<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kadın arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<atom:link href="https://www.kazankultur.com/iz-birakan-kadinlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kazankultur.com/iz-birakan-kadinlar/</link>
	<description>Burada Taşırmak Serbest!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Nov 2025 10:06:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-favicon1-32x32.png</url>
	<title>Kadın arşivleri - Kazan Kültür</title>
	<link>https://www.kazankultur.com/iz-birakan-kadinlar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mîna Urgan: İhtiyar ve Sevimli Bir Dinozor</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/mina-urgan-ihtiyar-ve-sevimli-bir-dinozor/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/mina-urgan-ihtiyar-ve-sevimli-bir-dinozor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Kurtuluş Bilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 10:06:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Mînaurgan]]></category>
		<category><![CDATA[Mînaurganhayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Mînaurgankimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kazankultur.com/?p=18728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mîna Urgan hakkındaki yazımız sizlerle&#8230; Uzun bir aradan sonra “Kadın” kategorimize yakışır bir isimle sizlerleyiz: Mîna Urgan. İster yazar deyin</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/mina-urgan-ihtiyar-ve-sevimli-bir-dinozor/">Mîna Urgan: İhtiyar ve Sevimli Bir Dinozor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mîna Urgan hakkındaki yazımız sizlerle&#8230;</p>



<p>Uzun bir aradan sonra “<a href="https://www.kazankultur.com/iz-birakan-kadinlar/">Kadın</a>” kategorimize yakışır bir isimle sizlerleyiz: Mîna Urgan. İster yazar deyin ister filolog isterseniz de çevirmen… Çok yönlülüğü ile karşımıza çıkan, kendine hayran bırakan tecrübeleriyle Urgan’ı kaleme almak mutluluk verici.</p>



<p>Kendisiyle tanışmam Urgan gibi güçlü, bilgili ve bir o kadar sol görüşlü, 68 kuşağının temsilcilerinden bir isimle oldu. Urgan’ı hayatıma kattığı için o’na teşekkür ediyorum.</p>



<p>Şimdi gelelim kendisine “dinozor” lakabını takan bu tatlı mı tatlı kadını tanımaya…</p>



<p>Dinozoru bir direniş sembolü olarak kullanır Urgan. Cesaretin ve başkaldırının simgesidir onun nezdinde. Bu nedenle de gurur duyar kendine yaptığı yakıştırmadan. Aşağıdaki sözleriyle de sanki onu tanımak isteyenlere bu yakıştırmanın arka planını sunar:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Ben tarafsız değilim. Açık seçik taraf tutuyorum. Yobazlığa karşıyım, ırkçılığa karşıyım, gericiliğe karşıyım. İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. Eşitlikten, sevgiden, kardeşlikten ve aydınlıktan yanayım.</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="890" height="500" src="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-3.png" alt="" class="wp-image-18732" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-3.png 890w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-3-300x169.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-3-768x431.png 768w" sizes="(max-width: 890px) 100vw, 890px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-erken-cocuklukta-mina-nin-yasami">Erken Çocuklukta Mîna’nın Yaşamı</h2>



<p>1 Mayıs 1916’da dünyaya gelir Mîna Urgan. Fakat şöyle ki, doğum gününün özellikle 1 Mayıs olarak geçmesini ister kayıtlara.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Annem Şefika, doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu bilmediğim bir hesaplar yaptı ve günümüzün takvimine göre 14 Mayıs’ta doğduğuma karar verdi. Ne var ki, nüfus cüzdanım yenilenirken bana yardım eden solcu bir genç arkadaş, bunun hoşuma gideceğini tahmin ettiğinden, doğum günümü 1 Mayıs olarak kaydettirdi.</p>
</blockquote>



<p>Kökleri İstanbul’a dayanan ve varlıklı bir aileden gelen Urgan’ın babası Fecr-i Ati ekolü şairlerden Tahsin Nahit Bey. Annesi ise sanatla ve edebiyatla hep yakından ilgili olan Şefika Hanım. Hiç okula gitmemiş olan Şefika Hanım evinde aldığı özel eğitimlerle günümüzün eğitimli insanlarından hayli ileri seviyede. Anadili gibi Fransızca konuşuyor. Ayrıca Arapçayı çok iyi biliyor. Durmadan okuyor ve konser ile tiyatrolara gitmekten çok keyif alıyor.</p>



<p>Şefika Hanım ile yaşamayı “<em>ne zaman patlayacağı belli olmayan bir kraterde yaşamaya benziyordu”</em> diye anlatır hatırlarında. 2 yaşındayken kaybettiği babasından ise şöyle bahseder:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>O aklıma geldikçe, “delikanlı” babam derim kendi kendime ve şimdi o yaşta bir torunum olabileceğini düşünürüm.</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="890" height="500" src="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-1.png" alt="" class="wp-image-18733" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-1.png 890w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-1-300x169.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-1-768x431.png 768w" sizes="(max-width: 890px) 100vw, 890px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-mina-urgan-olma-yolunda">Mîna Urgan Olma Yolunda…</h2>



<p>Aradan geçen zamanla Şefika Hanım yaşamını Falih Rıfkı Atay ile birleştiriyor. Mîna Urgan anılarında öz baba eksikliği görmediğini Atay’ın bu konuda çok iyi olduğunu söyler.  “Babam” diye bahsettiği Atay ile Şefika Hanım arasında sorun çıkmaması için hep çabalarmış. Hatta o İstanbul’a yatılı okula gidince annesi ile babasının arası açılmış.</p>



<p>Robert Koleji mezunu olan Urgan, annesinin yönlendirmesiyle üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Filoloji Bölümü’nde tamamlar. Doktorasını aynı üniversitede İngiliz filolojisi üzerine gerçekleştirir.</p>



<p>1960’dan 1977 yılına kadar öğretim üyeliği yapan Urgan, birçok klasiğe çevrileriyle hayat verir. Balzac’tan Shakespeare’e, “sevgilim” diye hitap ettiği Thomas More’dan Herman Melville’e kadar isimlerin çevrilerini yapar. “<em>Her ne kadar biraz ekstra para kazanmak için çeviri yaptıysam da, hiçbir değersiz kitap çevirmedim.</em>” der.</p>



<p>Tüm bunlar yetmezmiş gibi “feminizm” denilince akla gelen ilk isimlerden <a href="https://www.kazankultur.com/uc-gine-golgede-kalmis-feminist-bir-okuma/">Virginia Woolf</a>’u da bize kazandırıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-feminizme-bakis">Feminizme Bakış</h2>



<p>Hal böyle olunca kendisinin feminist olup olmadığı sorulduğunda verdiği cevap ile her ne kadar tartışmalara yol açar aslında. Fakat Urgan’ın yaşadığı dönem göz önüne alındığında makul bir cevapla yanıtlıyor bu soruyu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Benim fikrim çok başka. Ben kadın-erkek ayrımına inanmıyorum; bence insan var. Ve bu insan erkek ve kadın niteliklerinin bir uyuşması. Salt erkek ya da kadın bir yaratık düşünün. İki durumda da korkunç bir yaratık çıkıyor ortaya. O yüzden feministlerin davasını anlamıyorum. Son derece matriarkal bir ailede büyüdüm; ailede her kararı kadınlar verirdi. Gençliğim de Cumhuriyet’in ilk yıllarında geçti. Dolayısıyla yetiştiğim ortamda ezilmiş kadın görmedim. Feministleri anlamam bu yüzden. Ama elbette görüyorum, kadınlar eziliyor. Nerede eziliyor? Küçük memur kadınlar, kasabalı kadınlar eziliyor, evet. Ama mesela köylerde kadın çalıştığı için o kadar ezildiğine inanmıyorum ben. Çünkü üretimi elinde tutan kadın ezilmez bence. Bütün mesele kadının ekonomik olarak yaşama ağırlığını koyması. Ancak, kolejde veya iyi bir okulda okumuş kadının ezilmesini aklım almıyor. Böyle bir durumda ezilmek için kadının kabahati olması gerekir. En azından günümüzde böyle bu. Eskiden koşullar böyle değildi. Feminist arkadaşlarım diyorlar ki ‘Kadın koşullandırılıyor’. Buna inanmıyorum. Örneğin benim koşullanmam bunun tam tersi oldu. Şimdi, şehirde yaşayan hali vakti yerinde bir kızın koşullanmasını anlamıyorum. Bana öyle geliyor ki, kadınlarda bir katlanma, kolayına gitme var.</p>
</blockquote>



<p>Yine kadın-erkek eşitsizliğine ilişkin kayda değer bir diğer görüşü ise şöyle:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Feministlerin sosyalizmden yana çıkmaları gerekir; çünkü ancak sosyalizm onların sorunlarına bir çözüm getirebilir. Kabahat erkeklerde değil, törelerin ve düzenin bozukluğunda. Erkekler eziliyor ve kendileri ezildikçe, kadınları ezmeye kalkıyorlar.</p>
</blockquote>



<p>Bir başka yerde:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Ezilen kadın da erkekten hıncını almak istiyor. İşverenlerin sömürdüğü erkek, evine gelince, karısını sömürüyor. Kadın da onu sömürmek istiyor. Böylece kadın-erkek ilişkisi, bir sevgi bağı olmaktan çıkıyor, içine hem kinlerin hem de çıkarların karıştığı bir kepazeliğe dönüşüyor, ayrılmalarla sonuçlanıyor.</p>
</blockquote>



<p>Her ne kadar başta da belirttiğim gibi bu görüşler tartışmaya açık olsa da insan doğasına bütüncül bakış açısı ve sistem odaklı eleştirisinden dolayı Urgan’ın görüşlerini değerli buluyorum.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-siyasete-dair">Siyasete Dair</h2>



<p>Dönemin ruhuna uygun olarak Urgan’ın siyaset hayatına atılması 60’lı yıllarda gerçekleşiyor. Kendisi TİP’in (Türkiye İşçi Partisi) de kurucularından. 12 yaşına kadar maddi olanaklar bakımından tam bir burjuva gibi yaşadığından utandığını belirtir Urgan. Siyasete dair ses getiren görüşleri ve özellikle Urgan’ın tanınmasında büyük bir payı olan Bir Dinazor’un Anıları’yla dile gelir. Kitap yayınlandığında tam tamına 83’ündedir Mîna.</p>



<p>Hayatı boyunca gururla komünist olduğunu belirten Mîna Urgan’ın iktidara yönelik paylaştığı anısını ise çok kıymetli buluyorum:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Tam ve mutlak bir iktidarı ise ancak beş dakika yaşadım ömrüm boyunca: Bodrum’da Kasım sonuydu. Şakır şakır yağmur yağıyordu. Ben, sırtımda sarı muşambadan yapılmış, kukuletalı çöpçü yağmurluğum, elimde bir naylon torba, torbanın içinde bir simitle bir Cumhuriyet gazetesi sabahleyin bakkaldan evime dönüyordum. Derken, o daracık tek yönlü Cumhuriyet caddesinde, iki kocaman Mercedes burun buruna geldi. Mercedeslerin direksiyonunda, deve tüyü paltolu, kel kafalı, bıyıklı ve ablak yüzlü, paraları paçalarından akan, birbirine çok benzeyen iki kodaman. O daracık yolda benden başka kimsecikler olmadığı için, trafik polisi rolünü üstlenmek zorunda kaldım. Bir de baktım ki, o güzel huyum dakikasında değişiverdi. Terbiye diye bir şey kalmadı bende. Ece Ayhan’ın dediği gibi, masanın öteki tarafına geçmiştim, yani iktidar bendeydi. Çocuklarıma bağırıp küfretmeyen; torunum küçükken ve akim alamayacağı kadar canavarken ona bile bağırmayan ben, o para babalarına bangır bangır bağırıyordum: “Bu sokak tek yönlü. Bundan haberiniz yok mu, aptallar.” “Sağ yap dedim sana, budala!” “Geriye gitsene be! Şimdi sen, sol yap! Geri bas dedim sana, geri zekalı!” Ben böyle bağırıp küfrettikçe, adamların afrası tafrası kalmamıştı. Ürkek çocuk yüzleriyle bakıyorlardı bana. Beş dakikalık iktidarın bile beni ne hale getirdiğini görünce, kendimden korktum. Trafik sıkışıklığı halledildikten sonra, adamcağızlar bana bir de teşekkür edince, büsbütün rezil olduğumu hissettim. Ve inanmadığım Tanrıya şükrettim bana para bağışlamadığı gibi, iktidar da bağışlamadığı için.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-neden-urgan">Neden Urgan?</h2>



<p>Bir diğer kıymetli anısı ise soy ismini alma hikayesi üzerine. Bilindiği üzere Urgan “keten, kenevir, pamuk, jüt gibi türlü dokuma maddelerinin herhangi birinden yapılan ince halat.” anlamına geliyor.</p>



<p>Bu soy ismini almasına vesile olan ise sonradan muhafazakâr eğilimi nedeniyle araları açılan Necip Fazıl Kısakürek. İki dost bir aradayken Mîna “u” harfi ile başlayan bir soy ismi kullanmak istediğini söyler. Bunun üzerine Kısakürek “Urgan” önerisinde bulunur. Mîna nedenini sorduğunda şu yanıtı alır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Komünist olduğun için sonunda nasıl olsa seni bir urganın uca sallandıracaklar.</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="890" height="500" src="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-2.png" alt="" class="wp-image-18731" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-2.png 890w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-2-300x169.png 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2025/11/Mina-Urgan-2-768x431.png 768w" sizes="(max-width: 890px) 100vw, 890px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-son">Son…</h2>



<p>Anlat anlat bitiremeyeceğimiz türden Mîna’nın yaşamı. Herkesin kendisi için pay alabileceği bir sürü anekdotlarla dolu.</p>



<p>Sonuçta, Atatürk’le tanışıp dans etmiş, Abin Dinolarla, Halide Ediplerle, Neyzen Tevfiklerle; edebiyat dünyasında sanat camiasına kadar aklınıza gelebilecek tüm isimlerle dolu bir hayattan söz ediyoruz.</p>



<p>Onu daha yakından tanımak isteyenler tabii ki de mutlaka ve mutlaka Bir Dinazor’un Anıları ile temas etmeli.</p>



<p>Yazıya son verirken yine kendisinin ağzından çok hoşuma giden bir cümleyle kapanış yapmak isterim:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Zaten insanlar gülümseyerek mutsuzluklarını hem gizlemesini hem de biraz yenmesini öğrenirler. Gülümsemeyi, gülmeyi/ gülmece yeteneğini, “humour” denilen şeyi, yani başkalarının halinden çok kendi haline gülebilmeyi işte bu yüzden önemserim. Bu gülmece yeteneğinden yoksun olanlar, kendilerini hafiften alaya alamayanlar, tam insan değildirler benim gözümde.</p>
</blockquote>



<p>İyi ki vardın&#8230;</p>



<p></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kaynaklar">Kaynaklar</h2>



<p><a href="https://www.panzehirdergi.com/mina-urgan-buyuyunce-ben-de-dinozor-olmak-istiyorum-birsen-karaloglu/">https://www.panzehirdergi.com/mina-urgan-buyuyunce-ben-de-dinozor-olmak-istiyorum-birsen-karaloglu/</a></p>



<p><a href="https://www.uzelomur.com/post/di-nozor-hanim-mîna-urgan">https://www.uzelomur.com/post/di-nozor-hanim-mîna-urgan</a></p>



<p><a href="https://www.cafrande.org/mina-urgan-bizi-yaralayan-olaylari-unutmus-gibi-yapmak-zorundayiz-yasamaya-icin/">https://www.cafrande.org/mina-urgan-bizi-yaralayan-olaylari-unutmus-gibi-yapmak-zorundayiz-yasamaya-icin/</a></p>



<p><a href="https://www.cafrande.org/mina-urgan-ben-insanlari-sadece-sevmekle-yetinmem-onlara-merakla-bakarim/#google_vignette">https://www.cafrande.org/mina-urgan-ben-insanlari-sadece-sevmekle-yetinmem-onlara-merakla-bakarim/#google_vignette</a></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/mina-urgan-ihtiyar-ve-sevimli-bir-dinozor/">Mîna Urgan: İhtiyar ve Sevimli Bir Dinozor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/mina-urgan-ihtiyar-ve-sevimli-bir-dinozor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Betûl Mardin: Bir Yeminle Yeniden Doğan Kadın</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/betul-mardin-bir-yeminle-yeniden-dogan-kadin/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/betul-mardin-bir-yeminle-yeniden-dogan-kadin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Benan Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 10:43:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[betülmardin]]></category>
		<category><![CDATA[betülmardinbiyografi]]></category>
		<category><![CDATA[betülmardinkimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=17217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün, yaşamı başarılarla bezenmiş, ülkemizin pek kıymetli isimlerinden bir tanesini satırlarımızda ağırlıyor olacağız: Betül Mardin.</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/betul-mardin-bir-yeminle-yeniden-dogan-kadin/">Betûl Mardin: Bir Yeminle Yeniden Doğan Kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, yaşamı başarılarla bezenmiş, ülkemizin pek kıymetli isimlerinden bir tanesini satırlarımızda ağırlıyor olacağız. Türkiye&#8217;de halkla ilişkiler dendiğinde akla gelen ilk isim: Betûl Mardin, yazımızın onur konuğu. </p>
<p>Betûl Mardin, ülkemizin ilham veren kadınlarından. Peki ya sayısız ödül sahibi, kıymetli Mardin, bu noktaya gelene değin hangi yollardan geçmiş? Bir insan ve bir kadın olarak nasıl bedeller ödemiş? Neler geçmiş başından?</p>


<h2 class="wp-block-heading" id="h-yasama-gozlerini-mehmet-adiyla-acmak">Yaşama Gözlerini &#8220;Mehmet&#8221; Adıyla Açmak</h2>



<p>Cumhuriyetin ilan edilmesinin üzerinden üç veya dört yıl ilerisine gidiyoruz. Bir Arap ailesinin ikinci kızı olarak dünyaya geliyor Betûl Mardin, yıl 1927. Annesinin, çocuğu ikinciye kız olduğu için üzüntüden nasıl baygınlık geçirdiğini anlatıyor Mardin, Ayşe Böhürler&#8217;e. Bebeğe ad bulunamıyor. Göbek bağı &#8220;Mehmet&#8221; diye kesiliyor. Annesinin babası Şeyh İslamoğlu geliyor sonra.  </p>



<p>Kimse bilemiyor ne yapması gerektiğini. Bir Kuran-ı Kerim istiyor İslamoğlu. El basıyor; eli Betûl isminin üzerinde duruyor. &#8220;Meryem Betûl&#8221; oluyor adı. Babaannesi: <em>“Ne olacak Arapça bilmeyen insanların çocuğuna böyle isim. Hem bu kız ilelebet bakire mi kalacak, hiç evlenmeyecek mi? Ne o öyle Meryem.” </em>diyor. Daha burada başlıyor bir kadın olarak ilerisi için ona biçilen kararlar. Fatma Betûl&#8217;de karar kılınıyor son olarak. </p>



<p>Dilsiz bir bebek, Betûl Mardin. Beş yaşında değin çeşitli sebeplerden konuşamıyor. Sol eliyle yazması, bu nedenlerden bir tanesi. Sol el kötü sayılır, bilirsiniz. Ne yazık ki, ne acıdır ki sağ elini kullanması için şiddet uyguluyorlar küçük Betûl&#8217;e.  </p>



<p>Bu yüzden beyninde bir merkez hasar görüyor. Diğer bir sebep ise bir dadısının İsviçreli, diğerinin Ermeni olması. Bununla beraber annesinin onunla Almanca konuşması, babasının Fransızcayı ve büyükannesinin Farsça ile Fransızcayı seçmesi. Büyükbabası ise hem Türkçe hem Almanca&#8230; <em>&#8220;Fıttırmışım dediler.&#8221;</em> diye anlatıyor evdeki bu ortamı, <a href="https://aysebohurler.me/turkiye-buyuk-bir-sirdi-bilinsin-istedim-fatma-betul-mardin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ayşe Böhürler</a>&#8216;e.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ataturk-un-ekmegi">Atatürk&#8217;ün Ekmeği</h2>



<p>Bir akşam Mustafa Kemal Atatürk konuk oluyor Mardin ailesinin sofrasına. Evin kalfalarından bir tanesi, <em>&#8220;Hakanın ekmeği yedirilecek, çocuğun dili açılır.&#8221; </em>diye salık veriyor. Hakan yok, Atatürk var elbet. Atatürk&#8217;ün yediği ekmeği alıp zorla yediriyorlar küçük kıza. Böylece dili açılıyor Atatürk&#8217;ün ekmeği ile. Atatürk ile paylaşılabilecek ne hoş bir anı, bir hikâye&#8230;</p>



<p>Betûl Mardin beş yaşında iken “be, bu” deyince büyük bir sevinç yayılıyor eve. Ekmek de yendiğine göre içler rahat&#8230; Doktora götürmüyorlar küçük kızı. Cumhuriyet düşüncesini benimsemiş babasının ısrarı ile doktora gözüküyor Betûl Mardin. Doktor uzun uzun konuşuyor onunla, fakat o anlamıyor söylenenleri. En sonunda şu cümle çıkmış doktorun ağzından: <em>&#8220;Bir zeka pırıltısı var.&nbsp; Çocuk aptal değil. Bekleyelim.” </em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="911" height="979" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/05/betul-mardin-6-yasinda.jpg" alt="Betûl Mardin" class="wp-image-17452" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/betul-mardin-6-yasinda.jpg 911w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/betul-mardin-6-yasinda-279x300.jpg 279w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/betul-mardin-6-yasinda-768x825.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/betul-mardin-6-yasinda-480x516.jpg 480w" sizes="(max-width: 911px) 100vw, 911px" /></figure>



<p>Betûl Mardin&#8217;in konuşmaya başladığı o ilk anı kendisinin ağzından aktarmalıyım sizlere: <em>&#8220;Ben konuşunca bilin bakalım ne yapmışım? Fransızca konuşmuşum. Evde panik olmuş. Demişler, &#8216;Bu başka türlü bir şey. Nedir bu?&#8217;  </em></p>



<p class="has-text-align-center"><em>&#8220;Hemen&#8230;&#8217; demiş büyükbabam, turşucu olan, kafası işleyen… &#8216;Bir okula koyalım, derhal Türkçeye dönsün.&#8217; demiş. Altı yaşımda okula girdim. Hatırladığım, okuyamama, söyleyememe… Bana bir ‘ay’ gösteriliyordu ama söyleyemiyordum ki… Büyük bir şans eseri, benim şansım öğretmenimin şanssızlığı… Öğretmenimin bir yıl önce çocuğu tifodan ölmüş. Kadın bir benzerlik gördü bende, ağlayarak bana sarıldı ve beni bir yerde evlat edindi. Onunla hayatım değişti. Bana zorla ‘ay’ dedirtti.&#8221;</em></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sevgi-ile-devrim">Sevgi ile Devrim</h2>



<p>Devrimin ancak severek yapıldığına inanıyor Mardin. Henüz 6 yaşında, konuşmaya yeni başlamış bir kız, arkadaşlarıyla Türkiye&#8217;yi kurtarmak üzerine inatlaşıyor. &#8220;Ben senden daha iyi kurtaracağım!&#8221; nidalarıyla&#8230;</p>



