz, benlik algısının hepimizde var olduğunu belirtmiştim. Peki, benlik algımızın nasıl işlediğine, kendimizi toplum içerisinde konumlandırırken nelerden etkilendiğimize, toplumsal algının kişiliğimiz üzerindeki etkisine ve farklılaşan benliklerimize dikkat ettik mi hiç? </p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-kahramanla-yolculuk">Kahramanla Yolculuk</h3>



<p><em>Biri, Hiçbiri, Binlercesi </em>eserini okurken ben bu unsurların üzerine eğildim. Moscarda’nın yolculuğunda kendisine sorduğu her soruyu kendime yönelttim; kendisine dair irdelemelerini kendim de kendim için gerçekleştirdim.  </p>



<p>Aslında birçok benliğimin olduğunu, bazen bunları bastırdığımı, bazen manipüle ettiğimi, bazen özgürce yaşadığımı, bazen de bazılarının aslında tamamen yapay olduğunu yani toplumsal alanda itibar gören ögeler çerçevesinde oluşturduğumu fark ettim.  </p>



<p>Siz olsanız korkmaz mıydınız? Ama bu aynı zamanda güzel bir keşif oluyor zira insanın benliğindeki çeşitlilik, insan için önemli bir zenginliktir. Bu durumu size, Bergson’un<em> Gülme</em> isimli eserinde Shakespeare’e dair yorumu ile örneklendireceğim:</p>



<p>&#8220;<em>Macbeth, Othello, Hamlet, Kral Lear ve daha pek çoklarının aynı adam olduğu nasıl düşünülebilir? Fakat belki de burada sahip olduğumuz karakter ile sahip olmuş olabileceğimiz karakterler arasında ayrım yapmak gerekecektir. Karakterimiz sürekli yenilenen bir tercihin neticesidir.</em></p>



<p>(…) </p>



<p><em>Shakespeare elbette Macbeth, Hamlet veya Othello değildir fakat bir yanda koşullar diğer yanda kendi iradesinin rızası, onda içsel bir tazyikten ibaret olan şeyleri şiddetli bir infilak vaziyetine sokmuş olsa, tüm bu farklı karakterleri olmuş olabilirdi.</em>&#8220;</p>



<p>Henri Bergson, Gülme, s. 105-106.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-derin-bir-varolus-problemi">Derin Bir Varoluş Problemi</h2>



<p>Varoluşsal sorgulamaların önemli kısmı, kişinin kendine dair irdelemeleridir. Önceki paragraflarda ise benlik algısının incelenişinin de benzer bir irdelemeye tekabül edeceğini belirtmiştik. Nitekim Moscarda’nın varoluşsal sorunlar içerisinde olduğunu belirtebiliriz.  </p>



<p>Peki, benliğini irdelemesi neden sorun teşkil ediyor ki? Öncelikli olarak, benliğinin mutlak bir çerçevesi olmadığını keşfediyor. Yani sürekli bir akış ve devinim içerisinde olduğunu. Nitekim &#8220;aynı nehirde iki kez yıkanılmaz&#8221; savını hepimiz duymuşuzdur. Bir dakika öncesiyle bile aynı kişi olmayışımızı ifade eden bu devinim teorisi, kitapta Luigi Pirandello tarafından Moscada’nın karakterinde işlenmiştir. Peki bu akış, bu devinim nasıl oluyor ki? Bir dakika öncesi ile aynı kişi neden olamayayım? </p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-belirsizlik-ilkesi">Belirsizlik İlkesi</h3>



<p>Bu noktada, Heisenberg’in <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Belirsizlik_ilkesi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Belirsizlik İlkesini</a> irdelemek yerinde olur kanaatindeyim. Bu teorideki deneyde, elektronları incelemek için kullanılan iki tür ışın vardır. Birisi kısa dalga boylu yüksek enerjili ışınlar, diğeri ise uzun dalga boylu düşük enerjili ışınlar. Yüksek enerjili ışınlarla elektronlar incelenmek istediğinde, bu yüksek enerji elektronların hareketini manipüle eder ve aslında elektronu olduğu gibi görememiş oluruz. Düşük enerjili ışınlarla incelendiğinde ise elektronlar manipüle edilmiş olmaz ama hareketleri tam olarak görülemez.  </p>



<p>Peki, bu teorinin deney ile ulaştığı sonuç nedir? </p>



<p>Devinen hiçbir hareketi mutlak olarak göremeyiz; onun akışını kavramak istediğimizde ya onu manipüle ederiz ya da tam olarak kavrayamayız. Aynı durum benlik için de geçerlidir. Benliğimize dönüp baktığımızda, onu algılamak için gösterdiğimiz dikkat ile aslında an’da mevcut olanı yani doğal akışı görememiş oluruz.  </p>



<p>Zira bakışımız algımız ile manipüle edilmiş olur. Çoğunlukla görmek istediğimiz şeyi görürüz ya da toplumun yargılarıyla görmüş oluruz. Yapaylaşmadan algılayabilmek için sanki haberimiz olmadan çekilmiş fotoğrafımız gibi kendimizi görmeye çabalasak bile (yani deneydeki düşük enerjili ışın gibi) bu sefer de tam anlamıyla kendimizi kavrayamamış oluruz. </p>



<p>Bu durum, <em>Biri, Hiçbiri, Binlercesi </em>eserinin kahramanı Moscarda’nın çokça üzerinde durduğu ve haliyle de bizim de kendi benliğimiz üzerinde aynı durumu düşünmemize sebep olan bir motiftir. Nitekim kitapta bunun veciz bir ifadesini görürüz:</p>



<p>‘‘<em>Karşımda, hayal meyal şimşek gibi çakan görüntü bana mı ait? Dışarıdan bakınca tam da böyleyim ama ben, kendi içimde böyle mi düşünüyorum? Öte yanda başkaları için ben, aynadaki şu yabancıyım. Daha öncesini tanımadığım, başkaları için yaşayan şu, aynadaki her kimse, önce fark ettiğim, sonra kim olduğunu çıkaramadığım. Bir an düşünmesem, yaşadığını göremediğim. Sadece başkalarının görebildiği ve bilebildiği bir yabancı. Ben görebiliyor muyum, hayır.</em>’’ (Pirandello, Biri, Hiçbiri, Binlercesi, s. 23-24.)</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-paradoks"><strong>P</strong>aradoks</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/ciglik-1024x682.jpg" alt="biri, hiçbiri, binlercesi" class="wp-image-9802" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/ciglik-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/ciglik-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/ciglik-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/ciglik-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/ciglik-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/ciglik.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Gördüğümüz gibi, ana kahramanımız Moscarda kendini tanıdıkça kendine yabancılaşıyor ve kendisine yabancılaştıkça da kendisini tanıyor. İlgi çekici bir paradoks değil mi? Kendini tanıdığını zanneden insanın aslında bir çelişkiler bütünü olan varlığından haberdar olmayışının acısı yansıtılıyor bu romanda.  </p>



<p>Kitabın etkili yanlarından bir diğeri de &#8220;ben anlatıcı&#8221; kullanılması sebebiyle bu paradoksa bizleri de sokması. Bu paradoks bağlamında kitapta ele alınan ve bizleri yine düşündüren bir bağlam daha mevcut. Aynı paradoksun kelimeler bağlamında da işlendiğini görürüz. </p>



<p>Toplumsal hayatta insan için en önemli unsurlardan birisi de iletişimdir. Bu da genel itibariyle kelimeler aracılığıyla olur. Ve kelimeyi algılayan her bir alıcının yani bireyin kendine has bir tercümesinin olduğunu düşünün. Yani, her ne kadar benzer kelimeler ile betimlemeler ve açıklamalar yapsak da, her bir bireyi gören her bir kişi kendince anlamlar üretir ve atfeder. Ortak yargılarda bile farklılaşma mevcuttur.  </p>



<p>Moscarda’nın deli oluşu konusunda kitaptaki karakterlerin ittifak edişinde bile, her bir karakterin gözünde Moscarda’nın bu deliliğinin hüviyeti farklıdır. Eşi farklı yorumlar, din adamları farklı yorumlar, meczup kiracısı daha farklı yorumlar. Günlük hayatta da bunun örneğini görmüşlüğümüz vardır.  </p>



<p>Mesela, &#8220;tam olarak onu kastetmiyorum aslında&#8221; ifadesi; bu ifadeyi ister kendiniz için, ister başkası için ya da sair bir durum/olay için kullanın, burada göze çarpan ortak unsur, ortak kelimelerin yargılarınızdaki farklılığı tam olarak ifade edemeyişi durumudur. </p>



<p>İşte Moscarda da bu paradoksları keşfettikçe, içlerine daha da gömülüyor. Ve ilk kertede o güne kadarki algılarına yani kendisine yabancılaşıyor. Lakin süreç içerisinde daha derin bir kavrayışa doğru yol aldıkça bu sefer kendini daha iyi tanımaya başlıyor diyebiliriz. Gördüğünüz gibi, baştaki yargımıza geri döndük; klasik dönem felsefe usulü!</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-erken-donem-postmodernizmin-erken-donem-varolusculugu">Erken Dönem Postmodernizmin Erken Dönem Varoluşçuluğu</h2>



<p>Yazının devamında da bahsedeceğim üzere, aslında kendi hayatından çokça iz taşıyan <em>Biri, Hiçbiri, Binlercesi</em>&#8216;ni yazarken Luigi Pirandello, gerçekliği yeni bir ifade ile ve yer yer üst gerçeklik bağlamında ele alarak; bilimsel temeli olan bir gerçekliği kelimelerle yeniden ve klasik usulün dışında kurarak <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Postmodern_edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">postmodern</a> ögeleri barındırmıştır. Postmodern eserlerin erken bir örneği olarak nitelendirebiliriz. Ayrıca, klasik güldürüden farklı olarak dil ile mizah yapmaktan ziyade mizahı olay ve durumlarda ortaya çıkarır Luigi Pirandello. </p>



<p>Bunların yanında kitap, aynı zamanda varoluşsal bir romandır da. Nitekim kitabın ismi üzerine düşünmeniz bile bu algıyı sizde pekiştirir: <em>Biri, Hiçbiri, Binlercesi</em>. Didaktik olmayan bir üslupla filozofça bir hikâye anlatır bize, yani felsefe yapmadan filozoflaşır diyebiliriz. Hatta bir önceki paragrafta bahsettiğimiz yabancılaşma durumu da varoluşsal bağlamdadır. Çünkü Moscarda’nın bütün arayışı gerçek kimliğini bulma çabasıdır aslında.  </p>



<p>Bu bulma süreci içerisinde bilinç ve bilinçaltı ögelerin çatıştığını görürüz. Bu çatışma da yargımızı pekiştirir niteliktedir. Bu çerçevede Moscarda’da baskın olan unsurun süperego olduğunu da fark ederiz. Zaten ana kahramanın savaşının önemli bir kısmı toplum iledir. Hatta daha da ileri gidersek, kendisine bakan kendi gözleri de bir bakıma toplumun gözleridir diyebiliriz. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Moscarda&#8217;nın Ağzından</h3>



<p>Bu durumu Moscarda’nın kitaptaki bir yargısında açıkça görürüz:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Başkalarının bakış açısı, kendi algımızı şekillendirmemize yardımcı olmadığı sürece gözlerimiz ne gördüklerini bilmezler; algımız karışır çünkü kendimize mahsus diye düşündüğümüz algımız, aslında içimizdeki başkalarının sözünü dile getirmektedir ve asla yalnız hissedemeyiz.</em></p><cite><em>Biri, Hiçbiri, Binlercesi</em>, s. 159.</cite></blockquote>



<p>Bu varoluşsal gerçek altında ise Moscarda mutsuzdur ve bu mutsuzluğunu da şu cümlelerle dile getirir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>‘Ve var olduğunuz sürece, içinde bulunduğunuz biçimin cezasını çekecek, sorumluluğunu taşıyacaksınız. Kaçarı yok.</em>’</p><cite>Biri, Hiçbiri, Binlercesi,  s. 97.</cite></blockquote>



<p>Peki neden mutsuzdur? Bu kadim toplumsal gerçekliği keşfedişi ona tanrısal bir perspektif kazanmanın zevkini vermektense dolu dolu bir acı veriyor. Aslında nedeni kitapta bariz. Bir özgürlük istenci mevcut ana karakterimizde. Bu durumu da şu veciz cümle ile ifade ediyor:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em> ‘Gibi’ görüldüğüm her hal, ruhumun özgürlüğünü tehdit ediyor.</em></p><cite>Biri, Hiçbiri, Binlercesi, s. 93.</cite></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-biraz-da-pirandello">Biraz da Pirandello&#8230;</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/09/pirandello-1024x682.jpg" alt="" class="wp-image-9804" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pirandello-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pirandello-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pirandello-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pirandello-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pirandello-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/09/pirandello.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Bir eseri incelerken yazardan bahsetmek elbette önemlidir. Lakin bugüne kadar okuduğum eserler arasında, yazarının hayatına göz gezdirilmesi gerektiğini düşündüğüm başat bir eserdir diyebilirim. Nitekim Luigi Pirandello, hayatıyla özdeş bir metin kaleme almış diyebiliriz. </p>



<p>Kitapta ana karakter olan Moscarda’nın babasının banker olması ile Luigi Pirandello&#8217;nun babasının maden işleticisi olması, Moscarda’nın benlik sorgulayışına eşinin bir sorusuyla başlaması ile Pirandello’nun eşinin travmatik ve trajik hayatı gibi benzerlikler kitapta kendini yoğun bir biçimde hissettirir.  </p>



<p>Hatta eşi konusunda biraz detaya girmek gerekir. Babasının isteği üzerine, 1894’te, 27 yaşındayken babasının ortağının kızı ile evlenir. Eşinin çeyiz parası da haliyle madende yatırım olarak kullanılır. Lakin 1903 yılında madeni su basmasıyla aile ekonomik çöküş yaşar. Aynı zamanda çeyiz parasını kaybeden eşi Antonietta bunalıma girer.  </p>



<p>Yine bu süreçte Pirandello’nun yazıları ile sağladığı tanınırlık sebebiyle Antonietta kıskançlık krizleri geçirir. Hatta kendi kızından bile kıskanmıştır. Süreç içerisinde patlak veren Birinci Dünya Harbinde ise küçük oğullarının savaşta aldığı bir yara sebebiyle akciğer hastalığına yakalanması, büyük oğullarının ise savaşta esir düşmesi sebebiyle Antonietta’nın ruhsal bunalımı travmatik bir hal alır ve 1959’da ölene kadar, 40 sene kalacağı akıl hastanesine yatırılır. </p>



