<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>netflix arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/tag/netflix/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/netflix/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Dec 2022 09:22:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>netflix arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/tag/netflix/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>White Noise: Baumbach&#8217;dan Bir Kara Komedi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/white-noise-baumbachdan-bir-kara-komedi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/white-noise-baumbachdan-bir-kara-komedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuğçe Kozak Arman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2022 21:57:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[adamdriver]]></category>
		<category><![CDATA[filminceleme]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[noahbaumbach]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[whitenoise]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=14439</guid>

					<description><![CDATA[<p>79. Venedik Film Festivali ile açılışını yapan ve çokça beğenilen filmi bugün itibariyle Netflix'de izleyebilirsiniz. Ama öncesinde sizi tüm detayları ile ele alınan inceleme yazımıza bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/white-noise-baumbachdan-bir-kara-komedi/">White Noise: Baumbach&#8217;dan Bir Kara Komedi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>White Noise, açılışını 79. Venedik Film Festivali ile yaptı. Aynı zamanda festivalin de açılış filmiydi. Bu filmle ilk defa bir Netflix filmi Venedik Film Festivali’nin açılış filmi oldu. <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Don_DeLillo" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Don DeLillo</a>’nun romanından Noah Baumbach tarafından sinemaya uyarlanan White Noise’in başrolünde ise Adam Driver ve <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Greta_Gerwig" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Greta Gerwig</a> oynuyor. Film, 30 Aralık itibariyle Netflix Türkiye kataloğunda yer almaya başladı. Gelin şimdi White Noise’ı beraber inceleyelim. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-white-noise-uyarlamak-mumkun-mu">White Noise: Uyarlamak mümkün mü?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-55-1024x682.png" alt="white noise" class="wp-image-14442" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-55-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-55-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-55-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-55-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-55-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-55.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Don DeLillo, Amerikan’ın en büyük ve ilgi çeken romancılarından biri. Her çıkan eseri dünya çapında büyük bir yankı uyandırıyor. White Noise de kendisinin büyük romanlarından biri. Ülkemizde de Siren Yayınları tarafından Beyaz Gürültü ismiyle yayımlandı. Postmodern bir edebi dünya ortaya koyduğu için de eserleri sinemaya uyarlama konusunda çok kolay seçimler değil. Tam da bu yüzden Noah Baumbach gibi bir yönetmen Don DeLillo’nun eserini sinemaya aktaracağı haberi geldiğinden beri heyecanla beklenen bir filmdi. Konu olarak, liberal bir üniversitede Hitler profesörü olan Jack Gladney (Adam Driver), eşi Babette (Greta Gerwig) ve dört çocuğu ile kendilerini havadan gelen toksik yağış ve kimyasal bir bulutla başlayan bir felaketin içerisinde bulurlar. Filmin tam ortasına oturmuş olan ölüm korkusu, bu felaketle beraber filmin devamında bir ölümle yüzleşme seyrine bürünür. White Noise, bir felaketten kaçış hikayesi değil. Tam tersi felaketi, filmin yan karakterlerinden biri gibi işleyen bir yapı kurmuş.&nbsp;</p>



<p>White Noise, çok boyutlu bir edebi metnin sinemaya aktarılışı. Noah Baumbach metni tam anlamıyla yansıtabilmek için filmin yapısını da sürekli değişen bir şekilde kurmuş. Sadece yapı olarak da değil. Aynı zamanda film farklı türleri de içinde barındırıyor. Yer yer kara film yer yer müzikal yer yerse western türüne ait yapıları izliyoruz. Bu film bir kere daha postmodern bir edebi yapıtı sinemaya uyarlamak ne kadar mümkün sorusunu da tekrar sordurtuyor. Edebi metnin içerisindeki katmanları ve alt metinleri sinemada anlatmaya çalışmak geleneksel sinema anlatısına uygun bir anlatım oluşturmuyor. O yüzden de yönetmeni belli yapı bozumlara zorluyor. Bu filmde de Noah Baumbach’ın bu yolu seçtiğini görüyoruz. White Noise, genel olarak sinemasını diyalog ve ilişki üzerinden kuran Baumbach’ın da sinemasında bambaşka bir yere oturuyor. Bana yer yer sanki Wes Anderson filmi izliyormuşum gibi bir his verdi. Yapı ve renk kullanımı açısından Wes Anderson sineması ile kesişen yerler göze çarpıyor.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-olum-korkusu">Ölüm Korkusu&nbsp;</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-56-1024x682.png" alt="white noise" class="wp-image-14443" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-56-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-56-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-56-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-56-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-56-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-56.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>White Noise, merkezini karakterlerin ölüm korkusu üzerinden kuruyor. Orta yaşlarda olan Jack Gladney, ölümden kaçmak adına her şeyi yapıyor. Bir yandan da tam seksenlere özgü bir anlatım kurularak eşi Babette’i histerik bir şekilde görüyoruz. Karakterler arasında en stabil izlediklerimiz ise çocuklar. Çocukların hepsi çok iyi karakterler. Filmin onların olduğu kısımlarının seyir zevki çok yüksek. Film tam anlamıyla bir felaket komedisi tarzında. Fakat bu metnin bir Don Delillo metni olduğunu unutmayalım. Filmin her yanına zamane kültürü üzerine taşlamalar serpiştirilmiş. Bence bu filmde romanda olduğu kadar iyi çalışmıyor. Romanda, katmanlara yedirilmiş haldeyken filmde bu bir şekilde seyircinin gözüne sokuluyor. Filmin bana göre işlemeyen taraflarından biri bu. İzlerken istemsiz olarak bazı şeyler araya sıkıştırılmış gibi hissettiriyor. Bu da yer yer filmi sekteye uğratıyor. Burada en büyük dezavantaj bir roman uyarlaması olması. Romandaki çoğu şeyi filme geçirmek filmin yapısını sekteye uğratıyor.</p>



<p>Karakterlerin ölüm korkusundan ve ölümün kendisinden kaçış olarak buldukları yöntem ise modernizm ve tüketim. Karakterler tüm ihtişamı ile kurulan tüketim merkezlerine adeta çekiliyorlar. Tüm bunların yanında filmde meydana gelen felaketin insanlar üzerindeki etkileri filmin seksenlerde geçmesine rağmen bugüne dair çok fazla şey söylüyor. Herhangi bir felaket karşısında insanların kolektif olarak gösterdiği tepkiler çok iyi bir şekilde ortaya konulmuş. Bambaşka bir felaket izliyor olsak da pandemide yaşadığımız hissin çok benzerini izliyoruz. İstemsiz olarak o anla büyük bir empati kuruyoruz. Herkesin aynı anda kaçma refleksi, düşünmeden başkaları yapıyor diye yapılan hareketler ve o bilinmezliğin verdiği korku o sahnelerde seyirciye çok iyi bir şekilde geçiyor. Bir anda sanki bir tür felaket filmi izliyormuşuz gibi bir yapının içine giriyoruz. Filmin devamı da bu şekilde geçecek sanarken bir anda yapıyı farklı bir yere kaydırıyor. Filmin alameti farikalarından biri de türler arasında geçişi kolay bir şekilde kurması.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kampus-hitler-ve-elvis">Kampüs, Hitler ve Elvis</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-57-1024x682.png" alt="white noise" class="wp-image-14444" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-57-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-57-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-57-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-57-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-57-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-57.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>White Noise’in eleştiri oklarından bir diğerini yönelttiği yer ise <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/the-chair-akademi-dunyasinda-kadin-olmak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">akademi</a>. Başrolümüz Jack, filmin başında bir trafik kazası ve uçak kazası görüntüleri izletiyor. Tepedeki Üniversite diye geçen bu okulun içerisinde bir kampüs hicvi izliyoruz. Bir yanda tüm dünyanın üzerine konuşmaktan çekindiği, hassas bulunan konular arasında yer alan bir kişinin dersini veren Jack, diğer bir yanda ise Amerika’nın idollerinden biri olan Elvis dersi veren diğer Profesör Murray. Bu ikisinin Elvis ve Hitler’in annelerine düşkünlüğünü anlatıp, adeta bir şova dönen dersleriyle aslında ikonik insanlara dair halkın bakışı ve hayatlarının da altı çizilmiş oluyor. Tasarım açısından filmin güçlü sahnelerinden biri, adeta bir müzikal edası ile ilerliyor. Bir yerden sonra anlatılan kişilerden çok, anlatımdaki tutkuya esir düşüyoruz. Hipnoz olmuş bir şekilde iki kişiyi izliyoruz. Bu sahnede de gerek kostümler, gerek de mekan açısından yoğun bir renk kullanımı var. Film görsel dili yer yer bu şekilde kuruyor.</p>



<p>White Noise&#8217;in akademiye bakışı, bilgi kirliliği ve felaketlere olan bakışımızın da altını çiziyor. Filmin başında gösterilen o görkemli kaza sahnelerini izlemekten kendimizi alamıyoruz. Filmin devamında gerçek olarak gördüğümüz felaketten de. İnsanlık olarak felaketleri izlemeyi seviyoruz. Tüm o korkunçluğun yanında bir çeşit görkem de görüyoruz. Seyir zevki yüksek bambaşka bir şey. Kavga duyduğu an çıkıp izlemek gibi ya da bir apartmanın yıkılışını izlemek gibi. Belki de ortada dönen bir felakette seyirci olmanın verdiği rahatlıkla bundan keyif alıyoruz. Film de başta öne sürdüğü tezi kanıtlamak istercesine görkemli, sinematik felaket sahneleri ortaya koyuyor. Biz de tüm dikkatimizle izliyoruz. Kendi sunduğu fikirleri filmin içerisinde de tekrar kanıtlıyor. Market sahnelerinin tüm görkemiyle ve renkleriyle yansıtılması, bizim de adeta hipnotize olmuşçasına gözlerimizi alamamamız da filmin seyirci üzerinden kurduğu anlatımlardan bazıları.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-white-noise-teknik-detaylar">White Noise: Teknik Detaylar&nbsp;</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-59-1024x682.png" alt="white noise" class="wp-image-14446" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-59-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-59-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-59-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-59-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-59-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/Adsiz-tasarim-59.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Noah Baumbach’ın filmografisine baktığımızda Frances Ha, Mistress America, Greenberg, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/bosanma-ve-iletisim-eksikligi-marriage-story-ornegi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Marriage Story</a> gibi seyirci tarafından çok sevilen filmleri görüyoruz. Daha önce Frances Ha’da yine beraber çalışan Baumbach, Driver ve Gerwig üçlüsü bu filmde de beraberler. Zaten Baumbach genelde benzer oyuncularla çalışan bir yönetmen. Eşi Greta Gerwig’i de çoğu filminde görüyoruz. Alıştığı oyuncularla çalışmanın şüphesiz ki filmlerine olumlu bir etkisi var. Genel olarak filmleri karakter ve oyunculuk odaklı olduğu için oyuncular ile olan bu ilişkisi onun güçlü taraflarından biri. Bu filmde de Adam Driver ve Greta Gerwig yine iyi oyunculuklar sergiliyorlar. Yine de Marriage Story’deki kavga sahnesinin üzerine çıkamayan bir Adam Driver performansı vardı.&nbsp;</p>



<p>White Noise, Baumbach filmografisinde tamamen farklı bir yerde duruyor. Öncelikle diğer filmleri gibi karakter üzerinden işleyen bir film izlemiyoruz. Onun yerine daha dinamik bir film izliyoruz. Filmin geçişleri ve renkleri Wes Anderson’ı andırıyor. Hatta onun filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz belli sahneler de görüyoruz. Renk kullanımı da bu filmde filmin ana unsurlarından biri haline gelmiş. Sadece sahne üzerinden değil, karakterlerin kıyafetleri de o anki hislerine, kişiliklerine uygun şekilde bir anlatım kuruyor.</p>