<p>Ev ortamında hiçbir takıntının bulunmadığını anlatıyor Betûl Mardin. Kadınların başının açık veya kapalı olması onlar için önemli değil; ailede herkesin başı açık ve herkes namaz ibadetini yerine getiriyor. Oruç, camii ziyaretleri&#8230; Aynı zamanda radyo dinliyor, yabancı dilde kitaplar okuyorlar.</p>



<p>Betûl Mardin, zamanının en büyük şanslarından birinin Eğitim Bakanı <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_%C3%82li_Y%C3%BCcel" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hasan Âli Yücel</a> olduğunun altını çiziyor. Klasikleri tercüme ettiriyor Yücel, bildiğimiz üzere. 8 yaşında Platon&#8217;u okuyan Betûl Mardin, böylece kültür donanımını küçük yaşlarında ediniyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-betul-mardin-misir-da-mustemlekenin-ne-oldugunu-ogrenmek">Betûl Mardin Mısır&#8217;da: Müstemlekenin Ne Olduğunu Öğrenmek</h2>



<p>Böylelikle okulu bitiyor Mardin&#8217;in. Koleje başlıyor; başladığının ikinci senesinde babası banka müdürü olarak Mısır&#8217;a tayin ediliyor. O dönemde ise savaş var. Babası, <em>&#8220;Beni seven arkamdan gelir.&#8221;</em> diyor ailesine. Altı ay geçiyor. Annesi, üç çocuğunu da yanına alarak Mısır&#8217;a, yeni hayatlarına doğru uzun bir yolculuğa çıkıyor.</p>



<p>Mısır&#8217;da her akşam bomba sesleri duyuyorlar. Bu ortamda, Betûl&#8217;ü bir İngiliz okuluna yazdırıyor anne babası. Orada İngilizcesi de ilerliyor. Mısır&#8217;da yaşamaya devam ettikçe, oranın İngilizlerin müstemlekesi olduğunun farkına varıyor.  </p>



<p>Savaşın ne olduğunu anlıyor küçük yaşında:  </p>



<p class="has-text-align-center"><em>&#8220;Türkiye&#8217;de yoktu bunlar. Ben birçok şeyi orada şahsen gördüm. Atatürk çocuğu olarak öğrenmeye açım ya,&nbsp;daha çok bakıyordum her şeye. O bombardımanlarda ceset de gördüm, çok kötü günler geçirdik. On iki on üç yaşımda döndük İstanbul’a, koleje devam ettik. Her sene Mısır’a gidiyoruz. Babamla oluyoruz. Böyle, Mısır’la İstanbul arasında babamın yanına gidip gelirken benim İngilizcem çok ilerledi.&#8221;</em></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-tek-kizimiz-kaldin">&#8220;Tek kızımız kaldın&#8221;</h2>



<p>Kolejin son sınıfına geldiğinde ablasını birdenbire, verem yüzünden kaybediyor Betûl Mardin. Sanatoryumda tedavi görmesine, antibiyotik olarak yeni çıkmış penisilin almasına rağmen durumu kötüleşiyor. Adada ailecek tuttukları ev ise fazlaca rüzgâra maruz kalan bir yerde. Böylece kurtarılamıyor ablası.</p>



<p>Ablasını kaybetmiş olmanın acısı ve felaketinin üzerine, bu denli okumayı seven ve kendini sürekli olarak geliştirmeye çabalayan bir kişinin başına gelebilecek en kötü olaylardan biriyle karşılaşıyor. Ailesi, büyük kızlarını kaybetmelerinin ardından Betûl&#8217;ün okula gitmesine müsaade etmiyor. <em>&#8220;Tek kızımız kaldın. Yanımızda kalacak, her gün bakacağız ne yiyor ne içiyor.&#8221; </em>diyor annesi. Çünkü Betûl Mardin, o zamanlar lise sonda, yatılıda.</p>



<p>Meselenin okul değil ailesinin gözünün önünde bulunması olduğunu fark eden Mardin,<em> “Ben her gün mektebe gündüzleri giderim, geceleri eve gelirim. Her gece sütümü balla içerim, sabah da beni tartarsınız. Bana bir otomobil tutarsınız. Taksi. Birkaç kişiyle beraber, parayı bölüşürüz. Beni her gün götürür, geri getirir. Kimse beni görmez, ben de kimseyi görmem. Okula giderim gelirim.&#8221;</em> diye konuşuyor ailesiyle. Nihayet kabul ettiriyor okula devam etmeyi.</p>



<p>Lisenin bitmesinin ardından üniversite konusu geliyor gündeme. Betûl Mardin, psikiyatri okumak istiyor o zamanlar. Amerika&#8217;da bir okul buluyor kendine, türlü zorluklarla. Ailesi buna da müsaade etmiyor, uzakta olacağı için. Hukuk bölümünde karar kılıyor en sonunda, yeter ki okusun! Büyük amcası ordinaryüs bir hukukçu; toprak hukukunu yazan kişi.  </p>



<p>O da fark ediyor Betûl&#8217;ün ne denli zeki ve çalışkan olduğunu, hukuk okuması gerektiğini. Fakat tüm çabalar sonuçsuz kalıyor, ne yazık ki. <em>&#8220;Bunu unutacaksın. Erkeğin bacağı bacağının yanına gelemez. Bitti.&#8221;</em> şeklinde bir konuşma yapıyor babası Betûl Mardin&#8217;e. Mardin&#8217;in bütün umudu ve dileği üniversiteye girebilmek. Bunun için Akşam Kız Sanat&#8217;a gitmeye mecbur kalıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-evliligin-ardindan-kadina-bicilen-o-sozde-gorevler">Evliliğin Ardından: Kadına Biçilen O Sözde Görevler</h2>



<p>Evliliğinin ardından eşi ile bu konuda çatışıyor Betûl Mardin: <em>&#8220;Biz evleneceğiz ama üniversiteye gideceğim.”</em>&nbsp; diyor. <em>&#8220;Yok, nereden çıktı böyle bir şey? Eve geleceğim, yemek pişireceksin.”</em> Kadınlara uzun, çok uzun yıllardır biçilmiş görevler yapışıyor yakasına Mardin&#8217;in.  </p>



<p>Evin tek kızı olarak ailesinin yanında bulunmak, erkeklerle bir arada olmamak için üniversite hayallerinden vazgeçmek, kocasına yemek pişirmek&#8230; Azimli, başarılı, çalışkan güzelim kadınların maruz kaldığı baskılar keşke bu denli tanıdık olmasaydı. Keşke bunca zaman geçmesi ile tamamen kökünü kurutmuş olabilseydik bunların. Elbette, omuz omuza dayanışarak&#8230;</p>



<p>Bir kültür sanat dergisinde yazılar yazmaya başlıyor Betûl Mardin. Dergi 30 sayfa ise 25&#8217;i onun kaleminden çıkıyor. Gelgelelim hiçbir maddi getirisi olmuyor bu işin. Bir süre daha orada yazmaya devam ettikten sonra Tercüman gazetesine giriyor Mardin.  </p>



<p>Burada kendisine bir sayfa veriliyor. Kendisi de yazı işleri müdürlerinden biri oluyor. Maaşının yetmemesi ile hafta sonları da çizgi roman tercümeleri yaparak tam zamanlı bir gazeteciye dönüşüyor Betûl Hanım.</p>



<p><em>&#8220;Evvela kocamı boşadım.&#8221;</em> diyor Betûl Mardin.<em> &#8220;Bitti çünkü, çalışıyorum. Vakit yok. Her şeye rağmen adam eski. Böyle bir şeye tahammül yok.&nbsp;Bitti! Tercüman’da birkaç sene çalıştıktan sonra Amerikalılarla çalıştım. Onlarla yapamadım tekrar gazeteci oldum. Yeni Sabah’ta çalıştım. İkinci kocam Haldun Dormen ile evlendim. Ona da dedim ki seninle evlenirim ama beni üniversiteye gönder. &#8216;Sen evvela tiyatroya gel.&#8217; dedi. E tiyatrocu adam, tiyatrosu var, oyuncuları var, hakikaten ben neredeyim? Dolayısıyla bir taraftan gazetede çalıştım bir taraftan tiyatroya yardım ettim; tercümeler yaptım. Yani filmde, tiyatroda ve gazetede çalışıyorum. Dolayısıyla gazetecileri, tiyatrocuları, reklamcıları, sinemacıları tanıyorum. İnanılmaz bir çevre oluşturmaya başladım.&#8221;</em></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-o-kadar-anlamiyor-ki-baska-yerdeyim">&#8220;O kadar anlamıyor ki başka yerdeyim&#8221;</h2>



<p><em>&#8220;1964 senesinde benim evime her zaman gelen bir oyun yazarı, Turgut Özakman vardı. Bana “TRT’de de çalışır mısın?” dedi. “O da ne?” dedim ben. “Yeni kuruldu.” dedi “Türkiye Radyo Televizyon.” “Ne yapıyorsun?” dedim, “Ben”, dedi, “Oranın programının başındayım”. “Ne diyorsun!” dedim “Sen oyun yazmıyor muydun?”&nbsp; “Onu da yaparım onu da yaparım!” dedi. Peki dedim ve beni TRT’ye aldılar. Haldun çok istedi çünkü biliyordu benim bu çırpınmamı. Üç sene radyoda çalıştım ve üç sene sonunda TRT beni BBC’e göndermeye karar verdi. Televizyon açılıyor dedi. Ben oraya gitmeden Haldun ile boşandık. Aynı vaziyet yine. Ya çalışacaksın ya evli kalacaksın. Ama hâlâ çok iyi dostumdur o benim. İkinci çocuğumun babasıdır. Hatta bir telefonda ben Haldun’a demişim ki, &#8216;Ben tepeden tırnağa çiçek açmış bir ağacım, patlayacağım.&#8217; &#8216;Allah Allah! Birini mi sevdi acaba?&#8217; demiş Haldun. <strong>O kadar anlamıyor ki başka yerdeyim</strong>.&#8221;</em></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-halkla-iliskilerin-ortaya-cikisi">Halkla İlişkilerin Ortaya Çıkışı</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/05/Betul-Mardin-1024x682.jpg" alt="Betûl Mardin" class="wp-image-17457" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/Betul-Mardin-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/Betul-Mardin-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/Betul-Mardin-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/Betul-Mardin-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/Betul-Mardin-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/Betul-Mardin.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Kırk yaşında İstanbul’a geliyor Betûl Mardin. İşini bırakmış hâlde babasına gidiyor ve bir miktar para rica ediyor, iş kurabilmek adına. Amacı bir reklam şirketini yönetmek. Akbank’a gidip Yönetim Kurulu Başkanı&#8217;na reklamda ilerlemek istediğinden bahsediyor. </p>



<p class="has-text-align-center"><em>“Onu bırak da ben bir şey söyleyeceğim, üç bin beş yüz kişi var burada çalışan, ben bir şey söylediğim zaman ağlamaya başlıyorlar, onlar söylese benim vaktim yok. Sen çalışanlarla konuş, onların dertlerini bana getir, ben de onlara kızdığımda sen onlara götür.”</em> </p>



<p class="has-text-align-center"><em>“Bu ne bu?&#8221;</em> oluyor Mardin&#8217;in tepkisi. <em>“Bilmiyorum, böyle bir şey işte. İhtiyacım var, para da vereceğim.” </em>Ve böylelikle bu satırlarda halkla ilişkilerin ortaya çıkışına da şahitlik ediyoruz. Plak şirketi, lokanta derken halkla ilişkiler hususunda bir marka olarak çalıştığını henüz bilmeden var gücüyle emek veriyor Betûl Mardin.<br>&#8220;Başladım kitap aramaya. Bilgisayar yok, Amazon yok, Google yok, dışarılara kitap aramaya gittim ve kendi başıma bunun adının <em>publication </em>olduğunu öğrendim. Yani nihayet kitapları aldım geldim. Yapıyorum, bakıyorum, bu Türkiye’de böyle olmuyor. Başka türlü yapıyorum… Tamam. Bu Türkiye’de oluyor. Ben böyle bir vaziyetteyim.&#8221;</p>



<p class="has-text-align-center">&#8220;<em><strong>Üç sene geçti aradan. Çok başarılıyım ama tek başınayım. Tek başıma boynu kesilmiş bir tavuk gibi koşuyorum. Üç sene sonra gene o Akbank’taki adama geldim dedim ki &#8216;Ben bunu burada yapıyorum ama dışarıda da böyle mi bilmiyorum, belki uluslararası değildir benim yaptıklarım, ben buna tahammül edemem.&#8217; &#8216;Seni Londra’ ya tayin ediyorum.&#8217; dedi. Oradaki bir büyük kuruluşta PR yapmak üzere. Dört yıl orada halkla ilişkiler- pazarlama yaptım. Bayağı bir şey öğrenip geldim. Beni buraya kim getirtti, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kurucusu Nejat Bey. Eve geldi ve bana &#8216;Üç haftanı verebilir misin festival başlatıyorum.&#8217; dedi. Londra’ya döndüm ve her tarafa istifamı verdim. İlk büyük müşterim festival oldu. Ondan altı ay sonra Alaaddin Asna ile beraber A ve B’yi kurduk. A o, B bendim.&#8221;</strong></em></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ileriye-giderken-insanlarin-durmadan-bana-dirsek-atmasina-cildiriyorum">&#8220;İleriye giderken insanların durmadan bana dirsek atmasına çıldırıyorum&#8221;</h2>



<p>Kendisini hem Arap, hem Kürt, hem Fransız hem de Türk olarak tanımlayan Betûl Mardin, bütün bunların içinde kendisini ayrıca Atatürkçü ve cumhuriyetçi olarak tanımlıyor. Eskilerden aldıklarını zihninde, içinde harmanlayarak bu harmanı ileri gidebilmek için kullanıyor. <em>&#8220;İleriye giderken insanların durmadan bana dirsek atmasına çıldırıyorum. Ve bunu görünce insanların kendilerine yeniden bakmalarını tavsiye ederim.&#8221;</em></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ulkemize-katkilarina-tesekkurlerle">Ülkemize Katkılarına Teşekkürlerle</h2>



<p class="has-text-align-center"><strong><em>&#8220;Çok utanarak söylemek istiyorum ki 24 senede doktor oldum, &#8216;Hanımefendi 24 senede ancak fahri doktor alabildi.&#8217; dediler. Aslında baktığınız zaman Türk kadınında bir ilerleme görüyorsunuz. İnsanların zaman zaman ümitsizliğe düştüğünü görüyorum. Şunu söylemek istiyorum: Töre cinayetleri bizim hakikaten en büyük dertlerimizden birisi. Aile içi tecavüzler falan, bunların hepsi önemli sorunlar. Ama biz bunu konuşabiliyor muyduk? Hayır. Şimdi konuşuyoruz. Şimdi bunu Mardin’de de konuşuyorsunuz, Urfa’da da, Diyarbakır’da da.&#8221;</em></strong></p>



<p>Betûl Mardin, düşünsel, toplumsal birçok açıdan ülkemizin değerine değer katan bir isim. Halkla ilişkilerin kurucusu olarak tanımamızın yanında kadın hakları mücadelesiyle, örnek duruşuyla teşekkürlerin en büyüğüne layık. Kadınlar ileriye giderken geride kalmayı tercih edenlerin gerçekten de geride bırakılacağını gösteriyor bize Mardin.   <br>Unutulacaklarını, silineceklerini&#8230; Şimdi, bir hikâye şeklinde kendisinin başından geçenleri okudunuz. Hâlen o dönemdekilere benzer sorunlarla boğuşuyoruz. Fakat savaşımızın sonucunda, kendisinin de söylediği gibi, sesimizi daha gür duyuruyoruz. Her geçen gün daha da güçlenerek yolumuza devam ediyoruz. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/betul-mardin-bir-yeminle-yeniden-dogan-kadin/">Betûl Mardin: Bir Yeminle Yeniden Doğan Kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/betul-mardin-bir-yeminle-yeniden-dogan-kadin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demet Akbağ Olmak ya da Ol(dur!-ul)mamak</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/demet-akbag-olmak-ya-da-oldur-ulmamak/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/demet-akbag-olmak-ya-da-oldur-ulmamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 May 2023 22:19:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[demetakbağ]]></category>
		<category><![CDATA[demetakbağbiyografi]]></category>
		<category><![CDATA[demetakbağkimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=17253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demet Akbağ hakkında alışılmışın dışında bir yazıyla sizlerleyiz! </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/demet-akbag-olmak-ya-da-oldur-ulmamak/">Demet Akbağ Olmak ya da Ol(dur!-ul)mamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Demet Akbağ hakkında alışılmışın dışında bir yazıyla sizlerleyiz! </p>



<p>Demet Akbağ&#8217;ın ilk sahneye çıkış öyküsü üzerinden adı bilinmeyen milyonlarca kadına bir bakış…</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-alisilmadik-bir-oyku">Alışılmadık Bir Öykü</h2>



<p>Yazmak işiyle az biraz ya da okumak işiyle bir hayli ilgilenenler bilirler ki bir öykünün temel yapı taşları; zaman, mekan, karakterdir. Şimdi ben, asi genç bir yazar olarak bu yapı taşlarını yıkarak bir öykü yazmayı deneyeceğim. &#8220;Ee, ben buraya Demet Akbağ okumaya geldim. Hem bu sitede öykü ne alaka?&#8221; diyebilirsiniz. Hepsinin bir sebebi var. Merak etmeyin, kadın kategorisindesiniz ve bu içerikte tüm sorularınızın cevabını bulacaksınız. Buyurun, başlayalım&#8230;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bas-lik">Baş-lık</h2>



<p>Öykümüz bir kız çocuğunu anlatıyor. Bu öykünün bir ismi ya da başlığı yok. Çünkü başı yok. Kızın bir adı yok, yaşadığı zamana ait bir gösterge yok. Yok, yok, yok&#8230; Henüz! Korkmayın, sonra Demet Akbağ olacak adı. Şimdilik boşlukta sallanan bir kız çocuğu ama. Boşluğun adına dünya da denebilir aslında ama bilinmezliğin kaygısıyla nefesinizi sıkıştırmamak için Türkiye diyelim: Türkiye boşluğunda sallanan adı, sanı, bilinmez bir kız çocuğu. Ama içiniz sıkılmasın, mutlu bir öykü bu!</p>



<p>İlköğretim zaten zorunlu. Ailesini de kötü bellemeyelim liseyi de okumuş olsun. Başlamış hayaller kurmaya. Oyuncu olacağım, demiş; doktor olacağım, demiş; ressam, mühendis, şair, mimar, heykeltıraş, astronot olacağım, demiş. Karakter olmayacak demiştik ya&#8230; Ailesi desteklemiş bu kızı bir yandan ama korkmuş da öte yandan. Kızım sana güveniyorum da dışarıdakiler&#8230;</p>



<p>Eş, dost, tanıdık, güvenilir birilerini bulmuş aile. Biz anlamayız ama, git ol, ne olacaksan, Ayşe, Fatma, Ali, Veli destek olacak sana. Kız gitmiş Ayşe, Fatma, Ali, Veli&#8217;nin yanına. Nasıl heyecanlı&#8230; Yetişkin, kararlı, azimli ve idealist görünmeye çalışıyor ama içinde, klişe kırmızı rugan ayakkabıları üstünde zıp zıp zıplayan bir kız çocuğu. Hikaye bu ya; kalender, iyi insanmış Ayşe, Fatma, Ali, Veli. Geç şuradan izle bakalım biraz, demiş, Öğrenmek önce gözlem yapmaktan geçer. </p>



<p>İzlemiş kız, izlemekle de kalmamış, düşünmüş durmadan: Nasıl ederim de kendimi gösteririm, ne yapsam da bu işe dahil olsam&#8230; Ali, Veli, Ayşe, Fatma da&#8230; Yahu gelin şunların isimlerinin baş harflerini birleştirip AVAF diyelim ama siz onların özel bir kişi değil herhangi biri olduğunu unutmayın. Avaf da düşmüş aynı kaygıya. Tamam, bu kıza destek olayım olmasına da işin ortası gelmiş, bu saatten sonra dahil etsen olmaz, sen bir kenarda izlemeye devam et, desen olmaz. Almış kızı karşısına, anlatmış durumu. Ne yapacağız seni?</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ne-yapalim-bu-kizla">Ne Yapalım Bu Kızla?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="764" height="1024" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/05/df-764x1024.jpg" alt="demetakbağ" class="wp-image-17278" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/df-764x1024.jpg 764w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/df-224x300.jpg 224w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/df-768x1029.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/df-480x643.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/df.jpg 1080w" sizes="(max-width: 764px) 100vw, 764px" /></figure>



<p>Öykü mutlu olacak dedik! Şu olmuş, bu olmuş, öykü mutlu ya, kız bir yolunu bulmuş, bir fikir sunmuş, Avaf&#8217;ın hoşuna gitmiş, kıza bir şans vermiş, sonunda kız bir yer edinmiş o işte. Zıp zıp zıplamaktan kırmızı rugan ayakkabıların tabanları erimiş içinde. Bir sürü hayaller kurmuş. Bu işte çok başarılı olup bir isim ve soy isim satın alacakmış kendine, başlamış çalışmaya! </p>



<p>Olup da iş vakti geldiğinde yeni bir sorunla karşılaşmış kız. Evi, ini, mağarası, şatosu, kulübesi, odası çok uzakmış işin olduğu yere. Kıza kalsa kız her yere gider gelirmiş de annesi istemiyormuş bir kız çocuğun yalnız başına geç saatte, ata, arabaya, ufoya, süpürgesine binmesine. Kötü biri değilmiş ama anne. Kızına güveniyormuş da dışarıdakilere&#8230; Haksız da sayılmazmış bu arada.</p>



<p>Kızımız almış kırmızı rugan ayakkabılarını eline, eğmiş boynunu, konuşmuş Avaf&#8217;la. Zaten zorla girdiği işi kaybettiğinden eminmiş. Hiçbir zaman bir isim ve bir soy isim satın alamayacakmış işte! Kimliksiz, kimsesiz yok olup gidecekmiş dünyadan. Ama öyle olmamış! Tamam, demiş Avaf! Sadece haftasonları gündüz işine gel, hafta içi akşamları işe gelme ama rugan ayakkabılarının tabanlarını yenilemeyi de unutma! </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ikinci-bolum">İkinci Bölüm</h2>



<p>Sevgili okurlar, bendeniz aslen tiyatro oyun yazarı olduğum için, &#8220;İkinci Bölüm&#8221; kaprisimi affediniz. Ama lütfen söyleyin, ailesinin aldığı kırmızı rugan ayakkabıların tabanı eriyince yeni kırmızı rugan ayakkabılarını kendi üreten ve ayaklarını içine güvenle sokan bir kız çocuğunu nasıl öykünün ilk kısmının bir parçası olarak anlatayım? Birinci bölümde &#8220;mutlu öykü&#8221; yazacağız diye her türlü şansı bahşettiğimiz kızla aynı kefeye konur mu bu kız? Konmaz efendim, konmaz! Neden mi? Öyküye devam edelim.</p>