<p>Peki, neden bunlardan özellikle bahsettik?  </p>



<p>Zira Pirandello her ne kadar ihtiyari olarak evlenmemiş olsa da eşini çok seviyordu. Bu yüzden mevcut süreçte eşinin yaşadığı dönüşümü daha iyi anlayabilmek için Freud okumaları yapıyor. Bu teoriler ışığında zihin mekanizmalarını ve özellikle akıl hastalığı sürecinde hastaların sergiledikleri toplumsal davranışları inceliyor. Binaenaleyh, zaman içerisinde eşinin onu tanıyamaması, farklı isimlerle hitap etmesi ve eşi ile çocukları nezdinde farklı kişiliklerde algılanması bu durumu irdelemesine daha çok sebep oluyor. Pirandello’nun çoğu kitabında varoluşsal irdelemeler vardır lakin bu kitaptaki benlik muhasebesi olgusunu yaşamındaki bu gelişmeler ışığında değerlendirmek daha sağlıklı olur.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-edebi-anlamda-yazar">Edebi Anlamda Yazar</h2>



<p>Luigi Pirandello 1889 yılında şiirleri ile edebiyat dünyasına adım atmıştır. Ömrü boyunca roman, öykü ve oyun gibi edebiyatın çoğu alanında eser vermiştir. Ama özellikle oyunları ile tanınmıştır. Lise eğitiminin ardından Palermo Üniversitesi’nde Hukuk ve Edebiyat fakültelerine yazılır. Ancak bir sene sonra yalnızca edebiyat alanında ilerlemeye karar verir.  </p>



<p>Bu karar ile Roma’ya taşınır. Ardından 1888 yılında Almanya’nın Bonn Üniversitesi’nde eğitimine devam ederek edebi anlamda heybesini doldurur ve ilk yazılarını yazar. Goethe’den çokça etkilenmiştir; hatta ondan çeviriler ve pastişler yapar. Bu durum önemlidir zira Goethe’deki estetik özgünlüğün onun eserlerine de yansıdığını görürüz. Bu konuda daha ziyade oyunlarına bakmak gerekir. Ayrıca yazın hayatında August Strindberg ve Henrik Ibsen’den de etkilendiğini söyleyebiliriz. </p>



<p>Bütün bunların yanında, dünyaca ün yapmasını sağlayan gelişme, Mussolini’ye mektup yazarak istekte bulunmasının ardından Roma Sanat Tiyatro’sunun başına getirilmesidir. Lakin zaman içerisinde iktidarın meşruiyet temellerinden uzaklaşması, fikirsel anlamda düştüğü ayrılıklar, oyunlarda ortaya koyulan çeşitli eleştirilerin yetkililer ile ayrışmalara neden olması gibi sebepler ile görevinden ayrılır.  </p>



<p>Zaten hicivli ve kara mizahlı bir dili olduğu eserlerinden kolaylıkla anlaşılır. Aynı dönemde tamamladığı eseri olan <em>Biri, Hiçbiri, Binlercesi </em>çokça ses getirir. Nitekim yazdığı oyunlar da özellikle Avrupa’nın birçok yerinde sahnelenir. 1934 yılında, İtalyan Akademisi’nin son birkaç yıldır aday gösterişinin ardından Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi olur. Bu ödülün ardından, iki yıl sonra yani 1936’da Roma’da vefat eder.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kaynakca">KAYNAKÇA</h2>



<ul class="wp-block-list"><li>PİRANDELLO, LUİGİ, ‘BİRİ, HİÇBİRİ, BİNLERCESİ’, İTHAKİ YAYINLARI, İSTANBUL, 2021</li><li>GÜLER, İ. Y. (2020), LUİGİ PİRANDELLO’NUN ‘BİRİ, HİÇBİRİ, BİNLERCESİ’ ADLI ESERİNDE GÖRECELİK KAVRAMI, MOLESTO, CİLT 3, SAYI 2, S. 251-263.</li><li>ERTÜRK, YILDIZ DİLEK, DAVRANIŞLARIMIZ VE BİZ, POZİTİF YAYINLARI, İSTANBUL, 2017.</li><li>BERGSON, HENRİ, GÜLME, TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, İSTANBUL, 2021</li></ul>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/biri-hicbiri-binlercesi-aynada-gorunen-kim/">Biri Hiçbiri Binlercesi: Aynada Görünen Kim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/biri-hicbiri-binlercesi-aynada-gorunen-kim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Cadı Kiki: Kızlara Özgürlük ve Farklı Olmak</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E. Nihan Acar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2022 21:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[kitapinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[küçükcadıkiki]]></category>
		<category><![CDATA[mayazaki]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küçük Cadı Kiki incelemesi sizlerle! Cadı olmak hiç bu kadar keyifli olmamıştı.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/">Küçük Cadı Kiki: Kızlara Özgürlük ve Farklı Olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Fantastik severlerin tek durağı Tolkien ve benzerleri değildir elbet. Bunu anlamam için otuzlu yaşları ortalamam gerekti ama vardığım yer kesinlikle ilham vericiydi. Geçen sene online katıldığım Fantastik Atölye&#8217;de Kutlukhan Kutlu, fantastik evrenin sınırlarını çizerken kitaplardan çıkmayız sanmıştım. Ama atölyede bahsedilen hudutlar; filmlerden, oyunlara; edebiyattan animelere uzanan geniş ufuklar vaad ediyordu. Bunu duyunca oldukça şaşırmış ve heyecanlanmıştım.  </p>



<p>Artık hobbit kovuğumdan çıkacak ve başka dünyalara dahil olabilecektim. Artık yaşım gelmişti demek! Hikâyede geçen küçük cadı kiki ile tanışmamız işte bu sıralara dayanır. Fantastik Atölye&#8217;den sonra katıldığım bir yaratıcı yazarlık kursunun da bu konuda etkisi büyüktür. O atölyede de<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> edebiyat</a>ta yaratıcılık adına animeler izlenebileceğini, özellikle Miyazaki&#8217;nin eserlerine göz atılabileceği vurgulanınca hayatımda ilk kez animelerin dünyasına adım attım. İyi ki!</p>



<p>Kitaplardan animasyonlara uzanan eserin önce yazarı ve çizerini tanıyalım. Biraz da Miyazaki&#8217;den bahsedip kitabın içine yolculuğumuza başlayalım. Önden buyurun!</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kiki-nin-dunyasini-yaratanlar-hakkinda">Kiki&#8217;nin Dünyasını Yaratanlar Hakkında</h2>



<p>Kitabın yazarı Eiko Kadono, 1935 senesinde Tokyo&#8217;da doğmuştur. İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda geçen çocukluğu sırasında Kuzey Japonya&#8217;ya tahliye edilenler arasındadır. Wasana Üniversitesi&#8217;nde İngiliz Edebiyatı okumuştur. Çocuk kitapları ve masallar yazmaya devam ediyor ki hali hazırda iki yüze yakın çocuk kitabı olan yazarın ayı zamanda pek çok ödülü var. Bu ödüllerin en ünlüsü 2018 senesinde kazandığı Hans Christian Andersen Ödülü&#8217;dür. Ödül jurisi kitap için, tarif edilemez bir çekicilikte olduğunu ifade etmiş ve kitabı bol bol övmüştür. Kiki için ise &#8220;Tek başına kendi kaderini tayin eden ve girişimci&#8221; olduğunu söylemiştir. Yazar hala Kanagava&#8217;da yaşıyor.</p>



<p>Kitabın çizeri ise, Akiko Hayaşi ise 1945 senesinde Tokyo&#8217;da doğmuştur. Ulusal Yakahoma Üniversitesi&#8217;nde Güzel Sanatlar Bölümü&#8217;nden mezun olmuştur. İlk çocuk kitabını 1973 senesinde yayınlamış ve sonrasında Japonya&#8217;nın önde gelen çizerleri arasına girmiştir. Hala Nagano&#8217;da yaşamaktadır.</p>



<p><a href="https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Hayao_Miyazaki" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hayao Miyazaki</a> ise dünyaca ünlü anime <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/gulsun-karamustafa-arabesk-yarabbi-sen-bilirsin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanatçı</a>sıdır. 1941 senesinde Tokyo&#8217;da doğmuştur. Gakushuin Üniversitesi&#8217;nden mezun olmuştur. Animasyon ustaları arasında yer alır ve Time Dergisi&#8217;nde en etkileyici insanlar arasında sayılır. <em>Küçük Cadı Kiki&#8217;</em>nin hem yönetmenliğini hem yazarlığını hem de yapımcılığını yapmıştır. Ülkemizde &#8220;Heidi&#8221; isimli çizgi filmle tanınır. Berlin Film Festivali&#8217;nde &#8220;Ruhların Kaçışı&#8221; ile ödül alan ilk animasyon olmuştur. Bu yapımla Japonya&#8217;da gişe rekorları kıran Miyazaki sonraki senelerde gişede &#8220;Prenses Mononoke&#8221; ile kendi rekorunu kırmıştır. &#8220;Rüzgarlı Vadi&#8221; yapımından sonra kendi şirketini kurmuştur: Stüdyo Ghimbli.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-miyazaki-nin-animasyonlari">Miyazaki&#8217;nin Animasyonları</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-1024x682.png" alt="" class="wp-image-7232" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Miyazaki&#8217;nin animasyonlarında öne çıkan fantastik öğelerin başında sihir gelir. Tek ve temel odakta yer alan sihir, animasyon boyunca kurulan evreni besler, yönlendirir ve değiştirir. Sanatçının ödüllü animasyonlarında bu etki kendini iyice hissettirir. <em>Ruhların Kaçışı</em>, <em>Yürüyen Şato</em>, <em>Rüzgar Yükseliyor</em>, <em>Prenses Manonoke</em>, <em>Küçük Deniz Kızı Ponyo</em> ve <em>Tepedeki Ev </em>animasyonları bir çok ödüle layık görülen kült yapımlardır. Çoğunu izlemiş ve büyülenmiş bir fantastik sever olarak bu yapımların izleyenin ruhuna akan sakinlik ve huzurdan bahsetmeden geçemeyeceğim. </p>



<p>Tek bir sihir, az tema ama bol huzur&#8230;Terapi etkisinin inkar edilemez düzeyde hissedildiği bu yapımların alt yapısında ise güçlü bir değer olgusu yatmaktadır. Bir mesaj derdi yoktur izlediklerinizin ama film bittikten sonra vardığınız yerde değişimin olması için sihir yetersiz kalabilir. Huzurla ve sihirle yoğrulmuş konu ve sahne eninde sonunda bir mesaja açılır. Bu sadece &#8220;Arkadaşlık ne güzel şey.&#8221; veya &#8220;Paylaşmak güzeldir.&#8221; gibi basit bir temaya kapı olsa da Miyazaki&#8217;nin animasyon yaratma becerisi ile şahane bir deneyim ortaya çıkar.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kucuk-cadi-kiki-animasyonu-uzerine">Küçük Cadı Kiki Animasyonu Üzerine</h2>



<p>Stüdyo Gimbli&#8217;nin dördüncü yapımı olan animasyon 1989 senesinde izleyici ile buluşmuştur. Aynı sene Animage Anime Büyük Ödülü&#8217;nün de sahibi olmuştur. Yapım toplamda 11 ödülle Miyazaki&#8217;yi onurlandırır. Bu animasyon aynı zamanda Stüdyo Gibli&#8217;nin Disney işbirliği ile yapılan ilk yapımı özelliğine sahiptir. Bunun yanısıra 2001 senesinde Japonya&#8217;da DVD si en çok satılan flm olmuştur.</p>



<p>Animasyonda yer alan pek çok olay, kitapta yer almaz. Animasyondaki olay çerçevesinin bütünlüğünü kitaptan farklıdır. İthaki Yayınları&#8217;ndan çıkan kitabın kapak sırtında yer alan 1 rakamı, serinin devamının geleceğinin göstergesidir. Araştırınca serinin dilimize çevrilmemiş beş adet kitabı daha var. Serinin iki tane de özel baskısı bulunuyor. Yani yazar Küçük Cadı Kiki evrenini okuyucuya ulaştırmak için elinden geleni yapıyor. Serinin tamamı şu şekilde:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Kiki&#8217;s Delivery Service&nbsp;(1985)- Türkçe&#8217;ye çevrilen eser: Kiki&#8217;nin Cadı Kargosu</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 2: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 2): Kiki and Her New Magic&nbsp;(1993)</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 3: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 3): Kiki and the Other Witch (2000)</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 4: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 4): Kiki&#8217;s Love (2004)</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 5: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 5): Perch of Magic&nbsp;(2007)</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 6: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 6): Each and Every Departure&nbsp;(2009)</li><li>Witch&#8217;s Express Home Delivery Special Edition: People Who Met Kiki (2016)</li><li>Witch&#8217;s Express Home Delivery Special Edition 2: Kiki and Jiji&nbsp;(2017)</li></ul>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kitabin-icine-dogru">Kitabın İçine Doğru</h2>



<p><em>Küçük Cadı Kiki</em>&#8216;nin büyüme hikâyesini anlatan kitap, İthaki Yayınları&#8217;ndan bu sene taze taze çıktı. Devamının dilimize çevrildikçe yayınlanacağı eser bilindiği gibi altı kitap ve iki özel baskı olarak toplamda 8 kitaplık bir külliyattan oluşuyor. Hikâye, okuması kolay ve kurgusu basit bir eser. Çevirisi ise Derya Akkuş Sakaue yapmıştır. </p>



<p>Kiki, on üç yaşına giren her cadı gibi evden ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmak zorundadır. Hikâyesi evden ayrılırken yaşadıkları, ailesiyle iletişimi, yolculuğu ve yeni hayata alışması gibi gündelik hayat telaşlarının yanında cadının hayatı, gelenekleri, kara kedisi Jiji ve sihirli süpürgesini konu edinir. </p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-cadilar-zamani">Cadılar Zamanı</h3>



<p>Kiki bitmeye yüz tutmuş sihirlerin ve artık azalan cadıların zamanında yaşar. Sihrin azalmış olması okuyana da hüzün verir. Hiç birşey eskisi gibi değildir. Sihrin gücü azalmış ve cadılık zanaatı zayıflamıştır. Bunun sebepleri yeni dünya düzeniyle ilgilidir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Söylediklerine bakılırsa eskisi gibi zifiri karanlık geceler ve sessizlik olmadığı için bir yerlerden en ufak bir ışık sızdığında ya da ses duyulduğunda dikkatler dağıldığı için sihir tam yapılamıyormuş.</em></p><cite>Sf:29</cite></blockquote>



<p>Cadılık kavramı kitapta çizilen haliyle yeni dünyada bitmeye yüz tutmuştur. Cadılar insanlarla birlikte yaşamaktadır. Ama bu yaşantı cadılık ilminin azalarak yok olmasını da beraberinde getirmiştir. Ayrıca insanların cadılarla birlikte yaşamaları için bazı şartları vardı. Cadılar tüm bunları kabul ederek topluma entegre olmuşlardı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Cadılar sıradan insanlarla da dayanışma yolunu seçtikleri ve tutumları değiştirdikleri için bu dünyada hayatta kalabildiler.</em></p><p> Sf: 30</p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>&nbsp;İyi bir cadı olmak istiyorsan senden bir şey istendiğinde hayır dememelisin. </em></p><p>Sf:42<span style="font-size: revert;color: initial"></span></p></blockquote>