<p>White Noise’in seksenler havasını oluşturan kostümleri, mekân dizaynları da çok başarılı. Bizi direkt o zamanlara ışınlıyor. Aynı zamanda birçok büyük ismi gördüğümüz oyuncu seçimleri de çok başarılıydı. Film genel olarak dinamik bir eksende ilerliyor. Bu yüzden de kurgu filmin önemli parçalarından biri haline gelmiş. Gayet başarılı bir kurgu izliyoruz. Müzik kullanımı ve ses tasarımı açısından da sahnelere ve türe uygun müzikler kullanılmış. Filmin müzikleri için birçok başarılı yapımda ismi olan Danny Elfman ile çalışılmış. Filmin görüntü yönetmeni ise daha önce Humans, Black Mirror, The OA isimli yapıtlardan tanıdığımız Lol Crawley. Crawley, bu tarz bir film için çok doğru bir görüntü yönetmeni olduğunu da bize bir kere daha gösteriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-izlemeye-deger">İzlemeye Değer</h2>



<p>Kısacası Noah Baumbach’ın son filmi White Noise, alışık olduğumuz tarzından farklı olsa da seyir zevki yüksek bir film. Dol DeLillo’nun eserlerini ve taşlamalarını sevenler için de onun eserini sinemada izlemek adına bakılası bir film. Filmin, komedi unsuru da filmin çoğu yerinde iyi bir şekilde çalışıyor. Tüm bunların yanında ortaya koyduğu hikâyeyi açması ve nerdeyse her insanın baş etmeye çalıştığı şey olan ölüm düşüncesi ve korkusu üzerinden hikâyeyi açması birçok noktada kolay empati yapmamızı sağlıyor. Her şey bir yana Adam Driver’ın coşkuyla Hitler anlattığı o sahne için bile izlenebilir. Hazır Netflix’e de gelmişken bence kaçırmayın.&nbsp;&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="White Noise | Official Trailer | Netflix" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/SgwKZAMx_gM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/white-noise-baumbachdan-bir-kara-komedi/">White Noise: Baumbach&#8217;dan Bir Kara Komedi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/white-noise-baumbachdan-bir-kara-komedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Cadı Kiki: Kızlara Özgürlük ve Farklı Olmak</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E. Nihan Acar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2022 21:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[kitapinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[küçükcadıkiki]]></category>
		<category><![CDATA[mayazaki]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küçük Cadı Kiki incelemesi sizlerle! Cadı olmak hiç bu kadar keyifli olmamıştı.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/">Küçük Cadı Kiki: Kızlara Özgürlük ve Farklı Olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Fantastik severlerin tek durağı Tolkien ve benzerleri değildir elbet. Bunu anlamam için otuzlu yaşları ortalamam gerekti ama vardığım yer kesinlikle ilham vericiydi. Geçen sene online katıldığım Fantastik Atölye&#8217;de Kutlukhan Kutlu, fantastik evrenin sınırlarını çizerken kitaplardan çıkmayız sanmıştım. Ama atölyede bahsedilen hudutlar; filmlerden, oyunlara; edebiyattan animelere uzanan geniş ufuklar vaad ediyordu. Bunu duyunca oldukça şaşırmış ve heyecanlanmıştım.  </p>



<p>Artık hobbit kovuğumdan çıkacak ve başka dünyalara dahil olabilecektim. Artık yaşım gelmişti demek! Hikâyede geçen küçük cadı kiki ile tanışmamız işte bu sıralara dayanır. Fantastik Atölye&#8217;den sonra katıldığım bir yaratıcı yazarlık kursunun da bu konuda etkisi büyüktür. O atölyede de<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/edebiyat" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> edebiyat</a>ta yaratıcılık adına animeler izlenebileceğini, özellikle Miyazaki&#8217;nin eserlerine göz atılabileceği vurgulanınca hayatımda ilk kez animelerin dünyasına adım attım. İyi ki!</p>



<p>Kitaplardan animasyonlara uzanan eserin önce yazarı ve çizerini tanıyalım. Biraz da Miyazaki&#8217;den bahsedip kitabın içine yolculuğumuza başlayalım. Önden buyurun!</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kiki-nin-dunyasini-yaratanlar-hakkinda">Kiki&#8217;nin Dünyasını Yaratanlar Hakkında</h2>



<p>Kitabın yazarı Eiko Kadono, 1935 senesinde Tokyo&#8217;da doğmuştur. İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda geçen çocukluğu sırasında Kuzey Japonya&#8217;ya tahliye edilenler arasındadır. Wasana Üniversitesi&#8217;nde İngiliz Edebiyatı okumuştur. Çocuk kitapları ve masallar yazmaya devam ediyor ki hali hazırda iki yüze yakın çocuk kitabı olan yazarın ayı zamanda pek çok ödülü var. Bu ödüllerin en ünlüsü 2018 senesinde kazandığı Hans Christian Andersen Ödülü&#8217;dür. Ödül jurisi kitap için, tarif edilemez bir çekicilikte olduğunu ifade etmiş ve kitabı bol bol övmüştür. Kiki için ise &#8220;Tek başına kendi kaderini tayin eden ve girişimci&#8221; olduğunu söylemiştir. Yazar hala Kanagava&#8217;da yaşıyor.</p>



<p>Kitabın çizeri ise, Akiko Hayaşi ise 1945 senesinde Tokyo&#8217;da doğmuştur. Ulusal Yakahoma Üniversitesi&#8217;nde Güzel Sanatlar Bölümü&#8217;nden mezun olmuştur. İlk çocuk kitabını 1973 senesinde yayınlamış ve sonrasında Japonya&#8217;nın önde gelen çizerleri arasına girmiştir. Hala Nagano&#8217;da yaşamaktadır.</p>



<p><a href="https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Hayao_Miyazaki" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hayao Miyazaki</a> ise dünyaca ünlü anime <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/gulsun-karamustafa-arabesk-yarabbi-sen-bilirsin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanatçı</a>sıdır. 1941 senesinde Tokyo&#8217;da doğmuştur. Gakushuin Üniversitesi&#8217;nden mezun olmuştur. Animasyon ustaları arasında yer alır ve Time Dergisi&#8217;nde en etkileyici insanlar arasında sayılır. <em>Küçük Cadı Kiki&#8217;</em>nin hem yönetmenliğini hem yazarlığını hem de yapımcılığını yapmıştır. Ülkemizde &#8220;Heidi&#8221; isimli çizgi filmle tanınır. Berlin Film Festivali&#8217;nde &#8220;Ruhların Kaçışı&#8221; ile ödül alan ilk animasyon olmuştur. Bu yapımla Japonya&#8217;da gişe rekorları kıran Miyazaki sonraki senelerde gişede &#8220;Prenses Mononoke&#8221; ile kendi rekorunu kırmıştır. &#8220;Rüzgarlı Vadi&#8221; yapımından sonra kendi şirketini kurmuştur: Stüdyo Ghimbli.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-miyazaki-nin-animasyonlari">Miyazaki&#8217;nin Animasyonları</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-1024x682.png" alt="" class="wp-image-7232" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-1024x682.png 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-300x200.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-768x512.png 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-720x480.png 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215-480x320.png 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/07/1657565944215.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Miyazaki&#8217;nin animasyonlarında öne çıkan fantastik öğelerin başında sihir gelir. Tek ve temel odakta yer alan sihir, animasyon boyunca kurulan evreni besler, yönlendirir ve değiştirir. Sanatçının ödüllü animasyonlarında bu etki kendini iyice hissettirir. <em>Ruhların Kaçışı</em>, <em>Yürüyen Şato</em>, <em>Rüzgar Yükseliyor</em>, <em>Prenses Manonoke</em>, <em>Küçük Deniz Kızı Ponyo</em> ve <em>Tepedeki Ev </em>animasyonları bir çok ödüle layık görülen kült yapımlardır. Çoğunu izlemiş ve büyülenmiş bir fantastik sever olarak bu yapımların izleyenin ruhuna akan sakinlik ve huzurdan bahsetmeden geçemeyeceğim. </p>



<p>Tek bir sihir, az tema ama bol huzur&#8230;Terapi etkisinin inkar edilemez düzeyde hissedildiği bu yapımların alt yapısında ise güçlü bir değer olgusu yatmaktadır. Bir mesaj derdi yoktur izlediklerinizin ama film bittikten sonra vardığınız yerde değişimin olması için sihir yetersiz kalabilir. Huzurla ve sihirle yoğrulmuş konu ve sahne eninde sonunda bir mesaja açılır. Bu sadece &#8220;Arkadaşlık ne güzel şey.&#8221; veya &#8220;Paylaşmak güzeldir.&#8221; gibi basit bir temaya kapı olsa da Miyazaki&#8217;nin animasyon yaratma becerisi ile şahane bir deneyim ortaya çıkar.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kucuk-cadi-kiki-animasyonu-uzerine">Küçük Cadı Kiki Animasyonu Üzerine</h2>



<p>Stüdyo Gimbli&#8217;nin dördüncü yapımı olan animasyon 1989 senesinde izleyici ile buluşmuştur. Aynı sene Animage Anime Büyük Ödülü&#8217;nün de sahibi olmuştur. Yapım toplamda 11 ödülle Miyazaki&#8217;yi onurlandırır. Bu animasyon aynı zamanda Stüdyo Gibli&#8217;nin Disney işbirliği ile yapılan ilk yapımı özelliğine sahiptir. Bunun yanısıra 2001 senesinde Japonya&#8217;da DVD si en çok satılan flm olmuştur.</p>



<p>Animasyonda yer alan pek çok olay, kitapta yer almaz. Animasyondaki olay çerçevesinin bütünlüğünü kitaptan farklıdır. İthaki Yayınları&#8217;ndan çıkan kitabın kapak sırtında yer alan 1 rakamı, serinin devamının geleceğinin göstergesidir. Araştırınca serinin dilimize çevrilmemiş beş adet kitabı daha var. Serinin iki tane de özel baskısı bulunuyor. Yani yazar Küçük Cadı Kiki evrenini okuyucuya ulaştırmak için elinden geleni yapıyor. Serinin tamamı şu şekilde:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Kiki&#8217;s Delivery Service&nbsp;(1985)- Türkçe&#8217;ye çevrilen eser: Kiki&#8217;nin Cadı Kargosu</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 2: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 2): Kiki and Her New Magic&nbsp;(1993)</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 3: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 3): Kiki and the Other Witch (2000)</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 4: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 4): Kiki&#8217;s Love (2004)</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 5: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 5): Perch of Magic&nbsp;(2007)</li><li>Kiki&#8217;s Delivery Service 6: (Witch&#8217;s Express Home Delivery 6): Each and Every Departure&nbsp;(2009)</li><li>Witch&#8217;s Express Home Delivery Special Edition: People Who Met Kiki (2016)</li><li>Witch&#8217;s Express Home Delivery Special Edition 2: Kiki and Jiji&nbsp;(2017)</li></ul>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kitabin-icine-dogru">Kitabın İçine Doğru</h2>



<p><em>Küçük Cadı Kiki</em>&#8216;nin büyüme hikâyesini anlatan kitap, İthaki Yayınları&#8217;ndan bu sene taze taze çıktı. Devamının dilimize çevrildikçe yayınlanacağı eser bilindiği gibi altı kitap ve iki özel baskı olarak toplamda 8 kitaplık bir külliyattan oluşuyor. Hikâye, okuması kolay ve kurgusu basit bir eser. Çevirisi ise Derya Akkuş Sakaue yapmıştır. </p>



<p>Kiki, on üç yaşına giren her cadı gibi evden ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmak zorundadır. Hikâyesi evden ayrılırken yaşadıkları, ailesiyle iletişimi, yolculuğu ve yeni hayata alışması gibi gündelik hayat telaşlarının yanında cadının hayatı, gelenekleri, kara kedisi Jiji ve sihirli süpürgesini konu edinir. </p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-cadilar-zamani">Cadılar Zamanı</h3>



<p>Kiki bitmeye yüz tutmuş sihirlerin ve artık azalan cadıların zamanında yaşar. Sihrin azalmış olması okuyana da hüzün verir. Hiç birşey eskisi gibi değildir. Sihrin gücü azalmış ve cadılık zanaatı zayıflamıştır. Bunun sebepleri yeni dünya düzeniyle ilgilidir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Söylediklerine bakılırsa eskisi gibi zifiri karanlık geceler ve sessizlik olmadığı için bir yerlerden en ufak bir ışık sızdığında ya da ses duyulduğunda dikkatler dağıldığı için sihir tam yapılamıyormuş.</em></p><cite>Sf:29</cite></blockquote>