<p>Tamam, demiş Avaf! Sadece haftasonları gündüz işine gel, hafta içi akşamları işe gelme ama rugan ayakkabılarının tabanlarını yenilemeyi de unutma! Kız, yüzünü ve hayallerini kaldırmış yerden, giymiş rugan ayakkabılarını. Tamam, şanslıymış ama var olanla, sunulanla da hiçbir zaman yetinmemiş. Hafta içi işlerine de gidebilmek için elinden gelen her şeyi yapmış. Tanıdık, eş, dost güvenilir kişileri bir şekilde ayarlayıp binmiş onların atına, süpürgesine, araba ya da ufosuna, gitmiş işine. </p>



<p>İş, işi getirmiş; azim, başarıyı&#8230; O işin üniversitesine, kursuna, atölyesine de girmiş kız. Okumuş, çalışmış, elinden ne geliyorsa yapmış, üretmiş kırmızı rugan ayakkabısını. Artık sonsuza kadar güvenle zıpalayacakmış içindeki küçük kız! </p>



<p>Kendi ürettiği ayakkabının tabanı erimezmiş insanın. İnsan sadece kendinin üzerinde yükselebilirmiş. Sonra bir şey olmuş! Eğitimini tamamlayıp da belgesini aldığında gözlerine inanamamış bizim kız. Belgenin üstünde bir şey yazıyormuş çünkü&#8230; Bir şey&#8230; Emin olamamış! İsim soy isime mi benziyormuş o yazan şey? Bu gerçek olabilir miymiş? Artık bir adı mı varmış kız çocuğunun? Bir soyadı? Hem doğruyu hem gerçeği söylüyormuş gözleri. Kendiyle anılacağı bir adı ve soyadı varmış artık kız çocuğunun ve o ad &#8211; soyad: Demet AKBAĞ&#8217;mış.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sonrasi">Sonrası&#8230;</h2>



<p>Eee&#8230; Bitsin mi bu hikaye? Yazar benim ve yazmak adında bir derdi sevdim. Hayır, hikaye burada bitmesin. Devam edelim&#8230;</p>



<p>Ayağında yeni ayakkabılar, kalbinde kocaman hayaller, gözlerinde ışıltıyla sarılmış Demet Akbağ&#8217;a kız çocuğu. Sarılmış ve hiç bırakmamış sonra. Nereye gitse adını da yanında götürmüş ama bir yandan çalışmaya ve savaşmaya da devam etmiş. Üstelik o başardıkça ve kırmızı rugan ayakkabıları keşfettikçe dünyayı, dostu Demet Akbağ da büyüyormuş. </p>



<p>Zaman zaman ihmal ettiği de olmuş tabii, arada araları bozulmuş belki. Anlar anıları kovalamış, isimler sıfatları. Yaptığı işler el ele verip &#8220;Kız Çocukları İçin Kırmızı Rugan Ayakkabı Yapım Atölyesi&#8221; kurmuşlar Demet Akbağ&#8217;ın haberi bile olmadan. Giriş sınavında bakılan kriterler: Şans, azim, irade, hayal gücü ve inançmış. Kriterlerden bir tanesinde bile barajın altında kalan kişi, kendi kırmızı rugan ayakkabısıyla gezme şansını sonsuza kaybediyormuş.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-ve-ne-yazik-ki">Ve Ne Yazık ki&#8230;</h2>



<p>Ve ne yazık ki bu atölyeye girme hakkını çok çok az sayıda kız çocuğu kazanabiliyormuş. Çünkü her sınavdan geçen kız çocuklarının birçoğu ne yapsalar bir kategoride başarılı olamıyorlarmış. Olamazlarmış da! Çünkü o kategorinin soruları, sınava tabii tutulması gereken değil, bir hediye olarak hiç değil, hak olarak verilmesi gereken şeyleri içeriyormuş. Şans imiş o kategorinin adı. Birçok kız çocuğu ona neden ihtiyacı olduğunu bile bilmeden başkalarının yaptığı ayakkabılarla yürümüş, kadın olmuş ve bir kez zıplamadan veda etmiş hayata.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bir-ozur-birkac-soru">Bir Özür, Birkaç Soru</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="692" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/05/dm-1024x692.jpg" alt="demetakbağ" class="wp-image-17287" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/dm-1024x692.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/dm-300x203.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/dm-768x519.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/dm-1536x1038.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/dm-480x324.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/dm.jpg 1818w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Evet, sevgili okurlar, sizi kandırdım. Öykü mutlu olacak, demiştim, olmadı. Üzgünüm. Ama inanın ben de inanmıştım öyle olacağına. Demet Akbağ&#8217;ı anlatacaktım çünkü. Bir başarı öyküsünü! Güçlü bir kadını! Kadının gücünü! Araştırmaya başladım sevgili okur. Anlatmak için araştırmaya başladım ve Demet Akbağ&#8217;ın ilk sahneye çıkış macerasına ulaştım. (İçeriğin tamamına <a href="https://www.youtube.com/watch?v=sJS4xqIIrcs" target="_blank" rel="noreferrer noopener">şuradan</a> ulaşabilirsiniz.) </p>



<p>Yukarıda anlattığım kız çocuğu Demet Akbağ&#8217;dı sevgili okur. (Tabii kurgulanmış haliyle) Ama soruyorum size, Demet Akbağ&#8217;ın ailesi bir şans mıydı, yoksa zaten her kız çocuğunun sahip olması gereken hakları mı sundular çocuklarına? Sanatın, zanaatin, bilimin, sporun çeşitli dallarında azmi, iradesi, hayal gücü ve inancı belki de Demet Akbağ&#8217;ınkinden eksik olmayanların ailelerine şanssızlık deyip geçecek miyiz şimdi? </p>



<p>Demet Akbağ&#8217;a ilk sahneye çıkma şansı veren iyi yürekli &#8220;AVAF&#8221;  <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Gazanfer_Özcan" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gazanfer Özcan</a>&#8216;dı. Pekiyi, mecbur muydu Gazanfer Özcan, sadece haftasonları oynayabilecek bir oyuncuya anlayış göstermeye? Mecbur muydu Demet Akbağ Gazanfer Özcan&#8217;ın anlayışına? Kaç tane Gazanfer Özcan var dünyada? Demet Akbağ&#8217;ın ailesine kızabilir miyiz sayısız kadın tecavüz ve cinayeti arasında?</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yazar-sirlari-ve-kirmizi-rugan-ayakkabi-meselesi">Yazar Sırları ve Kırmızı Rugan Ayakkabı Meselesi</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar<br>Onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama<br>Canımı yakardılar<br>Acıtırdılar</p>
</blockquote>



<p>Öyküde kullandığım kırmızı rugan ayakkabı metaforunun çıkış noktası, yukarıda sözlerini alıntıladığım, Benim için çok özel bir yeri olan sanatçı Şebnem Ferah&#8217;ın &#8220;Kelimeler Yetse&#8221; adlı albümündeki, &#8220;Çocukken Sahip Olduğum Kırmızı Rugan Ayakkabılar&#8221; şarkısıdır. (Şebnem Ferah ile ilgili içeriğimize <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sebnem-ferah-anlatmaya-kelimeler-yetse/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">şuradan</a> ulaşabilirsiniz.) </p>



<p>Çocukken sahip olduğumuz, yani başkaları tarafından bize sunulan rugan ayakkabılar her ne kadar tatlı olsalar da canımızı yakar, acıtırlar sevgili okur. Bu yüzden ihtiyacımız vardır kendi rugan ayakkabılarımızı imal etmeye. Hele ki kadın demişlerse cinsiyetimize&#8230; </p>



<p>Büyütmeden içimizdeki çocuğu, zıp zıp zıplayabilmek için hayallerimize doğru&#8230; Acı, sancı düşünmeden özgürce koşabilmek için yarınlarımıza&#8230; Çocuk büyütür, uzaya çıkar, sanat ya da yemek yaparken güvenle basabilmek için yeryüzü toprağına, ihtiyacımız vardır kendi ayakkabı ve adlarımıza.</p>



<p>&#8220;Kız Çocukları İçin Kırmızı Rugan Ayakkabı Yapım Atölyesi&#8221;ni hatırladınız mı sevgili okur? Hadi gelin hep beraber atölyeye giriş kriterlerinde küçük bir değişik yapalım.  &#8220;Şans, azim, irade, hayal gücü ve inanç&#8221;tan şansı çıkarıp onun yerine &#8220;özgürlük&#8221; koyalım. </p>



<p>Neden mi? Çünkü öykünün öykü olabilmesi için özgün bir karakterin, bir yola çıkması, zaman ve mekanlardan geçerek bir maceraya atılması gerekir. Kadından öyküyü, öyküden kalemi esirgememek için işi &#8220;şans&#8221;a bırakmayıp kadını legal ya da illegal vasilerinin elinden kurtarmak şart!</p>



<p>Yarınlarda şansa ihtiyaç duymayan, ne isterse o olma özgürlüğüne sahip, kendi adıyla yaşayan kadınlar olma inancıyla&#8230; Azim, irade ve hayal gücüyle.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-demet-akbag-mi">Demet Akbağ mı?</h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/05/5841401661_5c1e49dd7c_b.jpg" alt="demetakbağ" class="wp-image-17280" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/5841401661_5c1e49dd7c_b.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/5841401661_5c1e49dd7c_b-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/5841401661_5c1e49dd7c_b-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/5841401661_5c1e49dd7c_b-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/05/5841401661_5c1e49dd7c_b-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Ben bu sefer sizi kandırmakla kalmadım, patronlarımı da kandırdım sevgili okur. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/yildiz-kenter-kadini-anlatan-kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Yıldız Kenter yazım</a>ı okumuş olanlar <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Anasayfa" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Vikipedi</a>&#8216;den ulaşılabilecek bilgileri aktarmaktan hoşlanmadığımı anlamışlardır. </p>



<p>Ben, Demet Akbağ&#8217;ın bir anısı üzerinden bu ülkenin kaybolmuş milyonlarca kadınının mezarına bir çiçek bırakmak istedim. Kadının ve kadının bireysel varlığının, yani adının katili olanların gözüne tutmaya çalıştığım far onları kör ederken, bizlere ışık olsun istedim. </p>



<p>Kadın, bir değer değil bir gerçek olsun istedim sayın okur. Saygıdeğer sanatçımız Demet Akbağ&#8217;ın yaşamı, çalışmaları ve ödülleri ile ilgili tüm bilgiye <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Demet_Akbağ" target="_blank" rel="noreferrer noopener">şuradan</a> ulaşabilirsiniz. Sizleri kandırdığım için özür dilerim ama bir kadın olarak sesimi duyururken, sesini duyurmak için başvurduğu her yolda şeytanlıkla, entrika, yalan ve dedikoduyla tanınan kadına bir mercek ve bir örnek olmak istedim.</p>



<p>Mutlu öyküler paylaşacağımız yarınlara, saygılarımla&#8230;</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/demet-akbag-olmak-ya-da-oldur-ulmamak/">Demet Akbağ Olmak ya da Ol(dur!-ul)mamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/demet-akbag-olmak-ya-da-oldur-ulmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıldız Kenter: Kadını Anlatan Kadın</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/yildiz-kenter-kadini-anlatan-kadin/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/yildiz-kenter-kadini-anlatan-kadin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2023 21:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kazankadın]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızkenter]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızkenterbiyografi]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızkenterhayatı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızkenterkimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=16031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir büyük ustayı ağırlıyoruz bugün Kazan Kadın'da! Gelin, hep beraber kendisini saygıyla analım...</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/yildiz-kenter-kadini-anlatan-kadin/">Yıldız Kenter: Kadını Anlatan Kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yıldız Kenter, &#8220;Ben Anadolu&#8221; oyunu  ve Kazan Kültür &#8220;Kadın&#8221; kategorisi üzerinden kadın görünürlüğü ve kadını anlatma ihtiyacına bir bakış&#8230;.</p>



<p>Merhaba, sevgili okur! Buradayım: Kazanı kaynatan ya da kazanda kaynayan olarak&#8230; Her şeyden önce söylemeliyim ki, buralarda yeniyim. Şöyle bir, ortamı gözlemliyorum: Anasayfa, Sinema, Edebiyat, Sanat, Psikoloji, Kadın!</p>



<p>İşte yerimi buldum, hoş buldum! Fakat neden bu sitede &#8220;<a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın</a>&#8221; diye bir kategori var? Ben cevap vereyim: İhtiyaçtan. Kadını görünür kılma, kadını anlatma, &#8220;Bakın kadınlar da iyi işler yapıyor!&#8221; deme ihtiyacından. Mesela, Kazan Kültür kurucuları bu ihtiyacı &#8220;Kadın&#8221; kategorisi ile gidermeye çalıştı, Yıldız Kenter on altı kadını canlandırdığı &#8220;Ben Anadolu&#8221; oyunuyla. Ben mi? Ee, benim de ihtiyaçlarım var elbet, başlayalım!</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-anadolu-nun-on-alti-kadini-ben-anadolu">Anadolu&#8217;nun On Altı Kadını: Ben Anadolu</h2>



<p>Yıldız Kenter&#8217;in kızı <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Leyla_Kenter" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Leyla Kenter</a>, Anadolu medeniyetlerine meraklıydı. Bir gün annesine bir fikir verdi: Anadolu&#8217;da yaşamış mistik ya da gerçek kadın karakterleri sahneye taşımak. </p>



<p>Bu fikir, Yıldız Kenter&#8217;i heyecanlandırmıştı. Çünkü o da kadını görünür kılmak için sadece kadın olmanın hatta &#8220;başarı ve ödüllerle dolu&#8221; bir kadın olmanın yeterli olmayacağının bilincindeydi. Hemen kızından aldığı bu fikri değerli yazarlarla paylaştı. Oyun, 1984 yılında &#8220;Ben Anadolu&#8221; ismiyle, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Güngör_Dilmen" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Güngör Dilmen</a>&#8216;in kaleminden döküldü.</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-anatanrica-kubele-den-nin-dingir-lamassi-ye">Anatanrıça Kübele&#8217;den Nin Dingir Lamassi&#8217;ye</h4>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/03/yildizkenterbenanadolu-1024x576.jpg" alt="yıldız kenter" class="wp-image-16237" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildizkenterbenanadolu-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildizkenterbenanadolu-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildizkenterbenanadolu-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildizkenterbenanadolu-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildizkenterbenanadolu.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yıldız Kenter&#8217;in eşsiz oyunculuğuyla 20. yy&#8217;da sesini duyurma imkanı bulan Anadolu&#8217;nun Anatanrıçası <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Kibele" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kübele</a>, savaşlarla harap olmuş Hitit Devleti&#8217;ni dirliğine yeniden kazandırmak için,</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Bizde, tanrıça olsun olmasın<br>bir şeyler yapmak isteyen tutkulu bir kadın<br>güçlü bir kocaya yamanır toplum içinde&#8230;<br>koşar onu arabasına&#8230;&nbsp;(kağnı gıcırtısı)<br>güder onu hiç sezdirmeden.</em></p>
</blockquote>



<p>diye seslendi. Bu cümlelere maskülist bir okuma yapmaya karar verirsek öfkelenmekte kesinlikle haklı oluruz. Fakat varoluşu erkekten geçen bir kadının trajedisidir bu cümleler. O yüzden, gelin biz bu cümlelere de feminist bir okuma yapalım ve diyelim ki, Feminizm erkekleri de kurtaracak! </p>



<p>Oyunumuzun ikinci kadını 2. Ramses&#8217;le zorla evlendirilen Hitit kraliçesi&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Puduhepa" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Puduhepa</a>. Cümleme, &#8220;Kraliçe de olsan&#8230;&#8221; gibi sınıfçı bir yaklaşımla başlamayacağım. Çorum&#8217;da, İzmir&#8217;de, Diyarbakır&#8217;da&#8230;  </p>



<p>Bugün, bu yüzyılda hala toprak bölünmesin, &#8220;yabancıya gitmesin&#8221;, varlıklı biriyle evlensin, siyasi kimliğimize zeval gelmesin diye fikri sorulmaksızın evlendirilen tüm kadınların trajedisini yükleyeceğim Puduhepa&#8217;ya.</p>



<p>Dram değil trajedidir kadının yaşadığı bu topraklarda. Günlük dilde dram, acıklı olaya işaret eder çünkü, trajedi ise kişinin karşı gelemeyeceği, kendinden üstün güçlerle savaşımına.  </p>



<p>Savaşır trajik kahraman, sonunda yenilir ama yine de savaşır. Tragedyanın doğası gereğidir bu. Marifet, Anadolu&#8217;nun trajik kahramanı kadının, kazanmasını sağlamak olamaz bu yüzden. Savaşımız, kadını trajik kahraman olmaktan çıkarmak olmalıdır. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Ben çırpınıyorum:</em></p>



<p><em>-Rahip efendi, o daha bir Şuppişara. Yani saf bir genç kız!</em></p>



<p><em>Rahip öpüyor kızı:</em></p>



<p><em>-Şuppişara!</em></p>



<p><em>Kız diyor:</em></p>



<p>&#8211;<em>Aha, haaaa!</em></p>



<p><em>Rahip diyor:</em></p>



<p>&#8211;<em>A, ha, haaa!</em></p>



<p><em>Ondan sonra, &#8220;Şuppişara, şaraşuppi, şappara, şuppuru, şup-</em></p>



<p><em>puru, şappara</em></p>



<p><em>Rahipler hep tanrı adına mı şaaparlar kutsal tapınakta?</em></p>
</blockquote>



<p>Üçüncü kadınımız Hint tüccarının eşi Lamassi, kocasının işi dolayısıyla kızıyla yalnız yaşayan bir kadın. O bir, Nin Dingir, yani Tanrı&#8217;nın Hanımı. Sözün kısası, rahibin gönül eğlencesi&#8230; Kendinden geçmiş Lamassi, feryadı küçük yaştaki kızının başına gelenlere. </p>



<p>İçeriği hazırlarken zaman mefhumumu kaybediyorum. Binlerce yıl önce ya da bu sabah haberlerinde&#8230; Nerede tanıştım Lamassi ile?  </p>



<p>Ölü çocuklarının yasını tutarken taş olmayı dileyen ve olan dördüncü kadınımız <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Niobe" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Niobe</a>&#8216;yi hatırlıyor, korkuyorum. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kayip-ve-yas-vedalarin-ardindan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yas</a> tutmadan, taş olmadan devam etmeliyim yazıma. Meğer <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın</a> olmak kadar zormuş kadını anlatmak. Yıldız Kenter&#8217;in sancısına ortak oluyorum şimdi. </p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-degismeden-donus-turul-en-kadinlar">Değişmeden Dönüş-türül-en Kadınlar&#8230;</h4>



<p>Oyunun devamında Kübele, Efesli Artemis&#8217;e, Efesli Artemis, Meryem Ana&#8217;ya dönüşüyor. Gücü elinde tutmak zorunda olan kadının &#8220;piyasanın nabzını tutuşunu&#8221;, trajik kahraman olmayı reddetme yolundaki adımlarını gözler önüne seriyor Yıldız Kenter. </p>



<p>Kadın, bir ayı oynatıcısının kızı olmaktan çıkıp Bizans imparatoriçesi olan&nbsp;Theodora&#8217;ya dönüşüyor kimi zaman. Kimi zamansa Bizanslı bir kızken, Osmanlıların kurucusu Osman Bey&#8217;in gelini olan Nilüfer Hatun&#8217;a,&nbsp;Ayşe Sultana. Nasreddin Hoca&#8217;nın karısı olup,</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Nasrettin Hoca&#8217;nın karısıyım dedim ya, adımı merak bile etmezsiniz artık.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>diye haykırıyor sahnede ve sonunda başarıyor kadın, başarıyor Kenter. Sıfatı erkek olmadan var olmak, kendi ismiyle anılmak hakları bizimdir şimdi!</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-direksiyonda-kadin-kagnisiz">Direksiyonda Kadın: Kağnısız</h4>



<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Anna_Komnini" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Anna Komnena </a>adını ne babası I. Aleksios ile anıyoruz şimdi ne de kocası Nikiforos Bryennios ile. Onu dünyanın ilk kadın tarihçisi diye biliyoruz. İmparatorluk için erkekten kağnıya ihtiyaç duysa da tarihçi, yönetici, doktor, filozof olmak için ihtiyaç duymuyor artık kadın. B </p>



<p>abası, büyük bir hastane ve yetimhanenin yönetimini veriyor ona. O, tarihçi olmakla yetinmiyor, tarih yazmaya koyuluyor. Ardından yetişiyor Hemşire <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Halide_Edib_Adıvar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Halide Adıvar</a>, Doktor <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/turkan-saylan-pervasiz-bir-kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Türkan Saylan</a> ve niceleri. </p>



<p>Kadın, direksiyona geçiyor artık ve kadını anlatmaya koyuluyor bir gün. On altı kadını&#8230; </p>



<p>Kadın, direksiyona geçiyor artık ve kadını anlatmaya koyuluyor bir gün. Kadını anlatan kadını&#8230;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Yüz kişiyi oynasak yüz birinci eksik..</em></p>



<p><em>Başladık&#8230; ya nice bitirelim oyunumuzu?</em></p>



<p><em>Zamanımız, altı bin yıl,</em></p>



<p><em>sahnemiz bütün Anadolu.</em></p>



<p><em>Ölçün enini boyunu,</em></p>



<p><em>kimi, nasıl, nereye sığdıralım?</em></p>



<p><em>Kırk kişiye ses versek kırk birinci suskun.</em></p>



<p><em>Yüz kişiyi oynasak yüz birinci eksik..</em></p>
</blockquote>



<p>diyor Ben Anadolu. Kimi anlatsak bir diğeri eksik. Bunu biliyor, anlatmaya devam ediyoruz; Kazan Kültür, Yıldız Kenter ve ben. Eksiği bir eksiltmek adına Yıldız Kenter diyorum on yedinci kadının adına.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-on-yedinci-kadin-yildiz-kenter">On Yedinci Kadın: Yıldız Kenter</h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="822" height="1024" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/03/yildiz-kenter-story-alternatif-822x1024-1.jpg" alt="yıldızkenter" class="wp-image-16239" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildiz-kenter-story-alternatif-822x1024-1.jpg 822w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildiz-kenter-story-alternatif-822x1024-1-241x300.jpg 241w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildiz-kenter-story-alternatif-822x1024-1-768x957.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/yildiz-kenter-story-alternatif-822x1024-1-480x598.jpg 480w" sizes="(max-width: 822px) 100vw, 822px" /></figure>



<p>Öncelikle sanatçının biyografisinin Vikipedi&#8217;den ulaşılabilecek kısmı için şuraya bir bağlantı bırakıyorum: <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Yıldız_Kenter" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yıldız Kenter</a>. Amacım bu kıymetli sanatçının &#8220;ne&#8221; olduğuna şöyle bir değinip &#8220;nasıl&#8221; olduğunu size göstermek. Buyurun başlayalım.</p>



<p>Oyuncu, devlet sanatçısı, UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi Yıldız Kenter, 11 Ekim 1928&#8217;de İstanbul&#8217;un Çamlıca semtinde doğdu. Çocukluk yıllarından itibaren son derece temiz ve titizdi, okuldan gelir gelmez evin temizliğine girişirdi. O yıllarda ailesine destek olmak için kardeşleriyle beraber gazete kağıdından kese kağıdı yapıp satıyordu. </p>