<p>Cadı olmakla ilgili bir takım gelenekler devam ediyor, böylece bir cadı köklerini unutmak zorunda kalmıyorlardı. Cadılık kadar eski bir uğraşın zamandan etkilenmemesi olanaksızdı. Bunun yanısıra eskiden cadılar açısından durum daha iç açıcıydı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Kökleri eskiye dayanan bir cadı eskilere değer vermelidir.</em></p><p> Sf:20</p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Oysaki Kiki’nin doğduğu yerde insanlar bir cadıyla yaşamaya bayılırdı Cadılar gıcırdayan kapılara damlatılan yağ gibidir onların olduğu yerde canlılık vardır diyerek cadıları  el üstünde tutarlardı.</em></p><p>Sf:48</p></blockquote>



<h3 class="wp-block-heading">Cadılar ve Sihir</h3>



<p>Her ne kadar durumlar hayli değişse de cadıları cadı yapan bazı ritüeller devam ediyordu. Bunlar cadıların eskiye değer vermesi, cadıların siyah giyinmesi ve cadıların siyah kedi sahibi olmalarıydı. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>&nbsp;<em>-Bir cadının elbisesi daima simsiyah olmak zorunda bunu değiştiremeyiz. </em></p><p><em>-Bu çok demode, gerçekten siyah bir cadıyla siyah bir kedi! Daha siyah olamazdık. </em></p><p>Sf:26<span style="font-size: revert;color: initial"></span></p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><span style="font-size: revert;color: initial"></span></p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Eskiden cadılar pek çok sihir yapabilirdi. Ama bu sihirler zamanla teker teker kaybolmuştu. Eskiden beri her gün mutlaka siyah bir kedisi olurdu Bu da bir tür sihir olarak kabul edilebilirdi.</em></p><cite>Sf:15</cite></blockquote>



<p>Cadılar ve siyah kedileri arasındaki bağ da sihirliydi. Bir cadının kedisi arasında yol arkadaşlığı söz konusuydu. Bu bağ ikisinin de hayatının akışı değişene dek onlara özeldi.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>&#8230;sonra bir gün kız çocuğu büyüyüp de onu kedisi kadar anlayabilen birine değer vermeye başlar ve evlenmeye karar verirse kedide kendi eşini bulur ve böylece ayrı yaşamaya başlarlardı. </em></p><p>Sf: 16</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Kiki&#8217;nin Hayatı</h2>



<p>Hikâyede Kiki kendi hayatını çizmek için yola çıkmaya karar verir. Kara kedisi Jiji ile birlikte eski bir cadı olan ve bu yollardan geçen annesinin tavsiye ile başka bir şehre yerleşecektir. Ama şartlar yeni yetme cadılar için o kadar da kolay değildir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Bu işe nasıl başladığın çok önemli.&nbsp; Evden ayrılmak düşündüğün kadar basit bir şey değil sana verebileceğim miktar fazla bir yıl karın doyurma yeter O da ucu ucuna. Sonrasında bir cadı yapabildiği sihirle hayatını sürdürmek zorunda. </em></p><p>Sf:24</p></blockquote>



<p>Annesi de azalan sihrin getirdiği gibi az büyüye sahiptir. Yaşadıkları kasabada bitkilerle hazırladığı karışımlarla şifacılık yapmaktadır. Anne olarak tercihi Kiki&#8217;nin küçük bir yere yerleşmesi yönündedir. Evden çıkıp kendi hayatını kuracak olan Kiki&#8217;nin tercihleri bu noktada annesinden ayrılmaktadır. Deniz görmek isteyen küçük cadı Kiki, şimdiki yaşadığı yerden daha büyük ve denize kıyısı olan bir yer seçecektir. Yepyeni yerler keşfeden Kiki deyim yerindeyse büyülenmiştir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>&#8230;saat kulesi şehrin hemen hemen tam ortasında yer alıyordu ve o kadar yüksekti ki sanki cennete doğru uzanan bir merdivenmiş izlenimi uyandırıyordu. Kuleden tutup bütün şehir topaç gibi döndürmek kim gününe kadar eğlenceli olurdu. Gölgesi o kadar uzun ki şehrin tamamı güneş saatine benziyor…</em> sf:45</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kiki-nin-tek-basina-mucadelesi-surpriz-bozan-zamani">Kiki&#8217;nin Tek Başına Mücadelesi- Sürpriz Bozan Zamanı</h2>



<p>Hayata atılacak olan Kiki yaşayacağı yeri seçmekten yapacağı işe kadar kendi hayatını tasarlamak zorundadır. Bu anlamda işlenen konu Japonya toplum kültürüyle uyuşmaktadır. Fakat bizim toplumumuz için bu gerçekçi değildir. Evden erken çıkan azınlığa karşın Türk ailelerinin arzusu çocuklarından ancak üniversitede ve ya evlenirken ayrılmaktır. Ya da hiç!</p>



<p>Kiki hayatını kargo sevkiyatı üzerine kurar. Geldiği yerde karşılaştığı insanların yardımıyla kendi yerini açar ve çalışmaya başlar. Kitapta konusu geçen maceralarından gördüğümüz, Kiki cadıların tek tip giyinmesi geleneği ve ya cadı olmasıyla normal insanlarla arasında beliren farkla ayrı mücadele etmektedir. On üç yaşında yalnız tutunmaya çalışan bir kız çocuğu için bunlar az şey değildir. Ama zamanla işindeki başarısı, ve cadı olmaktaki tek mahareti olan süpürgesiyle uçmakla ilgili aldığı yol çarpıcıdır. Şehirde cadı olarak tanınmış ve sonunda kendini sevdirmiştir.</p>



<p>Eiko Kadono&#8217;nun <em>Kiki&#8217;nin Cadı Kargosu</em>&#8216;nda ele aldığı konular, kızların özgürleşmesi, büyümenin sancıları, farklı olmanın mücadelesi ve aileden kopma üzerinedir. Yazarın Kiki için çizdiği evrendeki seyreltilmiş büyü hissi, Miyazaki&#8217;nin minimalist çizgileriyle örtüşür. Ayrıca seyreltilmiş büyü konusu çağımıza daha uygundur. <em>Güçlü büyülerin değil normal insanların yaşadığı bu dönemde, bir tutam büyü, bir kaç cadı ve bir kara kedi ile biraz heyecanlanmak ve hayal kurmak bizim de hakkımız değil mid</em>ir<em>?</em></p>



<p>Kiki gibi hayata dört elle sarılan ve mücadelesini bırakmayan gençlere bir dakika saygı duruşu&#8230;</p>



<p></p>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>Kiki&#8217;nin Cadı Kargosu, Eiko Kadono , İthaki Yayınları, İstanbul, Mart 2022</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/">Küçük Cadı Kiki: Kızlara Özgürlük ve Farklı Olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahmet Ümit ve Masalları</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/ahmet-umit-ve-masallari/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/ahmet-umit-ve-masallari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E. Nihan Acar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2022 21:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ahmetümit]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kitapinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[masalmasaliçinde]]></category>
		<category><![CDATA[olmayanülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4329</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahmet Ümit polisiye romanlarıyla tanınan çağdaş yazarlarımızdan. Peki, onun masallarıyla tanışmaya ne dersiniz?</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ahmet-umit-ve-masallari/">Ahmet Ümit ve Masalları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ahmet Ümit ve masalları hakkındaki incelememiz sizlerle.  </p>



<p>Ahmet Ümit&#8217;i yazdığı polisiye romanlarıyla tanırız. Peki ya masallar türünde denemeleri olduğunu kaç kişi biliyoruz? Çoğu kişinin bundan bir haber olduğunu fark edince bu kitaplar hakkında bilhassa yazmayı istedim. Çünkü yazar, masal yazmada da oldukça başarılı. Tadından yenmez masal deneyimi için buyurunuz yazarın masal kitaplarının içine. Ama önce yazara yakından bakalım. Türk Edebiyatı&#8217;nda nerede konumlanıyor? Neler yazıyor? Bu yazdıklarının temelleri nerelere uzanıyor? Tüm bu soruların yanıtlarını arayalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yazar-hakkinda">Yazar Hakkında</h2>



<p>Ahmet Ümit 1960 senesinde Gaziantep&#8217;te doğmuştur. Kamu yönetimi ve Siyaset eğitimi alan yazar, ilk kitabını 1989 senesinde çıkarmıştır. Şiir kitabıyla başlayan yazın yolculuğu 1990 senesinde çeşitli edebiyat dergilerinde yayınladığı şiir ve öyküleriyle devam etti. 1992 senesinde yayınlanan öykü kitabı &#8220;Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü&#8221;nü aldı. Yazarın ismini edebiyat dünyasına tanıtan, bu ilk öykü kitabı olmuştur. Ayrıca, Ahmet Ümit yine 1992 senesinde özel bir kanalda yayınlanan polisiye dizinin senaryo ekibinde yer aldı. 1995 senesinde ise polisiye romanları incelemeleri yazmaya başladı.</p>



<p>Öte yandan, yazar 1994 senesinde ilk uzun öyküsünü yazmış ve akabinde 1995&#8217;de <em>Masal Masal İçinde</em> kitabını çıkarmıştır. Bu kitap hayli ilgi görmüş, çocuk kitabı olarak okullara ulaştırılmış ve ayrıca Koreceye çevrilmiştir. 1996 senesi itibariyle polisiye türüne ağırlık veren yazarın kariyeri bu hamle ile tamamen değişmiştir. Eserlerinin listesi şu şekildedir:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Sokağın Zulası&nbsp;(1989)</li><li>Çıplak Ayaklıydı Gece&nbsp;(1992)</li><li>Bir Ses Böler Geceyi&nbsp;(1994)</li><li>Masal Masal İçinde&nbsp;(1995)</li><li>Sis ve Gece&nbsp;(1996)</li><li>Agatha&#8217;nın Anahtarı&nbsp;(1999)</li><li>Kar Kokusu&nbsp;(1998)</li><li>Patasana&nbsp;(2000)</li><li>Şeytan Ayrıntıda Gizlidir&nbsp;(2002)</li><li>Kukla&nbsp;(2002)</li><li>Beyoğlu Rapsodisi&nbsp;(2003)</li><li>Aşk Köpekliktir (2004)</li><li>Baş komiser Nevzat: Çiçekçinin Ölümü&nbsp;(2005)</li><li>Baş komiser Nevzat 2: Tapınak Fahişeleri&nbsp;(2005)</li><li>Kavim&nbsp;(2006)</li><li>Ninatta&#8217;nın Bileziği&nbsp;(2006)</li><li>İnsan Ruhunun Haritası&nbsp;(2007)</li><li>Olmayan Ülke&nbsp;(2008)</li><li>Bab-ı Esrar&nbsp;(2008)</li><li>İstanbul Hatırası&nbsp;(2010)</li><li>Baş komiser Nevzat 3: Davulcu Davut&#8217;u Kim Öldürdü?&nbsp;(2011)</li><li>Sultanı Öldürmek&nbsp;(2012)</li><li>Beyoğlu&#8217;nun En Güzel Abisi&nbsp;(2013)</li><li>Elveda Güzel Vatanım&nbsp;(2015)</li><li>Kırlangıç Çığlığı&nbsp;(2018)</li><li>Aşkımız Eski Bir Roman&nbsp;(2019)</li><li>Kayıp Tanrılar Ülkesi&nbsp;(2021)</li></ul>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-cizer-hakkinda">Çizer Hakkında</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/Adsiz-tasarim-1-1024x682.jpg" alt="Ahmet Ümit" class="wp-image-6060" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Adsiz-tasarim-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Adsiz-tasarim-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Adsiz-tasarim-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Adsiz-tasarim-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Adsiz-tasarim-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/Adsiz-tasarim-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Özgün çizgileri ile kitaba başka bir boyut katan çizerle kesinlikle tanışmanız lazım: Cem Kızıltuğ. Bu seriyle tanıdığım çizerimiz kitabın masal dokusuna uygun olarak ürettiği görselleri eserle tam bir uyum içinde. Her bölümün başında ve kapakta görebileceğiniz çizimlerde bölümde ele alınan karakterlerin fiziki ve karakteristik özellikleri resmedilmeye çalışılmış. </p>



<p>Grafik mezunu karikatürist ve illüstratör <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Cem_K%C4%B1z%C4%B1ltu%C4%9F" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Cem Kızıltuğ</a> ülkenin önde gelen çeşitli yayınevlerinde çizerliğe devam etmekte. Ödüllü çizerin albüm kitaplarının yanında deneme kitabı da bulunmakta. Eserlerinin listesi aşağıdaki gibidir:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>C’empati;&nbsp;Karikatür Albümü&nbsp;( 2003,&nbsp;Zaman Kitap)</li><li>Kediler Kelimeler;&nbsp;Kolektif Albüm&nbsp;( 2006, Zaman Kitap )</li><li>Alegorik Gri;&nbsp;İllüstrasyon&nbsp;Albümü&nbsp;( 2009, Zaman Kitap )</li><li>Doku;&nbsp;Deneme kitabı&nbsp;( 2014, Timaş Yayınları )</li></ul>



<h2 class="wp-block-heading">Kitaplar Hakkında </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/ahmet-umit-1024x682.png" alt="ahmet ümit" class="wp-image-6228" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/ahmet-umit-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/ahmet-umit-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/ahmet-umit-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/ahmet-umit-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/ahmet-umit-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/ahmet-umit.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Ahmet Ümit&#8217;in annesi çok iyi bir hikâye anlatıcısıdır. Asıl mesleği terzilik olan Fatma Ana, çıraklarına sayısız hikâyeler anlatır, onları eğlendirir. İşte böyle bir ortamda büyüyen yazarımız, çeşit çeşit hikâyeler heybesine atar. Yıllar sonra memleket ziyaretinde anlatılagelen bu hikâyeler gün yüzüne çıkar ve Ahmet Ümit bunları kendi kalemiyle yeniden yoğurmak ister. Önce<em> Masal Masal İçinde</em>&#8216;yi yazar. Sonra<em> Olmayan Ülke</em>&#8216;yi. İlk masal kitabı padişahın yol hikâyesini anlatır. İkinci kitap ise büyü dünyasına açılır. Akıl diyarından büyü diyarına uzanan masalın kahramanları bu sefer iki aşıktır.</p>