<p>Cadılık kavramı kitapta çizilen haliyle yeni dünyada bitmeye yüz tutmuştur. Cadılar insanlarla birlikte yaşamaktadır. Ama bu yaşantı cadılık ilminin azalarak yok olmasını da beraberinde getirmiştir. Ayrıca insanların cadılarla birlikte yaşamaları için bazı şartları vardı. Cadılar tüm bunları kabul ederek topluma entegre olmuşlardı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Cadılar sıradan insanlarla da dayanışma yolunu seçtikleri ve tutumları değiştirdikleri için bu dünyada hayatta kalabildiler.</em></p><p> Sf: 30</p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>&nbsp;İyi bir cadı olmak istiyorsan senden bir şey istendiğinde hayır dememelisin. </em></p><p>Sf:42<span style="font-size: revert;color: initial"></span></p></blockquote>



<p>Cadı olmakla ilgili bir takım gelenekler devam ediyor, böylece bir cadı köklerini unutmak zorunda kalmıyorlardı. Cadılık kadar eski bir uğraşın zamandan etkilenmemesi olanaksızdı. Bunun yanısıra eskiden cadılar açısından durum daha iç açıcıydı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Kökleri eskiye dayanan bir cadı eskilere değer vermelidir.</em></p><p> Sf:20</p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Oysaki Kiki’nin doğduğu yerde insanlar bir cadıyla yaşamaya bayılırdı Cadılar gıcırdayan kapılara damlatılan yağ gibidir onların olduğu yerde canlılık vardır diyerek cadıları  el üstünde tutarlardı.</em></p><p>Sf:48</p></blockquote>



<h3 class="wp-block-heading">Cadılar ve Sihir</h3>



<p>Her ne kadar durumlar hayli değişse de cadıları cadı yapan bazı ritüeller devam ediyordu. Bunlar cadıların eskiye değer vermesi, cadıların siyah giyinmesi ve cadıların siyah kedi sahibi olmalarıydı. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>&nbsp;<em>-Bir cadının elbisesi daima simsiyah olmak zorunda bunu değiştiremeyiz. </em></p><p><em>-Bu çok demode, gerçekten siyah bir cadıyla siyah bir kedi! Daha siyah olamazdık. </em></p><p>Sf:26<span style="font-size: revert;color: initial"></span></p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><span style="font-size: revert;color: initial"></span></p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Eskiden cadılar pek çok sihir yapabilirdi. Ama bu sihirler zamanla teker teker kaybolmuştu. Eskiden beri her gün mutlaka siyah bir kedisi olurdu Bu da bir tür sihir olarak kabul edilebilirdi.</em></p><cite>Sf:15</cite></blockquote>



<p>Cadılar ve siyah kedileri arasındaki bağ da sihirliydi. Bir cadının kedisi arasında yol arkadaşlığı söz konusuydu. Bu bağ ikisinin de hayatının akışı değişene dek onlara özeldi.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>&#8230;sonra bir gün kız çocuğu büyüyüp de onu kedisi kadar anlayabilen birine değer vermeye başlar ve evlenmeye karar verirse kedide kendi eşini bulur ve böylece ayrı yaşamaya başlarlardı. </em></p><p>Sf: 16</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Kiki&#8217;nin Hayatı</h2>



<p>Hikâyede Kiki kendi hayatını çizmek için yola çıkmaya karar verir. Kara kedisi Jiji ile birlikte eski bir cadı olan ve bu yollardan geçen annesinin tavsiye ile başka bir şehre yerleşecektir. Ama şartlar yeni yetme cadılar için o kadar da kolay değildir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Bu işe nasıl başladığın çok önemli.&nbsp; Evden ayrılmak düşündüğün kadar basit bir şey değil sana verebileceğim miktar fazla bir yıl karın doyurma yeter O da ucu ucuna. Sonrasında bir cadı yapabildiği sihirle hayatını sürdürmek zorunda. </em></p><p>Sf:24</p></blockquote>



<p>Annesi de azalan sihrin getirdiği gibi az büyüye sahiptir. Yaşadıkları kasabada bitkilerle hazırladığı karışımlarla şifacılık yapmaktadır. Anne olarak tercihi Kiki&#8217;nin küçük bir yere yerleşmesi yönündedir. Evden çıkıp kendi hayatını kuracak olan Kiki&#8217;nin tercihleri bu noktada annesinden ayrılmaktadır. Deniz görmek isteyen küçük cadı Kiki, şimdiki yaşadığı yerden daha büyük ve denize kıyısı olan bir yer seçecektir. Yepyeni yerler keşfeden Kiki deyim yerindeyse büyülenmiştir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>&#8230;saat kulesi şehrin hemen hemen tam ortasında yer alıyordu ve o kadar yüksekti ki sanki cennete doğru uzanan bir merdivenmiş izlenimi uyandırıyordu. Kuleden tutup bütün şehir topaç gibi döndürmek kim gününe kadar eğlenceli olurdu. Gölgesi o kadar uzun ki şehrin tamamı güneş saatine benziyor…</em> sf:45</p></blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kiki-nin-tek-basina-mucadelesi-surpriz-bozan-zamani">Kiki&#8217;nin Tek Başına Mücadelesi- Sürpriz Bozan Zamanı</h2>



<p>Hayata atılacak olan Kiki yaşayacağı yeri seçmekten yapacağı işe kadar kendi hayatını tasarlamak zorundadır. Bu anlamda işlenen konu Japonya toplum kültürüyle uyuşmaktadır. Fakat bizim toplumumuz için bu gerçekçi değildir. Evden erken çıkan azınlığa karşın Türk ailelerinin arzusu çocuklarından ancak üniversitede ve ya evlenirken ayrılmaktır. Ya da hiç!</p>



<p>Kiki hayatını kargo sevkiyatı üzerine kurar. Geldiği yerde karşılaştığı insanların yardımıyla kendi yerini açar ve çalışmaya başlar. Kitapta konusu geçen maceralarından gördüğümüz, Kiki cadıların tek tip giyinmesi geleneği ve ya cadı olmasıyla normal insanlarla arasında beliren farkla ayrı mücadele etmektedir. On üç yaşında yalnız tutunmaya çalışan bir kız çocuğu için bunlar az şey değildir. Ama zamanla işindeki başarısı, ve cadı olmaktaki tek mahareti olan süpürgesiyle uçmakla ilgili aldığı yol çarpıcıdır. Şehirde cadı olarak tanınmış ve sonunda kendini sevdirmiştir.</p>



<p>Eiko Kadono&#8217;nun <em>Kiki&#8217;nin Cadı Kargosu</em>&#8216;nda ele aldığı konular, kızların özgürleşmesi, büyümenin sancıları, farklı olmanın mücadelesi ve aileden kopma üzerinedir. Yazarın Kiki için çizdiği evrendeki seyreltilmiş büyü hissi, Miyazaki&#8217;nin minimalist çizgileriyle örtüşür. Ayrıca seyreltilmiş büyü konusu çağımıza daha uygundur. <em>Güçlü büyülerin değil normal insanların yaşadığı bu dönemde, bir tutam büyü, bir kaç cadı ve bir kara kedi ile biraz heyecanlanmak ve hayal kurmak bizim de hakkımız değil mid</em>ir<em>?</em></p>



<p>Kiki gibi hayata dört elle sarılan ve mücadelesini bırakmayan gençlere bir dakika saygı duruşu&#8230;</p>



<p></p>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>Kiki&#8217;nin Cadı Kargosu, Eiko Kadono , İthaki Yayınları, İstanbul, Mart 2022</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/">Küçük Cadı Kiki: Kızlara Özgürlük ve Farklı Olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kucuk-cadi-kiki-kizlara-ozgurluk-ve-farkli-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Şey Yok Olur: Korku Değil Bir Aile Dramı</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/her-sey-yok-olur/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/her-sey-yok-olur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Aktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jun 2022 21:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[herşeyyokolur]]></category>
		<category><![CDATA[herşeyyokolurfilm]]></category>
		<category><![CDATA[herşeyyokolurfilminceleme]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[netflixtürkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerilim kategorisinde yer alan Her Şey Yok Olur klasik bir gerilim mi, yoksa klişe gerilim yapımlarından ayrılıyor mu? Soruların cevabı yazımızda!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/her-sey-yok-olur/">Her Şey Yok Olur: Korku Değil Bir Aile Dramı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Her Şey Yok Olur </em>gerilim tarzı film ile karşınızdayız. Dijital yayıncılığın öncülerinden olan Netflix, birçok kategoride yer alan içerikleriyle platform olarak liderliğini koruyor. Birazdan değineceğimiz yapım da yine <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/film-onerileri-2022" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Netflix&#8217;te yer alan projeler</a>den biri.</p>



<p>Yazar ve yönetmen olarak Robert Pulcini ve&nbsp;Shari Springer Berman&#8217;ın yer aldığı projeyi, sizler için tüm yönleriyle ele aldık. Amerikan yapımı olan ve 2021 yılında yayınlanan filmin orijinal adı <em>Thinks Heard &amp; Seen</em>. Hikâyenin Elizabeth Brundage&#8217;nin &#8220;All Things Stop to Appear&#8221; adlı romanından uyarlandığını da hatırlatmakta fayda var. Bir diğer şey ise filmin başrollerini, Amanda Seyfred ve James Norton paylaşıyor. Öyleyse gelin hep birlikte &#8220;Her Şey Yok Olur&#8221; mu?&nbsp; bir bakalım! </p>



<h2 class="wp-block-heading">Genel Bir Bakış </h2>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Her Şey Yok Olur (Başrolde Amanda Seyfried) | Resmi Fragman | Netflix" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/7CZ3r2k6sEs?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Hepimizin bildiği gibi, her film türü birbirinden farklı kategorilerde. İzleyiciler olarak kimi komedi sevdalısıyken kimi dramdan yanadır. Aksiyon, bilim-kurgu gibi birçok film türünü de eklersek bu liste başını alır gider. Tabii burada korku-gerilim tarzı içerikler seven kitleden bahsetmeden olmaz. Hatta sadece korku sevenler olarak film izleyen kesim, yadsınamayacak kadar çok. Bugünkü yazımızda da korkudan ziyade gerilim olarak nitelendirebileceğimiz bir film incelemesini sizlerle beraber yapacağız. Öncelikle bilmelisiniz ki, iyi bir korku olsun diyor ya da çok korkacağınızı düşünüyorsanız ne yalan söyleyelim biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.</p>



<p>Yazımızın ilerleyen bölümlerinde bu konuya daha detaylı olarak değineceğiz. Ancak kısaca bir noktaya parmak basacak olursak doğaüstü güçlerin varlığı, filme hapsedilmeden kullanılmış durumda. Yani her an her saniye şimdi nereden bir hayalet fırlayacak ya da kimin bedenini ele geçiriverecek diye düşünmüyorsunuz. Bu konuda içiniz rahat olsun. Bu kısa bilgilerden de anlaşılacağı üzere olaylar, ruhlar yahut periler üzerine değil de <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/iyi-aile-yoktur-cocuk-ve-yaygin-yanlislar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">aile</a> içi bir dram üzerine inşa ediliyor. Bu açıdan filmi, farklı bir noktaya koyabiliriz.</p>



<p><em>Her Şey Yok Olur </em>da karı -koca çatışmasından temellenen hikâyeye evdeki iyi ve kötü ruhların da dahil olması ile kurgusal bir döngü oluşturuluyor. &#8220;Kim iyi, kim kötü?&#8221; sorusunun cevabını ise çoktan vermiş oluyorsunuz.  </p>