<p>Okuduğu İltekin ilkokulunda arkadaşlarına piyesler oynayıp taklitler yaptığı için hal ve gidişten iyi aldı.  Ortaokulda okurken “Ayşe Abla” olarak bilinen radyo çocuk kulübünde çalıştı. Halk Evi Temsil Kolu&#8217;nun piyeslerinde oynuyordu. Gelecekte, okuduğu Cebeci 4. Ortaokulu&#8217;ndaki arkadaşları tarafından disiplinli, otoriter, ciddi olarak tanımlanacaktı.</p>



<p>1944 yılları hayatında dönüm noktası oldu. Okuduğu Ankara Kız Lisesi&#8217;nde cebir, geometri, kimya dersleri iyi değildi. Bu derslerden bütünlemeye girmesi gerekiyordu fakat o, girmeyip tasdikname aldı.</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-devlet-konservatuvarinin-bugune-kadar-yetistirdigi-en-guclu-eleman">&#8221; DEVLET KONSERVATUVARININ BUGÜNE KADAR YETİŞTİRDİĞİ EN GÜÇLÜ ELEMAN&#8221;</h4>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/03/3256173_1920x1080-1024x576.jpg" alt="yıldızkenter" class="wp-image-16242" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/3256173_1920x1080-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/3256173_1920x1080-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/3256173_1920x1080-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/3256173_1920x1080-1536x864.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/3256173_1920x1080-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/3256173_1920x1080.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>&#8220;Kulisin tozu ve boya kokusu benim hayatım.&#8221; diyen Yıldız Kenter, konservatuvarda hocalarının dikkatini çekmeyi başardı. Başlıkta belirttiğim cümle, hocası Carl Ebert tarafından Kenter&#8217;in öğrenci dosyasına yazıldı. </p>



<p>Devlet Konservatuvarı&#8217;nda burslu okuduğu için sekiz yıl resmi hizmete tabii olan Kenter, 10.06.1948&#8217;de mezun olup Devlet Tiyatrosu Tatbikat Sahnesi&#8217;ne atanır. İlk çalışacağı oyun Shakespeare&#8217;in 12. Gece oyunuydu.</p>



<p>Prova süreci gelip çattığında Kenter&#8217;in hocalarından biri olan <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Mahir_Canova" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mahir Canova</a>, oyunu yönetecek olan <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Muhsin_Ertuğrul" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Muhsin Ertuğrul</a>&#8216;un kulağına fısıldadı: &#8220;Olive rolünü Yıldız okusun.&#8221; Konservatuvardan henüz mezun olmuş biri için çok büyük bir roldü bu.</p>



<p>Muhsin Ertuğrul, Olive rolünü Kenter&#8217;e okutursa Kenter&#8217;in şımarmasından, sanatçı kaprisiyle yetişmesinden endişe etti. Fakat Mahir Canova, öğrencisini hem kişilik hem mesleki anlamda iyi tanıyordu. &#8220;Hak ettiği rolü vermezsek ters tesir yapar, o tip bir oyuncu değildir.&#8221; diyerek rolü Yıldız Kenter&#8217;in almasını sağladı.</p>



<p>Mahir Canova haklıydı. Yıldız Kenter, onlarca projede bulunup sayamayacağı kadar ödül aldıktan sonra bile sahneye çıkarken ilk günkü heyecanını, korkusunu yaşayacak; işini ilk günkü titizliğiyle sürdürecekti.</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-sonraki-yillar">Sonraki Yıllar</h4>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/03/CMgtS5aWUAAe9AT-1024x768.jpg" alt="yıldızkenter" class="wp-image-16243" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/CMgtS5aWUAAe9AT-1024x768.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/CMgtS5aWUAAe9AT-300x225.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/CMgtS5aWUAAe9AT-768x576.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/CMgtS5aWUAAe9AT-480x360.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/03/CMgtS5aWUAAe9AT.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yıldız Kenter, 1959&#8217;da Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı. 1961 yılında, kardeşi Müşfik Kenter, gelecekteki eşi Şükran Güngör, Kamuran Yüce ve Genco Erkal ile “Site Oyuncuları Topluluğu&#8221;nu kurdu.</p>



<p>Daha sonraki yıllarda sürekli olarak&nbsp;ABD ve&nbsp;Birleşik Krallık&#8217;ta &#8220;Değişen Eğitim Metotları&#8221; ve &#8220;Oyunculuk Metotları&#8221; üzerine çalışmalar yaptı. İstanbul&#8217;a döndüğünde beyaz perdeye taşınan yolculuğuyla &#8220;Kent Oyuncuları Topluluğu&#8221;nu kurdu.</p>



<p>Yazının sonuna gelirken, Nasıl etsem de Kenter&#8217;in ödüllerinden bahsetsem, diye düşünüyorum. Haydi, şöyle detaylı bir yazayım, diyecek olsam bu yazının karakter sayısı iki katına çıkar; bundan sonra hep bu uzunlukta yazmamı isterler falan&#8230; Ayrıca el emeğim, göz nurum yazım ödüllerin gölgesinde kalsın da istemem tabii. </p>



<p>&#8220;Aman Ali Rıza Bey&#8230;&#8221; düsturuyla Yıldız Kenter ödülleri için şöyle bir şey yapalım: Ben diyeyim, Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. Siz anlayın,  çok sayıda kadın ve yardımcı kadın oyuncu ödülü. </p>



<p>Ben diyeyim, Altın Portakal&#8217;dan dört tane var. Siz anlayın, Yaşam Boyu Başarı Ödülü. Olağanüstü Yorum Ödülleri&#8217;nden başlarsam örneğin,  yurtdışı kaynaklı ödülleriyle susturun beni! Ve ben sonuç olarak, &#8220;Onur&#8221; diye kapatayım bahsi; ödül diye sayılabileni iki, kalanı bir ömür olan &#8220;Onur&#8221;. Sanata, emeğe, yaşama adanmış bir ömrün onuru mesela&#8230;Büründüğü on altı kadının on yedincisi olarak anılmanın belki&#8230; Yıldız Kenter olmanın onuru.</p>



<p>Sadece parmak izinden, dil izine biricikliğiyle onuru gözetilen; varlığıyla saygıya yeter görünen kadın nesiller dileği ve kadını anlatmaya gerek duymayacağımız günler temennisiyle&#8230;</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/yildiz-kenter-kadini-anlatan-kadin/">Yıldız Kenter: Kadını Anlatan Kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/yildiz-kenter-kadini-anlatan-kadin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkan Saylan: Pervasız Bir Kadın</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/turkan-saylan-pervasiz-bir-kadin/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/turkan-saylan-pervasiz-bir-kadin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Kurtuluş Bilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Mar 2023 23:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[türkansaylan]]></category>
		<category><![CDATA[türkansaylanhayatı]]></category>
		<category><![CDATA[türkansaylankimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=15561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkan Saylan ile kadın köşemiz devam ediyor. Gelin, ülkemizin sağlık kahramanları arasında yer alan bu kadını yakından tanıyalım. </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/turkan-saylan-pervasiz-bir-kadin/">Türkan Saylan: Pervasız Bir Kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkan Saylan ile kadın köşemiz kaldığı yerden devam ediyor&#8230;</p>



<p>Erkeklerin hüküm sürdüğü bu dünyaya kadın cinsiyetinde gelmiş olmak neredeyse yaşama 1-0 başlamış olmak demekken, malumunuz bir de &#8220;Türkiye&#8217;de kadın olmak&#8221; diye daha ciddi bir problemimiz söz konusu. Sanırım kimse bunu reddetmeyecektir. Reddedecek olan varsa da bunların kim olabileceğini belirtmeme gerek olmadığını düşünüyorum. </p>



<p>Daha da ilginci, eğer ki bir kadını &#8220;namus&#8221; adı altında lekeleyemezseniz, üstelik bu kadın başarılı işlere imza atan ve yaptığı işlerle dünya çapında adından söz ettiren biriyse, alternatifler bulmak hiç de zor değildir. Muhtemelen, siyaset bu alternatifler arasında en etkili olanıdır.  </p>



<p>Ölümünden hemen önce, birtakım siyasi nedenlerle gündeme gelen Türkan Saylan bunun örneklerinden biri. Oysa ki hepimizin bildiği gibi, kendisi bütün bir yaşamını bu ülkenin insanlarına ve özellikle de kız çocuklarına adamış olan bir kadın. </p>



<p>Ona yakıştırılan nitelendirmeler saymakla bitmez! İster tıp doktoru deyin, ister akademisyen, isterseniz yazar, dilerseniz eğitimci&#8230; </p>



<p>İşte, tam olarak bu nedenlerle ölümünün üstünden 14 yıl geçmesine rağmen, ara sıra muhakkak hatırlayıp anmamız gereken önemli isimlerden biri olduğunu düşünüyorum. </p>



<p>Onu hep beraber analım ki hikâyesinden ve başarılarından ilham alalım&#8230; Hatırlayalım ki bir kadının bu dünyadaki amacının bizlere öğretilenlerin aksine, çok ama çok daha fazlası olduğunu görelim&#8230; </p>



<p>O halde başlayalım! </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hikayenin-basi">Hikâyenin Başı&#8230; </h2>



<p>Aralık 1935&#8217;te İstanbul&#8217;da dünyaya gelir Türkan Saylan. Babası Cumhuriyet Döneminin ilk müteahhitlerinden Fasih Galip Bey, annesi İsveç kökenli ve sonrasında adını Leyla olarak değiştiren Lilimina Hanım. 5 çocuktan en büyüğü Türkan Saylan. </p>



<p>Arşivlerde yer alan röportajlarda babası ile mesafeli bir ilişkisi olduğundan, annesiyle ise birbirilerine zıt karakterlerde olduğundan söz ediyor. Annesi Leyla Hanım dış görünüşüne oldukça önem veren, bakımlı ve bir o kadar da entelektüel bir kadınmış. Fakat annesiyle hayata bakış açılarının oldukça farklı olduğunun altını çiziyor Saylan.  </p>



<p>Babası İngiliz filoloji okumasını istemiş, demesine göre annesi ise süslenip püslenmesini. &#8220;<em>Anca öyle zengin ve rahat edeceğim bir koca bulabileceğime inanırlardı</em>&#8221; diye de ekliyor. Fakat o henüz 12 yaşındayken karar vermiş ülkesi ve insanlar için faydalı bir iş yapmaya.   </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size">&#8220;<em><strong>Kendim olmak istedim. Özgürlüğüme düşkündüm. Kimse bana karışmasın istedim. Destek falan da olmasınlar. Düşe kalka kendi yolumu kendim bulayım. </strong></em>&#8220;</p>



<p>Bu nedenle, önce Kandilli ilkokulu ve kız lisesini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi&#8217;nin yolunu tutar. 1963 yılında mezun olur. Bir yılın ardından Deri ve Zührevi Hastalıklar alanında uzmanlığını alır. Bu kadarla kalmaz tabii. İngiltere&#8217;den aldığı Kültür Heyeti bursuyla ileri eğitimini tamamlar, bir süre İngiltere ve Fransa&#8217;da çalışmalar yürütür. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Neden Deri ve Zührevi Hastalıkları?       </h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-1-1.jpg" alt="Türkan Saylan " class="wp-image-15600" width="838" height="618" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-1-1.jpg 782w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-1-1-300x221.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-1-1-768x566.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-1-1-480x354.jpg 480w" sizes="(max-width: 838px) 100vw, 838px" /></figure>



<p>Tahmin edeceğiniz üzere, 60&#8217;lı yıllarda Türkiye&#8217;de genel itibariyle sağlık hizmetleri yetersizdi. Özellikle alan çalışmaları, sağlık imkânlarına erişim oldukça kısıtlıydı, tabii yeteri kadar sağlık çalışanı da yoktu. Özellikle Deri ve Zührevi Hastalıklar dönemin hem en ihtiyaç duyulan hem de yetersiz kalınan alanlarından biriydi. Bu alanda dönem itibariyle öne çıkan hastalık cüzzamdı (lepra).   </p>



<p>Türkan Saylan bu durumun çok iyi farkındaydı. Öğrencilik yıllarında tanışmıştı ilk olarak bu hastalıkla. Ardından direkt cüzzamlı hastalarla tanıştığı ve onu çok etkileyen bir deneyim yaşamıştı: </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size">&#8220;<strong><em>Cüzzamlıları ilk gördüğümde hamileydim. &#8216;Bunlar çok tehlikeli&#8221; diye gösterildiler, iğrenerek. Yemek veren bakıcı bile suratlarına bakmıyordu, parmaklıklar arasına sıkışmış bir sürü cüzzamlı. O kadar üzüldüm ki anlatamam. Cüzzamı araştırmaya başladım. Ve bize anlatılan bir şey olmadığını anladım. Sonra da bu konuda ilerledim. Anadolu&#8217;da köy köy dolaştım, ekipler kurdum, neredeyse bütün cüzzamlıların evlerine kadar ulaştım. Köylüyü tanıdım, sefaleti tanıdım, insanı tanıdım.</em></strong>&#8221;    </p>



<p>Tıpkı cüzzam konusunda titiz davrandığı gibi, diğer bir yandan da kadın sağlığına yöneliyor kendisi. Bu alanda da araştırmalar yapıp çalışmalar yürütüyor. Anadolu&#8217;da köyleri dolaştıktan sonra, ülkedeki asıl problemin hastalıktan ziyade bir eğitim sıkıntısı olduğunu fark ediyor.  </p>



<p>Anlayacağınız halk sağlığı ve eğitimin arasındaki paralel ilişki gözünden kaçmıyor. Bu nedenlerle toplumun bir an evvel bilinçlendirilmesi gerektiği yönünde adımlar atmaya başlıyor.   </p>



<h2 class="wp-block-heading">Başarılarla Dolu Bir Yaşam Onunki</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="621" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/02/turkan-saylan-1024x621.jpg" alt="türkan saylan" class="wp-image-15599" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/turkan-saylan-1024x621.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/turkan-saylan-300x182.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/turkan-saylan-768x466.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/turkan-saylan-480x291.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/turkan-saylan.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Ülkenin acı gerçekleriyle yüz yüze kalan Saylan, hemen harekete geçer. Aynı zamanda asistanlığını yaptığı Cihat Yemni&#8217;nin vasiyetini yerine getirerek Cüzzamla Savaş Derneği&#8217;ni kurar. 81&#8217;den 2001 yılına kadar Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi&#8217;nin müdürlüğünü yapan Saylan, hastalarıyla temas eder.  </p>



<p>Bir doktorun hastalarına dokunmadan onları şifalandırabileceğine inanmaz. Cüzzamın bulaşabilir bir hastalık olduğu kanısının yanlışlığını gösterir herkese ve bizzat hastalarına dokunur, onların toplum tarafından ötekileştirmelerinin önüne geçer böylelikle.  </p>



<p>Hayali <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/gulsat-aygen-ilham-veren-dil-bilimci/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">akademisyen</a> olmak olmadığı halde, sırf yetişmiş uzman açığının farkında olması bakımından üniversite içinde olmayı kabul eder. Hedefi bu alanda sayısız uzman yetiştirmek olup nitekim de öyle olmuştur.  </p>



<p>Alanda verdiği çalışmalar ve başarıları neticesinde sayısız ödülün sahibi olur. 1986&#8217;da layık görüldüğü &#8220;Uluslararası Gandhi Ödülü&#8221; bunlardan yalnızca bir tanesi. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne de cüzzam hakkında uzun yıllar danışmanlık yapar. </p>



<p>Tüm bunların yanında, ülkedeki kadın sorunlarının farkında olmuştur Türkan Saylan. 1990 yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi&#8217;nin kurucuları arasında yerini alır. Tabii aynı zamanda &#8220;Türkan Saylan&#8221; denilince akla gelen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği&#8217;nin de kurucularından kendisi. </p>



<h2 class="wp-block-heading">ÇYDD Yolculuğu   </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-2-1024x682.jpg" alt="Türkan Saylan " class="wp-image-15601" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-2-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-2-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-2-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-2-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkan-Saylan-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği&#8217;nin kurucusu olmasının yanı sıra, uzun bir süre boyunca Genel Başkanlığını da yürütür Türkan Saylan. Evet, ben anlatırken muhtemelen de sizler okurken yoruldunuz. Gerçekten, inanılmaz derecede aktif bir kadın kendisi. Tamamen yaşamını halkın yararına adayarak küçükken hedeflediği &#8220;ülkem için, etrafımdaki insanlara faydalı olmak için iyi eğitim görmeliyim&#8221; idealini gerçekleştirmiş. </p>



<p>Peki, neden ÇYDD? </p>



<p>Başta belirttiğim üzere, ülkeyi karış karış gezen Türkan tıpkı bugünde problemlerimizin başında gelen eğitim sorunun farkında. Üstüne dönemin siyasi havasında yaşanan tatsızlıklar da eklenince hemen harekete geçiyor arkadaşlarıyla. Kendisine derneği kurma amacı ve hikâyesi sorulduğunda verdiği yanıt, taşıdıkları endişeyi özetliyor: </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size">&#8220;<em><strong>ÇYDD 1989 yılında, laiklik karşıtı olayların yükselmesi, şalvarlı poturlu, Mercedes&#8217;li tarikat şeyhlerinin Başbakanlık konutuna iftara gitmeleri görüntüleri sırasında, Atatürk ilkelerine gönül vermiş bir grup aydın tarafından kurulmuş olup zaman içinde 96 şubeli ve Türkiye çapında çalışan bir STÖ konumuna ulaşmıştır. ÇYDD, Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek ve çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insanlara ve çağdaş topluma ulaşmak amacını güder.</strong></em>&#8221; </p>



<p> </p>



<p>Dernek bünyesinde Türkan Saylan ve arkadaşları sayısız öğrenciye burs imkanı sağlarlar. Bununla beraber köy ve kasaba okullarının yenilenmesi gibi nice faaliyette bulunurlar. Özellikle de kadın sorunları konusunda durumun vahametinin farkında olması bakımından, özellikle kız çocuklarının okutulması konusunda fazlasıyla titiz davranmıştır Türkan Saylan. </p>



<h2 class="wp-block-heading">O da Bir Kadındı, Bu Ülkede&#8230;   </h2>



<p>Kariyer yaşamının dışında, nihayetinde Türkan Saylan da bir kadındı benim senin gibi&#8230; E tabii kadın olarak erkek egemen dünyadan nasibini almazsa olmazdı (!)  </p>



<p>2 kez evlenmişti. Evliliklerinden her ikisi de boşanmayla sonuçlandı. İlk evliliğini genç yaşındayken yapmıştı, eşi üniversitede başasistanlık yapıyordu. İki çocuğu olmuştu bu evlilikten Türkan Saylan&#8217;ın. Fakat eşi anlattığına göre, bir hayli öfkeli ve sürekli yüksek tondan konuşan biriydi. Fakat karşısında özgür ruhlu ve bir o kadarda güçlü kadın vardı.  </p>



<p>Bir süre rahatsızlığında dolayı katlanmak durumunda kalmıştı bu duruma. Çünkü o süreçte bel kemiği tüberkülozu geçirmiş ve 13 ay boyunca yüzüstü yatmak durumunda kalmıştı. İyileşir iyileşmez hemen boşanma kararı almıştı. Eşi bir süre çocuklarını görmesine izin vermemiş, bu süreçte işine adamıştı kendisini.  </p>



<p>Bir sonraki evliliği ise 41 yaşında gerçekleşmişti. Bu kez bir heykeltıraş ile evlenmişti Türkan Saylan. 1.5 yıl sürdü ikinci evliliği, arşivlerde yer alan bilgilere göre eşi kıskanıyordu Saylan&#8217;ı ve bu nedenle huzursuz bir ortam söz konusuydu. Kendisine sorulduğunda, evliliği beceremediğini söyleyen Türkan&#8217;ın şu tespiti ise oldukça yerinde: </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size">&#8220;<em><strong>Ben beceremiyorum. Ama erkekler de şöyle bekliyorlar: &#8220;Benim olacaksın!&#8221; Bazı kadınların hoşuna gidebilir ama birine ait olma fikri beni çıldırtıyor.</strong></em>&#8221; </p>



<h2 class="wp-block-heading">Son&#8230;</h2>



<p>Anlaşıldığı gibi, ister bir bilim insanı ister farklı bir alanda çalışıyor olsun  kadın yine <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın</a>! Yani pozisyonlar kadın olmak gerçeğini maalesef değiştirmiyor. Aynı şekilde erkeğin iyi bir pozisyonda çalışıyor ve eğitimli olması da&#8230; </p>



<p>Bu gerçeği bir kenara koyalım ama unutmayalım! </p>



<p>İkinci olarak, anlaşıldığı üzere Türkan Saylan bu ülkenin sağlık alanındaki kahramanlarından biri. Bunun yanında, sağlık alanı dışındaki sivil toplum faaliyetleri kesinlikle azımsanacak türden değil. 2007&#8217;de Ankara-Tandoğan ve İstanbul-Çağlayan Cumhuriyet mitinglerinin yürütülmesinde öncü rol üstlenmesi bunun yalnızca bir örneği.</p>



<p>Takvimler 2009&#8217;u gösterdiğinde, uzun yıllar meme kanseri ve ardından gelen akciğer kanseriyle mücadele eden Saylan, evine ve ÇYDD&#8217;ye düzenlenen baskınlardan bir ay sonra yaşama veda etti. Fakat gerek bu ülkeye katkıları gerekse de kadınlara oluşturduğu örnek kişiliği ile hafızalardan hiç silinmedi. </p>



<p>İyi ki vardın Türkan Saylan!       </p>



<h3 class="wp-block-heading">Kaynakça</h3>



<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="BmhJmZc7IR"><a href="https://simurg.info/2020/05/18/turkan-saylanla-roportaj/">Türkân Saylan&#8217;la Röportaj</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Türkân Saylan&#8217;la Röportaj&#8221; &#8212; Simurg" src="https://simurg.info/2020/05/18/turkan-saylanla-roportaj/embed/#?secret=Og0fS2MbyF#?secret=BmhJmZc7IR" data-secret="BmhJmZc7IR" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe> </p>



<p>https://www.hurriyet.com.tr/annem-ve-ben-birbirimizin-ziddi-iki-kadindik-6465929 </p>



<p>https://www.hurriyet.com.tr/turkan-saylan-la-roportaja-devam-6471059 </p>



<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="OqwScZJTNm"><a href="https://blog.ofix.com/turkan-saylanin-basari-hikayesi/">Türkan Saylan: Sağlık dünyasından bir başarı hikayesi&#8230;</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Türkan Saylan: Sağlık dünyasından bir başarı hikayesi&#8230;&#8221; &#8212; Ofix Blog" src="https://blog.ofix.com/turkan-saylanin-basari-hikayesi/embed/#?secret=OqwScZJTNm" data-secret="OqwScZJTNm" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>



<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkan_Saylan" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkan_Saylan</a></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/turkan-saylan-pervasiz-bir-kadin/">Türkan Saylan: Pervasız Bir Kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/turkan-saylan-pervasiz-bir-kadin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müzeyyen Senar: Güftelerin Eşsiz Yorumcusu</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/muzeyyen-senar-guftelerin-essiz-yorumcusu/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/muzeyyen-senar-guftelerin-essiz-yorumcusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Kurtuluş Bilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2023 21:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[ilhamverenkadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[müzeyyensenar]]></category>
		<category><![CDATA[müzeyyensenarhayatı]]></category>
		<category><![CDATA[müzeyyensenarkimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=14789</guid>