<p>Gelin bu hikayelere biraz daha yakından bakalım:</p>



<h3 class="wp-block-heading">Masal Masal İçinde</h3>



<p>Bu kitapta bir padişahın kendini bulma hikayesini anlatır Ahmet Ümit. Hikâyedeki Padişah, kendini övmeyi pek severmiş. Çocukluk arkadaşı olan vezir ona göremediklerini göstermek için diğer köydeki kör adama gitmeyi teklif etmiş. Aslında vezir padişahın yolu olduğunu, öğrenecekleri şeyler için yolda olmayı teklif etmiş. Bu tema çok kıymetli. Çünkü size yakın ve akıllı arkadaşlarınız da sizden aynı şeyi bekler: Yolda olmayı. Hem de en güzeli birlikte yolda olmayı. Çünkü sarayda kalıp kibri yaşayacağına yolda olup bu kibri aşmak daha değerli. Tam burada durup hayatındaki yakın arkadaşlarını düşünmek ne iyi gider!</p>



<p>Yol hikâyeleri, insanların kişisel gelişim hikayelerinde başlıca temalardan biri. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/2022/06/02/yolda-jack-kerouacin-romaninda-arayis/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yolda </a>olmak deyimi de ilerlemek anlamına gelir. İlerleyen insan yol alır. Sadece fiziksel olarak değil, ruhen de yol alır. Bu dünyada yapılacak en iyi şey yolda olmak ve sonra belki de daha iyi bir yere varmak değil de nedir? Bu anlamda bu eserin yol hikâyesini olduğunu unutmadan köy köy gezen padişah ve yakın arkadaşı vezirin manevi yolculuklarına şahitlik ediyoruz.</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-yol-hikayelerinden-hikaye-begen">Yol Hikâyelerinden Hikâye Beğen</h4>



<p>Padişahın kendisini bulması temennisi ile, bir günlük mesafeyi göze alan bu arkadaşlar öncelikle kör adamın köyüne varırlar. İlk duraklarında kör adamın hikâyesini dinlemek isterler. Çünkü kör adamın yaptığı akıl almaz hareketin izahını merak ederler. Çünkü kör adam her sabah altın yumurtalarından birini satışa çıkarır. Tam alıcısı gelir de yumurtaya sahip olmak istediğinde yumurtayı toz haline getirir ve köylünün üzerine salar. Kör adama gidip hikâyesini duymak istediklerinde kör adam bir şart koşar: Demircinin hikâyesini merak eden kör adam, onun hikâyesine karşılık kendi hikâyesini anlatacağını söyler. Demircinin hikâyesini de müezzinin hikâyesine karşılık anlatacağını söyler, Müezzin ise şapkacının hikâyesini öğrenmek ister. Şapkacı ise tüm hikâyelere karşılık kendi hikâyesini ortaya koyar. Tüm hikâyelere sahip olan padişah sonunda şapkacıya geri dönmek yerine bu kişileri saraya davet eder. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>O günden sonra Padişah&#8217;ın ülkesi daha iyi yönetilmiş. Yasalardan sevgi, saygı ve adaleti dışlayan tüm maddeler çıkarılmış. Hapishaneler kapanmış, bütün cezalar kaldırılmış. Gökyüzünden, denizden ve topraktan bereket akmaya başlamış. Bahar görülmedik güzellikte renkler, kokularla açan yepyeni çiçeklerle gelmiş, yaz güneşi ürünlerin tadına tat katmış, sonbaharın hüzünlü yağmurları toprağı nemlendirmiş, kışın mavi karları ise doğanın üstünü bereketle örterek onu bahara hazırlamış.</em></p><cite>Masal Masal İçinde sf:143</cite></blockquote>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-hikayenin-surpriz-bozani">Hikâyenin Sürpriz Bozanı</h4>



<p>Bu paragraf hikâyenin sonunu okumak isteyenler içindir. <strong>Sürpriz bozulmasın diyenler bu kısmı atlayabilirler.</strong></p>



<p>Nitekim Ahmet Ümit masalın sonunda; açgözlülüğün, paylaşımsızlığın, israfın, sabırsızlık ve kıskançlığın üzerine şekillenen hikâyeleriyle bu insanları padişah yanına gönderir. Böylece padişah bu hikâyeleri ve bu insanların ödediği bedelleri asla unutmayacaktır. Bahsi geçen kişilerin yaptığı hatalar üzerine şekillenen hikâyeleri kabus gibi hayatlarına çökmüştür. Onlar için de padişaha yarenlik etmek onların menfaatinedir. Böylece padişah çevresindeki faydasız insanları gönderir. Hikâyesi olan bu insanlar, padişah ülkeyi yönetirken ona yardımcı olacaklardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-olmayan-ulke">Olmayan Ülke</h3>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>&#8230; Bu yaratıklar arasında en zeki olanları sadece insanlar ve büyücülermiş. Zeki olmasına zekilermiş ama içleri nefretle doluymuş, öfke doluymuş, kendilerinden başka kimseyi sevmezlermiş. İçlerinden sadece iki tanesi büyücü Rüzgar ve İnsan kızı Su sevmeyi biliyorlarmış.</em></p><cite>Olmayan Ülke sf:145</cite></blockquote>



<p>Ahmet Ümit&#8217;in bu hikâyesinde bir Akıl Ülkesi&#8217;nin bir de Hayal Ülkesi padişahlarının savaşlarına dahil oluyoruz. Yıllar önce dünyayı paylaşamayan bu iki padişahın savaşı her ne kadar geride kalsa da bu iki ülkenin huzura kavuşması hayaldir. Günlerden bir gün bu iki ülkeden iki kişi aşka düşer. Onların hikâyeleri Akıl Ülkesinin padişahının kızlarını evlendirmek için bir davet vermesi ile başlar. Üç kızına kısmet arayan padişahın iki kızının gönüllerinde yatan aslanlar bellidir. Ama en küçük kızı bir eşeğe aşık olur. Bu kabul edilmezdir. Padişah küçük düşmüştür. Küçük kızını cezalandırmak ister ve onu eşekle zindana kapatır.</p>



<p>Küçük kızın gördüğü eşek değil, çok yakışıklı bir gençtir. Bu genç Hayal Dünyası&#8217;ndan babasının öcünü almaya gelmiştir. Ama padişahın küçük kızını görmesiyle işler değişir ve aşık olur. Bu karmaşadan kurtulmak için bir planı vardır. Ama kız aşığının şartını yerine getiremez ve prens kendi ülkesine geri döner.  Aşık kız ona kavuşmak için gene yollara düşer.</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-gene-surpriz-bozan-zamani">Gene Sürpriz Bozan Zamanı</h4>



<p>Gene bir yol hikâyesi anlatılır. Bu sefer aşıkların kavuşması konu alınır. Hayal Ülkesi&#8217;nde de kendilerine yer bulamayan ve çeşit çeşit maceralar yaşayan aşıklar kendilerine bambaşka bir dünya yaratırlar: Olmayan Ülke.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Bir varmış, bir yokmuş&#8230;</em></p><p><em> Onlar sevmeyi bildikleri için yeryüzü de onları sevmiş; Venüs ışığıyla yollarını aydınlatmış, onlara daha önce hiç var olmayan ülkenin kapılarını açmış. Onlara mutluluğun tek yasa olduğu bir hayat bağışlamış. Böylece insanlar ve büyücülerin karışımından oluşan yeni bir canlı türü doğmuş. Onlar iyiliği, görev gereği değil, cennete gitmek için değil, cehennemde yanmamak için değil, başkasına hoş görünmek hiç değil, içlerinden geldiği için yaparlarmış. İyilik doğruluk , güzellik onların varoluş nedeniymiş&#8230;</em></p><cite>Olmayan Ülke sf: 146</cite></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-cocuklar-icin-yazmak">Çocuklar İçin Yazmak </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="640" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/child-865116_960_720.webp" alt="ahmet ümit" class="wp-image-6223" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/child-865116_960_720.webp 960w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/child-865116_960_720-300x200.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/child-865116_960_720-768x512.webp 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/child-865116_960_720-720x480.webp 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/child-865116_960_720-480x320.webp 480w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Çocuk edebiyatı daha önce hiç olmadığı kadar göz önünde artık. Önemi günden güne güne artan bu alt türün amacı çocuklara temiz içerik sunarken aynı zamanda onların hayal dünyalarını geliştirmek. Masallar konusu ülkemizin edebiyat tarihinde çok gerilere uzanmakta. Masallarla büyüyen nesillerden tv, tablet ve sosyal medya platformlarından hikâyeler yakalamaya çalışan bir nesil var artık. Eski usul masalları okutturup yaşatmak ve en önemlisi edebiyatı çocuklar için erişebilir kılmak, yeni nesil çocuk edebiyatı hedeflerinden sayılıyor. Büyük yazarlarımızdan Ahmet Ümit &#8216;in bu hedefte kalem oynatması neslimizin şanslarından sadece bir tanesi. Büyük yazarlardan amatör yazarlara çocuk edebiyatına katkıda bulunan tüm yazarlarımızın emeği çocuklar üzerinde olsun. Masallar her daim yaşasın&#8230;</p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ahmet-umit-ve-masallari/">Ahmet Ümit ve Masalları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/ahmet-umit-ve-masallari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Annelik: Kadınlık Üzerinde Yükselen Sesler</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/annelik-kadinlik-uzerinde-yukselen-sesler/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/annelik-kadinlik-uzerinde-yukselen-sesler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E. Nihan Acar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2022 21:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Annelik]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlık]]></category>
		<category><![CDATA[sheilaheti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Annelik ve kadınlık üzerine etraflıca ele alınmış olan yazımız sizlerle. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/annelik-kadinlik-uzerinde-yukselen-sesler/">Annelik: Kadınlık Üzerinde Yükselen Sesler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sheila Heti&#8217;nin kaleme aldığı <em>Annelik</em> hakkındaki inceleme sizlerle. 2018 senesinin çok okunanları arasında olan kitabın oldukça öznel ve detaylı incelemesine buyurun.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-once-kitabi-elimize-alalim">Önce Kitabı Elimize Alalım</h2>



<p>Sheila Heti, şu ana dek yazdığı on adet kitabı bulunan Kanadalı bir yazar. Mayıs 2022&#8217;de çıkacak olan çocuk kitabı, o kategorideki ilk kitabı olacak. The New York Times kitap eleştirmenleri için en etkili on beş kadın yazar arasına girmiştir. 21.yy&#8217;da okuma yazma tarzımızı şekillendiren kadın yazarlar kategorisinde hem de. Kitapları toplamda yirmi dört dile çevrilmiştir.&nbsp;</p>



<p><em> Annelik</em> kitabı ise 2018 senesinin en çok okunan kitaplarından olmuştur. Hatta New York Times dergisi tarafından da yılın en iyi kitabı ve The Vulture’ın 21.yy&#8217;ın en iyi klasiklerinden biri olarak seçilmiştir. Bunun yanında Time tarafından da yılın en çok konuşulan kitaplarından biri olarak gösterilmiştir.&nbsp;</p>



<p>Kitap Nebula Kitap’tan ince kapak olarak 2018 senesinde çıkmıştır. Kapaktaki fuşya ve toz pembesi oldukça feminen bir tarz oluşturmaktadır. Nitekim renk seçimi konu bağlamında manidar. Sadece <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın</a>ları ilgilendiren sorgulamalar taşıyan kitabın isminin içindeki &#8220;i&#8221; harfinin soru işaretine evrilmesi kapağı içerik açısından doğru okumamız sağlar: Annelik mi?</p>



<p>Eserin çevirisini Aslı Mertan yapmıştır. Tertemiz bir Türkçe ile gayet okunaklı ve akıcı anlatımıyla başarılı bir çeviri olduğu aşikar.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kararlar-ve-celiskiler">Kararlar ve Çelişkiler </h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/annelik.jpg" alt="annelik" class="wp-image-5262" width="838" height="838" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-150x150.jpg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-480x480.jpg 480w" sizes="(max-width: 838px) 100vw, 838px" /></figure>



<p>Yazar, annelik yaratımı hakkında kafa patlatırken bunun hüzünlü bir şiirsellik üzerinden yürütüyor. Samimi bir söylem içinde kararını sorguluyor. Bunu yaparken sosyo-<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/psikoloji" target="_blank" rel="noreferrer noopener">psikoloji</a>k bir taban seçiyor ve kendi sesinden kitabı dillendiriyor. Felsefi anlamları ve hayat pratiklerini de yanına alıyor ama tüm metin boyunca asla kaybetmediği, çatallaşan yollarının yanı sıra hüznü oluyor. Yaratım muhasebesi üzerinde durdukça uzak yollara gözünü dikip başka kapılar arasa da bu düğümünü kendisine oldukça yakın bir nokta çözmeye yaklaşıyor. İyi haber: Sanırım başarıyor.</p>



<p><em>Annelik</em> kitabında çeşitli çelişkilere düşüyor yazar. Bu çelişkiler yumağını çözmek için kendince geliştirdiği bir yöntem var: Yazı-tura atmak. Her bir sorusunun sonuna bu ritüeli uyguluyor ve ortaya okunması keyifli bir iç hesaplaşmalar dizisi çıkıyor. Bu yöntemi günlük hayata entegre etme hayattaki yüzde elli şansa her zaman güvenmekle ilgili. Bir açıdan oldukça işlevsel bir seçim yöntemi; diğer yandan kararlarında belirsizlik yaşamayan insanlara yakın bir çözüm değil elbet.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sorgulayan-anne">Sorgulayan Anne </h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/annelik-1.jpg" alt="annelik" class="wp-image-5264" width="839" height="839" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-1.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-1-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-1-150x150.jpg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-1-480x480.jpg 480w" sizes="(max-width: 839px) 100vw, 839px" /></figure>



<p><em>Annelik</em> kitabında 30lu yaşlardaki yazarımız, anne olup olmamak adına sorgulamalar yaparken anne ol veya olma bunu okuyana da yaptırıyor. Yazarın geçtiği yollardan hemen hemen her kadın hali hazırda geçiyor. Bunun yanında yazarın baktığı yerden görebilmek için konuyu belki de aynı dilemmalar sizin de başınızı sarmalıdır.  </p>



<p>Anne olduğum ilk senelerde elime geçen bu kitabın yansıttığı duygusallığı yeni anne olmama rağmen anlamış ve kucağımda bebeğim varken anne olmamak üzerine düşündüğümde karşıma çıkan yolları geride bırakmış olmama rağmen seçimler, şans, yaratım ve aile kavramını yeniden önüme almıştım.</p>



<p>Yaratım çok güçlü bir ifade. Yaratıcıdan başlayarak insana da atfedilen bu sıfat muhatabını derinden oyalasa da insan doğasını anlatan bir eylem aslında. Çocuk doğurmak, manuel olarak insanın müdahalesini gerektirmeden var olma sürecini temsil ettiğinden aslında oldukça rutin bir süreç. Onu olağanüstü yapan insanın sandalye yapmasına benzemeyen onun dışındaki yaratım gücü. İnsanın doğasında yer alan bazı özellikler onun elinden çıkmamıştır.  </p>