<p>(Yazının devamı &#8211;<strong><em>spoiler-</em> </strong>içermektedir.)</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kliseye-yaslanmis-esrarengizler">Klişeye Yaslanmış Esrarengizler  </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur.webp" alt="her şey yok olur" class="wp-image-4046" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur.webp 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-300x169.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-768x432.webp 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-480x270.webp 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Filmin hikâyesine gelecek olursak, önceden belirtelim ki çoğu filmde karşılaştığımız gibi sıradan bir durum söz konusu. Aslında baktığımızda genel olarak tüm filmler için bir çıkış noktası gereklidir. Yani olayların başlaması için itici bir güç lazım ki çatışmalar yaşansın ve hikâye ilerlesin. Bunun için de en çok kullanılan kurgu ise kahramanların yeni yerler keşfetmesi, bir sebepten dolayı şehri terk etmesi gibi hareketlilikler.  </p>



<p>İtiraf etmeliyiz ki artık bu vb. çıkışlar, sıradan hale gelmekte. Maalesef bu klişelere en çok rastladığımız türlerden biri de hiç şüphesiz korku-gerilim tarzı filmler. Burada da aynı durum söz konusu. Bu sebepten dolayı filmimize bir eksi koyabiliriz. Neden mi? Manhattan&#8217;dan George&#8217;un kariyeri için Hudson Vadisi’ne taşınan kahramanlarımız, bu tarihi kasabadan bir ev satın almasıyla olaylar başlıyor. İşte klişe tam da burada dahil oluyor filme. Yani izleyici olarak bundan sonraki kısımda korkunun devreye gireceğini tahmin ediyorsunuz.</p>



<p>Yeni evler, evde çözülemeyen gizemler, sesler, hareketlilikler gibi sıradan konular beliriyor. Bu aşamada kendi kendinize &#8220;yine mi gol değil&#8221; derken film olayları ruhlardan çok başka noktaya taşıyor. Asıl kötülüğün hayaletler ya da doğaüstü canlılardan değil George&#8217;tan kaynaklandığı anlıyoruz.  </p>



<p>Sonrasında kahramanımızın an be an nasıl kötülükler silsilesine karıştığına şahit oluyoruz. Yani tüm sıradanlıklara rağmen klasik gerilim filmlerinden farklı olarak hikâyenin geneli hayaletler ya da korkunç şekillerle kaplı değil. Aksine ruhlar, niyetlerini belli ettikten sonra ortadan kayboluyor ve buradan sonra ailenin kendi içindeki çatışmaları ile karşı karşıya kalıyoruz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-korku-degil-aile-ici-catisma">Korku Değil Aile İçi Çatışma   </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-1024x683.jpg" alt="her şey yok olur" class="wp-image-4048" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-1024x683.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><em>Her Şey Yok Olur</em>&#8216;un hikâyesini biraz daha irdelersek zamansal olarak 1980&#8217;li yıllarda geçtiğini aktarabiliriz. Ancak belirtelim ki, birkaç nokta haricinde&nbsp; gayet modern bir yaşam söz konusu. Öyle ki izlerken günümüzde mi yaşanıyor diye şüpheye düşmeden edemiyor insan. Gelelim, ailemizin mevzularına. Öncelikle&nbsp; filmin ilk sahnelerinde mutlu bir aile ile karşılaşmaktayız. Aslında öyle görünseler de ilerleyen zamanlarda hiçte mutlu bir evlilik yaşamadıklarına şahit oluyoruz.</p>



<p>Amanda Seyfred&#8217;in hayat verdiği Catherine Claire, sözde mutlu olan bu ailenin hanımı rolünde karşımıza çıkıyor. Film boyunca Catherine&#8217;nin yetenekli ve donanımlı olmasına karşın hayatını, eşinin kariyeri için harcadığını görüyoruz. Bu sebepten dolayı da içinde yaşadığı pişmanlıklar bizlere ara ara hissettiriliyor. Zaten bu durum, bizzat kocası tarafından da her fırsatta hatırlatılıyor. Buraya kadar her şey normal seyrinde ilerliyor diyebiliriz. Ancak George&#8217;un kariyer hayatında yaşanan gelişmeler, ailenin bir yerden başka bir yere savrulmasına neden oluyor.</p>



<p>Ailemiz, tarihi bir kasabanın içerisinde kendilerini buluyor ve karşılarına tüm çatışmaları başlatan bir ev çıkıyor. Alınan bu tarihi ev, yanı sıra birçok olayları da peşinden sürüklüyor. Catherine, eve girdiği o ilk andan itibaren bir tuhaflık olduğunun farkında. Ancak ispatı da pek mümkün değil. Bilhassa eşinin ona karşı küçümseyiciyi yaklaşımları karşısında o da sessiz kalmayı yeğliyor. Sonradan görüyoruz ki, evin bir önceki sahipleri de mutsuz bir evliliğin pençesinde boğulmuşlar ve onların hikâyesi acı bir finalle sonlanmış. Tıpkı o aile gibi Catherine&#8217;nin de eşiyle yaşadığı anlaşmazlıklar, bir türlü çözüme kavuşamıyor.</p>



<p>Tek taraflı verilen çabanın kurbanı olan Catherine, çözümü artık teslim olmaktan yana kullanıyor. İşte olayların kırılma noktası tam da burası: İletişim. Ölülerle kurulan bu iletişim ile hikâye, zirve noktaya tırmanıyor. Bu sayede Catherine, evliliğini sorgulamaya ve gerçekleri tam anlamıyla görmeye başlıyor. Claire ailesi gibi esasında mutsuz olan diğer ailenin ruhları, Catherine&#8217;e sinyaller vererek bir nevi gözlerini açıyor. Aldatmalar, yalanlar ve sevgisizlik birden tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkıveriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-seyir-zevki-yuksek-performanslar-ve-akici-bir-ilerleyis">Seyir Zevki Yüksek Performanslar ve Akıcı Bir İlerleyiş </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-3-1024x683.jpg" alt="her şey yok olur" class="wp-image-4050" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-3-1024x683.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-3-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-3-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-3-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-3-2048x1366.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-3-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/her-sey-yok-olur-3-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Oyunculara gelecek olursak, ne yalan söyleyelim performanslar oldukça başarılı. Catherine&#8217;nin evliliğini sorgularken yaşadığı pişmanlığı, Amanda Seyfred iliklerinize kadar hissettiriyor. Bildiğiniz bir gerçeği ortaya çıkaramamak oldukça dehşet verici olmalı. Kahramanımız da işte bu zulüm ile baş etmeye çalışıyor. Kısacası içinizden onun yerinde olmadığınız için şükrediyorsunuz. Tabii destekçileri de yok değil. Hikâyenin diğer kahramanları, bir yandan da onun bu çaresizliğini paylaşmakta. </p>



<p>Catherine&#8217;nin kocası olarak George Claire rolüne hayat veren James Norton&#8217;da ilk andan itibaren bir tuhaflık olduğunu hissediyorsunuz. İzleyici olarak içimizde George &#8216;ye karşı adını tam olarak&nbsp; koyamadığımız negatif bir enerji oluşuyor. Bu konuda James Norton&#8217;u tebrik etmek gerek. Oldukça başarılı performansı ile tam dozunda kalacak şekilde bu negatif hissiyatı sizlere yansıtıyor. Olaylar geliştikçe bu doz, bilinçli bir şekilde giderek artıyor. Yani George&#8217;un ne iyi ne de kötü olduğunu anlayamadığımız bir durum söz konusu. Ta ki hikâyenin ortalarına kadar.</p>



<p><em>Her Şey Yok Olur</em> süre olarak iki saat gibi uzun bir zaman dilimini kapsıyor. Fakat belirtmek gerekir ki, buna rağmen gayet akıcı bir şekilde hikâyenin ilerlediğini de görebilirsiniz. Kurgusal olarak da olayların doğrusal yönde gittiğine değinelim. Yani sürekli bir flashback durumu söz konusu değil. Çok yerinde bir kullanımla evde yaşanan olayların aslında geçmişteki başka bir aileden kaynaklandığını anlıyoruz. Bu ailenin de Claire ailesi gibi mutsuzluklarını ve katliamla gelen acı bir son yaşadıklarını görüyoruz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-detaylar">Detaylar</h2>



<p><em>Her Şey Yok Olur</em>&#8216;u teknik açıdan ele alacak olursak, gerilim türüne uygun renk kullanımı söz konusu. Gri tonlar tercih edilerek&nbsp;oldukça soğuk bir atmosfer yaratılıyor. Çekim tekniği açısından da gereksiz görseller kullanılmadan tamamıyla hikâyeye odaklanan planlar aktarılıyor.</p>



<p>Bir başka değinmemiz gereken konu ise sanat. Başrollerimizin <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sanat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sanat</a> okulunda tanıştıklarını ve mesleki olarak da bu yönde ilerlediklerini düşünürsek gayet normal bir durum. Film süresince duvarlardan bize bakan tabloların aslında bir nevi mesajlarla dolu olduğunu söyleyebiliriz. Karamanlarımız, her çıkmaza girdiklerinde tabloların daha çok ön plana çıktığını görüyoruz. Adeta kötü bir sona gidişin sinyalleri veriliyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-nereden-nereye">Nereden Nereye</h2>



<p>Tüm bu kesitlerden yola çıkarak yapımın, klasik bir Amerikan korku hikâyesi olduğunu söyleyebiliriz. Daha önce de bahsettiğimiz gibi film, hepimizin defalarca izlediği korku filmlerindeki klişe öğeler barındırmasına karşın farklılıklara da göz kırpmakta.</p>



<p>Film boyunca&nbsp;tılsımlı ya da büyülü bir süreç söz konusu değil. Özetle, filmde ilk bakışta mutlu bir aile tablosuyla karşılaşıyoruz. Fakat ilerleyen sahneler boyunca ailenin nereden nereye geldiklerini sorgulatan bir yapı kuruluyor. Yazar ve yönetmen koltuğunu paylaşan Robert Pulcini ve&nbsp;Shari Springer Berman bunu bilinçli olarak tercih etmiş olmalılar. Bu açıdan oldukça farklı bir yaklaşımla gerilim türünün fonksiyon değiştirerek drama doğru yol alışını görmekteyiz.  </p>



<p>Son olarak, Catherine&#8217;nin ölmesine gerek var mıydı? Evin eski sahipleri gibi acı bir sonla mı bitmeliydi? Tartışılır. En azından çiftimizin akıbeti farklı olabilirdi diye de insan düşünüveriyor. Ne diyelim?&nbsp;Nihai olarak son söz tabii ki sizlerin. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/her-sey-yok-olur/">Her Şey Yok Olur: Korku Değil Bir Aile Dramı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/her-sey-yok-olur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Interceptor: Bir Amerikan İdealizmi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/interceptor-bir-amerikan-idealizmi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/interceptor-bir-amerikan-idealizmi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Aktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2022 21:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[filminceleme]]></category>
		<category><![CDATA[interceptor]]></category>
		<category><![CDATA[interceptorinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[netflixfilm]]></category>
		<category><![CDATA[netflixtürkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=6584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanlık hikâyelerini sever misiniz? Bir kahramanlık hikâyesi olarak Interceptor beklentileri karşılıyor mu? Gelin, her berber bakalım. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/interceptor-bir-amerikan-idealizmi/">Interceptor: Bir Amerikan İdealizmi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Interceptor</em> hakkında detaylı bir değerlendirme sizleri bekliyor.  </p>



<p>Bir kahramanlık hikâyesi olarak<em> Interceptor</em>&#8216;ı sizler için inceledik. Son dönemde yayınlanan ve Netflix&#8217;in dağıtımcılık görevini üstlendiği yapımı&nbsp;tüm yönleriyle ele almaya ne dersiniz?  </p>



<p>Film ilk bakışta merak uyandırmış olsa da sonrasında anlıyorsunuz ki, klâsik Amerikan kahramanlık hikâyesinden başka bir şey değil. Filmin temel çıkış noktası ise &#8220;Amerika nasıl bir ülke olmalı?” sorusu. <em>Interceptor </em>boyunca esas gaye bu ve kurgusal ağ da bu soru üzerine örülmekte. Aynı zamanda bir kadının erkek egemen sisteme karşı kafa tutuşunu da izlemekteyiz. Bunun yanı sıra kahramanımız, ülkesini kurtarmaya giden bir serüvenin de kilit noktası oluyor. Ancak ilerleyen süreçte de değineceğimiz gibi birçok yönden eksiklikler mevcut. O zaman son derece güncel, çiçeği burnunda olan <em>Interceptor</em>’ı gelin birlikte inceleyelim!  </p>