					<description><![CDATA[<p>Döneminin müzik dünyasının ezberlerini altüst eden ve birçok yeniliğe imza atan Müzeyyen Senar ile kadın köşemiz devam ediyor. Keyifli okumalar!</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/muzeyyen-senar-guftelerin-essiz-yorumcusu/">Müzeyyen Senar: Güftelerin Eşsiz Yorumcusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Müzeyyen Senar hakkında konuştuğum yazım sizlerle&#8230; </p>



<p>Kendisine geçmeden önce, ilk olarak bahsetmem gereken bir husus var. Bilirsiniz, Müzeyyen Senar ses sanatçısı olmasının yanı sıra, bir kültürdür aynı zamanda. Bu nedenle, onu yazıya döktüğüm an itibari ile masamı özenle kurduğumu ve bu anlamda hakkını verdiğimi belirtmek isterim.  </p>



<p>Bir küçüğe (epey de zamlanmış) mal olan bu yazının başına oturdum, &#8220;Agora Meyhanesi&#8221; eşliğinde  ağır ağır yudumlarımı alıyorum. Anlayacağınız, işimi oldukça ciddiye alıyorum ben!     </p>



<p>Bu küçük detaydan sonra gelelim neden Müzeyyen&#8217;e kadın köşemizde yer verdiğimize. Aslında tahmin etmesi hiç de zor olmasa gerek onu tanıyanlar için. Fakat bir kez daha hatırlayalım, bilmeyenler için de aydınlatalım nedenleri&#8230;  </p>



<p>İlk olarak; Osmanlı&#8217;nın çöküş sürecinde doğan, Cumhuriyet sürecinin her anına tanık olan ve bizzat Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün önünde sanatını konuşturmuş biri olması bakımından sembolik bir isim kendisi. &#8220;Neyi sembolize ediyor?&#8221; derseniz, yanıtım şu olur: Cumhuriyet kadınını. </p>



<p>İkinci olarak, çok küçük yaşlarda içine girdiği müzik ve eğlence kültürünü kökten değiştiren bir kadın kendisi. Gerek sahneye getirdiği yeniliklerle gerek ise de sahnedeki duruşu ile &#8220;hanım kadın&#8221; imajına darbe indirmesiyle öncü bir isim.   </p>



<p>Tabii tüm bunların arkasında tahmin ederseniz ki bir hikâye yatıyor&#8230;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-muzeyyen-ve-ailesi">Müzeyyen ve Ailesi</h2>



<p>Yıl 1918. Bursa&#8217;dayız. Canım memleketim! Kimlerin kimlerin doğuşuna tanık olmamış ki&#8230; Neyse, lafı uzatmayayım. Müzeyyen gelir dünyaya. 2 abisi ailenin geçim sıkıntısı nedeniyle anne Zehra Hanım&#8217;ın kardeşine verilir. Müzeyyen üç kardeşten en küçüğü ve tek kız.  </p>



<p>Babası ise &#8220;cerrah&#8221; lakaplı, kıraathane işletmecesi Mehmet Bey. Lakabı işgal yıllarında bir doktorun yanında görev alıp Yunan askerlerini tedavi etmiş olmasından geliyor.</p>



<p>İlk süreçte aile fakir. Ne zaman ki Mehmet Bey doktorun yanında görev alıyor, rivayete göre külçe külçe altınlar kazanıyor. Fakat kendisi normalde geçinilmesi zor biri iken para kazandıktan sonra daha da zor birine dönüşüyor.  </p>



<p>Bunun üzerine Zehra Hanım dayanamayıp resti çeker ve evi terk eder. Anlayacağınız ailenin kadınlarında eyvallahsız olmak genetik! </p>



<p>Bugünlere dair hafızasında kalanları ve babası için şunları söylüyor Müzeyyen Senar: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Kahveciydi. Doktor çantası da vardı, hiç unutmam, ilk dişimi o çekti&#8230;Aynı zamanda bir tür cerrahtı. Yunanlılara bakardı&#8230; Teneke ile altınları vardı. Karıları bitirdi. Sonra sefil oldu. Annem kaçtı, ben de annemi aramaya çıktım&#8230;</em>&#8220;</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">İstanbul&#8217;a Kaçış  </h2>



<p>Müzeyyen&#8217;in müziğe olan tutkusu ve yeteneği şüphesiz ki annesi Zehra Hanım&#8217;dan geliyor. Zaten kendisi de &#8220;<em>Annem söylediğinde bülbüller susardı.</em>&#8221; diyor. Mevlitlerde Kuran, çeşitli kadın etkinliklerinde tef çalan ve şarkılar söyleyen Zehra Hanım Müzeyyen&#8217;i de alırmış yanına hep. Anne-kız beraber söylerlermiş. </p>



<p>Fakat asıl olarak Müzeyyen&#8217;i henüz altı yaşlarındayken şarkı söylemeye iten sebep, aynı yaşlarda tutulduğu kekemelik olmuş. Bir sabah uyandığında kekeleyerek konuşan Müzeyyen şarkı söylediğinde kendisini daha iyi ifade ettiği için, tuz gibi en ufak isteklerini bile şarkıyla dile getiriyormuş. Neyse ki 15 yaşında kekemeliği son bulur. </p>



<p>Annesi gittikten sonra, bir süre babaannesi tarafından bakım verilir Müzeyyen&#8217;e. 12 yaşına geldiğinde daha fazla dayanamaz ve babasından gizlice aldığı para ile İstanbul&#8217;a gelir. Annesini bulur ve teyzesiyle eniştesinin evine yerleşir.  </p>



<p>Burada da annesiyle beraber çeşitli etkinliklere katılmayı sürdürür. Bir süre sonra komşuları tarafından müzik yeteneği keşfedilir. Böylelikle Üsküdar Musiki Cemiyeti&#8217;nde &#8220;meşk&#8221; adı verilen usta-çırak sistemi ile müzik eğitimine başlar. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Radyo Yılları ve Keşfedilme Süreci</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/muzeyyen-senar-1024x576.jpg" alt="müzeyyen senar" class="wp-image-14811" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzeyyen-senar-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzeyyen-senar-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzeyyen-senar-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzeyyen-senar-1536x864.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzeyyen-senar-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzeyyen-senar.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>1933 yılında, daha 15 yaşındayken İstanbul Radyosu&#8217;nda söylemeye başlar Müzeyyen Senar. Tam tamına o günün parası ile beş lira kazanır program başına. Belvü Gazinosu sahibi Dervişzade İbrahim Bey&#8217;in dikkatini çeker radyoda dinlediği ses.  </p>



<p>Bunun üzerine Müzeyyen&#8217;e gazinoda sahne alması için teklif götürür. Müzeyyen yaşı tutmadığı için apar topar Bursa&#8217;ya gider annesiyle. Mahkeme kararı ile yaşı büyültülür.  </p>



<p>Bu sorun çözülse de Müzeyyen&#8217;in bir şartı vardır sahneye çıkmak için, o da tek başına solo yapmaktır. O dönemler saz ekibi önde, şarkıcılar ise arkada yer alır toplu bir şekilde. Sırayla şarkısını söyleyen şarkıcılar ardından tekrar yerlerine geri dönerler.   </p>



<p>Fakat Müzeyyen bu geleneği bozar ve böylelikle gazino hayatında &#8220;solistlik&#8221;  olgusunu başlatan öncü isim olur. Ki yaşının 15 olduğunu düşündüğümüzde, o yaşta ve o dönemde genç bir kadının erkeklerin hakim olduğu bir alanda sözünü dinletmesi gerçekten de hayranlık verici. </p>



<p>Gazinoda sahne alan Senar, ilk taş plağını da bu yıllarda piyasaya sürer. Bu süreçte ünlü bestekâr Selahattin Kaynak ile tanışır. Kaynak, sesinden büyülenir Müzeyyen&#8217;in. Bundan böyle bestelerini onun seslendirmesini ister.  </p>



<p>Onun herkes üzerinde kısa sürede bu denli hayranlık uyandırması, Senar&#8217;ın altını çizdiği gibi güfteleri basit bir seslendirme işinden ziyade adeta yaşıyormuşçasına kendine has yorumuyla harmanlayarak anlatır gibi okumasından kaynaklanıyor.   </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Ben şarkı söylemiyorum, güfteyi anlatıyorum.</em>&#8220;</p>
</blockquote>



<p>Yavaş yavaş sesi tüm yurda yayılan Müzeyyen turnelere çıkmaya başlar. Soyadını boşandıktan sonrasında da kullanmaya devam edeceği Ali Senar ile tanışır Eskişehir&#8217;de. Çift 1935 yılında yaşamlarını birleştirir.     </p>



<h2 class="wp-block-heading">Senar, Mustafa Kemal&#8217;in Huzurunda! </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/Muzeyyen-Senar-1024x576.webp" alt="Müzeyyen Senar" class="wp-image-14812" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Muzeyyen-Senar-1024x576.webp 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Muzeyyen-Senar-300x169.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Muzeyyen-Senar-768x432.webp 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Muzeyyen-Senar-480x270.webp 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Muzeyyen-Senar.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Müzeyyen Senar&#8217;ın namı saraya kadar yayılır. Bu sesin sahibinin kim olduğunu ve bizzat onu dinlemek isteyen Mustafa Kemal sanatçıya haber yollar. Evliliği nedeniyle sahne hayatını geri planda tutan Senar&#8217;ın kapısı çalınır 1937&#8217;de.  </p>



<p>Atatürk&#8217;ün danışmanlarından biri olduğunu söyleyen kişi arabanın kendilerini beklediğini söyler. Apar topar hazırlanan çift saraya yola koyulur. Bugünün hafızasında hep taze kaldığını belirten Senar bu deneyimi bir imtihan olarak yorumlar: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>İmtihanların en büyüğü hem de. Saz ileride, kapıya yakın bir yerde bekliyordu. Tatyos Efendi&#8217;nin hicazkâr şarkısını seçmişti: Mâni oluyor halimi tâkrire hicâbım/ Üzme yetişir üzme firâkınla harabım.</em>&#8221; </p>
</blockquote>



<p>Müzeyyen, Üsküdar Musiki Cemiyeti&#8217;nde öğrendiği ilk şarkılardan biri olduğu için Atatürk&#8217;ün bu seçiminden oldukça mutlu olur, başlar söylemeye. Sabaha kadar Mustafa Kemal ve arkadaşlarına sesiyle eşlik eder.  </p>



<p>Eve döndüklerinde durumdan rahatsız olan eşi Senar&#8217;a şiddet uygulamaya kalkışmış, Senar buna müsaade etmemiş. 2 kez daha Atatürk&#8217;ten davet gelir bu sırada kendisine. Fakat hasta olması nedeniyle kibarca bu davetleri reddeder. Verdiği röportajlarda bu hastalığın fiziksel değil, psikolojik olduğunun altını çizer.  </p>



<p>Geçen zamanın ardından yine kapısı çalınır Müzeyyen&#8217;in, Bursa&#8217;ya Çelik Palas Oteli&#8217;ne davet alır. Bu kez gitme vaktidir! Ve otelde sabaha kadar süren akşam yemeğinde şarkılarını seslendirir. Ertesi gün Bursa Merinos Fabrikası&#8217;nın açılışında sahne alır.   </p>



<p>Bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Sabah olduğunda Ege Vapuru&#8217;na binerler. Şarkıları susmaz&#8230; Vapur Müzeyyen Senar&#8217;ın eşsiz sesiyle yankılanır. Artık dönüş vakti gelmiştir. </p>



<p>Tüm bunlar 1937 yılında gerçekleşir. Atatürk ile son görüşmesi ise takvimler 1938&#8217;i gösterdiğinde olur. Mustafa Kemal hastadır ve dileği Senar&#8217;ın sesinden şarkılar dinlemektir. Müzeyyen bu kez, o zamanların en büyük yatı Savarona&#8217;da söyler şarkılarını. 2 saatin ardından Ata&#8217;nın yanından ayrılır ve bu son görüşmeleri olur.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">Ankara Radyosu, Sahnelere Devam ve Konserler </h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/muzayyen-senar-3.jpg" alt="müzeyyen senar " class="wp-image-14813" width="833" height="468" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzayyen-senar-3.jpg 644w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzayyen-senar-3-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzayyen-senar-3-480x270.jpg 480w" sizes="(max-width: 833px) 100vw, 833px" /></figure>



<p>1940 ve sonrası Müzeyyen Senar&#8217;ın kariyer yaşamının ve özel yaşamının oldukça hareketlendiğini görüyoruz. Ali Senar ile boşanma kararı alan sanatçı sahnelere geri döner. Aynı zamanda müzik eğitimini esas olarak buradaki deneyimiyle tamamladığını söylediği Ankara Radyosu&#8217;nda çalışmaya başlar. Bir yandan da sinema filmlerinde hem sesi hem de görüntüsüyle yer alır.  </p>



<p>İkinci eşi ve iki çocuğunun babası Ercüment Işıl ile tanışır. 1941 yılında Kristal Gazinosu&#8217;nda sahne almaya başlayan Müzeyyen Senar&#8217;ın ikinci evliliği de yolunda gitmez. &#8220;Şarkıcı&#8221; olduğu gerekçesi ile ailesinin eşi tarafından ilişkinin henüz başlangıcında dışlanır. Zor psikolojik süreçlerin içinden geçen sanatçı pencereden atlayarak intihar eder.   </p>



<p>Kısa sürede iyileşen Senar, eşiyle boşandıktan sonra kendisini işe verir. 1947&#8217;de Paris&#8217;te konser verir. Ünü Mısırdan İran&#8217;a, Lübnan&#8217;dan Avrupa&#8217;ya ve nihayetinde 70&#8217;de verdiği konserle Amerika&#8217;ya yayılır.  </p>



<p>70&#8217;li ve 80&#8217;li yıllarla beraber artık televizyonda TRT&#8217;nin programlarında boy göstermeye başlar. 83 yılında sahnelere veda eden Müzeyyen Senar içinde bulunduğu dönemin ruhunu da kaçırmaz. 98 yılında <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?s=sezen+aksu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sezen Aksu</a>, <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sebnem-ferah-anlatmaya-kelimeler-yetse/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Şebnem Ferah</a>, Tarkan gibi birbirinden ünlü isimlerle düet yaptığı <em>Müzeyyen Senar ile Bir Ömre Bedel</em> albümü ile çağını yakalar ve sanatını günceller.        </p>



<h2 class="wp-block-heading">Veda</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/muzayyen-senar-kimdir.webp" alt="Müzeyyen Senar" class="wp-image-14838" width="837" height="471" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzayyen-senar-kimdir.webp 750w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzayyen-senar-kimdir-300x169.webp 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/muzayyen-senar-kimdir-480x270.webp 480w" sizes="(max-width: 837px) 100vw, 837px" /></figure>



<p>2015 yılında, 97 yaşında aramızdan ayrılan Senar, şüphesiz iz bırakan ve ilham veren kadınlardan. Türkiye&#8217;de kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1934 yılında tanındığını düşünülünce, henüz 16 yaşında olan Müzeyyen Senar&#8217;ın tamamen erkeklerin egemenliğinde olan müzik dünyasında kendisine yer edinmesi, söz geçirebilmesi ve herkes tarafından saygıyla anılması oldukça büyüleyici! </p>



<p>Dönemin müzik kültürüne solistlik olgusunu getirmesinin yanı sıra; ilk kez elde mikrofon kullanıp sahneye tamamen hakimiyet kurmasıyla, maskülen bir edayla ettiği danslarla, zaman zaman mikrofon bile kullanmadan ve hiç ara vermeden programlarını sürdürmesiyle ve kadınların pantolonla da sahne alabileceği fikrini akıl etmesiyle klasik &#8220;kadın şarkıcı&#8221; algısını yıkmıştır kendisi. </p>



<p>İyi ki vardın Müzeyyen Senar!</p>



<p>Vasiyetinde, öldükten sonra mezarında çalınmasını istediğini belirttiği Tatyos Efendi&#8217;nin<em> Ehl-i aşkın neşvegâhı kûşe-i meyhânedir</em>&#8216;in sözleri ile sonlandırmak isterim yazımı: </p>



<p><em>Ehl-i aşkın neşvegâhı kûşe-i meyhânedir<br>Sakiya uşşakı dilşad eyleyen peymaedir<br>Güft-ü guy-i âleme aldanma hep efsanedir<br>Sakiya uşşakı dilşad eyleyen peymanedir</em> </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Aşk ehli meyhane köşesinde neşelenir, keyif bulur.</em></p>



<p><em>Âleme, uydurma efsanelere aldanmayasın.</em></p>



<p><em>Âşıkların gönlü bir kadehte mutlu olur.</em>&#8220;</p>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading">Kaynakça </h3>



<p> Serenat İSTANBULLU, Müzeyyen Senar&#8217;ın Hayatı ve Müziksel Çalışmaları, AKÜ AMADER / SAYI 12.</p>



<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="ecbN0CVkyW"><a href="https://www.dergibursa.com.tr/kralicelerin-altin-seslisi-muzeyyen-senar/">Kraliçelerin altın seslisi: Müzeyyen Senar</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Kraliçelerin altın seslisi: Müzeyyen Senar&#8221; &#8212; Dergi Bursa" src="https://www.dergibursa.com.tr/kralicelerin-altin-seslisi-muzeyyen-senar/embed/#?secret=4yLZIQG3aN#?secret=ecbN0CVkyW" data-secret="ecbN0CVkyW" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>



<p>www.roportajlik.com/muzeyyen-senarin-savas-aya-verdigi-roportajlar</p>



<p>https://www.hurriyet.com.tr/keske-muzeyyan-senar-olmasaydim-da-bir-kocayla-bir-omur-gecirseydim-5021446 </p>



<p>https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCzeyyen_Senar </p>



<p>Başrol- 6 Ekim 2019</p>



<p>https://www.haberturk.com/yasam/haber/1043030-ali-esad-goksel-yazilari-eski-istanbul-meyhaneleri-kitabi </p>



<p></p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/muzeyyen-senar-guftelerin-essiz-yorumcusu/">Müzeyyen Senar: Güftelerin Eşsiz Yorumcusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/muzeyyen-senar-guftelerin-essiz-yorumcusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgi Soysal’a Açılan Kapı: Tante Rosa</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2023 21:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınhikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kazankadın]]></category>
		<category><![CDATA[sevgisoysal]]></category>
		<category><![CDATA[tanterosakonusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=3628</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir eser yazarını tanımaya, onun hakkında konuşabilmeye yetmez elbet ama yazarın hayatına açılan kapıyı açmaya yetebilir. Gelin Tante Rosa aracılığıyla bugün Sevgi Soysal'ı hep birlikte analım...</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/">Sevgi Soysal’a Açılan Kapı: Tante Rosa</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sevgi Soysal; <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Tomris_Uyar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tomris Uyar</a>, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Adalet_A%C4%9Fao%C4%9Flu" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Adalet Ağaoğlu</a>, Sevim Burak, Firuzan gibi önemli isimlerle aynı yıllarda yazmaya başlayan, döneminin öne çıkan kadın yazarlarından. Ardında; <em>Tutkulu Perçem, Tante Rosa, Yürümek, Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Şafak, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Barış Adlı Çocuk</em> gibi birbirinden değerli eserler bırakan Soysal, kırk yıllık kısacık ömrüne birçok yaratıcı çalışma sığdırmayı başardı.</p>



<p>Yakın çevresince çokça sevilen, hayat dolu, hazırcevap, üretken, güler yüzlü ve enerjik bir <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın </a>Sevgi Soysal. Yaşam öyküsü de özgün yazın hayatı gibi oldukça hareketli. Gelin bu hikayeye biraz daha yakından bakalım.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-dort-nala-bir-yasam">Dört Nala Bir Yaşam</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-1024x1024.jpg" alt="Sevgi Soysal" class="wp-image-5037" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-1024x1024.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-300x300.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-150x150.jpg 150w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-768x768.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-1536x1536.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-2048x2048.jpg 2048w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/sevgisoysal-480x480.jpg 480w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>30 Eylül 1936 İstanbul doğumlu Sevgi Soysal, aslen Selanikli bir babayla Alman bir annenin, altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyür. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji mezunudur. Soysal, henüz 20 yaşındayken evlenerek eşi Özdemir Nutku ile Almanya&#8217;ya taşınır. Orada Göttingen Üniversitesi’nde arkeoloji ve tiyatro dersleri alır.</p>



<p>Almanya&#8217;da geçen iki yılın ardından Ankara’da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu’nda işe başlar. Aynı zamanda Ankara Radyosu’nda da çalışmaktadır. Bir yandan edebi çalışmaları da başlamıştır. &#8220;<em>Varoluşçuluk</em>&#8221; akımının etkilerini taşıyan birçok öykü ve yazı kaleme alır. Bu yazılar <em>Dost, Yelken, Ataç, Yeditepe ve Değişim</em> gibi döneminin önemli dergilerinde yer bulur. İlk öykü kitabı olan Tutkulu Perçem 1962 yılında edebiyatseverler ile buluşur. </p>



<p>Bu esnada Soysal tiyatroya olan tutkusunu da kaybetmez. 1965&#8217;de <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/yaparsin-sekerim-ilham-veren-bir-belgesel/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Haldun Dormen</a>’in yönettiği <em>“Zafer Madalyası”</em> adlı tiyatro oyununda rol alır. Bu oyunda ikinci eşi olan Başar Sabuncu ile tanışacaktır. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-tutukluluk-oncesi-ve-sonrasi-sevgi-soysal">Tutukluluk Öncesi ve Sonrası Sevgi Soysal</h2>



<p>Bugün kendisinden bolca bahsedeceğimiz <em>Tante Rosa</em>, ilk 1966 yılında <em>Dost </em>dergisinde tefrika edilmeye başlar. Sevgi Soysal toplamda 14 adet öyküden oluşan Rosa&#8217;yı teyzesinden ve büyükannesinden esinlenerek kaleme almıştır. Daha sonra bu öyküler kitap haline gelir ve <em>Tante Rosa</em> Sevgi Soysal’ın yayınlanan ikinci kitabı olur.</p>



<p>1970 yılına gelindiğinde ise Soysal ilk romanına yazar; <em>Yürümek</em>. Eser kadın-erkek ilişkisi ve evlilik teması üzerine kurulmuştur ve TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazanır. Ancak maalesef ki 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesince <em>&#8220;müstehcen&#8221;</em> bulunur. Eserleri toplatılan Sevgi Soysal tutuklanır.  </p>



<p>Yaşadığı bu olumsuz deneyim eserlerinin konularını başka bir yöne çevirmesine sebep olur. Artık ilişkiler yerine daha çok siyasi ağırlıklı yazılar yazar. Ancak tüm eserlerinde kadın yine başroldedir.</p>



<p>1971 yılında Sevgi Soysal Anayasa profesörü olan Mümtaz Sosyal ile evlenir. Mümtaz Soysal o esnada komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle Mamak Cezaevinde tutukludur. Kısa bir süre sonra Sevgi Soysal da ikinci kez tutuklanır. 8 ay süren bu tutukluluk sırasında da <em>Yenişehir’de Bir Öğle Vakti</em> kitabını kaleme alır.</p>