<p>En başta doğası gereği yaratır insan, diğer yandan bu süreç evrimseldir mesela. Zamanla değişir evrilir. Bu anlamda süreçteki olağanüstülük insanın kafasının içindekiler. İnsanın konuya bakış açısı ve konuyla alakalı duygusu. Bu duygu da epey karışık. Çünkü yaratım sürecinin içinde yaşayıp gitmez insan. Bu sürecin sihri biter ve çocuk meta haline gelir. Bu noktadan sonra çocuk isminin başına başka sıfatlar gerekir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-cocuklu-olmak-ve-ya-olmamak">Çocuklu Olmak ve ya Olmamak…</h2>



<p>Çocuklu olmak ve bir meta olarak çocuk ile ilgili <em>Annelik</em> sayfa 25&#8217;teki alıntıya gidelim:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Bir yanda, çocuklu hayatın sevinçleri. Öte yanda, dertleri. Bir yanda, çocuk yapmamanın özgürlüğü.&nbsp; Öte yanda, asla çocuk yapmamış olmanın kaybı. Ama kaybedecek ne var ki? Sevgi, çocuk, annelerin öylesine ayartıcı bir şekilde bahsettiği bütün o anaç duygular, çocuk yapılacak bir şey değil de sahip olunacak bir şeymiş gibi. Zor olan yapmak sanki. Sahip olmak şahane bir şey gibi duruyor. Ama insan çocuğa sahip olmaz ki çocuğu yapar.</em></p></blockquote>



<p>Terazi meselesi olarak bakınca her neyi seçersen seç annelikle ilgili değil kişisel bir kanı var bu işte. Kayıp var tabii ama nereden bakıldığına bağlı. Herhangi bir şeye sahip olup olmamak arasındaki gerilime bakan bu çoktan seçmeli soruda çocuk sahibi olmak eleştiriliyor.  </p>



<p>Sahip olunacak bir meta mıdır çocuk? Bu sorgulanıyor. Meta haline gelen çocuk yaratıcısını aşağı çekecek ve konuyu dağıtacak hatta saptıracaktır. Kadın o kadar yüceltilmemelidir. Egosunu bu konuyla ilgili yormamalıdır. Nihayetinde yaratım sürecinin aslan payı onda olsa da madem bu olağanüstülük çocuğun dünyaya gelişiyle sınırlı sihrini bitiriyor. O vakit dünyaya ait alt anlamların hatta aşağı anlamların her biri kadını da bulmalıdır.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kurtaj-ve-sesler">Kürtaj ve Sesler  </h2>



<p>Kürtaj konusu ile ilgili bir alıntıya sayfa 36&#8217;da rastlıyoruz:&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Kürtajı yasaklamak isteyen tüm o insanları düşündüğümde, bunun tek bir anlamı olabilir gibi geliyor bana; dertleri bu yeni insanın illa ki dünyaya gelmesi değil. Yalnızca o kadının başka bir şey yapmasından da çocuk yetiştirmesini daha çok istiyorlar. Çocuklarla meşgul olmayan bir kadının tehditkâr bir tarafı var. Böyle bir kadın bir tür avarelik hissi uyandırıyor. Çocuk büyütmeyecek de ne yapacak? Başımıza ne dertler açacak?</em></p></blockquote>



<p><em>Annelik</em> kitabında kadınlık üzerine birçok noktaya değiniliyor. Kürtaj da bunlardan biri ve bu resmen bir sistem sorgusu ama ne yazık ki “senin böyle bir derdinin olması beni epey rahatlatır fikri” var tabanda. Tanıdık değil mi? Bu niyeti yaşadığımız toplumunun her köşesinde kolayca sezebiliriz. İş hayatında, arkadaşlıkta, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/iyi-aile-yoktur-cocuk-ve-yaygin-yanlislar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">aile</a>de… Temennilerin altında kişilerin travması vardır ve iyi dilek namına dönüşen şey kötü bir dua haline gelir. Bunun iyi niyet ve ya dilekle ilgisi nedir? Yoktur.&nbsp;</p>



<p>Bazen kadının detaylı belleği yaşadığı krizlerin normalleşmesi adına herkeste aynı yaşantıları görmek ister. Böylece krizdeki yalnızlığı bitecek ve daha normal olacaktır. Yaşadıklarının onu izole etmesinden korktuğu için aynı modeller görmeyi istemek bunu dilemek onu görünmez kılar. Bunun altında sorunların görünmez kılınmak istenmesi yatar. Normalleşmenin karşılığı yalan dolabına döner. Gittiği yollardan herkes aynen o şekilde geçmeyebilir. Aslında normal olan tüm yaşantılar herkes için olması. Ama yeni bir fikir, daha başka bir yol kafalarındaki ve toplumdaki düzeni sarsabilir. Gerek yoktur buna. Her şeyin stabil ve yanlış kalması tercih edilebilir en kolay seçenektir. Toplum hafızası da bunu yaşatmaya kararlıdır..</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sadece-kadinlar-degil-erkekler-de">Sadece Kadınlar Değil Erkekler de… </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="640" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/annelik-3.jpg" alt="annelik" class="wp-image-5267" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-3.jpg 960w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-3-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-3-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-3-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/annelik-3-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p><em>Annelik</em> kitabının 99. sayfasında bu baskının sadece kadınlardan değil erkeklerden de geldiğini ifade eder:&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Erkekler , kürtajı yasaklayarak kadınların bedenlerini kontrol etmek istiyor, kadınlar da çocuk yapmaları için baskı yaparak diğer kadınların bedenlerini kontrol etmeye çalışıyor.</em></p></blockquote>



<p>Kadın aslında ne kadar yalnız, kişisel kararları söz konusu olduğunda. Toplumda çoğunun verdiği karar ne kadar güvenliyse tek kişilik hareketle o kadar radikal. Çoğunluğun inandığı şey, çocuk yapmanın gerekliliği üzerine ise konu tam olarak orada bir yerde düğüm oluyor ve sonrasındaki toplumun yarattığı bu yalnızlıktan çıkaracağı net bir sonuç vardır artık yazarın. Sayfa 117&#8217;de tam olarak buna değiniyor:&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Yalnızca başarısızlıklarımızda mutlak yalnızlığı tadarız. Yalnızca başarısız olmayı hedefleyen insan gerçek anlamda özgür olabilir. Kaybedenlerdir belki de modern çağın avangardları.</em></p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-cocuk-sahibi-olmanin-anlami">Çocuk Sahibi Olmanın Anlamı</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Çocuk sahibi olmaya bir de buradan bakalım:<em> Bir çocuk sahibi olmak kendine hiçbir şey vermeme dürtüsünü çözüverir. Nefsinden feragat ederek kendini en son beslemek, sevilme umuduyla kendini en ufacık alanlara sıkıştırmak; bu tamamen kadınca bir haldir. Sevgi görme karşılığında kendine karşı erdemli bir cimrilik uygulamak, çocuk yapmak sizi hızlıca bu noktaya getirir.</em></p></blockquote>



<p>Kadınlığın en zavallı hallerinden biri de bu kıskaç altına alınmış hayat değil midir? Hayır, düzeltelim: Bu kıskaç altına alınan hayattan memnun olmak asıl zaaf. Oysa hayat uçsuz bucaksız ve mucizevi. Çocuk değil, hayat mucizevi çünkü hayatın doğası bu. Sayfa 183’e gelelim ve orada kalalım:&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Hayat her birimizin başına geliyor, eşit oranda, tüm rastlantısallığı ve ihtimamıyla, insan hayatına etki eden, yalnızca tahmin edebildiğimiz ama hala tam olarak bilmediğimiz tüm güçleriyle.</em></p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-surpriz-bozan-zamani">Sürpriz Bozan Zamanı</h2>



<p><em>Annelik</em> kitabının sonunda tek çıkmazının annesi olduğuna dair bitirişi oldukça manidar. Tüm cevaplar aile dizimine bağlanıyor ve anne ve ata faktörü, yaratımı sorgulayana yazarın annesinin onu yaratma sonucuyla ilişkilendiriliyor. Dahice! Hayati bir karar olarak çocuk yapma üzerine kafa yorarsak bakın ne diyor yazar:&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Kimliğimin, bir başkasının olumlu kimliğinin olumsuz hali olmasını istemiyorum.</em></p></blockquote>



<p>Kitabın kalbinin attığı yer tam da burası işte. Kitaptan bakınca gördüğüm bir çok konu kafamda ip gibi dizilirken anne olmayı yeniden sorguluyorum:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Kadın olmanın, bedeninin ürettiği yaratım gücünün ve sonrasında aldığı sorumluluğun bir seçim olduğunu.</li><li>Sorumluluğun alınabilecek minimum yük değil, tam aksine tüm soy zincirini etkileyen bir tür karma olduğunu.</li><li>Çocuk yapmanın bir proje değil sadece süreç, hayat yolunda bir yol ayrımı olduğunu.</li><li>Herkesin seçimlerinin kendilerini ilgilendirdiğini gibi konularına varabileceğimiz kitap güzel bir okuma deneyimi ve bilinen ufukların başka renklerini fark etmemizi sağlıyor. Deneyim deneyimdir. Her deneyim ve deneyim sonrası seçimler kendine özeldir:</li></ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Hayatlarımızın neye benzemesini bir kere çözdükten sonra neden kendimizi öldürmüyoruz? Çünkü aslında bir şeyleri deneyimlemek istiyoruz.”&nbsp;</em></p></blockquote>



<p>Deneyimle kalın! Deneyimleyip yerinizde kalmayın. Nehir gibi akın, durmayın.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/annelik-kadinlik-uzerinde-yukselen-sesler/">Annelik: Kadınlık Üzerinde Yükselen Sesler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/annelik-kadinlik-uzerinde-yukselen-sesler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fil Kadar Küçük: Kayıp Çocuk Sorunu ve Filler</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/fil-kadar-kucuk-kayip-cocuk-sorunu-ve-filler/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/fil-kadar-kucuk-kayip-cocuk-sorunu-ve-filler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E. Nihan Acar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2022 22:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[filkadarküçük]]></category>
		<category><![CDATA[Jenniferrichardjacobson]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4365</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fillerle ilgili bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? Üstelik size eşlik edecek olan küçük bir yol arkadaşı da var. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/fil-kadar-kucuk-kayip-cocuk-sorunu-ve-filler/">Fil Kadar Küçük: Kayıp Çocuk Sorunu ve Filler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Fil Kadar Küçük</em>, küçük bir çocuğun çıktıkları tatilde annesi tarafından terk edilişini konu alıyor. Okuyucu hedefi gençler olsa da yetişkinlerin ellerine aldıklarına pişman olmayacakları kurgu kalitesi ve mesaj seviyesindeki kitaba gelin bir de birlikte bakalım.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kurguda-kendinizi-konumlayin">Kurguda Kendinizi Konumlayın</h2>



<p>Tam şimdi bir durun düşünün: Kamp yerinde bir çocuk görüyorsunuz. Her gördüğünüzde tek başına olan bu çocuk bir gün ortadan kayboluyor. Çocuğun hep bahsettiği annesini bir kere bile görmeden kamp yerinden ayrılması size gene de doğal geliyor. Çünkü kesin annesiyledir, diyorsunuz.</p>



<p>Bu sefer, çocuğun gerçekten yalnız olduğunu ve annesinin aslında yanında olmadığını düşünün. Bu çocuk bir süre sonra kamp yerinde de görünmediği bir gün içinizi rahatlatacak olan tek şey, çocuğun gene de annesinin yanında olduğu ihtimali.</p>



<p>Şimdi o küçük çocuk siz olun, bir anlığına. Kamp yerindesiniz ve diğer gün uyandığınızda annenizin sizi kamp yerinde bırakıp gittiğini varsayın. Yalnızsınız ve annenizin nereye gittiğini bilmiyorsunuz. Çevrede sizi görenler tıpkı yukarıdaki örneklerde olduğu gibi annenizin çevrenizde bir yerde olduğunu varsayacak ve bir çocuğun tek kalmasının zaten mümkün olmadığını düşüneceklerdir. Ama siz yapayalnızsınız. Ne yaparsınız?</p>



<p><em>Fil Kadar Küçük </em>hikayesi tam olarak böyle basit ama şok edici bir konudan oluşuyor. Konunun neresine konumlanırsanız konumlanın konu okuyanı kısa bir dehşete düşürüyor. On bir yaşındaki bir çocuk üç gün için geldikleri kamp alanında tek başına kalıyor. Annesinin psikolojik sorunları var ve bazen yanardöner olabiliyor. Çocuk da annesini tam olarak böyle tanımlıyor: Yanardöner. Bu anlamda kahramanımız annesinin bu hallerinin gayet farkında ve bu durumu tek başına omuzlamayı seçiyor. Her çocuk gibi bunu çözerken kafasının içindekiler ona bazen yardımcı oluyor. Bazen de asla olmuyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kitabi-yaratanlar-hakkinda">Kitabı Yaratanlar Hakkında </h2>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kck-1024x665.jpg" alt="fil kadar küçük" class="wp-image-5253" width="840" height="545" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kck-1024x665.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kck-300x195.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kck-768x499.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kck-480x312.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kck.jpg 1200w" sizes="(max-width: 840px) 100vw, 840px" /></figure>



<p>Jennifer Richard Jacopson tarafından kaleme alınan <em>Fil Kadar Küçük</em>, Türkçeye Anıl Ceren Altunkanat tarafından kazandırılmış. İthaki Çocuk yayınevinden çıktığı için bir çocuk kitabı gibi görünse de içindeki derin anlamlar ve yolculuk meselesi sayesinde yetişkinlerin de çemberine kolaylıkla girebilir nitelikte.</p>



<p>Yazar, New Hamshire doğumlu bir ilkokul öğretmeni. Yüksek lisansını Harvard Üniversitesi’nde tamamlayan yazar şimdiye dek pek çok ödüle layık görülse de 2015 senesinde Gençlik Kitapları kategorisinde Lupine Ödülü’nü, 2016 senesinde ise Charlotte Huck Onur Ödülü’nü kucaklamıştır.</p>



<p>Çevirmen Anıl Ceren Altunkanat ise İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde mezun eski yayıncıdır. 2007 senesinden bu yana çevirmenlik yapmaktadır. Okunaklı ve temiz çevirisinin bazı tıkanmaları mevcut ama kurgunun hareketliliği bunu bertaraf etmiş durumda.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kitaptaki-fil-meselesi-ve-kayip-cocuk-kaygisi"><strong>Kitaptaki Fil Meselesi ve Kayıp Çocuk Kaygısı</strong></h2>



<p>Kitabın adında da geçen, her bölüm başı başka bir fil detayı ile karşılaştığımız kitap, anlayacağınız üzere fillere geniş yer veriyor. Kitabı elinize aldığınızda bu alıntıları bölümlere oturtmaya çalışınca olmuyor. Ancak okudukça kitabın evrenine giriyorsunuz. Dünyaya çocuğun bakış açısından bakmaya başlıyorsunuz. Neden sürekli fili düşünmemiz gerektiğini çözüyorsunuz: Hikâyedeki kahraman, filleri çok seviyor ve sürekli onlar hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışıyor.  </p>