<p>(Yazının devamı &#8211;<strong>spoiler</strong>&#8211; içermektedir.)</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sıradan Bir Kahramanlık Hikâyesi  </h2>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="INTERCEPTOR | Official Trailer | Netflix" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/OQSoII4Bj1o?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Senaryo olarak; Füze savar merkezini elinde tutan üst düzey askeri bir grup, Amerika ülkesinin tek kurtuluş kapısını ele vermemek için direnmekte. Pasifik okyanusunda yer alan ve SBX-1 adı verilen bu deniz üstü platform, oldukça önemli bir merkez. Özellikle Ruslar tarafından atılan füzeleri imha edebilen iki üstten biri konumunda bulunuyor.  </p>



<p>Ancak filmin açılış sahnesinde ilk füze savar noktası olan &nbsp;Alaska bölgesi, teröristlerce ele geçiriliyor. Ardından Rusya destekli olarak Amerika’nın 16 şehrini de yok edecek şekilde füzeler konuşlandırılıyor. Amaç, eskimiş Amerika’yı &nbsp;yok etmek . Buna engel olabilecek tek füze imha edici ise SBX-1. O nedenle okyanusun tam ortasında bulunan bu platform, ülkenin kurtuluşu için tek çare niteliği taşımakta. </p>



<p><em>Interceptor </em>süresince terörist olarak nitelendirilen bir grubun Amerika’yı haritadan silmek istediğine şahit oluyoruz. Böylece yeniden ve arzuladıkları doğrultuda bir ülke yaratma hayalî, sürekli olarak vurgulanıyor. Bu sayede bir kurmacanın olmazsa olmaz öğesi “çatışma” oluşturulmakta. Tam da bu noktada iki taraf yaratılıyor. İyiler ve kötüler.  </p>



<p>Bir taraf, Rusya destekli ve &nbsp;terörist olarak adlandırılan grup, yani kötünün tarafı. Bu grup, Amerika’nın acımasız ve zayıf yönlerini dile getiriyor. Buna karşılık, Amerika’yı kendi istekleri doğrultusunda yeniden inşa etme fikrini savunuyorlar. Bu fikir uğruna da koca bir ülkeyi yerle bir etmekten çekinmiyorlar. Diğer tarafta ise ülkesini her şeyiyle korumaya adayan askeri bir ekip mevcut. </p>



<p>İyi bir Amerika nasıl inşa edilmeli?&nbsp;Bu sorunun yanı sıra bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/category/kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın </a>askerin kariyer hayatında yaşadığı zorluklar da ön plana çıkarılıyor. Böylece Collins’in uğradığı zorbalıklar ve haksızlıklar gözler önüne seriliyor. Zira Collins, mesleğine aşık ve oldukça başarılı bir asker. Başarılarından dolayı kariyerinde yükselişe geçse de bir general tarafından tacize uğruyor. Susmayı değil hakkını aramayı tercih eden Collins, karşılığında tehditler ve hakaretlerle dolu bir sürece maruz kalıyor. Ancak güçlü kahramanımız bunun da üstesinden gelerek yeni görev yerine ulaşıyor. Buradan hareketle yine Amerikan sistemine bir gönderme yapılıyor da diyebiliriz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-teknik-beklentilerin-altinda">Teknik: Beklentilerin Altında    </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="501" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/interceptor-movie-screencaps_53-1-1024x501.jpg" alt="Interceptor" class="wp-image-6591" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/interceptor-movie-screencaps_53-1-1024x501.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/interceptor-movie-screencaps_53-1-300x147.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/interceptor-movie-screencaps_53-1-768x376.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/interceptor-movie-screencaps_53-1-1536x751.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/interceptor-movie-screencaps_53-1-480x235.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/interceptor-movie-screencaps_53-1.jpg 1630w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>İlk aşamada değinmek gerekirse <em>Interceptor</em>, Amerika ve Avustralya ortak yapımı bir film olarak karşımıza çıkıyor. 2021 yılında kayda girildiği ve çekimlerin 33 gün sürdüğü aktarılan bilgiler arasında bulunmakta. Aksiyon dalında yer alan <em>Interceptor</em>, ilk olarak Avustralya’da yayına girdikten sonra <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/2022/06/15/the-chair-akademi-dunyasinda-kadin-olmak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Netflix</a> aracılığıyla 3 Haziran’da tüm dünyada görücüye çıkıyor. </p>



<p>Projenin yönetmenliğini ise Matthew &nbsp;Reilly üstlenmekte. Matthew Reilly, yönetmenliğin yanı sıra aynı zamanda filmin yazımını da Stuart Beattie ile paylaşıyor. Filmi, süre olarak ele almak gerekirse 1 saat 16 dakikalık biraz kısa bir zaman dilimini kapsadığını söyleyebiliriz. O yüzden fazla zamanınızı almadan izleyebileceğiniz türden bir film. Üstelik izlemesi yorucu da değil. Böylece zaman da çok çabuk geçiyor. Ayrıca belirtmek gerekir ki, filmin hikâyesine bakılırsa süre açısından kısa tutulması mantıklı olmuş. Çünkü senaryo, bir noktada tıkanıyor ve daha nereye kadar çekilebilir diye düşünmeden edemiyorsunuz.  </p>



<p>Aksiyon kategorisinde değerlendirebileceğimiz<em> Interceptor</em>, kurgusal açıdan da sorunsuz ilerliyor. Filmde kullanılan renkler ise son derece canlı ve parlak nitelikte. Aslına bakarsanız, Amerikan simgelerini ön plana çıkarmak için parlak renk kullanımı doğru bir seçim olarak görünmekte.   </p>



<p>Teknik detaylardan bahsedebileceğimiz bir diğer konu ise hiç şüphesiz aksiyon sahnelerinin çekimi. Açıkçası son derece yetersiz bir çekim ve teknik söz konusu. Çok sıradan ve basit sahneler mevcut. O nedenle dövüş sahneleri için beklentinizi yüksek tutmamanızı öneririm. Hatta şimdiden belirtelim ki filmin geneli için beklentinizi düşük tutmakta fayda var. Aksi halde hayal kırıklığıyla sonuçlanması mümkün. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Bilindik ve Akıcı Bir İlerleyiş  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/5578091-1.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1-1024x683.jpg" alt="Interceptor" class="wp-image-6589" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/5578091-1.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/5578091-1.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/5578091-1.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/5578091-1.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/5578091-1.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/5578091-1.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Seyir zevki kısmına gelecek olursak, şahsen kafa karıştırıcı ya da odaklanmanız gereken bir akış olmadığını söyleyebiliriz. Yani her şey açık seçik ortada yer alıyor. Daha filmin ilk başlarından hikâyenin düğüm noktasını ve çözüme erişeceği final kısmını tahmin edebiliyorsunuz. Çünkü başta da dediğimiz gibi bilindik bir hikâye. Kahramanımız Amerikalı ve nihayetinde savaşı gerçek bir Amerikalı kazanacak demektir. Sonuç tabii ki şaşırtmıyor. Tam da tahmininiz üzere kurgu inşa ediliyor. Buradan hareketle sonunu bildiğiniz bir filmi izlemek biraz sıkıcı olabiliyor. Yine de sizin tercihinize kalmış bir durum.  </p>



<p>Değinmeden geçemeyeceğimiz diğer bir konu yapımda göze batan eksiklikler. Pasifik okyanusuna ulaşacak olan askeri ekibin bir türlü hedefe varamamış olması, bunlardan biri. Yani adeta göze sokulur bir şekilde uzak tutulmuş. Böylece ekibin gelmesi için gereken süre, film sonuna denk gelecek şekilde ayarlanmış gibi. Bu da maalesef inandırıcılıktan uzakta bir imaja neden oluyor. Büyük Amerikan ordusunun tüm aksiyon bittiğinde yardıma yetişecek olmasını, ister istemez garipsiyorsunuz. Bir nevi filmin akışına uyacak şekilde hazırlanılmış. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Oyunculuklar</h2>



<p>Oyunculuklara gelecek olursak filmin başrollerini Elsa Pataky &nbsp;ve Luke Bracey üstlenmekte. Luke Bracey’i vatanına ihanet eden bir terörist rolünde görüyoruz. &#8220;Alexander &nbsp;Kessel&#8221; karakterine hayat veren aktör, oyunculuk noktasında başarılı bir performans sunmakta. Aktörün bilinçli bir şekilde soğuk ve gizemli bir perspektif çizdiğini düşünebiliriz. Zira karakterimizin işkence uzmanı oluşu da buna anlam katıyor. Üstelik tüm bu kaosun ve tehlikenin üstesinden gelebilmek için nötr olmak da fayda var diyebiliriz. </p>



<p>Tüm filmi sırtlayan bir diğer kahramanımız ise &#8220;Collins&#8221; rolüne hayat veren Elsa Pataky. Aktris, tüm ülkenin kurtuluşu olarak bel bağladığı Collins’i canlandırıyor. Vatansever bir asker olan Collins, canı pahasına bir mücadelenin içerisine düşüyor. Ancak oyunculuk açısından değerlendirecek olursak ne yazık ki çokta başarılı bir performans olduğunu söyleyemeyiz. Baştan sona donuk bir oyunculuk söz konusu. İzlediğinizde de göreceğiniz gibi adını tam olarak koyamadığınız bir şeyler eksik durumda. Rol olarak tam anlamıyla tatmin olamıyorsunuz. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Her Şey Bildiğiniz Gibi  </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/06/2-54-1024x683.webp" alt="Interceptor" class="wp-image-6590" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/2-54-1024x683.webp 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/2-54-300x200.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/2-54-768x512.webp 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/2-54-720x480.webp 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/2-54-480x320.webp 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/06/2-54.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Genel olarak<em> Interceptor</em>’ın bir değerlendirmesini yapacak olursak üzülerek belirtelim ki, yapımdan beklentiniz yüksek olmasın.&nbsp;Klasik ve herkesin bildiği bir hikâye. Başlangıçtan itibaren olayların hikâyedeki akışta nerede zirveye tırmanıp nerede çözüme kavuşacağı kendini ele veriyor.&nbsp;Yine de belki şaşırtıcı olur ihtimaline karşın izlemeye devam ediyorsunuz. Fakat sonuç yine aynı. Her şey bildiğiniz gibi. Bu nedenle <em>Interceptor</em>&#8216;a kocaman bir eksi koyabiliriz. </p>



<p>Aksiyon ve kahramanlık kategorisinde yer alıp yeteri kadar aksiyon barındırmaması da ayrı bir eleştiri konusu. Üstelik var olan aksiyon sahneleri de maalesef etkileyici değil. Teknik açıdan da basit bir çekim olduğunu da aktarabiliriz.  </p>



<p>Olumsuz eleştirinin yanı sıra, gelelim olumlu eleştirilere. Bir kadının tüm aksiliklere, acılara ve uğradığı haksızlıklara rağmen mücadeleden vazgeçmemesi gururunuzu okşuyor. Kadın ve aynı zamanda asker olmanın nasıl bir durum olduğuna hep birlikte şahit oluyoruz. Kahramanımız Collins, meydan okurcasına görev &nbsp;yerini terk etmemek için direniyor. Aksi halde her şey bir felaketle son bulabilir. Üstelik tüm olan bitenler canlı yayın aracılığıyla ülke genelinde paylaşılıyor. Böylece farklı bir atmosfer de yaratılmakta. Bu sayede canlı yayın aracılığıyla Collins’in azmine tüm &nbsp;Amerikalılar da şahit oluyor. Ne yalan söyleyelim şöyle bir düşünürsek oldukça prestijli bir durum olduğu gerçek. </p>