<p>Henüz 39 yaşındayken yakalandığı kanser sebebiyle birçok ameliyat geçirmek zorunda kalır Sevgi Soysal. Bu süreçte en büyük destekçisi eşi Mümtaz Soysal olur. Tedavi amaçlı gitmiş olduğu Londra’da da hastalığına çare bulunamaz. Üzerinde çalıştığı son eseri olan <em>Hoş Geldin Ölüm’ü</em> tamamlayamadan 22 Kasım 1976 yılında Türkiye’de hayata veda eder.</p>



<p>Sevgi Soysal’ın sadece yaşam öyküsü bile çok şey anlatır bizlere. Ancak gerçek Sevgi’yi tanımak için onun birer parçası olan eserlerini yakından incelemek gerekir. Kızı Funda Soysal İletişim yayınlarından çıkan Tante Rosa baskısının önsözünde şöyle der; </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8221;Bu, Sevgi Soysal’ın ilk kitabı değil, ne de en başarılı, en bilinen romanı. Ama Tante Rosa, Sevgi Soysal ile ilk kez buluşacak okura, onu tanıtmak için en doğru kitap olabilir.</em>&#8221;</p>
</blockquote>



<p>Bu önerme oldukça ilgi çekici ve incelemeye değer. Bu sebeple yazının geri kalanında Sevgi Soysal’a biraz daha yakınlaşmak istiyoruz. Bunun için de Tante Rosa’yı detaylıca inceleyeceğiz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-rosa-da-sevgi-soysal-i-aramak">Rosa&#8217;da Sevgi Soysal&#8217;ı Aramak</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="699" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-1024x699.jpg" alt="Sevgi Soysal" class="wp-image-5051" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-1024x699.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-300x205.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-768x524.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa-480x328.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/tanterosa.jpg 1250w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Sevgi Soysal &#8211; Tante Rosa</figcaption></figure>



<p>Daha önceden belirttiğimiz gibi Tante Rosa birbiriyle bağlantılı 14 öyküden oluşmakta. Öyküler kahramanımızın –ki antikahraman demek sanırım daha doğru olur- çocukluğuyla başlar ve ölümüyle son bulur. Bu noktada bir bildungsroman örneği ile karşı karşıya olduğumuzu düşünsek de Sevgi Soysal&#8217;ın Rosa&#8217;sı sonunda o beklenen olgunlaşarma ve bilgeliğe erişemez.</p>



<p>Rosa hayatı boyunca hayaller kurar, hayallerinin peşinden gider ancak sonuç hep hüsrandır. Yaşamı boyunca gösterdiği tüm çabalar başarısızlıkla sonuçlanır. Bir yandan başına gelenlerle üzerken diğer bir yandan da absürtlükleri ile okuyucuyu güldürür Rosa.</p>



<p>Sevgi Soysal bu öyküleri teyzesi ve büyükannesinden esinlenerek yazdığını söyler ve ekler:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;&#8230;aslında Tante Rosa ne büyükannemin, ne de teyzemin yaşantılarını anlatır. O, büyükannemden başlayıp bende biten bir çizgidir. Küçükten bildiğim bir benzeme korkusudur; okuduğum bir mektup; bir iki soluk fotoğraf; anımsadığım bir şarkı; birkaç damla gözyaşı; kendi deneyimlerimde yeniden yakaladığım gülünçlükler; saçmalardır. Çocukluğumda, kabahat işledikçe onun bunun yaptığı benzetmelere duyduğum unutulmuş öfkedir.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-yanlisa-verilen-ad-tante-rosa">&#8220;Yanlışa Verilen Ad&#8221; Tante Rosa</h2>



<p>Kitabımız Rosa’nın henüz on bir yaşındayken at cambazı olmayı hayal etmesiyle başlar. Daha sonra bu hayalinden vazgeçse de içindeki prensesi hiçbir zaman öldürmez. Gönderildiği rahibe okulunda <em>&#8220;arzularına gem vuramayan günahkar&#8221;</em> olarak yaftalanır.  </p>



<p>Rosa buna da aldırmaz çünkü o bir prensestir. <em>&#8220;Prensesler hangi yasayı çiğnerlerse çiğnesinler bir şeycikler olmaz, çünkü bir gün prens atla gelerek prensesi kurtaracaktır.&#8221; </em>Sonuç olarak Rosa, rahibeler okulundan kovulur ve annesinin yanına döner.</p>



<p>Eve dönüşünün ardından yıllar geçer. Planlamadığı bir şekilde hamile kalmıştır, evlenmek zorundadır. İstemeden yaptığı bu evliliğe dayanamayıp hem kocasını hem de çocuklarını terk eder. Bu nedenle Katolik Kilisesi Rosa&#8217;yı aforoz eder.  </p>



<p>Yaşamının geri kalanında dinle olan ilişkisini keser. Hatta öldüğünde öğreniriz ki pasaportunda <em>&#8221;Dinsiz&#8221;</em> olarak kayıtlıdır. Bu kaçış sonrası kendine yeni bir hayat kurar: gazete bayii açar ve yeni bir evlilik yapar. Kocası ölünce de çocuklarıyla mezar bakım işi kurar, o iş de zamanı gelince son bulur. Rosa yine kendini yeni başlangıçlar ararken bulur.</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="h-tante-rosa-hicbir-zaman-aci-cekmedi-denebilir-ama-yasamak-zorunda-olmak-surdurmek-israr-etmek-bu-tante-rosa-demektir"><em>‘‘Tante Rosa hiçbir zaman acı çekmedi denebilir. Ama yaşamak zorunda olmak, sürdürmek, ısrar etmek. Bu Tante Rosa demektir.’’</em></h4>



<p><em>&#8221;Sizlerle Başbaşa&#8221;</em> dergisinde gördüğü bir evlilik ilanının peşinden İngiltere’ye gider. Orada müstehcen bulunduğu için kapı dışarı ederler Rosa&#8217;yı. Döndüğünde evini pansiyona çevirir, o iş de yürümeyince bir tuvalet önünde hem vestiyerlik yapar hem de tuvalet temizlikçiliği. Bu işten sıkılınca istifa eder.  </p>



<p>Yeni işi ilkinden iyi değildir. Genelevde kasaya bakmaya başlar. Burada ise ahlaksızlıkla suçlarlar onu ve yaka paça kovarlar. Bu arada artık yaşlanan, iş bulamayan Rosa bu sefer de kapı kapı gezer, şişe kapağı toplar. Rosa hayatı boyunca hem iş hem eş arar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>“Tante Rosa; iş aramak demektir. Âşık ve koca aramak demektir. Âşık ve koca, âşık ve koca’’</em></p>
</blockquote>



<p>Rosa’nın hayatında değişmeyen tek şey kurduğu hayallerdir. Çocukken prenses olduğunu, şimdiyse düşes olduğunu düşler. Yaşlanan Rosa ardında birçok evlilik, çocuk, iş denemeleri, kazanılan ve kaybedilen savaşlar bırakır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>‘’Rosa ki şu şartlarda da bu şartlarda da yaşar. O Rosa ki acıklı da gülünç de olabilir. O Rosa ki ne bir nokta ne de bir virgüldür. O Rosa ki başkası tarafından verilmiş bir ad, başkası tarafından çektirilmiş acılardır. O Rosa ki beceriksizliklerde ısrardır. O Rosa ki kimseye bir şey öğretemeyip, kimseden bir şey öğrenmeyendir.’’</em></p>
</blockquote>



<p>Rosa’nın ölümü bile toplum değerlerini tiye alır. Uzun bir süre yakınlarına ulaşılamadığı için tabutu birçok yetkili kurum arasında gider gelir. En sonunda yakılan cenazenin külleri, bir vazo içerisinde büfenin üzerine konur. Ancak Rosa’nın kedilerinden biri vazoyu devirir, diğer kedi de bunu fırsat bilerek küllerin üzerine işer. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kitaptan-beyaz-perdeye-rosa">Kitaptan Beyaz Perdeye Rosa</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="641" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou.jpg" alt="Sevgi Soysal" class="wp-image-5053" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou.jpg 1000w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou-300x192.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou-768x492.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/rosailoveyou-480x308.jpg 480w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption class="wp-element-caption">Seni Seviyorum Rosa &#8211; 1992</figcaption></figure>



<p>Oldukça yaratıcı ve döneminin ilerisinde bir dille yazılan Tante Rosa günümüzde Sevgi Soysal’ın en çok ilgi gören eseri olmaya devam ediyor. Bu eser ile Sevgi Soysal’ın muzip, zeki ve özgün yazarlığını gayet net görebiliyoruz. Kitap tüm eleştirilere rağmen döneminde de oldukça ilgiyle karşılanır. Bu ilgi kitabın beyaz perdeye uyarlanmasını sağlar.</p>



<p>1992 yılı yapımlı film &#8220;Seni Seviyorum Rosa&#8221; adı ile gösterime girmiş olup, Rosa karakterini başarılı oyuncu Sumru Yavrucuk canlandırmıştır. Sumru Yavrucuk canlandırdığı bu karakter ile 28. Altın Portakal Film Festivalinde <em>En İyi Kadın Oyuncu</em> ödülüne layık görülmüştür. Aynı zamanda Ertunç Şenkay ise <em>En İyi Görüntü Yönetmeni</em> ödülünü almıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-rosa-dan-bize-kalanlar">Rosa&#8217;dan Bize Kalanlar</h2>



<p>Kitabı genel olarak ele alacak olursak Rosa’nın en büyük şansızlığı kadın olmasıdır belki de. Toplumun ona dayattığı kurallara, sınırlara başkaldırmaya çalışsa da kadın kimliği onun yenilgilerini sanki daha üzücü, daha trajik kılmaktadır. Sevgi Soysal eserinde sadece kadının toplumdaki tekliğini, yalnızlığını ele almaz. Adeta başlı başına bireyin toplum karşısındaki savunmasızlığını da vurguluyor gibidir.</p>



<p>Rosa yaptığı her hareketi, tercihi ile toplum normlarına ters düşmektedir. Aldığı her yenilgiyi <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sisifos-soyleni-uyumsuz-olmak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">aykırı</a>lıklarının bir sonucu sanabilirsiniz. Ancak Rosa buna aldırmadan, yaşamın dayattıklarına başkaldırmaya devam eder. O her düşüşten aynı neşeyle kalkmayı bilir.  </p>



<p>Bu yeni başlangıçlarda ise kendine olan sevgisi ve inancı azalmaz, aksine artarak devam eder. Yine kendine özgü yeni bir yol çizer ve emin adımlarla o yolda ilerler. Toplumun <em>&#8220;elalemin&#8221;</em> sözleri, dışlamaları, yargıları onun için önemli değildir. Kendisi ile ilgili en iyi eleştiriyi de yine kendisi yapar. O hem kendini motive eder, hem de yerden yere vurur.</p>



<p>İnsanların <em>&#8221;</em>aykırılık<em>&#8221; </em>olarak nitelediği şeyler Rosa için gayet olağan şeylerdir. Ne iş hayatında ne de evliliklerinde istikrarlı olabilmiştir. Ama yine de aşkı da parayı da aramaya devam eder. Yürümediğini gördüğü anda işini, evliliğini, hatta çocuklarını bile arkasında bırakabilir.</p>



<p>Yayınlandığı dönemde Türkiye’de <em>&#8221;toplum değerlerine yabancı&#8221;</em> eleştirisi alma sebeplerinden biri de budur belki de. Tante Rosa’nın öyküleri Almanya’da geçer ve o dönemki Türkiye için oldukça modern bir bakış açısı ile yazmıştır Sevgi Soysal.  </p>



<p>Bir kadının eşini, çocuklarını arkasında bırakarak kendine yeni bir hayat kurma fikri aykırı bulunmuştur. Eserin toplumumuza yabancı kaldığı, değerlerimizi yansıtmadığı konusunda döneminde çokça eleştirilmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-sevgi-soysal-mi-rosa-mi-demeli">Sevgi Soysal mı, Rosa mı Demeli?</h2>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="326" height="426" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/05/soysal.jpg" alt="Sevgi Soysal" class="wp-image-5057" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/soysal.jpg 326w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/05/soysal-230x300.jpg 230w" sizes="(max-width: 326px) 100vw, 326px" /></figure>



<p>Ancak eserin günümüze artan bir ilgiyle ulaşmış olması Sevgi Soysal&#8217;ın ne kadar ilerici bir dil kullandığının en büyük kanıtıdır. Funda Soysal’ın belirttiği gibi <em>&#8221;Gerçekte, kadına böyle bir yaşam alanı tanımayan bir toplum için Tante Rosa, Alman olduğu için değil, özgürlüğünü sahiplenen bir kadın olduğu için yabancıdır.</em>&#8221;</p>



<p>Hem filmi hem de kitabı ile Rosa ile Sevgi Soysal, sizi toplumsal dayatmalara kulak asmadan kendi kalbinizden geçenleri yaşamaya davet ediyor. Bu davete elbette icabet etmek zorunda değilsiniz. Elbette Rosa&#8217;nın hatalarını, kayıplarını, kendince doğrularını, yanlışlarını da benimseyecek değilsiniz.  </p>



<p>Ancak şu hayatta yenileceksek de kadın kimliğimizden dolayı değil, aksine kadın kimliğimizi ve özgür irademizi sahiplenerek yenilmek çok daha şiirsel olmaz mıydı?</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>‘‘Biz unutmak için, kaçmak için soyunanlardandık, kaçmak için. Oysa hatırlamak için soyunulur, hatırlamak için, yüzyıllardan beri unutulanları hatırlamak için. Neyin olmadığını, neyin olamayacağını, hatırlamak için, yeniden başlamaya gücü olmak için, seçim yapmak için, seçim yapabilecek açıklığa kavuşabilmek için. Hayır demek için, evet demek için, başkaldırmak için, yakıp yıkmak için, barış için soyunulur, soyunulur.’’</em></p>
</blockquote>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/">Sevgi Soysal’a Açılan Kapı: Tante Rosa</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sevgi-soysala-acilan-kapi-tante-rosa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selda Bağcan: Müziğin Aykırı Tonu</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/selda-bagcan/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/selda-bagcan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Kurtuluş Bilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2023 21:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[ilhamverenkadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[seldabağcan]]></category>
		<category><![CDATA[seldabağcanbiyografi]]></category>
		<category><![CDATA[seldabağcankimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=14572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hangimiz Selda Bağcan şarkılarını bilmeyiz ki... Bilmesek bile mutlaka  eşsiz sesiyle yorumladığı bir şarkısı çalmıştır bir yerlerde. Hadi gelin, Selda Bağcan konuşuyoruz bu yazıda!   </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/selda-bagcan/">Selda Bağcan: Müziğin Aykırı Tonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Selda Bağcan&#8230;!  </p>



<p>&#8220;Kadın köşemizde olmazsa olmaz&#8221; dediğimiz isimlerden biri kendisi. E malum sesi kadar karakteri de güçlü bir kadın Selda Bağcan. Haksızlara karşı dik duruşu ve boyun eğmeyen yapısıyla tanıyoruz kendisini.  </p>



<p>Eşsiz sesi ve özgün besteleriyle yeniden hayat verdiği türkülerle ortak acılarımıza ve isyan çığlıklarımıza korkusuzca tercüman oluyor sanatçı:  &#8220;Adaletin Bu mu Dünya&#8221;, &#8220;Ah Yalan Dünya&#8221;, &#8220;Yürüyorum Dikenlerin Üstünde&#8221;, &#8220;Uğurlar Olsun&#8221;, &#8220;Öyle Bir Yerdeyim ki&#8221;, &#8220;İnce İnce Bir Kar Yağar&#8221;, &#8220;Sarı Saçlım Mavi Gözlüm&#8221;, &#8220;Yuh Yuh&#8221;&#8230;.</p>



<p>Artık biliyorsunuz ki <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/kadin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kadın</a> köşemizde yaşamıyla, işiyle, duruşuyla tüm kadınlara <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/ilham-veren-kadinlar-ve-hikayeleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ilham veren</a> isimlere yer veriyoruz. Bu anlamda Selda Bağcan nokta atışı olsa gerek. Henüz 70&#8217;li yıllarda elinde gitarıyla protest müzik yapan bir kadından söz ediyoruz neticede. İşte, belki de onu döneminin kadın sanatçılarından ayıran -sesi dışında- seçmiş olduğu müzik türüydü.  </p>



<p>Bağcan&#8217;ın sonralarında başına işler açacak, protest tarzla müzik dünyasına atılmayı tercih etmesi, hepimizin kabul edeceği gibi oldukça riskli ve cüretkâr bir davranış aslında. Bu tespit, 70&#8217;li ve 80&#8217;li yılların siyasi havasını düşününce kulağa daha anlamlı geliyor. </p>



<p>Lafı çok da uzatmaya gerek yok sanki. Gelin, kendisinin duygulandıran ve bir o kadar gururlandıran hikâyesine göz atalım.      </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-bagcan-ailesi">Bağcan Ailesi </h2>



<p>Tam adıyla Havva Selda Bağcan, 1948 yılında Muğla&#8217;da yaşama açıyor gözlerini. Annesi Fevziye Hanım öğretmen, babası Selim Bey ise veteriner hekim. Selda, çiftin dört çocuğu arasında en küçüğü ve tek kız çocuğu. Ebeveynlerin hizmetleri nedeniyle 10 yaşına kadar Van&#8217;da yaşıyor Bağcan ailesi.  </p>



<p>Selda&#8217;nın gitarla tanışması da bu yıllara dayanıyor. Böyle olsa da ilk tanıştığı müzik aleti mandolin. &#8220;Bu müzik aşkı nereden geliyor?&#8221; diye soracak olursanız, birçok ünlü isimde olduğu gibi Selda&#8217;nın da ailesinden geliyor, yani genetik! </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">&#8220;<em>Babam çok iyi bir müzisyendi aynı zamanda. Bütün enstrümanları çalardı. Ben küçükken okullarda mandolin meşhurdu. Babam bana mandolin öğretti notalarla. Daha ilkokula gitmeden mandolin öğrendim, notalı bir şekilde üstelik</em>.&#8221;     </p>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-muzik-ile-ic-ice-bir-aile">Müzik ile İç İçe Bir Aile  </h3>



<figure class="wp-block-image aligncenter size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-kimdir.jpg" alt="selda bağcan kimdir" class="wp-image-14603" width="673" height="374" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-kimdir.jpg 560w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-kimdir-300x167.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-kimdir-480x267.jpg 480w" sizes="(max-width: 673px) 100vw, 673px" /></figure>



<p>Ailede bu genetiği üstlenen yalnızca Selda Bağcan değil tabii. Aynı zamanda abileri de müzisyen olarak çeşitli mekanlar da sahneler almışlar. 70&#8217;li yılların meşhur mekanı, Van Gogh adlı kulüpte sahne alan kardeşler en sonunda kendi mekânlarını açmaya karar vermişler. </p>



<p>Bu kararın ardından Van Gogh&#8217;a karşılık Beethoven adlı bir kulüp açmışlar. Bu sırada Selda 22 yaşında. Aynı zamanda Ankara Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümü&#8217;nde öğrenci. Müzik, öğrencilik yaşamında da kendisine eşlik ediyor. Müzik hayatına başlaması da abilerinin açtığı kulüp ile oluyor aslında: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Bir sürü sanatçı geldi oraya. Yıl 1970. Barış Manço, Cem Karaca, Esin Afşar, Fikret Kızılok&#8230; Türkiye&#8217;nin bütün ünlüleri geldi orada çaldı, söyledi. Ve ben kulüp sahiplerinin kız kardeşleri olarak, onların üstünde sahneye çıkıyordum. Hem de gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızdım. Onlar gidiyor, ben sahnede oturup şarkı söyleyen bir kız&#8230; Millet şok tabii. Sanat hayatıma böyle başladım diyebilirim</em>.&#8221;  </p>
</blockquote>



<p>Aynı süreçte Türk halk müziği ile tanışıyor Bağcan. Çünkü kendisi daha öncelerinde ne halk müziği ne de sanat müziği dinlemiş. Öyle ki <em>The Beatles</em>,<em> The Rolling Stones</em>, <em>The Animals</em> dinleyen genç bir kadın kendisi. Ne zaman ki Ankara radyosunda halk müziği ile tanışıyor, adeta vuruluyor ve bundan sonrasında sesiyle bu tarza hayat veriyor. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Şöyle, ben 20 yaşına kadar hiç Türk müziği dinlemezdim. Ne halk müziği, ne sanat müziği. Hiç. Biz hep Batı müziği dinlerdik.  </em></p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Daha sonra halk müziğine merak sardım, 20&#8217;li yaşlarda. 68 kuşağının verdiği heyecanla. </em></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Bireysel Müzik Kariyeri </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/Selda-Bagcan-1-1024x682.jpg" alt="Selda Bağcan " class="wp-image-14604" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Selda-Bagcan-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Selda-Bagcan-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Selda-Bagcan-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Selda-Bagcan-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Selda-Bagcan-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/Selda-Bagcan-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yıl 1971. Plak yapmak için İstanbul&#8217;a gelen Bağcan her seferinde reddediliyor ve bunun üzerine espri bir dille &#8220;<em>kimse beni beğenmedi.</em>&#8221; diyor.  </p>



<p>Ardından  TRT&#8217;de güçlü bir isim olan ve reklam şirketi sahibi Türkan Poyraz&#8217;ın stüdyosunda şarkılarını kayda almaya başlıyor. Bu sırada, hapishanelerle ilgili bir program yayınlanıyor TRT&#8217;de. Rica üzerine, Bağcan <em>Mapushanelere Güneş Doğmuyor</em> adlı parçayı seslendiriyor.  </p>



<p>Programın her bölümünde kendisinin sesinden bu parça çalıyor. Aynı zamanda Zelda adıyla kendisinden habersiz bir plak çıkıyor. Herkes bu sesin sahibinin kim olduğunu merak ediyor. Aynı dönemde Deniz Gezmişler hapishanede. Sanılıyor ki, Gezmiş&#8217;e aşık bir kadın onun için söylüyor bu şarkıyı.  </p>



<p>Bu olayın üstüne, ilerleyen süreçte Selda Bağcan&#8217;ın Gezmiş ile aşk yaşıyor olduğuna dair iddialar atılıyor ortaya. Merak ettiyseniz hemen söylemeliyim ki, bu durumun bir gerçeklik payı yok.  </p>



<p>76 yılında yorumladığı &#8220;Yaz Gazeteci Yaz&#8221; ile tüm dikkatleri üstüne çekmeyi başarıyor Selda Bağcan. Bir kadın olarak rock tarzda coverladığı türkülerle, Barış Mançoların ve Cem Karacaların egemen olduğu bu türe bir kadın olarak meydan okuyor.  </p>



<p>Aynı zamanda, bu şarkının bir özelliği var ki Selda Bağcan son kupleye ülkenin gündemine göre her seferinde yeni bir yorum katıyor. En son Gezi&#8217;de yorum kattığı haliyle dizeler şöyle: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Şöhretten bunalmış dilleri yazma</em></p>