<p>Aslında bölüm başı fil alıntıları çocuğun kafasının içindekileri gösteriyor. Öğrenip kenara koyduğu bilgileri bizimle de paylaşmış oluyor böylelikle sonrasında kitap boyunca o çocuğun bir adım arkasında hikâyeyi izlemeye başlıyorsunuz. Tıpkı çocuğuna sahip çıkan ebeveynler gibi. Bunu yapmayı o kadar istiyorsunuz ki onun hayatına dâhil olmakla onun da yalnızlığını dindirmeye çalışırken yakalayabiliyorsunuz kendinizi. Çünkü analık…</p>



<p>Kaybolan bir çocuğa göz kulak olma güdüsüyle hikâyenin her satırında gezinip onunla bir şeyleri paylaşmayı arzuluyorsunuz. Çok doğal bir güdü bu. Çünkü koca ormanda, kamp alanında bırakılıp gidilen çocuğun okuyanda bıraktığı his o kadar güçlü ki. Bunu göz ardı edemiyorsunuz.  </p>



<p>Yazarın bu anlamda okuyanı eline alması ve o kayıp çocuk kaygısını aşılaması oldukça zekice. O çocuğun başına neler geldiğini bilmek istiyor, hatta onun için dua ediyorsunuz. Onun başına kötü bir şey gelmesini hiç istemiyor ve onu elinden tutup bir yakınına teslim etmek için yanıp tutuşuyorsunuz. Sadece bu alt amaçlarla hikayeyi oturup bitirebilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hani-sadece-annesini-ariyordu">Hani Sadece Annesini Arıyordu?</h2>



<p>Kitap boyunca çocuğun karşılaştığı insanlar var. Kimisi şüphe ediyor onun kaybolduğundan, kimisi anlamıyor bile, başına geleni. Kendini bilen insanlarla karşılaşması okuyucuyu rahatlatıyor kesinlikle. Bu çocuk ne yer, ne içer, nerede uyur meselesi de hayli zorlu geçiyor hem okuyan hem de kahraman için. Çocuk yol alıyor ve her bölümde kaygı seviyesi bir şekilde korunmuş oluyor.  </p>



<p>Peki, kitabın dersi sadece bu kaygıyı mı hissettirmek okuyana? Eğer niyeti buysa buna ulaştı bile. Ama değil neyse ki. Salt sızım sızım bir kaygı için yazılmamış bu kitap. Bu bir yolculuk hikâyesi çünkü. İşte şimdi kitap bir anlama kavuşuyor, bekleyin!</p>



<p>Kahramanımız Jack yoldayken tabii ki değişiyor. Öncelikle duygusu değişiyor tabii. Kaygı, merak, hüzün onu yol boyunca kovalıyor. Çünkü sayfalar boyunca annesini arıyor. Sonra bunu yapmayı bir yerde bırakıyor. Annesinin sağlık sorunlarının olduğunu ve aklı başında hareket edemediğini biliyor.  </p>



<p>Bunun yanı sıra asla ama asla annesinden ayrılmak istemiyor. Özellikle babaannesinin yanına yerleşmek ve ya bir sosyal hizmetler kurumuna verilmek onun için listede bile değil. Bu yüzden yol boyunca arayışını sürdürüyor. Sonrasında hikâye bir yerden kırılıyor. Öyle güzel bir yerden kırılıyor ki annesini arayan Jack bir yerden sonra kendisine dönüyor ve sorularına daha derin cevaplar vermeye başlıyor. Jack sanırım yolda öğreniyor ve en önemlisi büyüyor ve değişiyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-surpriz-bozan-zamani">Sürpriz Bozan Zamanı</h2>



<p>Öncelikle annesinin izini sürdüğü kilometrelerce yoldan sonra bu arayışına son vermesi gerektiği aklına düşüyor. Onu arayan yerel televizyon ve polisi fark ettiğinde annesiyle buluşsa bile durum onların lehine olmayacağını ve annesinin yanında kalma ihtimalinin aslında olmadığı dank ediyor. Sağlığı yerinde olmayan annesinden başka kiminle kalacağına değil; tam şu anda ne yapacağına odaklanıyor. Yol hikâyesi işte burada başlıyor. Çünkü Jack artık anda kalıyor.</p>



<p>Fillere düşkün olan Jack’e bu yalnız yolda en çok yardım eden şey, bir mağazadan çaldığı küçük bir fil oluyor. Fillere yakın olmak ve onları yakından görmek için tutuşan Jack, eğer bir fili yakından görebilirse ona yol göstereceğini düşünüyor. Çünkü Jack bir çocuk. Yani büyüyen bir çocuk ve oyuncakların yanında bir de amaca ihtiyacı var. Kimin yok ki?</p>



<p>Bu noktadan sonra Jack değişmeye başlıyor. Büyüyor. Daha farklı düşünmeye karar veriyor. Bu yolculuğu anlamlı kılmak için hayatında gerçekten bir fil görmesi gerektiğine ikna oluyor ve bu sefer annesini değil canlı bir fil aramaya başlıyor. En yakın adresi kafasında netleştirince harekete geçiyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-fil-alintilarina-bir-bakis">Fil Alıntılarına Bir Bakış </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="640" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kucuk.jpg" alt="fil kadar küçük" class="wp-image-5257" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kucuk.jpg 960w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kucuk-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kucuk-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kucuk-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/fil-kadar-kucuk-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p><em>Fil Kadar Küçük</em>&#8216;ü okurken biz de fillere yakından bakmalıyız&#8230; Özellikle tasvirlerine, onlar hakkındaki ilginç bilgilere ve Jack’in bu hayvana olan sevgisine mesafeli olursak hikâyede boyunca konunun dışında kalabiliriz. En önemlisi kayıp çocuğun yanında olamayabiliriz. Bu yüzden filleri en az Jack kadar sahiplenmeliyiz. Gelin birkaç alıntı ile fillerle olan bağımızı kurmaya başlayalım:</p>



<ul class="wp-block-list"><li><em>Filler su altında şnorkelle yüzer. Nefes almak için hortumlarını suyun üzerinde tutarlar.</em></li><li><em>Ayaklarının altındaki yumuşak doku sayesinde filler sessizce yürür.</em></li><li><em>Vahşi bir file binen, vahşi fillerin gittiği diyara gider- Randolph Bourne</em></li><li><em>Filler bile yolculuklarında yanlarına hortumlarından başka bir şey almaz. Seyahatinin en güzeli hafif olanıdır.-Henry David Thoreau</em></li><li><em>Erkek fil yavruları yaklaşık on iki yaşında annelerinden ve sürünün kalanından ayrılırlar. Sonrasında tek başlarına gezmeye başlar.</em></li><li><em>Filler kendilerine gülündüğünde hortumlarını suyla doldurup dalga geçen kişiye püskürtürler.</em></li><li><em>Hint fillerinin kimi zaman ağladığı söylenir. &#8211; Charles Darwin</em></li><li><em>Kimi tohumlar bir filin sindirim sisteminde geçmeden çimlenmez.</em></li><li><em>Sevgi, filin iğne deliğinden geçmesini sağlar. &#8211; Samuel Richardson</em></li><li><em>Tayland’da insanlar şans getirsin diye filin karnının altından geçer.</em></li><li><em>Bir filin hortumuna üflersen, o fil seni hayatı boyunca hatırlar.</em></li></ul>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-fil-uzerine-biraz-dusunelim">Fil Üzerine Biraz Düşünelim </h2>



<p><em>Fil Kadar Küçük</em> kitabında bir yandan bazı kişilerin fil ile söylemlerine ulaşıyoruz. Diğer yandan fil ile ilgili ilginç bilgilerle karşılaşıyoruz. Bu alıntıların tümü ve daha fazlası bölüm başlarında var. Her bölümde bu alıntılarla karşılaşmak okuyucuya fili aklında tutmasını öğütlüyor adeta. Bu alıntıların bir kısmı fillerin fiziksel ve davranışsal özelliklerini anlatıyor; diğer kısmı fillerin insana yansımasını, insanda bıraktıklarını konu alıyor.  </p>



<p>File yüklenen anlamlar çeşitlenirken bir noktada Jack’in fil takıntısını çözmeye başlıyoruz. Fil Jack’e ilham verdiği kadar güç veriyor. Bu kadar insan hayatına ve ruhuna sızmış bir imge olarak fili ele alalım. Bize aslında bayağı süredir ilham veriyor. Bunu fark etmemiz uzun sürmüyor.</p>



<p>Jack’in fil ile alakalı bu ilgisini keşfedince aslında Jack’in hayatında ağırlıkla yer kaplayan bir şeye ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. Kahramanımız aslında hayatında fil kadar büyük bir yer kaplayacak birini arzularken sıkıntıların iğne deliğinden geçecek kadar küçülmesini umuyor.  </p>



<p>Jack’in bir travması var ama o filden aldığı güçle yola koyuluyor, hayatta kalıyor ve bunu hem kendisi hem de annesi için yapıyor.&nbsp; Jack sonunda yaşayan bir fille karşılaşıyor mu? Sizi en son alıntıya davet ediyor ve konuyu kapatıyorum.</p>



<p>Jack hayallerine kavuşuyor ve gittiği yolu anlamlı hale getirmeyi başarıyor. Kitaptan bize kalan küçük bir çocuk için duyduğumuz yoğun kaygı. Olay sonrasında kendini dönüştüren bir çocuğun anlam arayışına kayıyor. Sizin yolunuzdaki anlamlar ve filller hakkında düşünmenin tam sırası.  </p>



<p>Hayat yolculuğunuza anlam katmak, hayatı daha yaşanabilir kılmaz mıydı? Yanınızda anneniz veya oyuncak filiniz olmasa bile?</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/fil-kadar-kucuk-kayip-cocuk-sorunu-ve-filler/">Fil Kadar Küçük: Kayıp Çocuk Sorunu ve Filler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/fil-kadar-kucuk-kayip-cocuk-sorunu-ve-filler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yabani Kalbin Yakınlarında: Anın Parçalanmaz Akışı</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/yabani-kalbin-yakinlarinda/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/yabani-kalbin-yakinlarinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jun 2022 21:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Claricalispector]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[yabanikalbinyakınlarında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yabani Kalbin Yakınlarında'yı dili, arka planı, okuyucuda bıraktıkları bağlamında incelemeye aldığımız yazımız sizlerle </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/yabani-kalbin-yakinlarinda/">Yabani Kalbin Yakınlarında: Anın Parçalanmaz Akışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Yabani Kalbin Yakınlarında</em> hakkında detaylı bir inceleme sizleri bekliyor.  </p>



<p>Düşünceyle sözcükleri birbirinden ayırmak mümkün müdür? Hem de sözcükleri kullanarak. Ya da tekrarlanmayan ve söylenemeyen her şeyin en ince titreşimine kadar giderek bir anlatı kurmak mümkün mü? Böylesine muğlak bir zemin aynı zamanda bir romanın mutlak mekanı olabilir mi?  </p>



<p>Clarice Lispector’ın, henüz 22 yaşında kaleme aldığı ilk romanı <em>Yabani Kalbin Yakınlarında,</em> bu sorulara cevap arıyor. Belki de Lispector yalnızca bu sorulara verilebilecek bir cevabın olup olmadığı ihtimali üzerinden bizleri de tedirgin adımlarla peşinden sürüklüyor. Üstelik böylesine meşakkatli bir biçim arayışını çok erken bir tarihte, 1942 yılında ortaya koymakta.  </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-clarice-lispector-a-genel-bir-bakis">Clarice Lispector&#8217;a Genel Bir Bakış </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="612" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalbin-yakinlarindaa-1024x612.jpg" alt="Yabani Kalbin Yakınlarında" class="wp-image-4884" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalbin-yakinlarindaa-1024x612.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalbin-yakinlarindaa-300x179.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalbin-yakinlarindaa-768x459.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalbin-yakinlarindaa-1536x918.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalbin-yakinlarindaa-480x287.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalbin-yakinlarindaa.jpg 1900w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>1920 yılında, Ukrayna’da dünyaya gelen Lispector, küçük yaşlarda ailesiyle Brezilya’ya göç ediyor. Rio’daki Hukuk eğitimi devam ederken, bir yandan da öykülerini kaleme almaya başlıyor. Henüz 23 yaşındayken yayınlanan ilk romanı<em><strong> </strong>Yabani Kalbin Yakınlarında</em><strong><em> </em></strong>ile Brezilya edebiyatında dikkatleri üstüne çekiyor. 1943 yılında yayınlanan bu romandan sonra, 1959 yılına kadar yeni bir kitabı yayınlanmıyor.  </p>



<p>Bu tarihler arasında kendisi diplomat eşiyle Avrupa’da ve Amerika’da bulunmakta. Ancak yazmaya ara vermeyen yazar, ülkesine döner dönmez sırasıyla diğer kitaplarını yayınlıyor ve 1977 yılında hayatını kaybedene dek kitapları okuyucuyla buluşuyor. Lispector’ın geniş kitleler tarafından keşfi ise ancak 2000’li yıllarla beraber mümkün oluyor. ABD’de Lispector’ın kitapları farklı çevirmenler tarafından İngilizceye çevriliyor.  </p>



<p>Editör Benjamin Moser ise yazarın kitaplarını birbirine bağlayan kilit isim. Clarice Lispector’ın Türkçedeki yolculuğu ise biraz daha farklı. Yazar, ilk olarak 1996 yılında dilimize kazandırılıyor. Aynı yıl, Hamide Koyukan çevirisiyle İmge Yayınları <strong><em>Yıldızın Saati</em></strong>’ni yayınlıyor. Yine aynı yıl içerisinde, Sevim Aktan çevirisiyle, Can Yayınları tarafından iki kitap yayınlanıyor. Bunlardan ilki<strong><em> G.</em></strong><em style=""><b>H’nin Çilesi</b></em>. İkincisi ise <strong><em>Kuşatılmış Kent</em></strong>. Bu çevirilerin bir ortak özelliği daha var. O da şu ki,  asıl metinden değil de asıl metnin Fransızca çevirisinden çevrilmeleri.  </p>



<p>2016 yılında, Monokl Yayınları bir değişikliğe giderek kitapları yazarın orijinal metinlerinden yani Portekizceden çevrilen halinde yayınlıyor. Monokl Yayınları, bugüne dek Lispector’ın dört kitabını (<em>Yabani Kalbin Yakınlarında, Yaşam Suyu, G.H’ye Göre Çile, Yıldızın </em>Saati) dilimize yeniden kazandırdı. Bu çevirilerin ise tamamı Başak Bingöl Yüce’ye ait. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kendine-ait-bir-kitap">Kendine Ait Bir Kitap    </h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalb.webp" alt="Yabani Kalbin Yakınlarında" class="wp-image-4878" width="839" height="472" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalb.webp 604w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalb-300x169.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/yabani-kalb-480x270.webp 480w" sizes="(max-width: 839px) 100vw, 839px" /></figure>