<p>Unutmadan belirtelim ki filmin tek şaşırtıcı sahnesi, sonunda yer alıyor. Açıkçası hiç beklemediğiniz bir son diyebiliriz. Alexander &nbsp;Kessel’in &nbsp;Collins’i öldürmek üzere olduğu bu sahnede her şey bitti derken durum tam tersine dönüyor. Şöyle ki: Rus denizaltısı, SBX-1’e ulaştığında Collins için hikâyenin sonu geldi diyorsunuz. Ancak Kessel’in görevinde başarısız oluşu nedeniyle Rus kaptan tarafından öldürülüşü izleyiciyi şaşırtıyor. Collins’in bırakın öldürülmeyi Rus yetkili tarafından selam verildiğine şahit oluyorsunuz. Belki de bu selam,&nbsp;düşman da olsa Rus kaptanın Collins’in mücadelesini tebrik etme şeklidir.  </p>



<p>Sonuç &nbsp;olarak<em> Interceptor</em>, sizlere farklı ve heyecan verici bir vaat sunmuyor. Ne yazık ki gerek oyunculuklar gerekse hikâye açısından baktığınızda orta seviyede bir film olduğunu söyleyebiliriz. Tabiİ her zamanki gibi takdir yine sizlerin.  </p>



<p>İyi seyirler.<br> </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/interceptor-bir-amerikan-idealizmi/">Interceptor: Bir Amerikan İdealizmi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/interceptor-bir-amerikan-idealizmi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kristal Kızlar: Dostluk ve Aşkın Hikâyesi</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kristal-kizlar-dostluk-ve-askin-hikayesi/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kristal-kizlar-dostluk-ve-askin-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yağmur Gülerer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 May 2022 21:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[kristalkızlar]]></category>
		<category><![CDATA[kristalkızlarinceleme]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[netflixtürkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4266</guid>

					<description><![CDATA[<p>Black Swan severler Kristal Kızları da çok sevecek! Yapım hakkındaki detaylı değerlendirmemiz sizlerle!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kristal-kizlar-dostluk-ve-askin-hikayesi/">Kristal Kızlar: Dostluk ve Aşkın Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left"><em>Kristal Kızlar</em> hakkındaki incelememiz sizlerle. </p>



<p class="has-text-align-left"><em>Kristal Kızlar</em> (Las niñas de cristal) İspanyol yapımı bir Netflix filmi. Yapımın ilk gösterimi 25 Mart 2022’de oldu. <em>Kristal Kızlar</em>&#8216;ın yönetmeni İspanyol yönetmen Jota Linares. Başrollerde ise María Pedraza ve Paula Losada yer alıyor. Film müziklerinin bestecisi Ivan Plomares. </p>



<p><em>Kristal Kızlar</em>, özetle Giselle Balesi&#8217;ne başrol olarak seçilen bir dansçının yaşadıklarını konu alıyor. Bu nedenle, incelemeye geçmeden önce, kısaca Giselle Balesi’nden bahsedelim:  </p>



<p>Giselle, Kont Albrecht aşık olan bir köylü kızı. Kontun başkasıyla nişanlandığını öğrendiğinde deliriyor ve ölüyor. Öldüğünde ise onu orman ruhları Wililer karşılıyor. Bu ruhlar evlenmeden ölen kadınların ruhları. Giselle çok fazla kostüm değiştirilmesi ve zorluğuyla balenin Hamlet’i olarak bilinir. Öyküsü Fransız yazar ve şair <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Th%C3%A9ophile_Gautier" target="_blank" rel="noreferrer noopener">&nbsp;Théophile Gautier</a>’e ait. Librettosu ise Jules-Henri Vernoy de Saint-Georges kaleminden çıkmış. Koreografisini&nbsp;Jean Coralli&nbsp;ve&nbsp;Jules Perrot hazırlamış.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Bir İntihar, Bir Sıçrayış</strong></h2>



<p>Film kısa bir dans performansıyla başlıyor. Ardından dansçının intihar ettiğini görüyoruz. Bu intiharı bireysel değil de toplumsal olarak incelemek mümkün. İntihar ettiğini gördüğümüz dansçı Maria, yani Giselle Balesi’nin baş dansçısı. Film ilerledikçe anlıyoruz ki, Maria’nın intiharı Fransız sosyolog Durkheim’ın intihar kuramı içerisinde <em>egoistic </em>intihar türünün bir örneği.  </p>



<p>Egoistic intihar, bireyin toplumla bütünleşemediğinde ortaya çıkan intihar türü. Maria ailesiyle sorunlar yaşamış, kendini suçlamış, Giselle rolünü kaybetmekten korkmuş, adeta Giselle’ye dönüşmüş. Tüm bunlar onu çevresinden uzaklaştırmış, yalnızlaşmış ve sonucunda intihar etmiş.</p>



<p>Film, Maria’nın ölümünde sonra Giselle rolünün Irene’ye verilmesi üzerinden ilerliyor. Maria’nın en iyi arkadaşı Ruth (Olivia Baglivi) bu durumu hazmedemiyor Irene rolü almasıyla tahmin edebileceğimiz gibi kıskanılıyor. Irene kıskançlıklar karşısında paranoyaklaşıyor mu yoksa düşündüklerinde haklı mı seyirciye bırakılmış.</p>



<p>İlerleyen sahnelerde Irene topluluğa yeni katılan Aurora ile sıkı bir dostluk kuruyor. İki genç kadının kurduğu bağ danslarını etkiliyor. Ayrıca Aurora’nın film boyunca karakter gelişimine tanık oluyoruz. Şöyle ki: İlk olarak Aurora&#8217;yı sessiz ve çekingen olarak tanıyoruz. Irene ile dostluğu geliştikçe daha neşeli bir Aurora izliyoruz. Filmin sonunda ise Aurora her şeyi göze almış cesur bir kadına dönüşüyor.</p>



<p>Filmde dikkat çeken ayrıntılardan bir diğeri ise kızların aileleri. Irene’nin ailesi kızların seçtiği kariyeri önemseyen hatta bir açıdan onaylamayan bir aileyken, Aurora’nın annesi eski bir balerin ve Aurora’nın kariyeri için takıntı sayılabilecek kadar titiz davrandığını izliyoruz. Irene’nin babası birçok ebeveyn gibi kızının iyi gelirli, emekliliği olan bir işte çalışmasını istiyor. Ancak aileleri nasıl olursa olsun Irene de Aurora da büyük bir yalnızlık içinde. Bu iki balerin kendilerine gizli bir hayal dünyası yaratıyor. Aurora bir anda Irene’nin ilham perisi ve sığındığı liman oluyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kristal-duygular"><strong>Kristal Duygular</strong> </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1-1024x683.jpg" alt="kristal kızlar" class="wp-image-5324" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Filmin ilerleyen sahnelerinde yaşanan bir olay üzerine de bazı çıkarımlar yapmak mümkün. Şöyle ki: Irene ve Aurora modern dans gösterisi için bilet satan Jon (Fernando Delgado-Hierro) ile tanışıyor. Jon ve Aurora arasında yakınlaşma oluyor. Onun Jon ile yaşadığı ilişki günümüz ilişkilerinin adeta harika bir temsili; hızlı ve güvensiz bir ilişki. Biliyoruz ki, bu yüzyıl her şeyi hızla tüketip bir yenisine geçmeyi uygun görüyor. Jon bu iddiaları haksız çıkarmıyor da. Irene ile konuşmasında Jon, bu ilişkinin bir günlük bir şey olduğunu açıkça söylüyor ve asla sorumluluk kabul etmiyor. </p>



<p>Aurora’nın başına gelenlerden sonra Irene ve Aurora arasındaki çekim dostluk sınırlarından aşk sınırlarına ulaşıyor. Birçok kişinin sözüne karşılık birlikte olmak istemeleri onları zorlu bir yola sokuyor. Açıkçası, Irene’nin Aurora’ya ilgisi daha uzun işlenebilirdi görüşündeyim. Çünkü filmin sürprizli finalinde yaşananlarının o noktaya kadar gelişi yeterince tatmin edici değil.</p>



<p>Bir başka detay ise: Irene&#8217;nin kendi ailesinden göremediği ilgiyi Aurora’nın annesinde bulması. Aurora’nın annesi Pilar (Marta Hazas) baleye çok bağlı ve Aurora’nın da Irene gibi başrol olmasını istiyor. Pilar, dansçıları konu alan birçok filmde görmeye alışkın olduğumuz anne tipi. Zorunlu olarak baleyi bırakmış ama ondan asla kopamamış. Bu konuda İrene ile kendini özdeşleştirdiğini söylemek mümkün. Bu nedenle de kendi tecrübeleriyle Irene’yı rahatlatıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Görmemiz Gerekeler</strong> </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="512" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/Dancing-on-Glass-1-1024x512.webp" alt="Kristal kızlar" class="wp-image-5325" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Dancing-on-Glass-1-1024x512.webp 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Dancing-on-Glass-1-300x150.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Dancing-on-Glass-1-768x384.webp 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Dancing-on-Glass-1-480x240.webp 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Dancing-on-Glass-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Filmde iki tür dans performansı görüyoruz; ilki klasik bale, ikincisi ise modern dans. Modern dans performansının icra edildiği yer ve klasik balenin sahnesi bizler için sanattaki hiyerarşik yapılanmayı somutlaştırıyor. Klasik bale, belli bir kesime hitap eden yüksek kültür ürünü. Katı kuralları vardır, mükemmel olmak zorundadır, yıllar içinde oluşturulan bir geleneği temsil eder.  </p>



<p>Modern dans ise sahne istemeyen, daha esnek ve halka hitap eder. Bale gibi sabit alt metinleri yoktur. Film profesyonel dansçı olan iki karakterin modern dans karşısındaki şaşkınlığını ince bir detay olarak bizlere sunuyor. Burada klasik bale adeta Irene ve Aurora&#8217;yı temsil ediyor. Klasik baleyi icra eden iki sanatçıdan çok, her şeyiyle klasik baleye dönüşmüş iki kadın görüyoruz. Çünkü onlar disiplinli zorlu bir hayatın sonunda mükemmelliğe ulaşmaya çalışıyorlar.</p>



<p>Ayrıca, konusu dans ve dansçılar olan birçok filmde eksik olan oyuncuların gerçek dansçılar gibi dans edememesi sorunu kesinlikle bu filmde yok. Dans sahneleri büyük bir özenle hazırlanmış. Oyuncuların gerçekten Giselle’i sahneye koyacak gibi çalıştıkları her ayrıntıda izleyiciye hissettiriliyor. Dans performansları sırasında seçilen kostümlerin de çok etkileyici olduğu su götürmez bir gerçek.</p>



<p>Söylemeden geçmemeliyim ki, oyuncu seçimleri muazzam. Irene’nin saf güzelliği, Aurora’nın çok zayıf ve dikkat çekmeyen biri olması, Ruth’un akıllardaki balerin görüntüsüyle birebir örtüşüyor olması ve tabi ki dans öğretmenin gerçekten daha önce balerin olduğuna herkesi inandırabilecek duruşu. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-mekan-karanlik-tarafa-dogru"><strong>Mekan:</strong> <strong>Karanlık Tarafa Doğru</strong> </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1024x683.webp" alt="kristal kızlar" class="wp-image-5327" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-1024x683.webp 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-300x200.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-768x512.webp 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-720x480.webp 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar-480x320.webp 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/kristal-kizlar.webp 1284w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yapım, Madrid’de geçiyor. Kullanılan mekânlar konuyla tam anlamıyla uyum içerisinde. İlk görüşümüzde  Irene’nin odası aydınlık, rahat bir genç odasıyken daha sonra dağınık ve rahatsız bir görüntüde. Aurora’nın odası ise karanlık, kalabalık ve kasvetli. Bu noktada, seçilen evlerin iki balerinin ailesini yansıttığını söylemek mümkün. Irene&#8217;nin ailesi filmin başlarında çok rahat ve Irene&#8217;nin evi aydınlık. Aurora&#8217;nın annesi kontrolü elden bırakmayan ve Auroraa&#8217;yı sıkan bir kadın bunlarla paralel olarak Aurora&#8217;nın evi de sıkışık ve bunaltıcı.   </p>



<p>Bale okulu ise önce aydınlık görünürken zaman ilerledikçe provalarla karanlıklaşıyor. Irene zorlandıkça karanlığı daha da baskın görüyoruz. Yönetmen prova sahnelerini daha aydınlık çekebilecekken böyle bir yöntem seçmiş olması ve Irene’nin duygularıyla paralelliğini koruması güzel bir ayrıntı. </p>