<p><em>Kendi bahçendeki gülleri yazma </em></p>



<p><em>Haksız yere genç öldüren elleri yazma</em></p>



<p><em>Gezi de can veren yiğitleri de yaz </em>  </p>
</blockquote>



<p>Abileri her ne kadar bu süreçte kendisine Batı müziği yapması yönünde tavsiyeler vermiş olsalar da Selda Bağcan bildiğinden şaşmıyor ve peşin sıra albümlerini piyasaya sürmeye devam ediyor. Fakat 12 Eylül gelir çatar. <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/gulsat-aygen-ilham-veren-dil-bilimci/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Birçok isim</a> gibi Selda Bağcan da  nasibini alır dönemin siyasi gelişmelerinden! </p>



<h2 class="wp-block-heading">&#8220;<em>Özellikle sol kesim korktu benden.</em>&#8221;   </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-2-1024x576.jpg" alt="selda bağcan
" class="wp-image-14605" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-2-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-2-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-2-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-2-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-2.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Aslında belli bir süre Bağcan şarkıları zaten herkese ulaşmıyor. 72&#8217;den 79 yılına değin TRT&#8217;de yasaklı sanatçılardan kendisi. 78 yılında Hasan Hüseyin Korkmazgil&#8217;in şiiri <em>Koçero</em>&#8216;yu besteler sanatçı. Şarkı Almanya&#8217;da yayınlanır ve çok sevilir. Takvimler 1981&#8217;i gösterdiğinde ise korsan kasetlerle Türkiye&#8217;ye getirilir.   </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Kocunmayın güzel beyler, hanımlar</em><br><em>Alınıp incinmeyin</em><br><em>Patron gazetelerinde yüksek bir tirajdır koçero</em><br><em>Hükümet programında bir nakliyekün</em><br><em>Kapitalist dış basında Nobellik roman</em><br><em>Politik sürtüşmelerde bir yılan hikâyesi</em></p>
</blockquote>



<p>Kulaktan kulağa yayılan ve çok sevilen bu şarkı Selda Bağcan&#8217;ın evinden alınıp Metris&#8217;e götürülmesiyle sonuçlanır. Anlaşıldığı gibi, başka hiçbir nedeni yoktur hapishaneye götürülmesinin.  </p>



<p>Albümleri ile ünü Türkiye&#8217;yi aşan Selda Bağcan gibi bir sanatçının, şarkısı nedeniyle hapishaneye atılması dünya basınında büyük bir yankı uyandırır.  Üç yılın ardından bu kez de <em>Kaldı Kaldı</em> türküsü nedeniyle tekrardan cezaevine gönderilir.  </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Kaldı kaldı dünya kaldı</em><br><em>Sanki Süleyman&#8217;a kaldı</em><br><em>Dedim bir gün hesap sorar</em><br><em>Bu millet hakkını arar</em><br><em>Yalancılık neye yarar</em></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Dünya Radyoları Çalıyor!: <em>Türk Köylüsü </em> </h2>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Türk Köylüsü (Selda Bağcan)" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/1MO3CE3cGrw?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Tam tamına yedi ayrı mahkemede 9 sene boyunca yargılanır Selda Bağcan. 1982&#8217;den 1987 yılına kadar pasaportuna el konulur.<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Peter_Gabriel" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Peter Gabriel </a>tarafından desteklenen, Womad Vakfı tarafından düzenlenen Dünya Dans ve Müzik Festivali&#8217;ne davet edilir. Fakat pasaportu olmadığı için festivale katılamaz.  </p>



<p>Buna rağmen, festivalde Nazım Hikmet&#8217;in şiiri olan ve uzun hava tarzında bestelediği <em>Türk Köylüsü</em> adlı parçasına yer verilir. Bütün dünya radyolarında yankılanır <em>Türk Köylüsü</em>. Böylelikle peşin sıra dünyanın çeşitli ülkelerinden davetler almaya başlar.  </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Ben türkülerle meşhur oldum dünyada</em>.&#8221; </p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Durmak Bilmeyen Yükseliş&#8230;</h2>



<p>Artık tüm dünyaya sesini kanıtlamış olan Bağcan&#8217;ın esas yükselişi 90&#8217;lı yıllarda gerçekleşir. Bu anlamda, durmak bilmeyen bir yükseliş hikâyesi onunki&#8230; Aynı vakfın çabaları sayesinde pasaportunu geri alır. 87 yılında Londra&#8217;da düzenlenen festivallerde boy gösteren sanatçı, 88 yılında Batı Avrupa&#8217;da bir dizi konser verir.  </p>



<p>Tabii ülkesini unutmuş değildir! 89&#8217;dan 90 yılına kadar Türkiye&#8217;nin çeşitli şehirlerinde halka açık konserler verir. Halkla temasını hiçbir zaman elden bırakmaz. Ardından; Hollanda, Yugoslavya, İsrail, Danimarka&#8230; derken tüm dünyaya açılır. 92&#8217;de aynı adlı albümün içinde yer alan<em> Ziller ve İpler</em> parçası ile dinleyenleri kendine hayran bırakmaya devam eder ve ününe ün katar.   </p>



<h2 class="wp-block-heading">Günümüzde Selda Bağcan</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-3-1024x576.jpg" alt="selda bağcan" class="wp-image-14606" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-3-1024x576.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-3-300x169.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-3-768x432.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-3-1536x864.jpg 1536w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-3-480x270.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2023/01/selda-bagcan-3.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Bugün, dünyanın en büyük festivallerinde Selda Bağcan şarkıları çalıyor. Türkçe bilen bilmeyen, genci yaşlısı herkesin dilinde onun şarkıları var. Aynı zamanda Türkiye&#8217;de ve dünyada birçok ünlü DJ tarafından şarkıları coverlandı ve coverlanmaya da devam ediyor.  </p>



<p>Bunlardan en bilinenleri arasında, Amerikalı rapçi Mos Def yer alıyor. Ünlü rapçi <em>Supermagic</em> adlı parçasında, Bağcan&#8217;ın yorumladığı <em>İnce İnce Bir Kar Yağar</em> türküsünü kullandı. Aynı türkü Amerika menşeli bir oyun şirketinin <em>Skate 2</em> oyununda da yer aldı.  &nbsp;  </p>



<p>Mayıs 2015&#8217;te ise Yüzüklerin Efendisi&#8217;nin Frodo&#8217;su Elijah Wood&#8217;un Selda Bağcan ile pozu Türkiye&#8217;nin gündemine oturdu. Wood, Selda Bağcan&#8217;ın büyük bir hayranı olarak Mayıs 2015&#8217;te düzenlenen İstanbul Ekşi Fest konserine katıldı. </p>



<p>Tüm bunların yanı sıra, Bağcan İspanya’nın en büyük kentlerinden Barcelona&#8217;da  düzenlenen Primavera Sound 2016’da sahneye çıktı. Festivale katılan İspanyol gençler &#8220;Yuh Yuh&#8221; şarkısında Bağcan&#8217;a halaylarla eşlik ettiler.   </p>



<p>İşte, Türkiye&#8217;den dünyaya uzanan bir başarı hikâyesi Selda Bağcan&#8217;ınki. Üstelik, üzerine ödenen bedellerle dolu bir hikâye. Bilirsiniz, halk kahramanlarının süper bir gücü vardır, bu gücü de halkın iyiliği için kullanırlar.  </p>



<p>İşte, Selda Bağcan&#8217;ın süper gücü eşi benzeri olmayan sesi, sesiyle toplumsal sorunlar dile getirip siyasi eleştirilere korkusuzca yer vermesi de halkın iyiliğine&#8230; </p>



<p>Bu açıdan, kendisi tam olarak bir halk kahramanı!  </p>



<p>Ama bu kahraman alışılagelmişin dışında; BİR KADIN VE SİLAHI İSE SANATI!  </p>



<h3 class="wp-block-heading">Kaynakça  </h3>



<p>https://www.redbull.com/tr-tr/selda-bagcan-ile-ozel-roportaj</p>



<p class="wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio">www.youtube.com/watch?v=mEaWK_3CpeE </p>



<p>https://tr.wikipedia.org/wiki/Selda_Ba%C4%9Fcan </p>



<p>https://bantmag.com/dergi/no-34/selda-bagcan-ve-gaye-su-akyol-en-buyuk-selda-baska-buyuk-yok/</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/selda-bagcan/">Selda Bağcan: Müziğin Aykırı Tonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/selda-bagcan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şebnem Ferah: Anlatmaya &#8220;Kelimeler Yetse&#8221;</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/sebnem-ferah-anlatmaya-kelimeler-yetse/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/sebnem-ferah-anlatmaya-kelimeler-yetse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Benan Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2023 06:06:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[şebnemferah]]></category>
		<category><![CDATA[şebnemferahbiyografi]]></category>
		<category><![CDATA[şebnemferahkimdir]]></category>
		<category><![CDATA[şebnemferakbiyorgrafi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=14279</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe rock müziğin kraliçesi Şebnem Ferah'ı kaynattık bu kez Kazan Kadın'da! </p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sebnem-ferah-anlatmaya-kelimeler-yetse/">Şebnem Ferah: Anlatmaya &#8220;Kelimeler Yetse&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şebnem Ferah ile kadın köşemiz devam ediyor&#8230; </p>



<p>Herkesin en akılda kalan aşk hikâyelerinde, arka planda mutlaka şarkı söylemiş bir kadın sanatçımızdan bahsedeceğim bugün sizlere. Ülkemizin efsanelerinden, Rock müziğin güçlü sesi Şebnem Ferah&#8230; </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-muzikle-tanisma-evdeki-enstrumanlar-kiz-grubu-hayali">Müzikle Tanışma: Evdeki Enstrümanlar &amp; Kız Grubu Hayali</h2>



<p>1972 yılının 12 Nisan&#8217;ında Yalova&#8217;da gözlerini dünyaya açıyor Şebnem Ferah. Üsküp&#8217;ten Yalova&#8217;ya göç etmiş ailesinin en küçük çocuğu&#8230; Müzikle tanışma, kaynaşma süreci henüz küçüklüğünde başlıyor; 5-6 yaşlarında. Bunda ebeveynlerinin rolü ise büyük. Evlerindeki müzik ve enstrüman dolu ortamda pişen ve ilkokulda mandolin ile solfej dersleri alan Şebnem Ferah, okulunun orkestrasında solistlik yapıyor.  </p>



<p>Liseyi Bursa&#8217;da yatılı olarak okuyan sanatçı için bu dönem, ayaklarının üzerinde durması ve bireyselliği adına geliştirici bir deneyim oluyor. Lisede müzikle ne şekilde ilişki kuruyor peki? Lise yıllarında &#8220;Pegasus&#8221; adındaki müzik grubuyla çalışan Ferah&#8217;ın zihnindeki asıl hedef ise bir kız grubu kurmak. Bahsettiğimiz yıllar 80&#8217;ler; bir kız grubu kurma hayali kim bilir nasıl heyecan vericidir. Hele ki o zamanlarda kız grupları popülerken, yükselişteyken.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-hayal-gercek-olurken-sebnem-ferah-volvox-ile-sahnede">Hayal Gerçek Olurken: Şebnem Ferah, Volvox ile Sahnede </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1024x682.jpg" alt="Şebnem Ferah" class="wp-image-14317" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>80&#8217;lerin ortalarına geldiğimizde, Bursa&#8217;da, yani Şebnem Ferah&#8217;ın liseyi okuduğu şehirde bir stüdyo açılıyor. Ferah, bu stüdyo aracılığıyla Sedat Yıldırım Sarıca ile tanışıyor. 1988&#8217;e geldiğimizde ise hayaline dört elle sarılmış bir genç kızla karşılaşıyoruz: &#8220;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Volvox_(m%C3%BCzik_grubu)" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Volvox</a>&#8221; adındaki hard-rock kız grubu nihayet kuruluyor.  </p>



<p>Grubun üyeleri Şebnem Ferah, Duygu Karpuz, Ebru Bank, Gül Ağırca, Buket Doran ve 1992 yılında gruba dahil olan Özlem Tekin. Şebnem Ferah elektro gitar ve vokalde, Duygu Karpuz gitarda, Ebru Bank (Eroğlu) bas gitarda, Gül Ağırca davulda ve Özlem Tekin klavye ile geri vokalde&#8230; Ebru Bank&#8217;ın gruptan ayrılması ile kendisinin yerine Buket Doran geçiyor ve Doran, bas gitar çalıp geri vokalde gruba ses veriyor. </p>



<p class="has-text-align-left">Rock&#8217;ın o dönemler kötü algılanıyor oluşunun yanında Volvox, insanlara bu müzik türünün temiz yönlerini göstermeye çalışıyor. Bir yandan da toplumu eğitmek anlamına geliyor bu. Rock gibi erkek egemen bir alanda ayrımcılıkların karşısında duran kadın rockçılar, Şebnem Ferah&#8217;ın tabiriyle &#8220;feleğin çemberinden&#8221; geçiyor. Rock! dergisine konuşan sanatçı, o zamanları şöyle anlatıyor: </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><em><strong>“Orası pavyon mu, rock bar mı onun bile farkında değiller. Orada kendi isteğinizle bulunup bulunmadığınız umurlarında değil. Sonuçta biz ne olup bittiğini anlamak için emniyet müdürlüğüne gittik. Bize içkili yerlerde çalışma izni veren bir kart vermek istediler; yani konsomatrislere verilen bir şey. İleride benim sicilim incelendiğinde ‘Bu kadının vesikası varmış’ denecek. Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz.”</strong></em></p>



<p>Üniversiteyi Orta Doğu Teknik Üniversitesi&#8217;nde (ODTÜ) Ekonomi bölümünde okumaya başlayan Şebnem Ferah, ikinci yılında müziğe daha çok zaman ayırabilmek adına okulu arkasında bırakarak İstanbul&#8217;a geliyor. Bu, kendisi için cesaret isteyen bir adım aslında.  </p>



<p>Yaşamındaki öncelikleri belirlediği bu sancılı dönemde İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydını yaptırıyor genç Şebnem. Bu dönemde Volvox, Türk punk-metal grubu<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Dr._Skull" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Dr. Skull&#8217;un</a> emeklilik konserinde ön grup olarak sahne alıyor. Bu, Volvox ve elbette Şebnem Ferah için şahane bir mutluluk ve gurur kaynağı.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-her-son-bir-baslangic-degil-midir"><em>Her son, bir başlangıç değil midir?</em> </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1-1024x682.jpg" alt="şebnem ferah" class="wp-image-14319" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Ne yazık ki Volvox üyeleri 1994 yılında birbirleriyle yollarını ayırma kararı veriyorlar. Bu durumda Şebnem Ferah&#8217;ın ne düşündüğünü veya ne hissettiğini bilemiyoruz. Düşlerine kavuşmasının ardından grubun dağılması elbette üzücü olsa gerek. Ancak bir yandan da Şebnem Ferah, bireysel müzik çalışmalarına bu şekilde ilk adımlarını atıyor.  </p>



<p>Böylelikle bireysel çalışma yolculuğu, ona <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/sezen-aksu-dengemi-bozmayiniz/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sezen Aksu</a> ve Onno Tunç gibi isimlerle tanışacağı harika tesadüfler getiriyor. Hatta bu harika tesadüfler ile Şebnem Ferah, müzik kariyerinde yepyeni bir evreye geçiş yapıyor. Bu arada, <em>her son, bir başlangıç değil midir?</em></p>



<p>Yıl 1996&#8230; Takvimler ise kasım ayının 15&#8217;ini gösteriyor. Şebnem Ferah, ilk albümü <em>&#8220;Kadın&#8221;</em>ı omuzlarında Sezen Aksu ve Onno Tunç&#8217;un elleriyle, onların destekleriyle Raks Müzik&#8217;ten çıkarıyor. İlk albümünde İskender Paydaş, Tarkan Gözübüyük ve Demir Demirkan gibi sanatçılarla çalışan Şebnem Ferah, <em>&#8220;Vazgeçtim Dünyadan&#8221;</em> parçasına da klip çekiyor. Sonrasında <em>&#8220;Yağmurlar&#8221;</em>, <em>&#8220;Bu Aşk Fazla Sana&#8221;</em>, <em>&#8220;Fırtına&#8221;</em> gibi, şu anda adeta klasikleşmiş şarkılarına klip çekme kararı veriyor. </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size">&#8220;<strong><em>Beni sevmezsen, yağmurları sev.<br>Bulutlar ağlasın, sen gül güneş doğsun yeniden.<br>Gidiyorum, gözüm yaşlı.<br>Hatıran har yüreğime.<br>Sen sev yağmurları!<br>Yağmurlar yağsın üzerime!</em></strong>&#8220;</p>



<p>Kaset ve CD&#8217;leri ile, videoları ile uzun süre çokça dinlenen albüm, büyük başarıya ulaşıyor. Albümün çıkmasından bir yıl kadar sonra Şebnem Ferah, ilk solo konserini İzmir&#8217;de, Ege Üniversitesi&#8217;nde 6000 kişilik bir kalabalığa veriyor. Ardından ülkemizin diğer şehirlerinde konserler, bar programları geliyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-kisa-bir-aradan-sonra-artik-kisa-cumleler-kuruyorum">Kısa Bir Aradan Sonra: &#8220;Artık Kısa Cümleler Kuruyorum&#8221; </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-2-1024x682.jpg" alt="şebnem ferah" class="wp-image-14321" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-2-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-2-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-2-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-2-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>1998 yılında ablası Aycan Ferah&#8217;ı yitirmesi ile zor zamanlar geçiren sanatçı, iki buçuk yıllık bir süreçte müziğe ara veriyor. Ardından 1999&#8217;un 30 Haziran&#8217;ında ise ikinci solo albümü <em>&#8220;Artık Kısa Cümleler Kuruyorum&#8221;</em> ile piyasaya damgasını vuruyor.<em> &#8220;Oyunlar&#8221;</em>, <em>&#8220;Ay&#8221;</em>, <em>&#8220;Bugün&#8221; </em>gibi parçalarıyla, kızıl saçları ve kakülleriyle akılda kalıyor Ferah. Bu albümün teması,<em> &#8220;ölüm&#8221;</em>. &#8220;Bugün&#8221; şarkısını ise ablasına yazıyor ve yine, albümün tamamını rahmetli ablası Aycan Ferah&#8217;a ithaf ediyor Şebnem Ferah. </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><strong><em>&#8220;Bugün resmine dokundum ben.<br>Öptüm yine, yine.<br>Zaman ağır ol, henüz erken;<br>Demek için güle güle.<br>Sesini özledim,<br>Özledim çok.<br>Haberim yok,<br>Durmuş dünya, niye?<br>Seninle birlikte kaybolanları,<br>Arıyorum başka şeylerde.<br>Aşk şarkısı değil bu.<br>Geldi içimden.<br>Gülümse bir kez benim için eğer duyuyorsan&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-aciyi-sanata-donusturerek-iyilesmek">Acıyı Sanata Dönüştürerek İyileşmek </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-4-1024x682.jpg" alt="şebnem ferah" class="wp-image-14326" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-4-1024x682.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-4-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-4-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-4-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-4-480x320.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/sebnem-ferah-4.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>2001&#8217;de <em>&#8220;Perdeler&#8221;</em>, 2003&#8217;te <em>&#8220;Kelimeler Yetse&#8221;</em>, 2005&#8217;te<em> &#8220;Can Kırıkları&#8221;</em>, 2009&#8217;da <em>&#8220;Benim Adım Orman&#8221;</em>, 2013&#8217;te <em>&#8220;Od&#8221;</em> ve 2018&#8217;de <em>&#8220;Parmak İzi&#8221;</em> albümleri ile ülkemizin Rock kraliçesi oluyor Şebnem Ferah. </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><strong><em>“Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin.<br>Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin.<br>Uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin.<br>Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin.”</em></strong></p>



<p>Ne yazık ki 17 Ağustos 1999 Depremi&#8217;nde babası Ali Ferah&#8217;ı, 2011 yılında annesi İfadet Ferah&#8217;ı kaybeden sanatçı, büyük aşkı müziğe daha sıkı sarılarak yaşamını devam ettiriyor. </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><strong><em>&#8220;Bunlar hepimizin yaşadığı ya da yaşayacağı şeyler. Ölümleri kabullenmek elbette kolay değil, çok kısaca anlatılabilecek bir konu da değil. Ancak hayatın parçası. İnsan her gün bir şeyler öğreniyor ve hayatın öyle garip bir dengesi var ki siz isteseniz de, istemeseniz de devam ediyor. Ve daha çok güçleniyorsunuz. Kırılganlığa gelince; ben zaten kırılganlığın sonradan ortaya çıkan bir şey olduğuna inanmam, belki bazı faktörler sebebiyle artıyordur; ama bence herkes biraz kırılgandır, herkes biraz hassastır.&#8221;</em></strong></p>



<p>3 oktav güçlü sesi, kendine has tarzı, duruşu ile müzik piyasasının adeta tozunu attırıyor. 9 albüm, 4 tekli, 19 ödül, 15 turne ile müziğe tutkun bir sanatçı o. Üstelik acılarını sanata dönüştürerek kendini iyileştiren karakteriyle hem asiliğin hem de haykırışın sembolü.  </p>



<p>Örneğin, kulağımızda kulaklıklarımızla kendimizi yatağın üzerine bırakırken sesini duyduğumuz, bir yandan yüreğimizdeki o özel insanları düşündüğümüz&#8230; Başka bir deyişle genç yaşlardaki yoğun hisli, acı veren, akılda kalıcı aşkların öyküsüne dokunmuş bir isim.</p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><strong><em>“Çok düştüm yaralandım ama sarıldım hayata.<br>Ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler.<br>Her yerimden çektiler beni beklettiler.<br>Dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan.<br>Her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler.&#8221;</em></strong></p>



<h2 class="has-text-align-left has-medium-font-size wp-block-heading" id="h-benim-yaratmaya-calistigim-dunya-cinsiyetlerin-ikinci-ucuncu-planda-oldugu-insanlarin-bakis-acilarinin-on-planda-oldugu-bir-dunya"><em>&#8220;Benim yaratmaya çalıştığım dünya, cinsiyetlerin ikinci-üçüncü planda olduğu, insanların bakış açılarının ön planda olduğu bir dünya&#8221;</em></h2>



<p>Konumuz Şebnem Ferah&#8217;ın kadın mücadelesine olan desteğine, bu konudaki düşüncelerine geliyor yavaş yavaş. Gencecik yaşında bir rockçı görüntüsü ile toplumun karşısına çıkan sanatçı, o zamanlarda oldukça garip karşılandığından bahsediyor. Ama ne olursa olsun hayallerinin peşinden gidiyor, hiç kimseye kulak asmadan.  </p>



<p>Bu da toplumumuzda büyük cesaret gerektiren bir eylem diye düşünüyorum. Bir kadın olarak var olabilmek, bir kadın olarak canının istediği şekilde var olabilmek. Bu konuda şartlar her kadın için uygun değil üstelik. </p>



<p>Şebnem Ferah, röportaj vermekten pek hoşlanan bir sanatçımız değil. Onun için, internetin bloglar okuduğumuz dehlizlerinde gezindim. Bütün çocukluğum ve erken ergenliğim gözlerimin önünden geçti. Sonra bloglarda zaman geçirmeyi nasıl özlediğimi fark ettim. Nostaljiydi resmen&#8230;  </p>