<p>Clarice Lispector’ın, deneysel bir noktalama ve imla kullandığının uyarısıyla başlıyor kitap. Metnin cümle yapısına kesinlikle dokunulmaması gerektiğini söylüyor yazar. Onun söylediklerine kulak vermişler. Çeviride de üslubu korunmuş. Türkiye edebiyatında da Leyla Erbil’den aşina olduğumuz bir durum bu.  </p>



<p>Hemen ardından James Joyce alıntısıyla karşılaşıyoruz. Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış bir romanda, bu türün en önde gelen temsilcilerinden olan Joyce’un satırlarıyla başlamak oldukça anlamlı. Alıntı şöyle: <em>‘’Yalnızdı. Terk edilmişti, mutluydu, yakındı yaşamın yabani kalbine.’’</em></p>



<p>Lispector, genel olarak Tanrısal anlatının hakim olduğu bir metinle karşımıza çıkıyor. Yazar, Joana’yı anlatının merkezindeki karakter olarak konumlandırırken, aynı zamanda onun bir gölge yazarmış gibi metnin içinde de etkin rol oynamasını sağlıyor.&nbsp; Otavio, Lidia, Baba, Yenge ve Öğretmen gibi diğer karakterler ise yalnızca Joana’nın bakışından bize dahil olabiliyor.  </p>



<p>İkiye bölünen metinde, çizgisel olarak başkarakterin hayatının geçiş evrelerine tanıklık ediyoruz. Çocukluk, yas, ergenlik, evlilik, ayrılık gibi&#8230;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Bilin%C3%A7_ak%C4%B1%C5%9F%C4%B1_(anlat%C4%B1m_y%C3%B6ntemi)" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Bilinç akışı tekniği</a>nin hakim olduğu metin, hayatın olağan evrelerini katmanlarından soymak gibi meşakkatli bir yola koyuluyor; ancak bu yolla bir tamamlanmaya veyahut çıplak gerçekliğe ulaşmak söz konusu değil. Lispector’ın alametifarikası da bu.</p>



<p>Yazar, mekanları, nesneleri ve yüzleri yalnızca Joana’nın duyularıyla zihninin çarpıştığı yerden algılamamıza izin veriyor. Çizgisel akışa karşın, bölümlerin her birinde, zamanın çizgisellikten azade olduğu ve etkin bir geniş zamanın sonsuzluk duygusuyla iç içe geçtiğini fark ediyoruz:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Özlemiyorum çünkü yaşarken olduğundan daha çok sahibim çocukluğuma şimdi</em>.</p><p><em>His, insanın yaşadığı evin hatırası gibi değişken</em>.  </p></blockquote>



<p>Sonsuzluk hissi, düşünceyle kelimelerin ayrılıp bir olduğu o kısacık anı yakalamaya çalışmak için makul bir seçim. Ancak metne yayılan sonsuzluğu da bir araya getiren etmenler var: Kurgu ve Dil. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-devinen-dil">Devinen Dil</h2>



<p>Lispector, kelimelere itimat etmeden kelimelerden bir dünya kuruyor. Yazarın, ilk bakışta anlamsız bir karşıtlık olarak okunabilecek bu durumu ustaca kullandığını söylemek mümkün. Düşüncelerin ardını ve anın bölünmezliğini yakalamanın ne denli imkansız olduğunu özetler nitelikte şu satırlar:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>En çok da söylemekten korkuyorum, çünkü konuşmaya çalıştığımda hem hissettiğim şeyi ifade edemiyorum hem de hissettiğim yavaş yavaş söylediğim şeye dönüşmeye başlıyor. Ya da beni harekete geçiren hissettiğim şey değil de söylediğim şey.</em></p></blockquote>



<p>Okur, sık sık çelişkilerle ters yüz olan kaygan bir metnin ortasında yapayalnız kalıyor. Bu açıdan, yapıt herhangi bir başlangıç ya da bitişten arınmış, çok boyutlu bir anlatı. Tekrarlanmayan düşünceler, aksak bir ritmin eşlik ettiği kelimelerle, anlatabilmenin imkansızlığını vurguluyor. Bir kez daha dönüp bakmanın, un ufak ettiği bir akış söz konusu. Kurgunun gücü ise tam olarak burada devreye giriyor. Son sayfaya kadar süren bitimsiz devinme hali, beraberinde hep arzu edilen o sonsuzluk hissini deneyimlemeye bir adım daha yakınlaştırıyor bizi. Böylelikle hareket biçimin ta kendisi oluyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Neden sonra Joana birden en büyük güzelliğin ardıllıkta bulunduğunu anladı… ardıllıkta acı da vardı çünkü beden bölünmemiş sürekliliğin hareketinden daha yavaştı. Hayal gücü kavrıyor ve şu anın geleceğine sahip oluyordu, beden orada yolun başındayken, başka bir hızda yaşarken, ruhun deneyimine kör…</em></p></blockquote>



<p>Merkezsiz bir anlatının içinde; esrimelerle yazılan satırlar, metnin kendi kendini gerçekleştirmesini sağlıyor. Bir başka deyişle; yakınlaştıkça dağılan, uzaklaştıkça beliren izlenimci bir resme benziyor. 20. yüzyılın ilk yarısında yazılmış bir romanda, böylesi bir deneyim alanı ise oldukça kayda değer. Lispector, kendi icadı dilbilgisi kuralları ve söz dizileriyle okuyucuyu büyük bir performansa zorluyor.&nbsp;  </p>



<p>Okurdan belli bir ölçüde zihin açıklığını ve dikkati talep ediyor. Dışarda kalmanız an meselesi. Yolun bir yerinde soluklanmanıza ya da cebinize bir şeyler doldurup devam etmenize izin yok. Donanımsız ve içgüdüsel ilerlemek zorundasınız, yoksa anlatının kendini gerçekleştiren kehanetinden mahrum kalırsınız.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kalanlar">Kalanlar</h2>



<p>Clarice Lispector, mitlere ya da tıka basa doldurulmuş referanslara sırtını yaslamıyor. Böylece ilerliyor. Elbette çok yönlü okumalara ve çeşitli analizlere açık, akışkan yapıda bir metin var karşımızda. Ancak yine yapısı itibariyle bu pek mümkün değil.  </p>



<p>Lispector’ın, bize göstermek daha doğrusu sezdirmek istediği meselesini anladıktan sonra, yorum yapma heyecanınıza mani oluyorsunuz. Çünkü tasarlanmış, isimlendirilmiş ve çoktan düşünülmüş tanımların/akışların ötesinde bir yerde soluk almasını istiyor yazdıklarının. Metnin biricikliği de buradan geliyor.  </p>



<p>Belli ki metnin bize ulaşma motivasyonu da bu aynı zamanda. Şeylerin üzerine sinen perdeli bakışların, zihnin zamanı büken tortusunun, hakikatten sapmış en ince sesin bile tutkuyla peşine düşülüyor. İçine boylu boyunca uzanılmış, uzun bir sessizliğin terennümü olduğu yanılgısına düşülmesin.  </p>



<p>Lispector, insanlıkla aynı yaştaki her olguya çeviriyor başını. İyilik &#8211; kötülük, ilişkiler, bağlılık, inanç vs. Dış dünyadan aldığı her şeyi uçsuz bir yerde yoğuruyor. Tüm bunlar bitimsiz tek bir soruya dönüyor sonunda. Belki bu dünyayla hemhal olma arzusu, sınırları belirmemiş varoluşun özlemi ya da hepsi yani ‘’her şey’’…&nbsp;</p>



<p><strong>Kaynakça</strong> </p>



<p>Clarice Lispector, Yabani Kalbin Yakınlarında, Portekizceden Çeviren: Başak Bingöl Yüce, İstanbul: MonoKL Yayınları, 2019.</p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/yabani-kalbin-yakinlarinda/">Yabani Kalbin Yakınlarında: Anın Parçalanmaz Akışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/yabani-kalbin-yakinlarinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yolda: Jack Kerouac’in Romanında Arayış</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/yolda-jack-kerouacin-romaninda-arayis/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/yolda-jack-kerouacin-romaninda-arayis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Karabulak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2022 21:16:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[beatkuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[jackkerouac]]></category>
		<category><![CDATA[kitapinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[yolda]]></category>
		<category><![CDATA[yoldainceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=5952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tahmin ediyoruz ki, Yolda'yı duymamış olan yoktur. Beat topluluğunun adeta manifestosu haline gelen Yolda'yı eksileriyle ve artılarıyla incelediğimiz yazımız sizlerle. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/yolda-jack-kerouacin-romaninda-arayis/">Yolda: Jack Kerouac’in Romanında Arayış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yolda, Beat Kuşağı yazarı Jack Kerouac’in en meşhur kitabı hakkındaki incelememiz sizlerle.   </p>



<p>Bu yazıda, aynı zamanda Beat topluluğun bir manifestosu haline gelen <em>Yolda</em> romanında &#8220;arayış&#8221; temasını inceleyeceğiz. Sonrasında da kitaba ırk ve cinsiyet meselelerine eleştirel bir açıdan bakacağız. Tüm bunlardan söz etmeden önce ise dönemi ve Beat Kuşağı’nı biraz yakından tanıyalım. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-beat-kusagi-ve-konformiteden-kacis">Beat Kuşağı ve Konformiteden Kaçış  </h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/television-american-family.jpg" alt="Yolda" class="wp-image-5956" width="838" height="836" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/television-american-family.jpg 401w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/television-american-family-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/television-american-family-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 838px) 100vw, 838px" /></figure>



<p>1950’ler, Amerika’da konformist yaşam tarzının zirveye ulaştığı yıllardı. Savaş sonrası devletin gazilere yaptığı yardımlar ve ülkedeki genel refah seviyesindeki artış sayesinde, orta sınıf hiç olmadığı kadar lüks yaşıyordu. Ekonomi patlamıştı. İnsanlar çalışıyor, çalıştıkça para kazanıyor, para kazandıkça da tüketiyordu. </p>



<p>Banliyö evler içerisinde; kadınların yalnızca kusursuz bir eş ve anne rollerine layık görüldüğü “mükemmel” bir aile resmi, televizyon izleyerek ve reklam tüketerek geçirilen akşamlar, satın alınan ikinci, üçüncü arabalar… İdeal yaşam buymuş gibiydi. </p>



<p>Ama görünüşe göre bu yaşam herkesi cezbetmiyordu. Yol; Amerikan Rüyasını sahte bulanları, bütün bunların dışına çıkmak isteyenleri kollarını açmış çağırıyor, başka türlü bir yaşam ve en önemlisi özgürlük vaat ediyordu. Banliyö yaşamı yerine yolları tercih eden bir grup da meşhur Beat Kuşağı topluluğuydu. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Peki Neydi Bu Beat Kuşağı?   </h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="580" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/Beat-writers-1--1024x580.png" alt="Yolda" class="wp-image-5957" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Beat-writers-1--1024x580.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Beat-writers-1--300x170.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Beat-writers-1--768x435.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Beat-writers-1--480x272.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Beat-writers-1-.png 1385w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>William S. Burroughs &#8211; AllenGinsberg &#8211; JackKerouac</figcaption></figure>



<p>Beat Kuşağı; 1950’lerde konformist ve tüketim bağımlısı bir yaşam süren Amerikan orta sınıf toplumunun savunduğu değerleri reddeden bir grup yazardan oluşan bir topluluktu. Allen Ginsberg ve Jack Kerouac, Columbia Üniversitesinde tanışıp bu topluluğun kurucuları olmuşlardı. Bu topluluğun diğer bazı üyeleri ise Neal Cassady, LucienCarr ve William S. Burroughs. Bu yazarlar hem hayatlarında hem de eserlerinde her anlamda özgürleşmeyi savunmuşlardı. Ayrıca cinsellik ve uyuşturucuyu özgürce deneyimleyip bu tarz tabu konuları ise eserlerinde açıkça işlemişlerdir. </p>



<p>Beat kelimesi, “başıboş, yıpranmış, tükenmiş” anlamlarına gelmekte. Uyuşturucu kullandıktan sonra gelen tükenmişlik halini veya durmaksızın yaptıkları seyahatlerin yarattığı yorgunluğu çağrıştırır adeta. Toplumun uyumsuzları, oradan oraya sürüklenenleri… Ama özellikle Kerouac’in vurgulamak istediği daha spiritüel bir anlamı da vardır. Kendisinin romanda da kullandığı “beatific” kelimesi “kutsal, kutsanmış, mutlu eden” anlamlarına gelir. </p>



<p>Bu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde bir yandan Sivil Haklar Hareketi sürüyor ve siyahi insanlar eşitlik savaşı vermekteydi. Onlar bireysel ve toplumsal haklarını arıyorlardı. Beat Kuşağı ise Afro-Amerikan kültürünü epey benimsemişti. Bu nedenle, caz müzik, Beat Kuşağı topluluğunun ruhunu yansıtan bir müzik türü haline gelmişti. Çünkü caz müziğin tarihsel önemi ve büyük ölçüde doğaçlama eseri olması özgürlüğü ve başkaldırıyı çağrıştırıyordu. Kısacası Beat Kuşağı, Amerikan Rüyası çarkının bir dişlisi olmayı reddetmişti. Onlar başka türlü bir yaşam arayışına çıkmış beyaz erkeklerden oluşan bir topluluktu.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yolda </h2>



<p>Jack Kerouac, <em>Yolda</em>’da, aslında Beat Kuşağı’ndan arkadaşlarıyla kendi yaptıkları yolculukları yazmıştır. İsimleri değiştirse de Dean’in Neal Cassady, Old Bull Lee’nin William S. Burroughs, Carlo Marx’ın Allen Ginsberg olduğu bilinmekte.  </p>



<p>Kerouac, romanı 1951 yılında üç haftalık bir süre içerisinde, kâğıt değiştirmekle dikkatinin dağılmaması için onlarca metre uzunluğunda bir rulo kâğıda aralıksız ve son derece düzensiz, zihnine geldiği şekilde yazmıştır. Bu nedenle eser, birçok düzenlemeden geçtikten ve bazı kısımlar çıkarıldıktan sonra 1957 yılında ancak yayımlanabilmiştir. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yolda Olmak  </h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/kerouac-cassady.jpg" alt="Yolda" class="wp-image-5958" width="841" height="482" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kerouac-cassady.jpg 750w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kerouac-cassady-300x172.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kerouac-cassady-480x275.jpg 480w" sizes="(max-width: 841px) 100vw, 841px" /><figcaption>Neal Cassady ve Jack Kerouac</figcaption></figure>



<p>1950&#8217;lerde yol teması ortaya çıkmış ve Amerikan kimliğinin inşasında büyük bir etkisi olmuştur. Bireylerin egemen düzenin baskısından kaçıp özünü bulmaya doğru bir yolculuğa çıkması, Amerikan kültürünün ve dolayısıyla sanatının büyük bir parçası haline gelmiştir. Edebiyatın yanında sinemada da örneğin <em>Easy Rider</em>  gibi yol filmleri günümüzde de popülaritesini koruyor. </p>