<p>Filmde dansçıların çok büyük fedakârlıklar yaptıklarına şahit oluyoruz. Dans ederken yaralanmalarına rağmen devam etmeleri, bunları normal karşılamaları ulaşmak istediğimiz hedefe giderken fedakârlık göstermemiz gerektiğini izleyicilere tekrar hatırlatıyor. Ancak her şeyin sınırları olduğunu unutmamalıyız.  </p>



<p>Irene’nin dans provalarında zorlandığı anlarda Aurora ile paylaştıkları dünyayı düşünüp mükemmel işler çıkarması ise bizlerin modern dünya şartlarında verimliliğimizin nasıl düştüğünün bir göstergesi. Irene’nin hayal ettiği dünyaya dönüp orada mükemmelleşmesi izleyenler için ilham kaynağı olacağını düşünüyorum.</p>



<p>Bir başka detay: Irene’yi film boyunca sadece bir kez yemek yerken görüyoruz. Bize gösterilenlerden anlıyoruz ki, Irene birçok dansçı ve mankenin mücadele ettiği bulimia nevroza ile karşı karşıya olabilir. Irene dans öğretmenin kuruduğu baskı yüzünden bedenine takıntılı hale gelmiş durumda.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Son Sözler</strong></h2>



<p><em>Kristal Kızlar</em> bize tutkuyu somut bir biçimde gösteriyor. Hayallerin gerçeğe dönüştürürken karışılacağımız zorlukların bizleri nasıl değiştirdiğine tanık oluyoruz. Her zaman, yaptığımız işte mükemmel mi olmalıyız?  </p>



<p>Tam da bu soruyu sorduruyor <em>Kristal Kızlar</em> bize. Aurora’nın dansının güzelliği mükemmel olmasından ya da mükemmel olmaya çalışmasından gelmiyor. Aurora kendini sakinleştirebilen, düş gücü yüksek genç bir kadın. Bu özellikler onu yaptığı işte çok iyi yapıyor.  </p>



<p>Irene çalışkan, disiplinli bir dansçı ama kendisiyle savaş halinde. Bu savaştan kurtulamadığı zamanlarda asla yeterince iyi dans edemiyor. Savaşı kazanması ya da kaybetmesi değil burada önemli olan, o savaştan kurtulabilmesi. Irene bu savaştan Aurora ile birlikte kurtulabiliyor.</p>



<p>Bir şeyi başarmak için öncelikle onu başardığımızı hayal etmemiz öğütlenir. <em>Kristal Kızlar</em> da bize bir şeyi başardığımızı hayal etmektense, o şeyi başarmak için kendimize bir dünya kurmamızı ve sakinleşmeyi öğrenmemizi öğütlemekte. “Ancak güvende olduğumuzda potansiyelimiz ortaya çıkar” da verilmek istenen mesajlardan bir tanesi. </p>



<p>Yapım, “zirve tek kişiliktir” klişesini yıkıp atıyor. Filmde Giselle Balesi’nin zirvesinin Irene ve Aurora’nın paylaştığını açıkça görebiliyoruz. Gençlere sosyal hayatların izole olmalarını aşılıyoruz. Başarının her şeyden değerli olduğunu öğretiyoruz. Dans öğretmeni Irene’ye, “dansçıların sahnede dostu olmaz,” diyor. Irene söylenenleri dinleyerek kendisini izole etseydi asla rolün altından kalkamazdı. <em>Kristal Kızlar</em>&#8216;ın mesajlarından biri ilişkilerimizin bizleri ne denli rahatlatabileceği. İnsanın sosyal bir canlı olduğunu tekrar tekrar hatırlıyoruz.</p>



<p>Irene, annesine Giselle’in hikâyesini anlattığında nazikçe toplumun en büyük sorunlarından birine dokunmuş oluyor. Irene’nin annesi bir kadının erkeğin aşkından delirip ölecek kadar güçsüz gösterilmesini uygunsuz buluyor. Kadınlar böylesine güçsüz varlıklar değildir!</p>



<p>Film şu sözlerle son buluyor:  </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>İfade ettiği anlamı bulabilsem dans etmenin anlamı kalmazdı.</em></p></blockquote>



<p>Dans performansları, dansçıların yaşamları, fedakârlıkları ilginizi çekiyorsa bu film sizler için bulunmaz bir nimet. Eğer <em>Black Swan</em> (Darren Aronofsky) filmini ve <em>Fi </em>(Mert Baykal) dizisini sevdiyseniz, <em>Kristal Kızlar</em> tam size göre.</p>



<p><em><strong>Not:</strong> Irene’nin film içerisinde dinlediği şarkılar sırasıyla şöyle:</em></p>



<p><em>Jake Shillingford &amp; Nick Evans – Get Good</em></p>



<p><em>Levi Stark – We’re Not Ordinary</em></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kristal-kizlar-dostluk-ve-askin-hikayesi/">Kristal Kızlar: Dostluk ve Aşkın Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kristal-kizlar-dostluk-ve-askin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uysallar: Ben Kimim?</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/uysallar-ben-kimim/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/uysallar-ben-kimim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuğçe Kozak Arman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 May 2022 16:26:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[onursaylak]]></category>
		<category><![CDATA[uysallar]]></category>
		<category><![CDATA[uysallaranaliz]]></category>
		<category><![CDATA[uysallarinceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=4646</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uysallar'ı izlediniz mi? Netflix'in projelerinden olan Uysallar hakkında detaylı bir inceleme sizleri bekliyor. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/uysallar-ben-kimim/">Uysallar: Ben Kimim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Uysallar</em>, Hakan Günday’ın yazdığı <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Onur_Saylak" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Onur Saylak</a>’ın yönettiği yeni Netflix Türkiye dizisi, bu yazıda <em>Uysallar</em>&#8216;ı inceleyeceğiz. Başrollerinde; Öner Erkan, Songül Öden, Haluk Bilginer, Uğur Yücel gibi isimleri barındıran dizi Netflix’in ilgi çekici yapımlarından biri haline geldi.  </p>



<p>Konusundan bahsedecek olursak, Uysal Ailesi görünüşte ideal bir aile gibi gözükür. Fakat diziyi izledikçe karakterlerin ikili bir hayat yaşadıklarını görürüz. Uysallar, kim olduğunu bilememe ve benlik üzerine söyleyecek sözleri olan bir yapım.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bir-gunday-saylak-fikri">Bir Günday- Saylak Fikri  </h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/Uysallar-1-1-1024x682.jpg" alt="Uysallar" class="wp-image-5074" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Uysallar-1-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Uysallar-1-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Uysallar-1-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Uysallar-1-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Uysallar-1-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/Uysallar-1-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption><strong>Hakan Günday </strong>&#8211;<strong> Onur Saylak</strong></figcaption></figure>



<p><em>Uysallar</em>, Hakan Günday ve Onur Saylak birlikteliğinin karşımıza çıkan üçüncü işleri. <em>Şahsiyet </em>ile başlayan birliktelik, <em>Daha</em> ile devam etmişti. Şimdi ise Netflix için yapılan <em>Uysallar</em> ile karşımızdalar. Bundan sonra da onları birlikte daha çok görecek gibiyiz. Sinema tarihi boyunca sürekli beraber çalışan birçok yönetmen senarist ikilisi görüyoruz. Birlikte hikâye oluşturma konusunda uyumlu ikililerin yan yana gelmesiyle iyi yapımlar izlemiş oluyoruz. Sonuçta bir dizide seyirciyi en fazla tutan şeylerin başında atmosfer yaratımı gelir. İyi bir atmosferi olan yapımların çoğu belli bir izleyici kitlesine de sahip oluyor.&nbsp;</p>



<p>İkili birlikte çalıştıkları ilk yapım olan<em> Şahsiyet</em> ile büyük ses getirdi. Daha sonra ise <em>Daha</em> isimli bir sinema filmi ile karşımıza çıktılar. <em>Daha</em> da eleştirmenler nezdinde beğenilen bir film oldu. Onur Saylak ve Hakan Günday beraber iyi işler çıkaracaklarını seyircilere göstermiş oldular. Bu yüzden de ikilinin sıradaki merakla bekleniyordu. <em>Uysallar</em> bir kısım için beklentiye değen bir yapım olsa da bir kısım için de beklentilerin altında kaldı.&nbsp;</p>



<p>Dizinin başında başarılı bir mimar olan Oktay’ı görüyoruz. Güzel bir eve, güzel bir işe, güzel bir aileye sahip bir karakter olduğunu anlıyoruz. Fakat karakterimiz tüm bunların arasında kendini mutlu hissetmiyor. Oktay&#8217;ı kendine ve kapitalizme öfkeli bir halde görüyoruz. Bu yüzden de kendisini en mutlu, anarşist hissettiği zamandaki haline atıyor. Bunun sonunda tekrar Punk&#8217;a dönüyor. Punk’ı hayatının içine uyarlamak adına bir anda tarzını değiştiriyor. İstiklâl’de Punk stiliyle yürümeye başlıyor. Fakat diğer gün Oktay’ı beyaz yaka kimliğiyle gördüğümüzde, Oktay’ın sadece bir yanının punka döndüğünü görürüz ve Oktay’ın ikili hayatı başlamış olur.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kim-kendisi-ki">Kim Kendisi ki?</h2>



<p>Varoluşçu yaklaşıma göre insanın doğuştan sahip olduğu bir özü yoktur. İnsan özünü, yaşadıkça kendisi yaratır.&nbsp;Bu yüzden de tüm seçimlerinden sorumludur. O seçimler, kişinin benliğini oluşturur. Ancak insanın özne olarak var olabilmesi için başka insanlara ihtiyacı vardır. Sartre’ın kendi için benlik ve başkası için benlik kavramları da tam burada devreye giriyor. Sartre’a göre özne olmak aynı zamanda kendini nesne, başkalarını da başka özneler olarak görebilmektir. </p>



<p>Sartre’ın felsefesinde önemli bir yer tutan “kendinde varlık” ve “kendi için varlık” kavramları Oktay’ı anlamak adına bize yardımcı olacak. Oktay, toplumun onun için çizdiği yoldan sapmadan ilerlemiştir. Hatta kendi deyimiyle o güne kadar hiçbir şey protesto etmemiştir. Mezun olmuş, işe girmiş, evlenmiş, çocukları olmuş, kredi çekmiş, araba almış, ev almış, hatta kendine mezar yeri bile alacak duruma gelmiş bir karakter. Fakat tüm bunları yaparken çok önemli bir şeyi, kendi olmayı ve mutlu olmayı kaçırmış. Tüm ailesini terk edip gitme noktasına gelse de bunu yapamamış. İşte tam bu noktada Oktay, içinden farklı bir benlik çıkarıyor: Punk Oktay.&nbsp;</p>