<p>Bir zaman dilimine &#8220;nostalji&#8221; deme eşiğimiz de epey düştü, teknolojinin jet hızıyla gelişmesi ile. Evet, ne diyordum? İnternetin dehlizlerinde gezindim. Web 1.0 ve 2.0&#8217;a kadar indim. Birçok malzeme topladım sizler için. Haydi, Şebnem Ferah&#8217;ın 2000 yılında Onur Baştürk (Mimoza)&#8217;e verdiği röportajdan kesitler okuyalım:</p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><strong><em>&#8220;Kadınlık ya da erkekliğin kişilikler üzerinde çok etkili olmamasını dilerdim. Ama Türkiye gibi ülkelerde cinsiyet, birçok şeye damgasını vuruyor. Kadın oluşunuz, karakterinizin önüne çıkıyor. Böyle bir ülkede yaşayınca, ister istemez bunu sorgulayan bir dönem geçiriyorsun. Hele kadın olarak beklenmedik bir görüntü sergiliyorsan. Kendimden örnek vermek gerekirse, 17 yaşında gitarla rock yapan bir kız görüntüsü, insanlara çok garip geliyordu. Sana çok normal gelen bir şeyi, insanlar tuhaf karşıladığında kendini sorgulamaya başlıyorsun. Zaman içinde her şey oturuyor. Benim yaratmaya çalıştığım dünya, cinsiyetlerin ikinci-üçüncü planda olduğu, insanların bakış açılarının ön planda olduğu bir dünya.&#8221;</em></strong></p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" id="h-kadin-oldugum-icin-yapamayacagim-bir-seyler-varsa-bunun-karsisinda-durmam-gerekir-diye-dusunuyorum"><strong>&#8220;<em>Kadın olduğum için yapamayacağım bir şeyler varsa, bunun karşısında durmam gerekir diye düşünüyorum</em>&#8220;</strong></h2>



<p>Şebnem Ferah, Hürriyet&#8217;in düzenlediği &#8216;Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı&#8217; için 8 Mart 2009&#8217;da TİM&#8217;deki Enbe Orkestrası&#8217;nın eşliğinde verilen konserde şarkı söylüyor. Kendisinin imzasını ve şarkı sözlerini içeren tişörtler, Mor Çatı yararına satışa çıkıyor. </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><strong><em>&#8220;Tecavüze uğrayan, dayak yiyen kadının &#8216;Hak etmiş mi, etmemiş mi?&#8217; diye sorgulanması beni çok rahatsız ediyor. Kimse dış görünüşüne göre tanımlanmamalı. Şiddet, cinayet, tecavüz konularında cinsiyet ayrımı, çifte standart yapılıyor. Ama erkekleri yetiştiren de bir anne…&#8221;</em></strong></p>



<p>Bir kadın rockçı, sanatçı olarak piyasadan uzaklaştırılmaya çalışılmış Ferah. Kendisi, tüm bu beyhude çabalara direnmiş. Şarkılarıyla, sözleriyle, davranışlarıyla hem kendisinin arkasında hem de kadınların arkasında durmuş bir isim o. </p>



<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><strong><em>&#8220;Bir kadınsan mutlaka feministsin aslında. Hele çalışan bir kadınsan… Ama bu kavram o kadar karıştı ki, radikal feminist var, feminizmin ne olduğunu bilmeyip feministim diyen de… Feminizmi sadece erkeklerle kavga etmek zannedenler de cabası. Bunlardan farklı bir yerde hissediyorum kendimi. Kadınlıkla ilgili her şeyin anlamını bilmeyi istiyorum. Bu, feminizme daha yakın bir şey. Kadın olduğum için yapamayacağım bir şeyler varsa, bunun karşısında durmam gerekir diye düşünüyorum. Neticede böyle bir ülkede yaşayıp feminist olmamak mümkün değil! Mutlaka feminist oluyorsun. Nasıl yaşadığıma da bakınca, tam bir feminist olduğumu düşünüyorum.&#8221;</em></strong></p>



<p>Başkaldıran şarkılarıyla, gelmiş geçmiş bütün başarılarıyla, varlığıyla kadınları asi olabilmeye yüreklendiren bir sanatçı o. Onun parçalarındaki haykırışlar bizim haykırışlarımız. Kuralları, bilinenleri ezip geçmesi bizim de ezip geçişimiz. Şebnem Ferah da, feminizm de var olsun!</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-kaynakca">KAYNAKÇA</h3>



<p>https://tr.wikipedia.org/wiki/Volvox_(m%C3%BCzik_grubu)</p>



<p>https://tr.wikipedia.org/wiki/Dr._Skull</p>



<p>https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eebnem_Ferah</p>



<p>https://tr.wikipedia.org/wiki/Art%C4%B1k_K%C4%B1sa_C%C3%BCmleler_Kuruyorum</p>



<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="Kgj5A7c64v"><a href="https://yellowbos.com/suskun-ama-ciglik-cigliga-sebnem-ferah/">Suskun ama çığlık çığlığa: Şebnem Ferah</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Suskun ama çığlık çığlığa: Şebnem Ferah&#8221; &#8212; Back on Stage" src="https://yellowbos.com/suskun-ama-ciglik-cigliga-sebnem-ferah/embed/#?secret=H2UTQf8e5q#?secret=Kgj5A7c64v" data-secret="Kgj5A7c64v" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>



<p>www.sebnemferahfan.com</p>



<p>http://sebo-roportaj.blogspot.com/2006/10/feminist-olmamak-mmkn-deil.html</p>



<p>https://www.milliyet.com.tr/molatik/galeri/sebnem-ferah-kadin-meselesinde-vazgectim-dunyadan-cizgisine-yaklasmali-83332/1</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/sebnem-ferah-anlatmaya-kelimeler-yetse/">Şebnem Ferah: Anlatmaya &#8220;Kelimeler Yetse&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/sebnem-ferah-anlatmaya-kelimeler-yetse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalben: İsmi ile Müsemma</title>
		<link>https://www.kazankultur.com/kalben-ismi-ile-musemma/</link>
					<comments>https://www.kazankultur.com/kalben-ismi-ile-musemma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Kurtuluş Bilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2022 21:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalben]]></category>
		<category><![CDATA[kalbenbiyografi]]></category>
		<category><![CDATA[kalbenkimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edavet.com.tr/kazankultur/?p=13572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşamı ve kariyer yolculuğu bir kadının var olma, benliğini keşfetme, öz saygısını kazanması, doğasına geri dönmesinin hikâyesi olan Kalben bu hafta Kazan Kadın'da. İyi okumalar...</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kalben-ismi-ile-musemma/">Kalben: İsmi ile Müsemma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kalben ile kadın köşemiz devam ediyor&#8230; </p>



<p>&#8220;Kalben&#8221; TDK tarafından &#8220;<em>içten, gönülden gelerek, yürekten</em>&#8221; şeklinde tanımlanmakta. Bilirsiniz, isimlerin kişiliklerimiz üzerinde büyük bir etkisi olduğuna dair birçok mit mevcut. Sizleri bilemem ama ben de bu mite inananlardanım. Hatta Kalben ile bu inancımın daha da sağlamlaştığını söyleyebilirim. </p>



<p>Eğer Kalben&#8217;in röportajlarını okur ve özellikle izleme fırsatı yakalarsanız büyük bir olasılıkla sizler de benimle aynı fikirde olacaksınız. Ağzından çıkan her kelime, her cümle adeta gönlünden dökülüyor Kalben&#8217;in. Bu da günümüz insan ilişkilerinde nadiren yakalayabildiğimiz içtenliğinden kaynaklanıyor. </p>



<p>Gerçekten böyle olduğunun en güzel örneklerinden biri ise kurduğu şu cümleler olsa gerek: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Emeğime değer vermeyi, sahip çıkmayı; kendi yaptıklarımı başkası yapmış gibi göstermeden gururla sahiplenmeyi, başarıyı ataerkil sistemin dayattığı gibi değil de kendi dilediğim gibi tanımlamamı seneler içinde öğrendim</em>.&#8221;</p>
</blockquote>



<p>Kalben&#8217;in bu ifadeleri aynı zamanda bir kadın olarak yaşamında verdiği zorlu mücadelelere yönelik ipuçları da taşıyor aslında. Kendiyle ve yaşadıklarıyla barışmış bir insan olduğuna dair de&#8230;  </p>



<p>Açıkçası Kalben hakkındaki arşivleri karıştırırken bir kadının benliğini keşfetme hikâyesi içinde buldum kendimi. Tam olarak beni büyüleyen kısım da bu oldu. Neticede hepimiz kayboluyoruz bir yerlerde, özellikle de kadınlar olarak bizler!  </p>



<p>Çoğumuz türlü türlü nedenlerden istemediğimiz hayatları yaşıyor, hatta kimimiz daha ne istediğini bile bilmiyor, dayatılana sorgulamadan boyun eğiyor. Sorgulasa bile işin içinden çıkamıyor, akışına bırakıyor ve akıntının götürdüğü yere savruluyor öylece&#8230; Kadın; bazen özgüvenini kaybediyor, bazen doğasına yabancılaşıyor, hiç keyif almadığı bir ton oyunun içinde buluyor kendini&#8230; </p>



<p>Bu noktada, Kalben&#8217;in hikâyesinin kadınların nazarında önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyorum.   Gelin; Kalben&#8217;in gerçekten de ismi ile müsemma bir insan olduğunu, bir kadın olarak yaşadığı zorlukları, bunların üstesinden gelme mücadelesini ve nasıl kendini ilmek ilmek inşa ettiğini anlamak için öyküsüne yakından bakalım. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-minik-kalp-hanim">Minik Kalp Hanım  </h2>



<p>17 Ocak 1986&#8217;ya gidiyoruz bu kez. Hatay&#8217;ın İskenderun ilçesinde bir kız çocuğu geliyor dünyaya, hepimiz gibi o da yaşayacaklarından bihaber. Resim öğretmeni olan annesi Seda Hanım tarafından Kalben adı veriliyor kendisine. </p>



<p><a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/melek-mosso-cok-isik-var" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Müzik alanında başarılı birçok isim gibi</a> o da küçük yaşlarında müziğe doğuştan bir yetenekle dünyaya geliyor. Genlerinden aldığı da söylenebilir bu yeteneğini. Anlattığına göre, annesi Seda Hanım konservatuarı bir hocasıyla münakaşa sonrası terk ediyor. Fakat sanat ile bağını koparmayan anne sonrasında resim alanında devam ediyor tahsiline. Böyle olsa da evlerinde Batı müziğinden esintiler hiç eksik olmuyor. </p>



<p>Babası Mustafa Bey ise müzik alanında Doğuya dönüyor yüzünü. Aynı zamanda şair ruhlu ve edebiyata da pek ilgili bir adam. Fakat yaptığı meslek askerlik. İşte annesi için &#8220;<em>resim öğretmeni olmuş bir ressam</em>&#8220;, babası için ise &#8220;<em>asker olmuş bir şair, şarkıcı</em>&#8221; diyor Kalben. Bunun nedenini ise hepimizin bildiği ve belki de  ortak yaramız olan şu gerçeğe dayandırıyor:</p>



<h3 class="has-text-align-center wp-block-heading">&#8220;<em>İkisi de sanatçı olmaya yönelememişlerdi, memuriyete yönelmişlerdi. Türkiye&#8217;de ayakta kalabilmek için. Yaşayabilmek için. Beni de kendi korkularıyla büyüttüler galiba.</em>&#8221;  </h3>



<p>Böyle olsa da ebeveynleri Kalben&#8217;i asla alıkoymazlar sanattan ve edebiyattan. Zaten müziğe başlaması da annesinin kendisine hediye ettiği bir blok flütle olur. Çaldığı ilk şarkı ise Fikret Kızılok&#8217;un &#8220;Bu Kalp Seni Unutur mu?&#8221; parçası. Anlayacağınız henüz küçük yaşta içli bir insan olacağına dair de sinyalleri vermiş.    </p>



<p>Hemen belirtmem gerekir ki, Kalben&#8217;in küçüklüğüne dair sunduğum bu renkli tablo aynı zamanda birçok koyu rengi de barındırıyor içinde. Demesine göre, dargın geçen yılların ardından anca affedebilmiş babasını. &#8220;Zor&#8221; bir adammış Mustafa Bey. Aynı zamanda iki kişilikli bir insan olduğunu belirttiği babasının tehdit oluşturan bir yapısı olduğunu da ekliyor verdiği röportajlarda Kalben. </p>



<p>Tüm bunlara rağmen yalnızca eğrisiyle değil, doğrusuyla da süzgeçten geçirerek yaşadıklarını anne ve babasının bilinçli ebeveynler olduklarının altını çiziyor. Küçüklükten beri &#8220;tüm insanların eşit olduğu&#8221;, &#8220;zümreler ve sınıfların anlamsız olduğu&#8221;, &#8220;hakkını her daim araması gerektiği&#8221; gibi düşünceleri aşıladıklarını ve bu nedenle kendisini hiçbir zaman tipik bir kız çocuğu gibi yetiştirmediklerini vurguluyor. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Genç Kalp Hanım </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="535" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/kalben-1024x535.jpg" alt="kalben" class="wp-image-13830" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/kalben-1024x535.jpg 1024w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/kalben-300x157.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/kalben-768x401.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/kalben-480x251.jpg 480w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/kalben.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Kalben&#8217;in gitarla tanışması ise 14 yaşında yine annesinden yadigâr ikinci el santana ile olur. İzmir&#8217;de lisedeyken arkadaş ortamlarında gitarını çalarmış sık sık. Öğretmeninin desteği ile okulun özel günlerinde ve çeşitli etkinliklerde sahneler de alırmış. Tabii bu yeteneğinin yanında aynı zamanda oldukça da başarılı bir öğrenci kendisi. &#8220;<em>Tek serseriliğim gitarım</em>&#8221; der Kalben lise zamanlarını anarken.</p>



<p>Lisenin ardından parlak öğrenciliğini burslu olarak kazandığı Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümüne girerek taçlandırır. Ki gönlünde yatan müzik olmasına rağmen&#8230; </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Bu ülkede, bir şey doğup bambaşka bir şey olan milyonlarca insan var. Benim hangi yeteneklerle doğduğumu bilip bana gereken ortamı, enstrümanı, olanağı sağlamış olsalar da &#8216;Bir baltaya sap olmamdan&#8217; yanaydı ailem.</em>&#8221;  </p>
</blockquote>



<p>Böyle olsa da okuduğu bölümün kendisinde bir farkındalık yarattığını da belirtir, bu da daha iyi bir dünya için &#8220;<em>politikadan umudun kesilmesi gerektiği</em>&#8221; der Kalben ve ekler: &#8220;<em>Anca mikro-devrimle bir yere varabileceğimizi anladım.</em>&#8221;   </p>



<p>Mezun olduktan sonra ise her genç gibi o da ülkenin işsizlik gerçeğinden nasibini alır. Bu nedenle üniversite yolunu tutar yine. Bu kez aynı üniversitenin Grafik Tasarım Bölümünde Medya ve Kültürel çalışmalar alanında &#8220;Anı Saklamanın Yolları ve Yadigâr&#8221; konulu teziyse yüksek lisansını tamamlar 2018&#8217;de.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">Kalp Hanım Zincirlerini Kırıyor&#8230;  </h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="667" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/9.jpg" alt="Kalben" class="wp-image-13834" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/9.jpg 1000w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/9-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/9-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/9-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/9-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>



<p>Yüksek lisansını tamamladıktan sonra iş bulmak için İstanbul&#8217;a geçer Kalben. Unkapanı&#8217;nda Marka Müdürü olarak Universal Pictures&#8217;ta iş hayatına atılır. Burada çalışmanın bir kadın olarak üzerinde yarattığı etkiyi şöyle özetler: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Yürüyüşüm değişti. Bana Kalben değil, Kemal deyin</em>.&#8221; </p>
</blockquote>



<p>Bir başka yerde ise: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Yürüyüşüme, ne giydiğime dikkat etmekten Kemal adında bir erkeğe dönüşmüştüm bir ara.</em>&#8221; </p>
</blockquote>



<p>Onun bu tespiti iş yaşamında her daim kendini kanıtlama mecburiyetinde kalan kadınları dönüşmeye zorlayan erkek egemen kültürün doğurduğu sonuçlardan yalnızca biri. Bilirsiniz, eğer &#8220;kadın&#8221; gibi davranır veya giyinirseniz ya &#8220;zayıf&#8221;/&#8221;yetersiz&#8221; olmakla aşağılanabilir ya da &#8220;hafif kadın&#8221; algısı yaratabilirsiniz çarpık zihinlerde. </p>



<p>İşte Kalben de iş yaşamının başında kuralına göre oynar oyunu ve hayatına Kemal olarak devam eder bir süre. Ki buna rağmen birçok kez psikolojik ve fiziksel <a href="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/aile-ici-siddet-toplumun-aci-rengi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">şiddet</a>e maruz kaldığını, bunun yanında taciz edildiğinin de altını çizer.. </p>



<p>Bu dönemlerde bir akşam dostlarıyla gittiği caz barda arkadaşının ısrarı üzerine bir şarkı söyler sahnede. Mekan sahibinin teklifi üzerine bir süre sahne alır. </p>



<p>Fakat iş değişikliğinin ardından senaryo yazarlığına geçiş yapar ve yoğunluğundan dolayı müziğe ara verir. 2014 yılında ise yerel seçim kampanyasında bir partinin sosyal medya yazarlığı ve direktörlüğünü yapar. Sonra tekrardan bir reklam ajansında çalışmaya devam eder.  </p>



<p>Ve nihayet yine bir arkadaşının ısrarı üzerine küresel ev konserler zincirinin İstanbul ayağında Galata&#8217;da o eşsiz parçasıyla sahnededir artık Kalben. Tüm içtenliği ile dudaklarından dökülen ise <em>Sadece</em>: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Hiçbir şey istemedim<br>Ne yatak, ne oda, ne de ev<br>Sen de bırak her şeyi, sadece beni sev</em>&#8230;</p>
</blockquote>



<p><em>Sadece </em>Sofar&#8217;ın dünyada en çok dinlenen ve izlenen videosu olur böylelikle. Aynı konser zincirinin Ankara ayağında ise bir kez daha sahne alır. <em>Sadece</em>&#8216;ye <em>Saçlar</em> da eşlik eder bu kez. Ve artık Kalben kendinden emin bir şekilde istifasını verir, müzik dünyasına tam anlamıyla giriş yapar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"> Özgür Kalben!</h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="667" src="https://www.edavet.com.tr/kazankultur/wp-content/uploads/2022/12/6.jpg" alt="Kalben" class="wp-image-13833" srcset="https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/6.jpg 1000w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/6-300x200.jpg 300w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/6-768x512.jpg 768w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/6-720x480.jpg 720w, https://www.kazankultur.com/wp-content/uploads/2022/12/6-480x320.jpg 480w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>



<p>Kodlarının tümünün erkekler tarafından yazıldığını belirten Kalben, müziği ile bu kodları baştan sona yeniler. Adını taşıyan ilk albümü &#8220;Kalben&#8221; ile 2016 yılına damga vurur. Ardından; <em>Sonsuza Kadar</em> (2017), <em>Kalp Hanım</em> (2020), <em>Aşk Çeşmesi</em>&#8216;nin (2019) yanı sıra başarılı teklileri ile dinleyenleriyle buluşur: <em>Geri Dönme,</em> <em>Yaşamak Var Ya</em>, <em>Günaydın</em>, <em>Robot Kozmonot</em>, <em>Ne Güzel Yerlerin Var</em>, <em>Çünkü Başka Sen Yok</em>&#8230; </p>



<p>İşte daha öncesinde özgüveninin düşük olduğunu, kadın bedeninde olduğunun bile farkında olmadığını, kurumların ve erkeklerin hep doğru olduğunu düşündüğünü ve büyük bir kaosun içinde olduğunu söyleyen bu kadın artık özgürdür:  </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Özgürlüğüm sahip olduğum en değerli şey! Sesim de özgürlüğümün narası. İkisi el ele galiba</em>.&#8221;  </p>
</blockquote>



<p>Tabii unutmadan belirtmem gerekir ki aynı zamanda kendisi başarılı bir yazar da. Gündelik yaşamında kadın projelerine destek veren ve yalnızca destek vermekle yetinmeyip kendisini sahalarda da gördüğümüz Kalben yazın hayatında da kadın ve kız çocuklarını merkeze alıyor. </p>



<p>Bu sene yayınlanan ve aynı zamanda ilk romanı olan <em>Eski Dünyanın Yangını</em> ile iki çocukluk arkadaşı üzerinden kadınları ele alıyor kitabında ve şöyle söylüyor: </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>&#8220;<em>Erkek egemen tarihin kurumları altında ezilen, tecavüze uğrayan, öldürülen ve hatıraları saklanmayan kadınların üretimlerine, zihinlerine, mantıklarına, yeteneklerine ve davranışlarına bakmaktan keyif aldığım için romanı bu keyfin üzerine ördüm.&#8221;   </em></p>
</blockquote>



<p>Aynı zamanda iki çocuk kitabı da var Kalben&#8217;in: <em>Lulu&#8217;nun Maceraları: Lulu Güneşi Arıyor</em>, <em>Lulu&#8217;nun Maceraları: Lulu Okula Başlıyor.</em> Serinin ilkinde, annesi Kraliçe Umut&#8217;un ölmesi üzerine Lulu prenses olmak istemiyor. Böylelikle özgür ruhlu bir çocuğun hikâyesi işleniyor. İkinci seride ise Lulu okula başlıyor ve bu kez &#8220;farklı&#8221; kavramı odak alınıyor kitapta.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">İyi ki Varsın Kalben&#8230; </h2>



<p>Yazının başında belirtmiş olduğum gibi Kalben&#8217;in yaşamı ve kariyer yolculuğu aslında bir kadının var olma, benliğini keşfetme, öz saygısını kazanması, doğasına geri dönmesinin hikâyesi&#8230;    </p>



<p>İşte onun aracılığıyla bu yazının; bugün kendini aramakta olan, henüz benliğini aramaya bile koyulamamış fakat bir gün bu yolculuğa mutlaka çıkacak olan, kendini çaresiz hisseden, hayalleri yarıda kalan, güç yaşam koşulları nedeniyle bambaşka bir kişiye dönüşmüş olan, yalnız hisseden, psikolojik ya da fiziksel şiddet gören, bedeninden nefret eden, doğasına yabancılaşan ve kendini değersiz hisseden tüm kadınlara umut ışığı olması dileğiyle. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Kaynakça</h3>



<p>https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/bir-kere-bir-kadina-asik-oldum-ama-bu-ask-onun-kadin-olmasiyla-degil-o-insan-olmasiyla-ilgiliydi-41279536 </p>



<p class="wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio">Katarsis, Kalben</p>



<p>http://www.yavuzhakantok.com/p/bursa-niluferde-alt-bin-kisinin-onunde.html </p>



<p>https://kalemlik.yildizik.org/sevilen-sarkici-kalben roportaji </p>



<p>https://www.armanayse.com/kalben-ismim-rahmetli-annemden-yadigar/ </p>



<p class="wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio">Armağan Çağlayan, Gör Beni, Kalben</p>



<p class="wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio">Sunay Akın ile O Çocuk | Kalben</p>
<p><a href="https://www.kazankultur.com/kalben-ismi-ile-musemma/">Kalben: İsmi ile Müsemma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kazankultur.com">Kazan Kültür</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kazankultur.com/kalben-ismi-ile-musemma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