<p><em>Yolda</em>’nın konusu, bir grup genç adamın 1940’lı yıllarda ülkeyi uçtan uca seyahat edip durması üzerinden ilerler. Özellikle ana karakter Dean Moriarty (Neal Cassady), tam bir Batı&#8217;nın adamı. Kendisi huzursuz bir Amerikan yol kahramanı olarak tanıtılmakta. Sürekli yolda, durdurulamaz&#8230; Kitabın son kısımlarına kadar, başta anlatıcı Sal Paradise (Jack Kerouac) olmak üzere, bütün grubun Dean’i takip ettiğini görürüz. Dean yolda olmanın, “kurum” olarak da adlandırılan egemen düzenin tam karşısında durmanın ve özgürlüğün timsalidir adeta.  </p>



<p><em>Yolda</em>’daki karakterler huzursuz genç insanlardır, göçebelerdir. Bir yerde kalmak, bir yere yerleşmek veya biriyle birlikte olmak sonunda her zaman bir memnuniyetsizliğe, huzursuzluğa ve kaçma isteğine neden olur karakterlerde:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>“Sal, gitmemiz gerekiyor ve oraya varana kadar asla durmayacağız.”</em></p><p><em>“Nereye gidiyoruz dostum?”</em></p><p><em>“Bilmiyorum ama gitmemiz gerek” (Kerouac, 1957, s.217).</em> </p></blockquote>



<p>Kurumsallaşan dini reddederek Zen felsefesi ve Budizm’e yakın duran Beat Kuşağı, hayatı yaşamanın tek yolunun deneyimlemek olduğunu, bunun da yalnızca yolda ve arayışta olarak gerçekleşebileceğini savunuyordu. Kitapta karakterlerin hiçbirinin gerçekten bir şey bulduğunu görmeyiz. Örneğin, Dean her zaman babasını aradığını söyler ama onu bulmak için hiç çaba sarf etmez. Onun yerine yolculukları çoğunlukla kadınlardan ve türlü maceralardan oluşur. Ama zaten yolculuğun asıl amacı bulmak değil, arayışta olmaktır. Hayat bir yolculuktur, yolsa hayatın kendisi. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Arabalar ve Özgürlük </h2>



<p>Yaşamın her kısmının kurallarla önceden belirlendiği bir toplumda yol, bireylere başka bir yaşam biçimi sağlıyordu. Bunun için arabalar önemli bir enstrüman, bu durmak bilmez kimliğin önemli bir parçasıydılar. Kendilerini arama arayışında olan bireylerin açık yola çıkmalarını sağladılar. Bundan da öte, arabalar yoldakilere bir özerklik duygusu vermiştir. </p>



<p>Şiirlerindeki birleştirici ve spiritüel üslubuyla usta Amerikan şair <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Walt_Whitman" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Walt Whitman</a>, Beat yazarları ve elbette ki Kerouac üzerinde bariz bir etkiye sahipti. Beat yazarlarının hayatlarında ve eserlerinde sürekli takip ettiği bu yolda olma düşüncesi -hem fiziksel hem de kendini arayış için bir metafor olan yol-Whitman’ın şiirlerinde sıkça görülen bir kavram.&nbsp; </p>



<p>Whitman, <em>Song of the Open Road</em> adlı şiirinin ilk satırlarında şöyle yazar:  </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Healthy, free, theworldbefore me, / Thelongbrownpathbefore me leadingwherever I choose. (Sağlıklı, özgür, önümde dünya, / Önümdeki uzun kahverengi yol, nereye seçersem oraya götürüyor beni.) </p></blockquote>



<p>Arabanın direksiyonunu tutmak, kendi hayatınızın direksiyonunu tutmak gibidir. Yönünüzü, ne zaman veya nerede duracağınızı siz seçersiniz. Hiçbir sorumluluk, hiçbir bağlılık, yükümlülük yoktur. Özgürsünüzdür ve tüm dünya önünüzde serilmiştir. </p>



<p><em>Yolda’</em>da hayat televizyonda izlenilecek bir şey değil, yolda deneyimlenecek bir şey. Romandaki karakterleri yola çıkaran his de bu. Yolda doğmuş bir adam olarak, Dean için arabada olmak evde olmak gibidir. Sal kaçınılmaz olarak bunu gözlemler: &#8220;Dean yine mutluydu. Tek ihtiyacı olan, elinde bir direksiyon ve yolda dört tekerlekti.&#8221; Arabalar, Dean’in direksiyonun arkasında kendisinin olabileceği tek yerdir dünyada. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yolda’da Irk </h2>



<p>Şimdi biraz daha eleştirel bakalım kitaba. Okurken fark etmemenin mümkün olmadığı bir konu var: Kitap yalnızca beyaz erkeğin tecrübesini anlatıyor. Siyahiler, Latin Amerikalılar, göçmenler ve Beat Kuşağı’nın benimsediğini söylediği herhangi bir azınlık grubun problemleriyle ilgili kitapta hiçbir şey bulamıyoruz. </p>



<p>Dahası, diğer gruplara karşı bir anlayıştan çok o grupların tarih boyunca ve hala yaşadığı sıkıntıları göz ardı ederek kültürlerine özenme ve hayat tarzlarını romantikleştirme söz konusu. Buna verebileceğim en iyi örnek, üçüncü kısmın başlarında Sal’in şu düşünceleri: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Leylak rengi akşamlarda yürüdüm, her tarafım zonklarken, Denver&#8217;ın zenci mahallelerinde, Welton&#8217;ın ve 27. Caddenin ışıkları arasında, kendi kendime neden Negro olmadığımı sorarak, beyaz dünyanın bana sunmuş olduğu sevincin, hayatın, neşenin, şamatanın, karanlığın, müziğin ve gecenin yetersizliğini hissederek . . .&nbsp; Denver&#8217;da bir Meksikalı, hatta deliler gibi çalışan yoksul bir Japon olmayı istedim, ama ne kasvetli ve ne acıydı ki hayal kırıklığına uğramış bir “beyaz”dım. Hayatım boyunca beyazlara özgü hırslarım olmuştu, San Joaquin vadisinde Terry gibi bir kadım bırakır mıydım yoksa?</em> </p></blockquote>



<p>Roman boyunca okuduğumuz, yalnızca beyaz erkeğin tecrübe edebileceği bir hayat tarzı. Mesela o dönemde bir kadının veya siyahi bir insanın ırkçılığa, sözlü ve fiziksel tacize uğramadan bu şekilde hayatı ve yolu tecrübe etmeleri mümkün mü? Günümüzde bile pek değil ne yazık ki.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">Yolda&#8217;da Cinsiyet</h2>



<p>Cinsiyet açısından bakarsak, roman boyunca kadınlar hep arkada bırakılıyor.  Beatlerin tahammül edemeyip kaçtıkları topluma nedense sık sık dahil olma girişimlerinde, kadınlar bir düzen kurma aracı olarak kullanılıyor. Örneğin; Dean karakteri, Marylou ve Camille arasında roman boyunca gidip geliyor. Camille ile evlenip ondan çocuk sahibi oluyor. Ama sonunda bu hayattan sıkılıp, kadınları ve çocuklarını arkasında bırakarak yollara düşüyor.  </p>



<p>Dean gibi, Ed Dunkel karakteri de sevgilisi Galatea ile evleniyor.  Galatea da Ed Dunkel’a bir ayak bağı olarak var oluyor roman boyunca. Öte yandan Marylou, diğer kadın karakterler gibi evde değil Dean ile beraber seyahatlerde, arabada olması nedeniyle, romandaki en bağımsız kadın. Yine de onu hem Dean’den bağımsız bir durumda görmüyoruz hem de namussuz bir kadın olarak tasvir ediliyor çoğu kez. Yani ev içindeki görevlerinin başında olmayan kadın, cinselliğiyle kategorize edilmekten kurtulamıyor. Kadın, hayatın içinde erkek gibi kendisi olarak var olamıyor. </p>



<p>Bu durumda Beatlerin aslında “kurum”un dışına çıkmakta çok da başarılı olamadıklarını söyleyebilir miyiz? Bence &#8220;evet.&#8221; Romanda sürekli kadının erkeği hayattan alıkoyan bir bağlılık, bir yük gibi gösterilmesi durumları söz konusuyken, erkeklerin dönüp dolaşıp bir şekilde evlilik kurumunun içinde, bir ayakları dışarda da olsa yer aldıklarını görüyoruz. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Diğer Bir Konu: Tüketim </h2>



<p>Tüketim çılgını Amerikan toplumunu eleştiren Beat üyeleri, aslında roman boyunca birçok şeyi tüketiyorlar. Arabalar, kadınlar, uyuşturucular… Örneğin, Dean arabaları o kadar iyi biliyor ki kullanırken arabalarla adeta bir bütün oluyor. Bu yolculuklar sırasında paramparça hale geliyor arabalar. Kadınlar, bireyler olarak değil tüketilecek ve sıkılınca bırakılacak şeyler olarak görülüyor. Uyuşturucu ise hayatlarının merkezinde ve en çok tükettikleri şeylerden biri. Old Bull Lee ve eşi Jane’in çocukları olmasına rağmen paralarının çoğunu uyuşturucuya harcaması da buna bir örnek. </p>



<p>Elbette nasıl bir okuma yapacağı okuyucuya kalmış. Kerouac’in özellikle karakterleri bu şekilde kurguladığını düşünmüyorum, zaten kurgudan çok Kerouac’in kendi yolculuklarından ilham alarak, sansürsüz ve zihninden aktığı gibi yazmış bu romanı. Daha çok dönemi yansıtmış.  </p>



<p>Her şekilde <em>Yolda</em>, Beat Kuşağını anlamak için kesinlikle okunması gereken bir eser. Ayrıca Kerouac’in özgür ve ritmik düzyazısı, tecrübelerini, hislerini coşkuyla ifade edişi kitabı okumaya değer yapan niteliklerinden. Ama dönemi beyaz bir adamın bakış açısıyla anlattığı için, Amerika gibi çeşitli ırkları, azınlık gruplarını içinde bulunduran bir ülkede yapılan yolculukları anlatan bu kitapta, eksiklikleri görmemek mümkün değil. Dönemin en özgür zihinlerinin bile ırk ve cinsiyet meselelerine bakışındaki bu sığlık, insanın dönemden çok da bağımsız olamadığını gösteriyor belki de. </p>



<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>



<p>Kerouac, Jack. On the Road, The Viking Press, New York, 1957.</p>



<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Beat_Generation">https://en.wikipedia.org/wiki/Beat_Generation</a></p>



<p>Whitman, Walt. “Song of The Open Road by Walt Whitman.” Poetry Foundation, Poetry Foundation, <a href="https://www.poetryfoundation.org/poems/48859/song-of-the-open-road">https://www.poetryfoundation.org/poems/48859/song-of-the-open-road</a>.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/yolda-jack-kerouacin-romaninda-arayis/">Yolda: Jack Kerouac’in Romanında Arayış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/yolda-jack-kerouacin-romaninda-arayis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ah, Tanrım Mücadele!</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/ah-tanrim-mucadele/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/ah-tanrim-mucadele/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Benan Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 May 2022 21:50:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4166</guid>

					<description><![CDATA[<p>ey yeryüzüne tek kelime ipucu verilmeksizin bırakılmışlar! ey yüreğinin rotasını, yaşayışının anlamını rasyonalite ve metafizik arasında kovalayıp bulamamışlar! insan doğar</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ah-tanrim-mucadele/">Ah, Tanrım Mücadele!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ey yeryüzüne tek kelime ipucu verilmeksizin bırakılmışlar!</p>



<p>ey yüreğinin rotasını,</p>



<p>yaşayışının anlamını rasyonalite ve metafizik arasında kovalayıp bulamamışlar!</p>



<p>insan doğar</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <em>&nbsp;büyü</em>-r</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ve mücadele eder</p>



<p>en ilkel hazların kavruk yükselişinde bir belirsizlikle bahtı tayin edilendir insan</p>



<p>ve o en ilkel hazlarla tohumu atılan bu kontrolsüz yolculuğa başlar feryatların sancıların gümbürtüsü ile</p>



<p>kordonlar kesilir</p>



<p>kan temizlenir bedeninden</p>



<p>ve kulağına fısıldanan isimle tanışır kendisiyle</p>



<p>sözcükler dünyadan hırpalanmış içine dokunur yumuşak elleriyle</p>



<p><em>varoluşum niye?</em></p>



<p>yepyeni kordonlar yaratır biricik varlığının şerefine</p>



<p>boynuna dolansalar bile olsun, evlâdır boşluğa düşmekten ya!</p>



<p>kaosun ortasında sallana sallana o kırılgan gözlerle</p>



<p>göğsüne çöreklenen bir yılan gibi tehlikeli bir güçle</p>



<p>evrenin gelmiş geçmiş bütün acılarının yansımaları okunur baktıkça içine</p>



<p>kollarını çeker köklerinden</p>



<p>denizden çeker çıplak ayak parmaklarını</p>



<p>ağaçlara çiçeklere böceklere bir alerjidir alır gider</p>



<p>kuma değince kirlenir eller ve tenini öpücüklere boğan güneşten</p>



<p>saçlarında dolaşan yağmurdan</p>



<p>bütün anları bir fransız filmine döndüren rüzgârdan sakınır</p>



<p>saklanır</p>



<p>dünyadan ve kendinden</p>



<p><em>ah, tanrım yabancılaşma!</em></p>



<p><em>ne olur cüretkâr olamadığım bütün zamanlar için beni bağışla</em></p>



<p><em>ben ki yirmi bir kere dünyalıyım</em></p>



<p><em>vah ki kayboluyorum bir reklam kuşağında</em></p>



<p><em>nesnelerin dünyasının değer kazanmasıyla</em></p>



<p>kulağına bir fısıltının zarafetinden çok uzakta tümceler çalınınca</p>



<p>ve bu kâğıt kesiği gibi zararsız görünen ama can acıtan tümceler</p>



<p>onu kendiyle yeni baştan tanıştırınca</p>



<p>onca yıldır aşinası olduğu o aynadaki sureti tekrar tekrar öldürür ve doğurur</p>



<p>sıfatlar hedefler sınırlar çizgiler duvarlar silahlar gardlar kadehler</p>



<p>putlarıdır</p>



<p>dayanamaz</p>



<p><em>bütün putlarımdan azade olmuşum bugün</em></p>



<p><em>kendi içime diktiğim,</em></p>



<p><em>helvadan putlar.</em></p>



<p><em>acıktım ve yedim onları.</em></p>



<p><em>benim bir tek tanrım var.</em></p>



<p><em>28.08.2021.</em></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/ah-tanrim-mucadele/">Ah, Tanrım Mücadele!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/ah-tanrim-mucadele/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