<p>Oktay değişimini büyük bir radikallik ile yapıyor. Tümüyle punk kimliğine bürünüp İstiklâl‘de yürümeye başlıyor. İnsanların yargılayıcı bakışları altında, garip bir mutlulukla seyirciye &#8220;ben değiştim&#8221; der gibi yürüyor. Karakterin değişimi adına maalesef ki tek hareket bu oluyor. Sadece kıyafetlerini değiştirip sokağa çıkan karakterimiz, gizlice üzerini değiştirip diğer gün beyaz yaka görünümüyle hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Sokağa çıktığı ve punkçı olarak gezdiği anlar dışında Oktay’ın hayatında hiçbir değişim olmuyor.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-punk-is-not-dead">Punk is Not Dead</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/AAAABbNvBf7PwBhW-3rK2HjNGGT7cjnfzh6PTHRE4qVKIRspfWdi7M_Y-sRyP-4WZeLwnb60pM5-JZKDlVWxvW6tPZUkYrtQhEjYW3pY-1024x576.jpg" alt="Uysallar" class="wp-image-12335" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/AAAABbNvBf7PwBhW-3rK2HjNGGT7cjnfzh6PTHRE4qVKIRspfWdi7M_Y-sRyP-4WZeLwnb60pM5-JZKDlVWxvW6tPZUkYrtQhEjYW3pY-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/AAAABbNvBf7PwBhW-3rK2HjNGGT7cjnfzh6PTHRE4qVKIRspfWdi7M_Y-sRyP-4WZeLwnb60pM5-JZKDlVWxvW6tPZUkYrtQhEjYW3pY-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/AAAABbNvBf7PwBhW-3rK2HjNGGT7cjnfzh6PTHRE4qVKIRspfWdi7M_Y-sRyP-4WZeLwnb60pM5-JZKDlVWxvW6tPZUkYrtQhEjYW3pY-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/AAAABbNvBf7PwBhW-3rK2HjNGGT7cjnfzh6PTHRE4qVKIRspfWdi7M_Y-sRyP-4WZeLwnb60pM5-JZKDlVWxvW6tPZUkYrtQhEjYW3pY-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/AAAABbNvBf7PwBhW-3rK2HjNGGT7cjnfzh6PTHRE4qVKIRspfWdi7M_Y-sRyP-4WZeLwnb60pM5-JZKDlVWxvW6tPZUkYrtQhEjYW3pY.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Punk kültürü, 1970’lerin ortalarında ortaya çıkmıştır. Kendi giyim tarzı, felsefesi, edebiyatı ve görselliği ile sağlam bir alt kültür oluşturmuştur. Punk kültürü, halka onlarla özdeşleşmedikleri ve insanlar arasında sınıf farkı olduğu müddetçe özdeşleşmeyeceği mesajını verir. Punklar içinde bulundukları durumu protesto etmek için, ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini toplumsal bir atık olarak sundular. </p>



<p>Dizinin en eleştirilebilir yanlarından biri de punk kültürünün altının boş bırakılması. Günümüzden ve günümüz yaşam dinamiklerinden bıkan bir karakterin, Punk&#8217;a yönelişini izlemek cümle üzerinde iyi dursa da karakter sadece kıyafetleri ile Punk&#8217;a dönüyor. Dizinin atmosferinin içerisinde Punk&#8217;a dahil olamıyor. Sadece bir kelime olarak var oluyor.</p>



<p>Dizideki müzik kullanımı içerisinde bile Punk’ın yeri çok az. Çok fazla cover şarkı yer alsa da dizinin içinde Punk’ın kendisini çok az duymaktayız. Aynı zamanda da Türkiye’deki Punk kültürüne de nerdeyse hiç değinilmiyor. Böyle olunca da bu kelime tamamen havada kalıyor.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hapishanenin-dogusu">Hapishanenin Doğuşu </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/uysallar-1-1024x683.jpg" alt="Uysallar" class="wp-image-5071" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/uysallar-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/uysallar-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/uysallar-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/uysallar-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/uysallar-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/uysallar-1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Oktay, bürokrasiyi temsil eden bir karakter olan Berhudar Bey (Haluk Bilginer) ile bir hapishane inşaatında beraber çalışıyor. Berhudar Bey’in her defasında Avrupa’nın en büyük hapishanesi olacak olması ile gurur duyduğu bu hapishane kuşkusuz ülke için bir temsil niyetiyle diziye konulmuş. Kocaman bir hapishaneye dönüşen ülke içerisinde sıkışmışlığımız için de iyi bir benzetme.</p>



<p>Ünlü filozof Michel Foucault’un önemli eseri <em>Hapishanenin Doğuşu</em>’nda, Foucault hapishaneyi iktidar mekanizmasının tasavvuru olarak ortaya koyar. Bu tasavvurun temelinde bir gözetim yatar. Gözetim toplumu, hatalı bulduğu insanları hapishaneye atar ve onları “düzeltir”. Hapishane olgusu iktidar mekanizmasının en iyi işlerinden biridir. Foucault aynı zamanda okulları ve hastaneleri de aynı mekanizmaya yerleştirse de hapishane tüm bunların içinde tamamıyla esnemeyen kuralları olan tek kurumdur.&nbsp;</p>



<p>Dizide de hapishane inşaatı için çalışan Berhudar Bey, bürokrasi ve iktidar yapısının içerisinde var olan bir karakter. Karikatürize tarafları olsa da seyirciye geçen bir karakter izliyoruz. İnşaatın yapıldığı alan, hayvancılık yapılan bir yer olduğu için etrafta yaşayan köylülerin bu inşaattan rahatsız oldukları bize gösteriliyor. Berhudar Bey’in bu konudaki tutumu da ülkemizde sürekli yaşanan bu durumla ilgili güzel bir temsil ortaya koyuyor.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-mesajiniz-var">Mesajınız Var</h2>



<p>Ülkemizde çıkan yapımlarda özellikle de televizyondaki işlerde sistem eleştirisini nerdeyse hiç görmüyoruz. Sosyal platformlarda yapılan işlerde durum farklı olur derken onlar için de durum değişmiş değil. <em>Uysallar</em>, bunu kıran yapımlardan biri oldu.  </p>



<p>Dizinin içerisinde çok fazla güncel konularda yapılan sistem eleştirileri mevcut. Örneğin, İbrahim Selim’in oynadığı Mert karakterinin attığı tweet yüzünden paranoyak hale geldiğini görüyoruz. Mert attığı tweet yüzünden her sabah beşte uyandığını, beşte alınmaya geleceğinden dolayı korktuğunu söylüyor. Ya da Ege karakterinin gireceği üniversite sınavı için tespitleri, İstanbul’u saran sis ve hava kirliliği, kadına şiddet ve işyerlerinde kadınların uğradığı tacizler, protestolar, polis şiddeti gibi ülkemizde nerdeyse her gün bir yenisini gördüğümüz olaylarla ilgili birçok şeye değiniyor.</p>



<p>Bir yandan sonunda bir dizide bunlar hiç yokmuş gibi yapılmadığı için sevinsek de diğer bir yandan hepsinden biraz biraz bahsedilmesi, yapılmak istenen şeyin etkisini azaltıyor ve seyirci bir anda mesaj yağmuruna tutulmuş oluyor. İstanbul’u kaplayan sis ve kendilerini, aydınlığı arayan insan metaforu bence eski bir anlatım yöntemi. Aynı zamanda tecavüze uğrayan karakterin, bunu söyleyişi ve bu konunun işlenişinde de basit bir taraf var.  </p>



<p>Her ne kadar bunların işlenmiş olması güzel olsa da daha derin bir şekilde yedirilebilirdi. Ya da bununla ilgili karakterlerin ağzından direkt mesaj duymadan da anlatılabilirdi. Bu da bizi dizinin en önemli sorununa götürüyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-anlatma-goster">Anlatma Göster</h2>



<p>Sinemada hikâye anlatıcılığının en önemli kurallarından biri “anlatma göster” kuralıdır. Karakterin yaşantısı ile ya da hikâye içinde durumuyla ilgili hareketleri ile bunu göstermek yerine seyirciye karakterin ağzından bunları söyletmek seyirci nezdinde de hoş karşılanacak bir durum değildir. Bir nevi anlamadıysanız bir de benden dinleyin tarzından bir anlatım oluşturulmuş olur. Seyirci hali hazırda izlediği şeyleri bir de karakterin ağzından dinlemek zorunda kalır. Birçok hikâye anlatıcısının düştüğü bu tuzağa maalesef <em>Uysallar </em>da düşüyor. Daha birinci bölümde Oktay’ı evi terk edip geri dönerken izledikten sonra bir de bu süreci en başından Oktay’ın ağzından dinliyoruz. Bunu diğer karakterler de çokça yapıyor.&nbsp;</p>



<p>Hikâye belli durumlarda buna yaslansa da aslında tekrara düşmek dışında çok da bir şey yapmıyor. Örneğin, son bölümde Oktay’ın arkadaşının Oktay’a “Bu Punk değil. Punk ağzına geleni söylemektir. Sen daha doğruları bile söylemiyorsun,” demesi zaten diziden çıkarılacak sonuçlardan biri. Bunu sekiz bölüm izleyip bir de diğer karakter ağzından bu şekilde durmak anlatımı ucuzlatmış. Ya da Ege’nin &#8220;ben on sekiz yaşında nasıl ne olacağımı seçeyim,&#8221; feryadı da Ege karakterinin zaten yaşadıkları ve yaptıkları ile bizi gösterdiği bir şeyken bir de onun ağzından duymuş oluyoruz.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-uysallar-a-genel-bir-bakis">Uysallar&#8217;a Genel Bir Bakış</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="679" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/cntb-df317b5e7fb3f65e1b35d5b9f49c676f-1024x679.jpg" alt="Uysallar" class="wp-image-12336" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cntb-df317b5e7fb3f65e1b35d5b9f49c676f-1024x679.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cntb-df317b5e7fb3f65e1b35d5b9f49c676f-300x199.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cntb-df317b5e7fb3f65e1b35d5b9f49c676f-768x509.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cntb-df317b5e7fb3f65e1b35d5b9f49c676f-1536x1018.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cntb-df317b5e7fb3f65e1b35d5b9f49c676f-480x318.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cntb-df317b5e7fb3f65e1b35d5b9f49c676f.jpg 1587w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Dizinin başarılarından biri de karakter yaratımını başarılı bir şekilde yapması. Her ne kadar belli karakterlerin hikâyesi potansiyelinin altında kalsa da yine de başlangıç noktaları iyi bir şekilde kurulmakta. Oktay karakteri, dizinin en başında sıkışmışlığına bir çıkış arar. Aynı zamanda Songül Öden’in oynadığı Nil karakteri de kendi hayatından ve benliğinden kaçmanın yollarını arar. Bunun için de beyaz yakalı biriymiş gibi davranıyor. İmposter Sendromu gösteren karakter kendisini olmadığı bir kimlikle var ediyor. Kendisini çalışmadığı bir işte çalışıyor gibi gösterip ait olmadığı bir beyaz yaka kültürünün içerisine yerleştiriyor. Yani Oktay gibi o da benliğinden yeni bir benlik yaratıyor.</p>



<p>Dizinin bir diğer sorunu da karakterlerin hikâyelerini ilerletememesi. Oktay birinci bölümde nasılsa son bölümde de aşağı yukarı aynı noktada duruyorBir sezon boyunca izlediğimiz karakter kendi hikâyesinin içerisinde hiç ilerlemiyor. Nil karakterinin hikâyesi de çok farklı bir şekilde ilerleyebilecekken bir anda önüne taş konmuş gibi duruyor. Böylece baş karakterlere alan açmadan dizinin birinci sezonu bitmiş oluyor.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-uysallar-a-teknik-bir-bakis">Uysallar&#8217;a Teknik Bir Bakış</h2>



<p>Diziye teknik olarak bakacak olursak, Saylak-Günday ikilisinin daha önce <em>Şahsiyet</em> dizisinde de bolca kullandıkları neon ışıklandırma ile atmosfer yaratımını <em>Uysallar</em>&#8216;da da görüyoruz. Estetik olarak bize uzak planlarda genelde sis altında bir şehir görünümü verilirken, yakın planların çoğu da karakterin duygu durumlarını göstermek üzerine kullanılıyor.</p>



<p>Dizinin en fazla kullandığı şey ise paralel kurgu. Nerdeyse her bölümde fazla sayıda paralel kurgu görüyoruz. Paralel kurguyu bazen sesteş kelimeler arasında kurarken bazen de hareket devamlılığı ile sağlıyor. Bu kadar paralel kurgu izlemek de bir yerden sonra yorucu ve zorlama bir his oluşturuyor. Müzik ve ses miksajı olarak da My Way coverı yerine Punk biraz daha dizinin içerisinde olabilirdi.&nbsp;</p>



<p>Bu ikili ne yapsa bence merakla beklemeye devam edeceğiz. <em>Uysallar</em> da günahıyla sevabıyla izlemeye değer bir yapım olmuş.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Uysallar | Resmi Fragman | Netflix" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/PZghzyZrUiM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p><strong>Kaynakça:</strong></p>



<p>SARTRE, J.Paul, “Varlık ve Hiçlik” , İthaki Yayınları, 2016.</p>



<p>FOUCAULT, Michel, “Hapishanenin Doğuşu”, İmge Yayınevi, 2017.</p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/uysallar-ben-kimim/">Uysallar: Ben Kimim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/uysallar-ben-kimim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
